1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Lisan Nedir?

Konusu 'Türkçe Sözlük' forumundadır ve Suskun tarafından 26 Kasım 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.224
    Beğenileri:
    302
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    4.329 ÇTL
    Lisan Nedir?
    Dil, yahut lisan, bildiğimiz anlamıyla sadece insanoğluna has, çok özel bir iletişim biçimidir. Bilinen evrendeki en karmaşık biyolojik organizasyon olan beynimizde çok önemli miktarda bir alan, bu lisan işlevine ayrılmış durumdadır. Birçok insanda, özellikle beynin sol-ön tarafındaki özel bölgelerle kontrol edilen dil işlevi, insana has zihinsel özelliklerin belki de en önemlisi olarak nitelenebilir.


    Hepimiz, doğuştan bir kusur olmadığı takdirde, gayet yetkin ve dinamik bir “dil öğrenme” yetisi ile doğarız. Bu yetenek, bugün bilebildiğimiz kadarıyla, tüm beyin kabuğu (korteks) yapılarının sağlıklı olarak iş görebilmesine bağlı olmakla birlikte, özellikle beynimizin ön bölgelerindeki özel bazı alanların varlığı ve faaliyetleri sayesinde mümkün olur. Bu bölgeler işlevlerini sağlam bir şekilde yapabiliyorlarsa, herhangi bir lisanı öğrenebilmek için gereken tüm donanıma sahibiz demektir.

    Erken çocukluk çağlarında konuşmayı öğrenen küçüklere baktığımızda, bu lisan yeteneğinin ne kadar mükemmel bir şekilde organize edildiğini de izleme şansı yakalarız. İlk aylarda sadece anlamsız sesler çıkarabilen bebekler, 1 yaşından sonra, ses birimleri (fonemler) ile iletişim kurmaya başlarlar. Bundan öncesinde bebeklerin beyinleri, etraflarında duydukları sesleri sınıflandırarak, ileriki yıllardaki konuşma yetenekleri için gerekli değişikliklerin oluşması ile meşguldür. Bu sayedir ki, bir yaşını takip eden dönemlerde anlamlı sesler çıkarılmaya başlanır. İki yaşından sonra ise artık basit kelimelerle cümleler kurabilecek bir yetkinliğe erişir insanoğlu. Bunun ardından ise daha karmaşık cümleler gelir. İşte bu dönemler, çocukların adeta “boyundan büyük laflar ettiği” dönemler olarak bilinir.

    Tüm bunlar olurken, sadece bebeğin davranışları değildir değişen; bebeğin beyni de yapısal olarak büyük bir değişim gösterir. Öğrendiği lisana göre şekillenen lisan bölgelerinin yanı sıra, etrafındaki dünyayı algılama, değerlendirme, yorumlama gibi özellikleri de öğrendiği dille paralel olarak gelişmeye başlar. Doğumdan itibaren çok fazla sayıda sinir hücresi içeren insan beyni, bu olgunlaşma sırasında hücrelerinden önemli bir kısmını kaybeder ve bu sayede belli bazı işlevleri layıkıyla yerine getirecek en uygun sinirsel bağlantıları sağlama imkânına kavuşur. Yine bu yüzden, her birimiz farklı yetenekler ve anlayış düzeyleriyle yaşamımıza devam ederiz.
    [​IMG]
    Beyindeki lisan alanları​


    Demek ki, dünyayı algılama ve anlamlandırma sürecimizde kullandığımız en önemli “ara yüz” olan beynimiz, işte kabaca bu şekilde gelişiyor. Burada dikkatlerimizi çekmesi gereken birçok nokta var elbette. Fakat bana sorarsanız bunlardan en önemlisi, lisan öğrenimi (edinimi) sırasında genç beyinde meydana gelen değişikliklerin mahiyetidir. Konu dışından olanlara sıkıcı gelebilecek teknik ve anatomik terimleri bir yana bırakırsak, olan şey aslında kısaca şudur: Beynimiz, erken çocukluk çağlarında müthiş bir yeniden yapılanma süreci geçirir. Doğumdan hemen sonra birçok ihtimale hazır ve birçok gizil-güce (potansiyele) sahip olan beynimiz, erken yaşamdaki tecrübelere göre kendisini yeni koşullara göre ayarlayabilme kabiliyeti ile donatılmıştır. Bu kabiliyetin hayata geçirilmesindeki en önemli faktör ise lisandır. Lisan, sadece diğer türdeşlerimizle ilişki kurmamıza yaramaz; aynı zamanda tüm düşünce ve hayal dünyamız, dünyadaki nesne ve olayları algılama kalıplarımız, kafamızdan geçen düşüncelerimiz… Kısacası hemen hemen tüm zihinsel faaliyetlerimiz, edindiğimiz dile göre şekillenir.
    [​IMG]
    Çince ve İngilizce konuşan insanların anadillerini dinlerken beyinlerindeki faaliyetleri gösteren fotoğraflar. Görüldüğü gibi, Çince konuşanlar dillerini anlamak için İngilizce konuşanlara göre daha büyük bir beyin alanı kullanıyorlar ve dolayısıyla iki lisanın birbirlerinden sadece yapı açısından değil, beyinde değerlendirme açısından önemli farkları olduğu ortaya çıkıyor. Bu fotoğraflardaki farklılıklar, farklı lisanlar konuşanların beynindeki işlevsel bağlantıların da farklı olduğunun bir işareti aslında…

    Oliver Sacks “Sesleri Görmek” (Seeing Voices) adlı kitabında, 11 yaşındaki Joseph adlı bir hastanın durumunu anlatıyor. Joseph, önceden zekâ özürlü zannedilirken, aslında sadece işitme engelli olduğu ortaya çıkmış. Çocuk üzerinde yapılan çalışmalardan sonra Sacks, şunları söylüyor:

    “…Joseph, görüyor, ayırt ediyor, sınıflandırıyor ve kullanıyordu; algısal sınıflandırma ve genellemeyle ilgili herhangi bir sorunu yoktu. Fakat görünüşe bakılırsa bunun çok ötesine de geçemiyordu. Soyut fikirleri aklında tutamıyor, planlayamıyor, oynayamıyordu… Görüntüler, hipotezler yahut olasılıklarla başa çıkamıyor, hayali veya mecazi bir dünyaya giremiyordu. Şimdiye sıkışıp kalmış, düz anlama ve anlık algılara kıstırılmış gibi bir hali vardı…”


    Görünen o ki, Joseph, işitemediği için bir dil geliştirememiştir ve dil geliştiremediği için de yüksek zihinsel işlevlerinin birçoğunu yerine getirememektedir. Bu örnek bize, zihinsel işlevlerin kullanılmasında lisanın ne kadar merkezi bir rol oynadığını bir kez daha gösteriyor.

    Bu örnek ve daha yüzlerce farklı çalışma, zihinsel süreçlerimizin doğrudan dil yetimizle bağlantılı olduğunu artık açık bir biçimde göstermektedir. Dilde yetkinleşme arttıkça, zihinsel süreçlerin kalitelerinde de oransal bir artış beklemek son derece mantıklıdır. Tersine, dil yetileri köreltilmiş bir kişi veya topluluğun, Joseph'inkine benzer belirtiler göstermesine de şaşırmamak gerekir. Zira özellikle günümüzde toplumumuzu en çok tehdit eden hastalıklardan birisi olan “toplumsal söz yitimi” (afazi) etkisini tam olarak böyle bir yoldan göstermektedir.

    Günümüzde insanların neden birbirlerini anlayamadığını; basit kavramların etrafında nasıl bu kadar kavgalar çıkarılabildiğini ve edebiyatta-sanatta ve diğer kültürel özelliklerde neden gittikçe köreldiğimizi anlamak istiyorsak, lisanın zihindeki yerini yeni veriler ışığında derinlemesine düşünmeliyiz. Ayrıca, dilimiz üzerinde oynanan oyunların ne kadar yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini de yine bu bağlamda değerlendirme zamanı çoktan geldi.
     
Benzer Konular
  1. LoSt_LoVe
    Mesaj:
    1
    Görüntüleme:
    2.593
  2. Suskun
    Mesaj:
    1
    Görüntüleme:
    1.366
  3. yeşüLL
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    409
  4. ...SAKLI CeNNeT__
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    480
  5. MustafaCİLASUN
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    458
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş