1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Masumiyet

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 18 Şubat 2009 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.180
    Beğenileri:
    4.772
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    369 ÇTL
    Neydi masumiyet? Herkeste var olabilir miydi acaba bu kutsal özellik?
    Masumiyeti nerede aramalıyım, kimde aramak doğru olur diye düşündüm bu yazıya başlarken. Yürekte miydi masumiyet, yoksa yüzlerde mi, ya da davranışlar mıydı masumiyeti taşıyan?..
    Gözümü her çevirdiğim yerde onu aradım.
    Minik bir çocuğun gözlerindeki parıltı ve çaresizlik miydi masumiyet; yoksa yine o çocuğun hırçınlığında da arayabilir miydim onu?
    Şüphesiz her bebek masum ve günahsız doğuyor. Ya hırçınlığı? Ya çocuğumuz kötü bir söz söylese, bize vursa? Yine de masum muydu o çocuk? Evet dedim kendi kendime. Çünkü çocuk tüm kötülüklerden özde habersizdi; gerçekte ne yaptığının farkında değildi. İşte böylece her masumiyetin bir gün büyük ve önemli (!) insanlar tarafından bozulduğunu keşfettim.Peki ne zaman bozuluyordu masumiyet? Bir çocuk ne zaman artık masum sayılmıyordu? Ya o masumiyeti bir gelinin beyazlar içindeki halinde de arayabilir miydim? Utangaç, çekingen, ürkek tavırlarıyla o da masum sayılır mıydı? Duvağını açıp bir elini beline, diğerini onun eline koyup ta gözlerine baktığında ne görüyordu bir erkek gelininin yüz ifadesinde? Ne hissediyordu?

    Ya da yalnız ve terkedilmiş bir insan? Kendi yaptığı hatalardan dolayı bu duruma düşmüş bir insan.. genç ya da yaşlı bir kadın ve ya erkek. O da masum muydu biraz? Kendi düşen gerçekten ağlamaz mıydı? Ya da ağlamamalı mıydı? Ya canı acıdığı için ağlıyorsa.. Ona acımamalı, el uzatmamalı mıydı?

    Bir anne-baba evladı onları ezip geçtiğinde ne kadar yara alır, empati kurup anlamaya çalışıyorum ama düşüncelerim ve hislerim tahmin kutusuna takılıp kalıyorlar. Peki onca yara almasına rağmen af dilediğinde anne-babaya evladını bağrına bastıran ne? Merhamet, şefkat, ya da sevgiden başka bir şey olmalı!

    Ya da sevdiği erkek tarafından gururu ezilen, bir gün gelip te istenmeyen konuma düşen kadını düşünün.. Gururdan çekip giden kadın da, gururunu çiğneyip kalan ve yalvaran kadın da aynı durumda aslında. Bir kadın ne kadar güçlü görünürse görünsün, kendisini kolları arasına alan erkeğe hayatını adayabiliyor. Şimdi bu mantıksızlık mı, basitlik mi, kara sevda mı, yoksa çaresizlik ya da korkmak mı?
    Elinde ekonomik özgürlüğüne kadar herşeyi olan kadına aldığı yaralara rağmen bu ağır yükü sırtlanıp ta yuvasını kurtarma çabasını veren ne? Vefa ya da sadakat mi?

    Peki yaptığımız onca zulme rağmen, O’nu resmen inkar etmemize, kötülememize, ya da gerektiği gibi inanmamamıza, günde şükür için bir saatimizi ayıramamıza ve aslında O’na ait olan herşeyi haksızca sahiplenip sömürmemize karşın bir tevbeyle bizi Rabbimiz niçin affediyor? Tabir-i caizse bağrına basıyor ve kullarını sevmeye devam ediyor? Şüphesiz, O en şefkatli, en merhametli, en çok bağışlayan, en yücedir. Bize kendinden vermiş olduğu bu özelliklerin cüzi bir kısmı bulunmasına rağmen Allah insana başka bir özellik daha koymuş…

    İsmini henüz bilmiyorum ama kendinde bu karakteri geliştiren bir kimse kendini bu dünyada saf, sözümona enayi görse de Allah katında yüceldikçe yüceliyor şüphesiz!
    Lütfen şunu bir düşünün: Allah meleklere Adem’e secde etmesini (haşa) boşuna emretmedi!! Ve düşünün.. Melekler saf ve günahsız olmalarına rağmen biz onlara değil, onlar bizi temsilen bulunan Adem önünde eğildiler.

    Hayata bu felsefeyle yaklaşabilseydik gerçekten huzurlu bir dünyada yaşayabilirdik. Bunun yerine çoğumuz kendimize yapılan haksızlıklar, bize verilen acılar karşısında intikami, sevmemeyi, hatta abartarak kin ve nefret duymayı, savaşı seçtik. Bize yapılanı başkalarına reva gördük. Sabretmeyi unuttuk. Olayları ilahi çerçevede değerlendirmektense içimizde alıp verdik ve öyle aldık kararlarımızı.
    Çok zor ve ağır bir anda başkasına değil kendimize verdik önceliği. Kimimiz ardına bile bakmadan hayata devam etti.. ama kaybetti.. Kimimiz yıkıldı, çok incindim dedi.. ve gitmeyi tercih etti, kaybetti..

    Böylece kendimizi, hayatımızı, sevdiklerimizi, sevincimizi, en önemlisi desteğimizi kaybettik..

    Yalnız yaşadıklarından ders alıp özgürlüğü, hayata başka yerlerde, başkalarıyla yaşamakta gören değil de sıkıntılarının varlığıyla, onları saklamaya çalışmadan, yaşamayı kabul eden kimse kazandı! Özgürlük en göreceli kavram.. Onun hakkında yazmaya cesaret edemiyorum..



    -alıntı-
     

Sayfayı Paylaş