1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Mazeret yok! mazeret yok!mazeret yok!

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve r0se tarafından 8 Mayıs 2016 başlatılmıştır.

  1. Gül Kurusu
    Relax

    Gül Kurusu Mevsim hep sonbahar... Özel üye

    Katılım:
    17 Kasım 2013
    Mesajlar:
    2.105
    Beğenileri:
    1.703
    Ödül Puanları:
    4.830
    Yer:
    Neverland
    Banka:
    3.731 ÇTL
    Mazeret üretimi ve başkalarını haksız yere suçlama kültürü insanlık tarihi kadar eskidir. Bir başarısızlık durumunda hatayı başkalarında, kullandığı araçlarda veya ortamda bulan kişi, özgüveninin zedelenmesini önlemek ister. Açıkça ve mertçe “Ben başarısız oldum” diyemeyen kişi, itibarını korumak için bulabildiği mazeretleri arka arkaya sıralar. Bir kez mazeret üretmeye başlayan kişi bu huyunu kolay kolay bırakamaz. Çünkü mazeretçilik, bir uyuşturucu madde gibi önce insanı rahatlatır ama sonraları şiddetli bir bağımlılığa yol açar.

    İşlenen suçlar ve günahlar için de mazeret üretimi her dönem yaygındı. Mazeret üretiminin yetersiz olduğu durumlarda ise kabahat başkasının üzerine atılırdı. Eski Yunan’da bir çatışma veya doğal afet ortaya çıktığında suç “farmakos” diye adlandırılan kişilerin üstüne yüklenirdi. Taşlanarak kent dışına sürülen bu kişi sayesinde yöneticiler ve kentliler kendi hata ve kusurlarına mazeret bulmuş olurlardı. Tevrat ve İncil’de ise “ez-ozel” diye adlandırılan bir keçiye de benzer işlevler yüklendiği anlatılıyordu. Bu keçiye dokunanların, kendi suçları ve günahlarından kurtulduğuna inanılıyordu. Bugün “günah keçisi” denen bu masum hayvan, yapılan bir törenden sonra ya bir yardan atılır ya da çöle bırakılırdı.


    Olumsuz sonuçlar
    Mazeret üretme kültürünün ve ataletin yaygınlaşması aşağıdaki olumsuz sonuçlara yol açar:
    - İnsanlar, sorunların çözümünü, neredeyse mucizevi güçlere sahip olacağını düşündükleri kişilerden bekler.
    - Mazeret üretenin gözü dışarıdadır ve kendi hata ve zaaflarını görmek için aynaya bakmaz. Herkes bir başkasını suçladığı için kimse kendi tutum ve davranışlarını değiştirmeye çalışmaz. İnsanlar, hatalarının bilincine varamadığı için de onları düzeltemez.
    - Mazeret üretimi bir bulaşıcı hastalık gibidir. Sizin mazeretinizi ben, benimkini de siz hoş gördüğünüz için görünürde bir çatışma ortamı yoktur ama bu sahte huzur ortamı sorunları çözümsüz bırakır.
    - Mazeret kültürünün egemen olduğu bir ortamda vasat performans, standart haline gelir. Kişiler, daha üretken ve verimli olmak için, bilgi ve beceri düzeyini yükseltmeye gerek duymaz.
    - Her şeye rağmen bir şeyler üretmek ve başarmak isteyenlerin morali ise klişeleşmiş mazeretlerle bozulur.
    - Bir şeyi yapmamak için gösterilen bahanelerin çokluğu insanların cesaretini kırar, onları daha karamsar yapar.
    - Çoğunluk sorumluluktan kaçıp, parmağını taşın altına koymadığı için sorunlar ve aksaklıklar artar. Dağ gibi biriken sorunlardan yeni mazeretler üretilir. Bu kısırdöngü böyle devam edip gider.

    Çare sorumluluk duygusunda
    Mazeret üretimi, toplumun bağışıklık sisteminde, AIDS hastalığının kişilerde yarattığına benzer bir şekilde, büyük hasarlara yol açar. Mazeret kültürünün kaçınılmaz sonucu olan beden ve beyin tembelliği, toplumları tüm olumsuzluklara karşı savunmasız bırakır. Benzer zaaflar şirketlerde yaşandığında ise telafisi imkânsız zararlar ortaya çıkar.

    Sorumluluk: Mazeret üretimi sorumlulukların açık seçik belirlenmediği ve paylaşılmadığı kurumlarda daha yaygındır. Herkesin iyi ve kötü günlerdeki sorumluluğunun belli olduğu kurumlardaki çalışanlar ancak altından kalkabilecekleri işi kabul eder. Bu tür kurumlarda yapılan hataların izini sürmek daha kolay olur.

    Hesap verilebilirlik: Hata yapan herkesin bu hatanın sorumluluğunu yüklenmesi ve hesap vermeye hazır olması, mazeret kültürünün zararlarını azaltır.
    Etkin liderlik: Herhangi bir yönetici ile gerçek lider arasındaki en önemli fark, liderin yapılan işin her türlü sonucunu tek başına üstlenmesidir. Çünkü kadrosundaki kişilerin yaptığı hatalardan, o kişileri göreve getiren ve denetleyen lider sorumludur. Sıradan yönetici ise sorumluluğu, yardımcılarına ve diğer müdürlere atarak hatanın vebalinden sıyrılmak ister. Gerçek lider, görev ortamındaki tüm olumsuzlukları önceden dikkate alır, her olumsuzluk için bir önlem düşünmek zorundadır.

    MAZERETLER ÜLKESİNDE HEP BAŞKALARI SUÇLUDUR
    Hayat yolunda düşe kalka ilerliyorsunuz. Yol çukurlarla, engellerle ve dikenlerle dolu. Sıkıntılar ve dertler gücünüzü zorluyor. Başkaları ile yarışarak, epey uzakta görünen hedefinize ulaşmak zorundasınız. Arada bir karşınıza bir yol ayrımı çıkıyor. Bir ok sizi hedefinize ulaştıracak uzun ince ve çileli yolu gösteriyor. Bu yolu tuttuğunuzda bir süre daha terlersiniz ama eninde sonunda istediğiniz yere ulaşma ihtimaliniz epey yüksek.

    Diğer yol ise kısa ve ağaçlıklı bir dere boyuna doğru uzanır: Bu yolu seçtiğinizde ise "mazeretler ülkesi"ne adım atmış olursunuz. Gölgede dinlenirken, kendinizi iyi hissetmek için bahaneler, özürler üretmeye başlarsınız. Türkiye’de eksiklik ve aksaklıkların bini bir para olduğu için mazeret üretiminde hiç zorlanmazsınız. Her bulunan mazeret, omzunuzdaki sorumluluk yükünü biraz daha hafifletir.

    Mazeretler ülkesinde suç hep başkalarındadır. IMF, Dünya Bankası, belediye, müdürünüz ve iyi gün dostu arkadaşlarınız, herkes sizi başarısız kılmak için ellerinden geleni yapmaktadır nedense. O halde erişilmesi imkânsız olan hedef için çalışıp çabalamanın bir faydası olmayacaktır. Bu ortamda beyin, gerçek sorunlar için çözüm bulmak yerine mazeret ve bahane üretimi ile meşgul edilir.

    İlkokul mazeretleri
    Mazeret arayışı çok erken yaşlarda, daha ilköğretimin ilk sınıfında başlar: Siz tam ders çalışmaya oturduğunuzda ya elektrik akımı kesilir ya da eve misafir gelir. "Kazık" sorular nedense hep çalışılmayan birkaç sayfalık yerden çıkar. Üstelik öğretmen size takmıştır bir kere, ağzınızla kuş tutsanız size sınıf geçirmez.

    Okul bitip iş hayatına atıldığınızda durum farklı değildir: İşyerinde motivasyon yoktur, çevrenizdekiler size düşman gibidir. İşten eve, evden işe gidiş gelişler, trafik sizi çok yormakta, performansınızı düşürmektedir... Bu kadar düşük ücrete, bu çalışma çoktur zaten! Bu kez, müdür size takmıştır. Hep başkaları terfi eder, hep sizin hakkınız yenir. Oysa siz müdürünüz ne dediyse yapmışsınızdır.

    Türkiye’de herkesin, hayatın her alanı için her zaman kullanabileceği bir mazeret seti vardır.
    Spor karşılaşmalarında oynadığımız, yönettiğimiz veya tuttuğumuz takım yenildiğinde, mazeretler arka arkaya gelir: "Saha çamurdu!", "Sıcağa teslim olduk", "Hakem penaltımızı vermedi", "Kalemize üç kez geldiler, ikisi gol oldu", "Sakatlıklar belimizi büktü..."

    Küçük bir beldenin belediye meclis üyesinden başbakana kadar tüm siyaset insanları da sık sık mazeretlere sarılır: "Enkaz devraldık"la başlayan bahaneler serisi şu sözlerle uzar gider: "Ben yapardım ama IMF izin vermiyor" , "Türkiye’nin gelişmesini istemeyen iç ve dış mihraklar var", "Toplum henüz hazır değil"...

    Enflasyon tırmanışa geçtiğinde suç ya domates ya da ham petrol fiyatındadır. İktidar olmakla muktedir olmanın farkını unutan bazı bakanlar ise kendi görev alanlarındaki aksaklıklardan sürekli yakınır ve yeni mazeretler üretir.
    İşadamları ile kamu sektörü ve özel sektördeki yöneticiler de zamanla mazeret üretiminde ustalaşır. "Önümüzü göremiyoruz", "İhracatçı sahipsiz", "Devletin desteği olmazsa batarız", "Bizde elektrik çok pahalı", "Çinlilerle başa çıkamıyoruz", "Ankara bizi engelliyor" ve "Hükümete güvenemiyoruz" gibi mazeretler sık sık ekonomi sayfalarında haber olur. Kapitalistin ve profesyonellerin en önemli niteliğinin belirsizlik ortamında risk almak olduğu nedense unutulur.

    Mazeretler ülkesine giriş vardır ama çıkış yoktur. Bir kez mazeret üretmeye bir başladığınızda başka hiçbir şey üretemez, sorunlarınızla kucak kucağa yaşamaya mahkûm olursunuz.

    MAZERET, YETERSİZLİĞİN İTİRAFIDIR
    Mazeret bir itiraftır. Başarısızlığa kılıf uydurmak isteyenler, önlerine çıkabilecek engelleri ve riskleri işe başlarken dikkate almadıklarını kendi ağızları ile kamuoyuna duyurmuş olur. Hem yetersiz olan hem de bu yetersizliğinin bilincinde olmayanlara da kimse güvenmez.

    Mazeret üretiminin temelinde aşağıdaki kişisel zaaflar yatar:

    Tembellik: Mazeret üretiminin en önemli nedeni ruh, beyin ve beden tembelliğidir. Tembelliğini çevresindekilerden saklamak isteyenler, çeşitli mazeretler uydurur.

    Yalancılık: Bir işi yapmamak veya yaptığı hatanın üstünü örtmek için kullanılan mazeretler, kişiyi giderek gerçeklerden koparır. Çünkü mazeret bir tür yalandır. Başarısızlıkla sonuçlanmış bir işin, girişimin veya seçimin ardından, mazeretleri sıralayanlar ya kendilerini ya da başkalarını aldatır.

    Karamsarlık: En tehlikeli mazeretler ise sosyal alanda üretilenlerdir. Toplumsal ve ekonomik hayatta başarısız olanlar, düşük performanslarını haklı çıkarmak için herkesin aynı durumda olduğu mazeretini ileri sürer. "Biz adam olmayız", "Böyle gelmiş, böyle gider" ve "Eller yaya, biz yaya" türünden lafları eden kişi "Herkes kötüyse, ben iyi olmak için niye kendimi yorayım ki" diye düşünüp sorumluluğu üzerinden atar. Diğer insanları, toplumu ve ülkeyi olduğundan daha kötü gösteren karamsar kişi, kendi başarısızlık ve yetersizliğine bahane aramaktadır.

    Korku: Hayatın getirdiği belirsizliklerden korkan kişiler hep kenara çekilir ve rutin işler dışında bir görev üstlenmek istemez. Bu korkusunu gizlemek isteyenlerin tek sığınağı da mazeretlerdir. Bu kişiler yapılmak istenen işin imkânsız olduğunu defalarca vurgulayarak çevresindekilerin de cesaretini kırar.

    Dirençsizlik: “Başa çıkma” ve “üstesinden gelme” becerilerinden yoksun olanlar bir işe giriştiklerinde önlerine çıkan ilk engelde hemen teslim bayrağı çeker ve mazeretleri ardı ardına sıralamaya başlar.

    Bilgisizlik: Kendisinin ve çalıştığı yerin sorunları hakkında çözüm üretemeyenlerin bir bölümü, işlerini yapmak için gerekli olan bilgi ve beceriye sahip değildir. Bilgisizliklerini örtmeyi amaçlayanlar, ister istemez mazeret üretme tuzağına düşer.

    Toplumları, insanların geri kalmışlığa, haksızlığa ve adaletsizliğe karşı ortak mücadelesi ayakta tutar ve geliştirir. Gönlünü ve zihnini mazeretlerle uyuşturanlar ise bu mücadeleden uzak durmak için yedeklerindeki yeni bahaneleri ortaya sürerler: "Ben tek başıma ne yapabilirim ki?", "Faydası olacağını bilsem, her şeyi yapardım",

    "Kimi, kime şikâyet edeceksin ki?", "Başım belaya girse beni kim kurtaracak?", "Ne yaparsan yap, işe yaramaz" türü bahaneler, kitleleri sosyal ve siyasi mücadeleden uzak tutar. Sonuçta işler daha da kötüye gidince, mazeretler toplumun ruhunu felç edecek komplo teorilerine dönüşür.

    MAZERETLERİN ZİNCİRİNDEN NASIL KURTULURSUNUZ
    Sıkışık bir durumdan kurtulmak için arada bir herkes bir mazeret üretir. Ancak mazeret uydurmak bir alışkanlık ve ikinci bir tabiat haline geldiğinde elinizi ayağınızı bağlar. Bir süre sonra mazeretler sizin hayattan ve yaptığınız işten tat almanızı önler. Çırpındıkça çaresizlik-karamsarlık bataklığında daha derinlere çekilirsiniz, Sizin ürettiğiniz mazeretler bir süre sonra daha inandırıcı olarak yine size döner.

    Toplumdaki iç dinamizmin, enerjinin ve başarı potansiyelin, mazeret üretimi ile köreltilmesinin sonucu ise daha vahimdir. Böyle bir ortamda içinde bulunduğunuz toplum, değişimin gerektirdiği reformları dış güçlerin baskısı ile yapmak zorunda kalır. Kucağına sığındığınız mazeretler bu kez sizin ve ülkenizin bağımsızlığının tehlikeye girmesine yol açar.

    “Mazeret üretimi-edilgenlik-atalet-çözümsüzlük-sorunların birikmesi-yeni mazeretlerin bulunması” şeklinde devam edip giden kısırdöngünün zincirlerinden kurtulmak istediğinizde aşağıdaki önerilerden yararlanabilirsiniz:
    - Kendinize ve beraber çalıştığınız kişilere mazeret üretme yasağı koyun.
    - Başkalarının uydurma mazeretlerini kabul etmeyin ve onları tatsız da olsa gerçeği söylemeye teşvik edin.

    - Kendinizi derinlemesine tanıyın. Mazeret üreterek kendinizi aldatmak yerine gerçeklerle yüzleşin. Kendinizi tüm zaaf ve erdemlerinizle tanımaya gayret edin. Aynaya baktığınızda kendi hatalarınızı itiraf edebilecek cesaretiniz olsun.
    - Mazeret jeneratörlerinden, her şeyi eleştiren, devamlı sızlanan ve yakınan negatif enerji odaklarından uzak durun.

    - Yönetici olarak, iyi veya kötü yaptığınız her işin sorumluluğunu mertçe kabul edin. Üstünüzdekilere, astlarınızı hiçbir zaman şikâyet etmeyin. Astlarınızın hatalarının sorumluluğunu da yine siz üstlenin.

    - Başkalarını suçlayarak değiştiremeyeceğinize göre istediğiniz sonucu almak için kendi tutum ve davranışlarınızı değiştirmeye bakın.
    - Sorumluluk alın, parmağınızı taşın altına koymaktan korkmayın. Omzunuza bir sorumluluk yüklendiğinde yere daha sağlam basabilirsiniz.

    - "Kurban" rolü oynayarak merhamet dilenmeyin. Karşılaştığınız kişilerden mazeretinizi öne sürerek anlayış beklemekten vazgeçin.

    - Bir işe başlarken tüm engelleri ve riskleri ayrıntılı olarak analiz edin. Farklı senaryolar hazırlayarak geleceğin getireceği her tür olumsuzluğa karşı önceden bir önlem düşünün. Hiç beklenmeyen bir aksilik ortaya çıksa bile bunu işin bir cilvesi kabul edip, mazeret üretme tuzağına düşmeyin.

    - İşi ve makamı layık olana verdiğinizde daha az mazeret duyarsanız. İşinizde çalışanları değerlendirirken kıdem ve yaş yerine performansı esas aldığınızda mazeretler azalır.
    - Başkalarını işaret parmağınızla suçladığınızda, diğer üç parmağınızın sizi gösterdiğini unutmayın.
    - İçinde yaşadığımız kritik günlerde hepimiz için iki yol var: Ya ataletimize bahane üretip problemin bir parçası olacağız ya da bir şeyler yapıp çözümün... Siz belki de haklı olan mazeretlerinizi unutarak çözümün bir parçası olmaya gayret edin.

    Yazar: Faruk türkoğlu
     
    YoRuMSuZ bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş