1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

MEDENİYET VE ADALETİN ZİRVESİ fatih sultan mehmet

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve CeBuR tarafından 10 Eylül 2011 başlatılmıştır.

  1. CeBuR
    Keyifli

    CeBuR [maximum hokeli] Özel üye

    Katılım:
    1 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    2.183
    Beğenileri:
    74
    Ödül Puanları:
    2.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    657/1
    Yer:
    artvin
    Banka:
    280 ÇTL
    [​IMG]

    Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethettiğinde zindanlardaki Bizanslı mahkumların serbest bırakılmalarını emir buyurmuştu.Herkes çıkmış ama üç tane papaz ‘biz Bizans'ın zulmünü görmektense hapiste yaşamayı yeğleriz' diyerek hapisten çıkmamışlardı.

    Haber Fatih'e gelince; ‘onlara söyleyin artık Bizans'ın zulmü yok, Osmanlı'nın adaleti vardır, bundan böyle serbesttirler.' diyen Sultan'ın sözüne de inanamamışlar ve bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafından çıkarılmışlardır. Padişah ile aralarında adalet konusunda ihtilaf yaşanınca Büyük Fatih der ki; ‘Ülkemi dolaşın,adaletsiz bir uygulama görürseniz birlikte düzeltelim, siz de dilediğiniz gibi yaşayın.' Bunun üzerine papazlar şu üç hadiseye şahit olurlar:

    Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethedince Ayasofya'dan daha ihtişamlı bir cami (Fatih Camii) yaptırmayı muradeder. Cami ihaleye çıkarılır. Bütün şartları kabul ederek en ucuz fiyatı veren bir Rum müteahhit ihaleyi kazanır. Ancak Rum, ihaleyi, Fatih'in Ayasofya'yı gölgede bırakma hayalini suya düşürmek için almıştır. Derken inşaat başlar ve Rum müteahhit, caminin ihtişamını yansıtacak kolonların boylarını oldukça kısaltır ve inşaata hile katar. Bunu haber alan Fatih, inşaata gelir, inceler ve hile yaptığını tespit ederek müteahhidin işine son verdiği gibi bir de sağ elini bilekten kestirir. Müteahhit çaresizdir. Bizans'ta imparatora karşı nasıl ki yapılacak bir şey yoksa burada da padişa- ha karşı yapabileceği hiçbirşey olamayacağını düşünürken birisi ona Kadı'ya (*) gitmesini, O'nun mutlaka gerekeni yapacağını söyler. Bunun üzerine adam, Kadı'ya gider, durumu anlatır. Kadı, derhal Padişah'a celp çıkartır ve mahkemeye davet eder. Mahkemeye teşrif eden Padişah, kendisine oturacak yer ararken ilk ikazı da; ‘ mahkeme müddetince davalıyla aynı hizada ve ayakta duracaksın ' diyen Kadı'dan alır. Padişah karşılık vermez ve ayakta mahkeme başlar. Sonunda Kadı, Fatih Sultan Mehmet'i suçlu bulur ve aynı el kesme cezasının kendisine de uygulanmasına karar verir. Rum müteahhit suçludur ama Fatih Sultan Mehmet'in de el kesme hakkı yoktur; eli devlet keser. Bunun üzerine, kulaklarına inanamayan Rum'un şaşkın bakışları arasında Fatih kılıcını çeker ve Kadı'ya ‘eğer ben padişahım diye adaleti şaşırtsaydın vallahi bu kılıcımla boynunu vuracaktım' der. Kadı da masasının altından bir kılıç çeker ve ‘sen de ben Padişah'ım diye karara itaat etmeseydin ben de senin kelleni bu kılıçla vuracaktım' der. Bunları, şaşkınlıktan adeta aptallaşmış bir şekilde dinleyen müteahhit ileriye atılır ve ‘bu durum beni çok etkiledi, böyle bir adaletin sahibi bir Padişah'ın elinin kesilmesine vicdanım razı olmaz. Ben Padişah'ımı affediyorum' diyerek davanın düşmesini sağlamıştır. Fatih Sultan Mehmet de bunun üzerine hazineye emir vererek ‘bu adamın ve ailesinin nafakası ben ölünceye kadar benim şahsi maaşımdan karşılansın' diye emir verir.
    Bu duruma tanık olan papazlar şaşkındırlar!....

    İkinci olay, iki köylü arasında geçer;
    Köylünün biri, diğerinden bir tarla satın alır. Yeni aldığı tarlayı sürme vakti geldi- ğinde tarlasını sürmeye giden köylü, sürmeye başladığında ilginç bir durumla karşılaşır. Saban, bir yere takılmaktadır. Uğraşır uğraşır sonunda sabanın altında bir küp olduğunu farkeder. Küpü çıkardığında bir de ne görsün? Kocaman küpün içi altın dolu. Küpü kaptığı gibi doğruca tarlayı aldığı adama gider ve ‘senin tarladan bir küp altın çıktı, altınlarını getirdim' der. Adam da ‘ben sana tarlayı toprağıyla birlikte sattım, altınlar senin dir' der. Senindir,yok senindir derken anlaşamazlar ve Kadı'ya giderler.Kadı bu ilginç davayı dinler, altınları üçe böler. Üçte birini tarlanın yeni sahibine, üçte birini eski sahibine ve üçte birini de devlet hazinesine taksim eder, bu dava da böylece sona erer.
    Bu duruma da tanık olan papazlar daha şaşkındırlar!...

    Üçüncü olay da yine iki köylü arasında geçer;

    Köylünün biri pazardan bir at alır. Atı eve getirir, ahıra bağlar. Fakat gece atın fena halde öksürdüğünü duyar. Hemen ertesi günü atı eski sahibine götürür ve ‘bre adam bu at hasta, atını geri al' der. Adam, gecikmeden ‘benim atım sağlıklıydı, öksürüyorsa senin ahırında hasta olmuştur' diye cevap verir; atı almaya yanaşmaz. Aralarında anlaşa mayan köylüler, çözümü Kadı'ya gitmekte bulurlar. Öğleden sonra Kadı'ya ulaşan köylüler, beklerler beklerler ama Kadı bir türlü gelmez ki dertlerini anlatsınlar.Akşam olur, evlerine giderler. Ancak ne yazıkki ertesi günü tekrar Kadı'ya gelme kararı almış olan köylüler yanlarında at olmaksızın gelirler.Çünkü at gece ölmüştür!... Kadı'ya duru mu, olduğu gibi anlattıklarında Kadı ayağa kalkar ve ‘ Dün öğleye kadar şehirde toplantım vardı, öğleden sonra da bugün kimse gelmez diyerek mahkemeye gelmedim, evi me gittim. Eğer ben buraya gelseydim ve at sağ iken mahkeme görülebilmiş olsaydı ben bu davayı çözerdim. Lakin ben görevime gelmediğim için suçlu benim' diyerek atın fiyatını sorar ve çıkarıp atın parasını mağdura öder.

    Bu duruma da tanık olan papazlar artık şu karara varırlar; Bu ülkenin padişahı da mahkemeleri de inanılmaz derecede adildirler. Kadı'nın kendini cezalandırdığı nerde görülmüş? Bu ülkede asla haksızlık ve adaletsizlik olamaz.

    Fatih Sultan Mehmet'in ve O'nun ülkesinin kültürü, medeniyeti ve adaleti işte bu idi. Bu üç hikaye, sadece bu papazların şahit olduklarıdır. Osmanlı Devleti tarihi ve ondan önceki Türk devletlerinin tarihleri, bunlar gibi sayısız hikayelerle doludur.

    Atalarından şüphe duyanlara ithaf olunur.

    Bir rivayete göre bu papazların üçü de müslüman olmuşlardır.

    (*): Bu kadı, zamanında düzenlenen bir ilim yarışmasında ilmine hayran kalan Fatih Sultan Mehmet'in, ‘Sen benim kadım ol.' emriyle İstanbul'a, henüz 21 yaşında bir genç iken getirtilen Hızır Çelebi'dir.

    Yine İstanbul'daki, bugün en az bir milyon nüfuslu olan Kadıköy İlçesi'nin, toprağı ve adı ile birlikte bu Kadı'ya vakfedildiği rivayet olunur.
     
  2. HayLaZ MeLeK

    HayLaZ MeLeK Aktif

    Katılım:
    11 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    381
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    zorunlu aylaklık. ama idealist aylak :D
    Banka:
    2 ÇTL
    Ağzım açık kaldı böyel adalet var mı :) Rabbim beni ve tüm hakim adaylarını adaleti hakkıyla uygulamayı nasip etsin.Bu güzel kıssa ve bu kıssadan aldığım ders için teşekkür ederim sana abi :)
     

Sayfayı Paylaş