1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Mehmet Akif ERSOY

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve Hazangülü tarafından 28 Haziran 2006 başlatılmıştır.

  1. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    991 ÇTL
    [​IMG]

    Suheda gogdesi, bir baksana daglar taslar...
    O, ruku olmasa, dunyada egilmez baslar,

    Yaralanmis temiz alnindan uzanmis yatiyor;
    Bir hilal ugruna ya Rab, ne gunesler batiyor!

    Ey, bu topraklar icin topraga dusmus, asker!
    Gokten ecdad inerek opse o pak alni deger.

    Ne buyuksun ki kanin kurtariyor Tevhid'i...
    Bedr'in aslanlari ancak, bu kadar sanli idi...

    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsin?
    "gomelim gel seni tarihe!" desem, sigmazsin.

    Herc u merc ettigin edvara ya yetmez o kitab...
    seni ancak ebediyyetler eder istiab.

    "Bu, tasindir" diyerek Kabe'yi diksem basina;
    Ruhumun vahyini duysam da gecirsem tasina;

    Sonra gok kubbeyi alsam da, rida namiyle,
    Kanayan lahdine ceksem butun ecramiyle;

    Mor bulutlarla acik turbene catsam da tavan;
    Yedi kandilli Sureyya'yi uzatsam oradan;

    Sen bu avizenin altinda, burunmus kanina,
    Uzanirken gece mehtabi getirsem yanina,

    Turbedarin gibi ta fecre kadar bekletsem;
    Gunduzun fecr ile avizeni lebriz etsem;

    Tullenen magribi, aksamlari sarsam yarana...
    Yine bir sey yapabildim diyemem hatirana.

    Sen ki, son ehl-i salibin kirarak savletini,
    Sarkin en sevgili sultani Salahaddin'i,

    Kilic Arslan gibi iclaline ettin hayran...
    Sen ki islami kusatmis, doguyorken husran,

    O demir cemberi gogsunde kirip parcaladin;
    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrami adin;

    Sen ki; a'sara gomulsen tasacaksin... Heyhat,
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

    Ey sehid oglu sehid, isteme benden makber,
    Sana agusunu acmis duruyor Peygamber.

    Mehmet Akif ERSOY
     
  2. bahar_23

    bahar_23 Aktif

    Katılım:
    26 Haziran 2006
    Mesajlar:
    348
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    ögrenci
    Yer:
    istanbul
    Banka:
    1 ÇTL
    Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
    Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
    Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
    - Boğamazsın ki!
    - Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
    Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
    Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
    Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
    Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
    Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
    Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
    Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
    Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
    Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
    İrticâin şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?

    Şair : Mehmet Akif Ersoy
     
  3. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.439
    Beğenileri:
    7.366
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.922 ÇTL
    Şanlı tarihimizi bu kadar hoş bu kadar özenli seçilmiş kelimelerle anlatabilen başka bir şair daha yok. Ruhu şad olsun.

    Teşekkürler.
     
  4. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    991 ÇTL
    CANAKKALE SEHITLERINE

    Su boGaz harbi nedir? Var mI ki dUnyada eSi?

    En kesif ordularIn yUkleniyor dOrdU beSi,

    - Tepeden yol bularak geCmek iCin Marmara'ya-

    KaC donanmayla sarIlmIS ufacIk bir karaya.

    Ne haysIzca tehaSSUd ki ufuklar kapalI!

    Nerde - gOsterdiGi vahSetle "bu bir Avrupa'lI"

    Dedirir - yIrtIcI, his yoksulu, sIrtlan kUmesi,

    Varsa gelmiS, aCIlIp mahbesi, yahut kafesi!

    Eski DUnya, Yeni DUnya, bUtUn akvam-I beSer,

    KaynIyor kum gibi, tufan gibi mahSer mahSer. *

    Yedi iklimi cihanIn duruyor karSIna da, **

    * KaynIyor kum gibi, mahSer mi, hakikat mahSer

    **Yedi iklimi cihanIn duruyor karSINda

    (Ilk baskIlarInda)

    Ostralya'yla beraber bakIyorsun Kanada!

    Cehreler baSka, lisanlar, deriler, rengarenk;

    Sade bir hadise var ortada: VahSetler denk.

    Kimi Hindu, kimi yamyam, kime bilmem ne bela...

    Hani, ta'una zuldUr bu rezil istila!

    Ah o yirminci asIr yok mu, o mahluk-i asil,

    Ne kadar gOzdesi mevcut ise hakkIyle, sefil,

    Kustu MehmetciGin aylarca durup karSIsIna;

    DOktU karnIndaki esrarI hayasIzcasIna.

    Maske yIrtIlmasa hala bize afetti o yUz...

    Medeniyet denilen kahbe, hakikat, yUzsUz.

    Sonra mel'undaki tahribe mUvekkel esbab,

    Oyle mUdhiS ki: Eder her biri bir mUlkU harab.

    Oteden saikalar parCalIyor afakI;

    Beriden zelzeleler kaldIrIyor a'makI;

    Bomba SimSekleri beyninden inip her siperin;

    SOnUyor gOGsUnUn UstUnde o aslan neferin.

    Yerin altInda cehennem gibi binlerce laGam,

    AtIlan her laGamIn yaktIGI: YUzlerce adam.

    OlUm indirmede gOkler, OlU pUskUrmede yer;

    O ne mUdhiS tipidir: Savrulur enkaaz-I beSer...

    Kafa, gOz, gOvde, bacak, kol, Cene, parmak, el, ayak,

    BoSanIr sIrtlara, vadilere, saGnak saGnak.

    SaCIyor zIrha bUrUnmUS de o namerd eller,

    YIldIrIm yaylImI tufanlar, alevden seller.

    Veriyor yangInI, durmuS da aCIk sinelere,

    SUrU halinde gezerken sayIsIz teyyare.

    Top tUfekten daha sIk, gUlle yagan mermiler...

    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide gUler!

    Ne Celik tabyalar ister, ne siner hasmIndan;

    AlInIr kal'a mI gOGsUndeki kat kat iman?

    Hangi kuvvet onu, haSa edecek kahrIna ram?

    CUnkU te'sis-i Ilahi o metin istihkam.

    SarIlIr, indirilir mevki-i mUstahkemler,

    BeSerin azmini tevkif edemez suni beSer;

    Bu gOGUslerse, HUda'nIn ebedi serhaddi;

    "O benim sun'-i bedi'im, onu CiGnetme" dedi.

    AsIm'in nesli... diyordum ya...nesilmiS gerCek:

    ISte CiGnetmedi namusunu, Cignetmiyecek.

    SUheda gOvdesi, bir baksana daGlar, taSlar...

    O, rUku olmasa, dUnyada eGilmez baSlar,

    YaralanmIS temiz alnIndan, uzanmIS yatIyor ***

    Bir hilal uGruna yarab, ne gUneSler batIyor,

    *** SebilurreSad neSrinde;

    Lekesiz, tertemiz alnIndan urulmuS yatIyor;

    (Birinci baskIda)

    Vurulup tertemiz alnIndan, uzanmIS yatIyor,

    Ey, bu topraklar iCin topraGa dUSmUS, asker!

    GOKten ecdad inerek Opse o pak alnI deGer.

    Ne bUyUksUn ki kanIn kurtarIyor tevhidi...

    Bedrin aslanlarI ancak, bu kadar SanlI idi.

    Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsIn?

    "GOmelim gel seni tarihe" desem sIGmazsIn.

    Herc-U merc ettiGin edvara da yetmez o kitab...

    Seni ancak ebediyetler eder istiab.

    "Bu taSIndIr" diyerek Kabe'yi diksem baSIna;

    Ruhumun vahyini duysam da geCirsem taSIna;

    Sonra gOk kubbeyi alsam da, rida namIyle,

    Kanayan lahdine Ceksem bUtUn ecramIyle;

    Mor bulutlarla aCIk tUrbene Catsam da tavan****

    Yedi kandilli SUreyya'yI uzatsam oradan

    ****Ilk baskIlarda

    Ebr-i nisanI aCIk tUrbene Catsam da tavan,

    Sen bu avizenin altInda, bUrUnmUS kanIna,

    UzanIrken, gece mehtabI getirsem yanIna,

    TUrbedarIn gibi ta fecre kadar bekletsem;

    GUndUzUn fecr ile avizeni lebriz etsem;

    TUllenen maGribi, akSamlarI sarsam yarana...

    Yine bir Sey yapabildim diyemem hatIrana.

    Sen ki, son ehl-i salibin kIrarak savletini,

    SarkIn en sevgili sultanI Selahaddin'i,

    KIlIC Aslan gibi iclaline ettin hayran...

    Sen ki, Islam'I kuSatmIS, boGuyorken hUsran,

    O demir Cenberi gOGsUnde kIrIp parCaladIn;

    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramI adIn;

    Sen ki, a'sara gOmUlsen taSacaksIn...Heyhat,

    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

    Ey Sehid oGlu Sehid, isteme benden makber,

    Sana aGuSunu aCmIS duruyor Peygamber.

    Mehmet Akif Ersoy

    (Safahat, AsIm adli Si'rinden)
     
  5. BIYIKLI

    BIYIKLI V.I.P V.I.P

    Katılım:
    14 Haziran 2006
    Mesajlar:
    1.329
    Beğenileri:
    13
    Ödül Puanları:
    1.130
    Banka:
    16 ÇTL
    Bayram

    Gelin de bayramı Fatih’te seyredin, zira
    Hayale, hatıra sığmaz o herc ü merc-i safa,
    Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan
    Tutun da, ta dedemiz demlerinden arta kalan,
    Asırlar ölçüsü boy boy asalı nesle kadar,
    Büyük küçük bütün efrad-ı belde, hepsi de var!
    Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,
    İçinde darbuka, teflerle zilli şakşaklar,
    Biraz gidin; Kocaman bir çadır... önünde bütün,
    Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için
    Nöbetle bekleşiyorlar; acep içinde ne var?
    “Caponya’dan gelen insan suratlı bir canavar!”
    Geçin: sırayla çadırlar, önünde her birinin.
    Diyor: “Kuzum, girecek varsa durmasın girsin.”
    Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir ilan,
    “Alın gözüm buna derler...” sedası her yandan.
    Alettirikçilerin keyfi pek yolunda hele:
    Gelen yapışmada bir, mutlaka o saplı tele,
    Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi
    İnince binmede artık onun da hemşerisi:
    “Hak okka çünki bu kantar... Frenk icadı gıram
    Değil! Diremleri dörtyüz, hesapta şaşmaz adam.”
    “Muhallebim ne de kaymak!
    “Şifalıdır macun!”
    “Simit mi istedin ağa!” “Yokmuş onluğun, dursun.”
    O başta: Kuskunu kopmuş eğerli düldüller
    Bu başta: Paldımı düşmüş semerli bülbüller
    Baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar,
    Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;
    Sağında atlıkarınca, solunda tahtırevan
    Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte kolan
    Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer...
    Ferag-ı bal ile birden geviş getirmedeler,
    Koşan, gezen, oturan, maniler düzüp çağıran.
    Davullu zurnalı “dans” eyliyen, coşup bağıran,
    Bu kainat-ı sürurun içinde gezdikçe,
    Çocukların tarafındaydı en çok eğlence,
    Güzelce süslenerek dest-i naz-ı maderle,
    Birer çiçek gibi nevvar olan bebeklerle
    Gelirdi safha-i mevvac-ı ıyde başka hayat..
    Bütün sürur u şetaretti gördüğüm harekat,
    Onar parayla biraz sallandırdılar... derken,
    Dururdu “Yandı!” sadasiyle türküler birden,
    - Ayol, demin daha yanmıştı a! Herif sen de,
    - Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de.
    “Deniz dalgasız olmaz
    Gönül sevdasız olmaz
    Yari güzel olanın
    Başı belasız olmaz!
    Haydindi mini mini maşallah
    Kavuşuruz inşallah....”
    Fakat bu levha-i handana karşı, pek yaşlı,
    Bir ihtiyar kadının koltuğunda gür kaşlı,
    Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor.
    Gelen geçen “Bu niçin ağlıyor?” deyip soruyor.
    - Yetim ayol... Bana evlat belasıdır bu acı
    Çocuk değil mi, ‘salıncak’ diyor...
    - Salıncakçı!
    Kuzum, biraz da bu binsin... Ne var sevabına say...
    Yetim sevindirenin ömrü çok olur...
    - Hay hay!
    Hemen o kız da salıncakçının mürüvvetine
    Katıldı ağlamıyan kızların şetaretine.

    Mehmet Âkif
     
  6. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Acem Şahı


    Bu merdi ki mülk-i seraser zemin

    Neyerzed ki huni çeked ber zemin

    Sa?di


    Gürz-i girân-ı zulmünü ey kanlı nâsiye;

    Eyvân-ı zer-cidâına as ziynetin diye!

    Al kanlı bir kefenle donat hayme-gâhını,

    Canlarla yak meçâil-i mâtem- penâhını!

    Makberlerin hufeyre-i muzlim-dehanları,

    Dendân-ı gayz u kahra şebîh üstühanları

    Yâd eylesin mezâlimini tâ ebed senin,

    Ey cephesi, kitâbesi bin kanlı medfenin!

    Ey bir hayâle tuhfe kılan bin hakîkati,

    Ey âhenîn eliyle kazıp kabr-i milleti,

    Nûr-i hayât ufuklarını herc ü merc eden

    Meyyitlerin izâmı gibi târumâr eden!

    Ey hâdimi serâçe-i mâtem feşanların!

    Rah,r-ı akûr-i zulmüne pâmâl olanların

    (*) Bu manzûmeyi Midhat Cema1 ile beraber yazmıştık. Bu birinci parça onun, aşağıda gelecek ikinci parça benimdir.



    Gül-gonce-i mezân mıdır tâc-ı devletin?

    Tutmuşsa da avâlim-i efkân şöhretin,

    Zannetme ki hükûmetinin efseriyledir.

    Sa´dî´lerin mezâr-ı çemen-ber-seriyledir...

    Sa´dî´lerin mezârı, evet, bir avuç türâb...

    Tahtınsa bir cihan ki senin âsüman-meâb!

    Lâkin o kabre bence fedâ taht ü efserin...

    Makber-güzîn olup da sükût eyliyenlerin

    Feryâd-ı vâpesînine değmez bu velvelen...

    Mudhik gelir nigâh-ı temâ,râma hâilen!

    Bin mülkü, milleti yok eden pençe-i felek,

    Bir şahsı şüphesiz ebedî kılmamak gerek.

    Mâzî ki işte makbereler mâverâsıdır,

    Milletlerin haziyre-i zair-cüdâsıdır

    Atfeylesen nigâhını ka´r-ı zalâmına;

    Milletlere gözün ilişir na´ş nâmına!

    Dârâ´ların o nâsiye-i târumârını,

    Ecdâdının izâmını, çökmüş mezârını

    Pîş-i nigâh-ı ibretine al da bir düşün...

    Çoktur bu rütbe dağdağa bir kabza hâk için!

    İklîmler alan o muazzam Napolyon´un

    Bir hufredir kazandığı şey. İşte bak onun

    En son serîri makbere-i mâtemîsidir,

    Akreplerin nedîmi, yılanlar enisidir!

    Yer kalmamış sarây-ı muallâna bak utan:

    Mâtem-sarâylarla dolu sâha-i vatan!

    Emr-i cihan-mutâı bu dünyâyı râm eden

    Eslâfının -bugün düşünürsek -değil iken

    Toprak dolan dehenleri feryâda muktedir,

    Hâlâ senin bu velvele-i nahvetin nedir?





    Riyâset be-dest-i kesânî hatâst

    Ki ez destiŞan-i desthâ ber Hudâst

    Sa´dî
    Bu müdhiş velvelen İrân´ı dâim inletir sanma.

    "Muzaffersin!" diyen sesler bütün hâindir, aldanma.

    Zafer yâb olduğun kimdir? Düşün bir kerre, millet mi?

    Adâlet isteyen bir kavmi vurmak gâlibiyyet mi?

    Nasîbin yok mudur bir parça olsun âdemiyyetten?

    Nasıl aldırmıyorsun yükselen feryâda milletten?

    Emîn ol bunca mazlûmun yüreklerden kopan âhı,

    Tependen indirir elbette bir gün lâ´netu´llâhı!

    Sığınmış olduğun şevket-sarây-ı zulmü pek muhkem

    Hayâl etmektesin... Lâkin ne bârûlar, ne müstahkem

    Penâh-ı bî-amanlar, heybet-i Kahhâr-ı Mutlak´la,

    Kökünden devrilip bir anda yeksân oldu toprakla!

    O, bir çok memleket vîrân edip yaptırdığın eyvan

    Harâb olmaz mı? Kabristâna dönmüşken bütün İran?

    Evet, İrân?ı kabristâna döndürdün, helâk ettin;

    Kefen yaptın girîbân-ı ümîdi çâk çâk ettin!

    "Bütün dünyâ için bir damla kan çoktur" diyorlar, sen,

    Şu ma´sûm ümmetin seller akıttın hûn-i pâkinden!

    Yüzünden perde-i temkîni artık kaldırıp attın:

    Ne mâhiyyet, nasıl fıtrattasın, dünyâya anlattın!

    Livâü´1-hamd-i hürriyyet iken İslâm için gâyet,

    Nedir pâmâl-i istibdâdın olmak öyle bir râyet?

    Kazak celbeyleyip tâ Rusya´dân sâdâtı çiğnettin;

    Yezîd´in rûhu şâd olsun... Emînim çünkü şâd ettin!

    Şehâmet gösterip binlerce Beytullâh´ı bastırdın;

    Şecâat arz edib birçok ricâlullâhı astırdın!

    Ne Allah´tan hayâ ettin, ne Peygamber´den âr ettin:

    Devirdin kâ´be-i ulyâ-yı dîni, hâk-sâr ettin!

    Hamâset perverân-ı kavmi tuttun bir bir öldürdün,

    Umûmen Şark´ı ağlattın, umûmen Garb´ı güldürdün..

    Hayır, hiçbir gülen yok, sızlıyor Garb´ın da vicdânı,

    Görüp ecsâd-ı mazlûmîne meşher hâk-i İrân´ı!

    O Sâ´dî´ler, o Hâfız´lar, o Firdevsî, o Râzî´ler,

    Gazâlî?ler, o Kutbüddin, o Sa?düddin, o Kâdîler.

    Yetiştirmiş; o Örfi´nin, o birçok şems-i irfanın

    Ziyâsindan tenevvür eylemiş iklîmi dünyânın,

    Bugün makhûr-i nâdânîsidir bir fırka haydûdun!

    Nedir pinhân olan esrârı bilmem, bunda Ma´bûd´un.

    Hayır, Ma´bûd´a ircâında yoktur bunların ma´nâ:

    Yataklık eylemez cânîye -hâşâ- bir zaman Mevlâ.

    Şehâmet perverâ, Şâhâ! Zaman, bî-dâdı kaldırmaz;

    Hatâ etmektesin şâyed diyorsan "Kimse aldırmaz."

    Bu istibdâda artık bir nihâyet ver ki: İstikbâl

    Karanlık derler amma işte pek meydanda: İzmihlâl!

     
  7. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Ahiret Yolu


    Sokakta sâde bir "âmîn!" sadâsıdır gidiyor:

    Mahalle halkı birikmiş, imam duâ ediyor.

    Basık bir ev; kapının iç yanında bir tâbût,

    Başında çınlayan âvâzı dinliyor, mebhût;

    Denildi: "Fâtiha!´; âmîni kestiler bu sefer,

    Göğüsler inledi, derken, açık duran eller,

    Hazîn alınları bir kerre okşayıp indi;

    Deminki zemzemeler bir zaman için dindi.

    Duyuldu sonra imâmın nidâ-yı mağmûmu,

    Diyordu:

    - Söyleyin Allâh için şu merhûmu,

    Nasıl bilirsiniz ey müslümanlar?

    - İyi biliriz!

    -Yarın huzûr-i İlâhîde toplanıp hepiniz,

    Bu yolda hüsn-i şehâdet edersiniz ya?

    - Evet!

    - İmâm efendi, helâllık da iste, merhamet et...

    - Helâl edin hadi öyleyse şimdi hakkınızı.

    - Helâl edin hadi bekletmeyin adamcağızı!



    Cemâatin yüreğinden kopup "helâl olsun!"

    Nidâ-yı saffeti, birden cenâze, ah-ı derûn,

    Misâli uğradı evden; fezâda yükseldi

    İçerde başladı bir cûş-i nevhadır şimdi;

    Baş örtüsüyle kadınlargözüktü pencereden:

    -Bıraktın öyle mi, en sonra kardeşim, bizi sen!

    -Yıkıldı dostlar evim, barkım... Ah gitti kocam!..

    -Dayım melek gibi insandı; ben nasıl yanmam!

    -Tamam otuz senedir komşuyuz da bir kerre,

    Kızıp da "ey!" demiş insan değildi, hemşîre!

    -Zavallı Remziye! Boynun büküldü evlâdım...

    -Babam ne oldu?

    -Baban... Öldü.

    -Etme Ayşe Hanım,

    Bu söylenir mi ya? Hicrân olur zavallı kıza...

    Ayol, şu öksüzü bir parçacık avutsanıza...

    Açın da cumbayı etrâfa baksın ağlamasın...



    Göründü cumbada baktım ki tombalak, sanşın,

    Sevimli bir küçücek kız... Beiinde ancak var.

    Donuk yanakları üstünde parlayan yaşlar,

    Zavallının eriyen ruh-i bî-günâhı idi.

    Benim o mersiye yâdımda ağlıyor ebedî.



    Sefine pâre ki sırtında mevc-i bî-hissin,

    Yüzer... Önünde ademden nişâne bir engin,

    Çeker durur onu sâhil-cüdâ açıklarına;

    Bakar mı bir taşın üstünde durmuş ağlıyana?

    Cenâze dûş-i cemâatte çalkalandıkça,

    O tahta pâreye benzerdi, düşmüş emvâca.

    Nasıl duyar ki uzaklarda inleyen kadını?

    Nasıl görür ki yetîmin huruş eden yaşını?

    Bu hây ü hûy-i kıyâmet-nümûn içinde söner,

    Samîm-i hilkati sûzân eden enîn-i beşer.



    Değilmiş öyle geniş nâlenin hudûdu meğer:

    Sokak bitip dönülürken kesildi mâtemler.

    O tahta pâre-i câmid, o iğbirâr-ı samût,

    Güzer-gehindeki eşbâhı bir mehîb sükût

    İçinde haşr ederek dalgalarla seyrediyor;

    Zemîne bakmıyor artık semâ deyip gidiyor.



    Bu mahmilin neye sık sık değişsin efrâdı?

    Suâli fikre büyük bir hakîkat anlattı:

    Evet bekâ ezecek cism-i zâr-ı fânîyi,

    Vücûd çekmiyecek ömr-i câvidânîyi,

    Bu bâr-ı müdhişin altında titreyip dizler,

    Dayanmıyor üç adımdan ziyâde dûş-i beşer!

    Ağır ağırgidiyorken cenâze kâfilesi,

    Nihâyet oldu musallâ birinci merhalesi.

    Çıkınca üstüne son minberin hatîb-i memât,

    Açıldı dîde-i im´âna perde perde hayât.



    Senin en son serîrindir şu bî pervâ uzanmış taş;

    Ki nermin hâb-gâhından çıkar, bir gün vurursun baş!

    Elinden yok halâs imkânı, mâdâme´l-hayât uğraş...

    O, mutlak sedd-i râhındır, aşılmaz.. Muktedirsen aş!´



    Musallâ: Müncemid bir mevcidir eşk-i yetîmânın;

    Musallâ: Ahıdır, berceste, mâtem-zâr-ı dünyânın;

    Musallâ: Minber-i teblîğidir dünyâda, ukbânın;

    Musallâ-: Ders-i ibrettir durur pîşinde, irfânın.



    Bu minberden iner nâsûta en müdhiş hakîkatler,

    Bu yerden yükselir lâhûta en hâlis kanâ´atler.

    Civârından geçer zulmette bî pâyan hayâletler:

    Kefen-ber-dûş geçmişler, kalan üryan sefâletler!



    Babam, kardeşlerim, evlâdım, annem... Belki bunlardan

    Muazzez bildiğim kıymetli birçok yâr-ı can el´ân

    Bu taştan atfeder zanneylerim dünyâya son im´ân...

    Benim rûhum bu heykelden duyar hâmûş bin efgân!



    Serîr-i saltanatlar devrilir, alt üst olur dünyâ;

    Müşeyyed bürc ü bârülar düşer bir bir, bu taş hâlâ,

    Zamânın dest-i tahrîbiyle, durmuş, eyler istihzâ;

    Bütün mevcûda hâkim bir adem timsâlidir gûyâ.



    Namaz kılındı; duâ bitti. Kârban, yoluna

    Düzüldü taht-ı memâtın girip birer koluna.

    Yarım sâat henüz olmuştu. Yolcular durdu;

    Demek ki; komşusu dünyânın âhiret yurdu.

    Cenâze indi omuzdan yavaş yavaş, sonra,

    Sokuldu servilerin ortasında bir çukura,

    Atıldı üstüne üç beş kürek kemikli çamur

    Kabardı toprağın altında bir an, bir ur!

    Evet, çıban, ki yatan duymuyorsa dehşetini,

    Dönün de arkadakinden sorun fecâ´atini·

    Sükûn içinde uyurken şu bir yığın toprak

    İlel´ebed o küçük rûh çırpınıp duracak!...

     
  8. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Alınlar Terlemeli

    Cihan altüst olurken, seyre baktın, öyle durdun da,

    Bugün bir serserî, bir derbedersin kendi yurdunda!

    Hayat elbette hakkın, lâkin ettir haykırıp ihkâk;

    Sağırdır kubbeler, bir ses duyar: Da´vâ-yı istihkâk

    Bu milyarlarca da´vâdan ki inler dağlar, enginler;

    Otumıuş, ağlıyan âvâre bir mazlûmu kim kinler?

    Emeklerken, sabî tavrıyla, topraklarda sen hâlâ,

    Beşer doğrulmuş, etmiş, bir de baktın, cevvi istîlâ!

    Yanar dağlar uçurmuş, gezdirir beyninde dünyânın;

    Cehennemler batırmış, yüzdürür kalbinde deryânın;

    Eşer a´mâkı, izler keşfeder edvâr-ı hilkatten;

    Deşer âfâkı, birşeyler sezer esrâr-ı kudretten;

    Zemin mahkûmu olmuştur, zaman mahkûmu olmakta;

    O, heyhât, istiyor hâkim kesilmek bu´d-i mutlakta!

    ***

    Tabîat bin çelik bâzûya sahipken, cılız bir kol,

    Ne kâhir saltanat sürmekte, gel bir bak da, hayrân ol!

    Hayır, bir kol değil, binlerce, milyonlarca kollardır,

    Yek-âheng olmuş, işler, çünkü birleşmekte muztardır:

    Bugün ferdî mesâînin nedir mahsûlü? Hep hüsran;

    Birer beyhûde yaştır damlayan tek tek alınlardan!

    Cihan artık değişmiş, infırâdın var mı imkânı,

    Göçüp ma´mûrelerden boylasan hattâ beyâbânı?

    Yaşanmaz böyle tek tek, devr-i hâzır. Devr-i cem´iyyet.



    Gebermek istemezsen, yoksa izmihlâl için niyyet,

    "Şu vahdet târumâr olsun!" deyip saldırma İslâm´a;

    Uzaklaşsan da îmandan, cemâ´atten uzaklaşma.

    İşit, bir hükm-i kat´î var ki istînâfa yok meydan:

    "Cemâ´atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah´tan.

    Nedir îman kadar yükselterek bir alçak ilhâdı,

    Perîşân eylemek zâten perîşan olmuş âhâdı?

    Nasıl yekpâre milletler var etrâfında bir seyret?

    Nasıl tehvîd-i âheng eyliyorlar, ibret al, ibret!



    Gebermek istiyorsan, başka! Lâkin, korkarım, yandın;

    Ya sen mahkûm iken, sağlık ölüm hakkın mıdır sandın?

    Zimâmın hangi, ellerdeyse, artık onlarınsın sen;

    Behîmî bir tahammül, varlığından hisse istersen!

    Ezilmek, inlemek, yatmak sürünmek var ki, âdettir;

    Ölüm dünyâda mahkûmîne en son bir sa´âdettir:

    Desen bir kere "İnsânım!" kanan kim? Hem niçin kansın?

    Hayır, hürriyetin, hakkın masûn oldukça insansın.

    Bu hürriyet, bu hak bizden bugün âheng-i sa´y ister:

    Nedir üç dört alın? Bir yurdun alnından boşansın ter.

     
  9. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Amin Alayı


    Gözüm ki kana boyandı, şarâbı neyliyeyim?

    Şarâbı neyliyeyim?

    Ciğer ki odlara yandı, kebâbı neyliyeyim?

    Kebâbı neyliyeyim?

    Ne yâre yaradı cismim, ne bana, bilmem hiç!

    İlâhi ben bu bir avuç türâbı neyliyeyim?

    Türâbı neyliyeyim?

    Âmin! Amin!"

    En önde, rahlesi âguş-i ihtirâmında
    Ağır ağır yürüyen bir dokuz yaşında melek;

    Beş on adım geriden, pîş-i ihtişâmında,

    Şafak ziyâları hattâ ufûl edip gidecek

    Kadar lâtîf, iki ma´sûmu bir açık payton

    Vakâr u nâz ile çekmekte; arkasında bunun,

    Küçük adımlı yaman bir tabur ki hayli uzun



    O rûhtan daha sâfi olan yüreklerden,

    Zaman zaman bir ilâhî terâne yükseliyor;

    Bu cûş-i saffetin aksiyle ta meleklerden

    Zemîne doğru bir "amîn!" sadâsıdır geliyor.

    Muhîti her birinin bir sabâh-ı nûrânûr,

    Bütün bu kâfile efrâdı, pür-sürûd-i sürûr,

    Yarıp önünde duran halkı muttasıl gidiyor!

    Bu bir ketîbe-i ma´sûmedir ki, ey millet:

    Selâma durmalısın şanlı rehgüzârında;

    Bu bir cenâh ki: Atîde bir ufak hareket

    Yapıp cihanları oynatmak iktidârında!

    Gelir de sâye-i imdâd-ı Hak´ta bir gün, bu,

    Girer diyâr-ı meâlîye doğrûdan doğru.

    Bu ancak işte, eğer varsa, şanlı bir ordu!



    Evet, ilerlemek isterse kârbân-ı şebâb,

    Yolunda durmaya gelmez. O çünkü durmıyarak

    Sabâh-ı sermed-i âtîye eylemekte şitâb;

    O çünkü isteyemez hâle katlanıp durmak!

    Onun kudûmü için nâzenîn-i istikbâl,

    Açar da sîne, o olmaz mı per-güşâ-yi visâl?

    Durur mu artık onun karşısında, mâzî, hâl?



    Fakat o zemzemeler uçtu hep dudaklardan...

    Sürûd-i neşve bu âlemde pek süreksizdir!

    Ağır ağır geçiyorken alay sokaklardan,

    Gelir de caddenin ağzında mıhlanır, dikilir,

    Mehîb-manzara bir anlı şanlı gerdûne;

    İçinde pudralı üç kanlı çehre! Neyse yine,

    Yol açtı bir iri ses mevkibin geçip önüne:



    - Siz ey heyâkil-i bî-rûhu devr-i mâzînin,

    Dikilmeyin yoluna kârbân-ı âtînin;

    Nedir tarîkını kesmekte böyle isti´câl?

    Durun, ilerlesin Allâh için, şu istikbâl.

     
  10. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Asım

    -Vay hocam! Vay gözümün nûru efendim, buyurun!

    Hangi rüzgârdır atan sizleri?.. Lûtfen oturun.

    Mütehassirdik efendim, ne inâyet! Ne kerem!

    Öpmedik affediniz...

    -Çok yaşa... Lâkin... Veremem.

    -Bütün İstanbul´un ağzında gezen elleriniz,

    Bize nâz etmese olmaz mı efendim? Veriniz.

    -Döktüğün dillere bittim, seni çok sözlü seni!

    Ayda, âlemde bir olsun aramazsın Köse´ni.

    Bu herif öldü mü, sağ kaldı mı, derler de, ayol,

    Baba dostuysam eğer kalkıp ararlar bir yol.

    Yoksa yaşlanmıya görsün, adamın hâli yaman...

    Ne fenâ günlere kaldık, aman Allah´ım aman!

    "Nesl-i hâzır" denilen şey pek acâib birşey:

    Hoca rahmetliye bak, oğluna bak hey gidi hey!..

    Amma tekdîr ediyorsun, canım ilkin adamı...

    Bir selâm ver bakalım, böyle selamsızdan mı?

    -Selamûn aleyküm.

    Aleyküm selâm...

    Barıştık, yüzün gülsün artık imam.

    -Hele dur, öfkemin tekmilliyeyim...

    -Tekmille!

    Zâten eksik bir o kalmıştı: Hudâyî sille...

    -Sanki dövsem ne yaparsın? Hocayız biz, döveriz...

    Gül biter aşk ile vurduk mu...

    -Pek cılız çıktı bu "câiz" demek imânın yok?

    -Dayak "âmentü "ye girdiyse, benim kamım tok.

    Gül değil, kıl bile bitmez sopa altında!

    -Hele!

    -Öyle olsaydı, şu karşındaki yalçın kelle,

    Fark olunmazdı Kızanlık´taki güllüklerden!

    Bu dayak faslı da aç karnına bilmem nerden?

    Dur ki çay demleyelim, nargile gelsin, kerem et.

    -Söyle gelsin, hadi zahmetse de...

    -Haşa, rahmet.

    -Enfiyen var ya?

    -Tabi?i.

    -Çekilir boydan mı?

    -Burun aldatmaya kâfi:

    -Bu nedir? Cerman mı?

    -Karışık

    -Neyse, zarûrette pek a´lâ gidecek.

    Hocazâdem, bakalım, bir de bizimkinden çek.

    -Yerli mahsûlüne benzer mi desem?

    -Kendisidir.

    -Sen de tiryâki değilsin ya, pek a´lâ yetişir.

    -Baban olsaydı da görseydi, işin vardı.

    -Neyi?

    -Çektiğin murdan.

    -Sevmezdi, evet, böyle şeyi.

    -Neydi rahmetlide, lâkin, o temizlik vay vay!

    Azıcık benzemiş olsaydı ya mahdûmu da...

    Ay?

    Şu babamdan nerem eksik hadi, göster bakayım?

    Ama hiddetleneceksen ne suyun var, ne sayım?

    Yok eğer mum gibi dosdoğru cevâb istersen:

    Babanın kestiği tırnak bile olmazsın sen.

    -Ne nezâketli beyan! Hey gibi mum, tıpkı odun!

    -Böyle hiddetlenecektin, neye râzî oldun?

    -Oldum amma bu kadar doğrunun olmaz ki tadı...

    "Selâmun aleyküm behey kör kaldı!"

    Seni çok sözlü dedin, yetmedi; tekdîr ettin,

    Yine az geldi...

    -Hayır, söylemedim, söylettin.

    -Başladın şimdi de tahkîre... Kızılmaz mı Hoca?

    -Zübbelik yok!

    -O ne? Ben zübbe miyim?

    -Oldukça,

    -Vâkıâ çok severim, her ne desen aldırmam:

    Bu, fakat hazmolunur parça değil... Pir ol İmam!

    -Sen de pîr ol.

    Ama kızdım.

    -Ne tuhaf şeysin be:

    Bir sözümden kızıyorsun.

    -Kime derler zübbe?

    -Sana derler.

    -Niye?

    -Hem benzemedin merhûma;

    Hem neden benzemedin, dersen, efendim, sorma,

    O ne hiddet, o ne,şiddet! Çalışıp benzesene!

    İlme vakfettiği dirsek babanın: Elli sene.

    -Biz de az çok pala sürttük...

    -Sana câhil demedik

    Yalınız zübbe dedik... Bak yine baktın dik dik.

    Hoca rahmetli yetişmişti, düşün hem, nereden?

    Kimin oğluydu baban? Kimdi unuttun mu deden?

    İpek´in köylüsü, ümmî, yan vahşî bir adam...

    -Bâri yamyam de! Ne mâni´ ki, evet, ak yamyam!

    -Dinle oğlum...

    -Ne nezâhet bu, Hocam? Hayrânım!

    -Lâfı ağzımda bıraktın be kuzum, dur be canım...

    -Cümle bitseydi, emînim ki, dedem gitmişti...

    Dar yetiştim!

    -Ne o, sırtlan da mı olduk şimdi?

    -Neyse bahsinde devam et bakalım..

    -İşte baban,

    Bir şey öğrenmedi elbette o ümmî babadan.

    Ne kazanmışsa, bütün, kendi kazanmış, kendi.

    Zât-ı devletleri, lâkin azıcık çöplendi.

    Sen dua et babadan topladığın mirâsa,

    Hep onun himmetidir üç satır ilmin varsa.

    -Üç satır hem de, İlâhî, ne tükenmez irfan!

    -Hadi üç yüz satır olsun mütehammilse kafan!

    Hoca´nın kâ´bına yükselmen için dağlar var.

    -Tırmanırsam?

    -Hadi tırman, bakalım, işte duvar.

    -Bu bacaklarla mı?

    -Hay hay!

    -Belli!

    Yaşınız kaçtı paşam, elli mi?

    -Yoktur elli.

    Aştınız kırkı ya?

    -Kırk altıyı bulduk.

    -A´lâ...

    Yüzü bulsan, yine "hâlâ mı bu mektûb, hâlâ!"

    Arzı olmazsa hayâtın ne çıkar tûlünden?

    Hani kırk altı yılın eldeki mahsûlünden?

    Hangi bir fende teâlî edebildin, evlât?

    Hangi san´atte rüsûhun göze çarpar?Anlat!

    Ulemâdan mı sayıldın? Fukahâdan mı?

    -Hayır.

    -Ya siyâsî mi nesin? Kendine bir meslek ayır.

    -Şâirim.

    -Olmaz olaydın: O ne yüzler karası!

    Bence dünyâdaki işsizlerin en maskarası.

    Af edersin onu!

    -İmkânı yok etmem, ne demek!

    Şi´re meslek diye, oğlum, verilir miydi emek?

    Ah, vaktiyle gelip bir danışaydın Köse´ne,

    Senin olmuştu bugün belki o kırk altı sene.

    Ama pek hırpaladın şi´ri...

    -Evet, hırpaladım:

    Çünkü merkep değilim, ben de mürekkep yaladım,

    Ben de târîh okudum; âlemi az çok bilirim.

    "Ş´uarâ" dendi mi, birdenbire oynar sinirim.

    İyi gün dostu herifler, o ne yardakçı gürûh,

    O ne müstekreh adamlar! Hani bakmak mekruh.

    Dalkavukluktaki idmanları sermâyeleri...

    Onlar azdırdı, evet, başlıca pespâyeleri

    Bu sıkılmazlara "medh et!" diye, mangır sunarak,

    Ne erâzil adam olmuş, oku târîhi de bak!

    Edebiyyâta edebsizliği onlar soktu,

    Yoksa, din perdesi altında bu isyan yoktu:

    Sürdüler Türk´e "tasavvuf" diye olgun şırayı;

    Muttasılşimdi "hakîkat" kusuyor Sıdkı Dayı!

    Bu cihan boş, yalınız bir rakı hak bir de şarab;

    Kıble: Tezgâh başı, meyhâneci oğlan: Mihrab.

    Git o "dîvan "mı, ne karın ağrısıdır, aç da onu,

    Kokla bir kerre, kokar mis gibi "Sandıkburnu!"

    Beni söyletme, neler var daha!

    -Tekmilleyiver...

    Sâde pek sövme ki, Peygamberimiz şi´ri sever.

    -Vâkıâ "inne mine´ş-şi´ri... " büyük bir ni´met;

    Dikkat etsen: Yine sevdikleri, lâkin, hikmet.

    Ben ki Attâr ile Sa´dî´yi okur, hem severim;

    Başka vâdîleri tutmuşlara ancak söverim.

    Hem senin şi´re müdâfi´ çıkışın ma´nâsız:

    Sana şâir diyen, oğlum, seni gördüm yalnız.´

    Kimi mevlidci diyor...

    Âh olabilsem, nerde!

    Yetişilmez ki: Süleyman Dede yükseklerde.

    -Kimi bid´atçi diyor... Duyduğum en çok bunlar.

    -Daha var mıydı, İmam?

    -Var ya, unuttum: Baytar.

    -Keşke baytarlık edeydim...

    -Yine et mümkünse.

    -Belki yapardın be...

    -Unuttum, be Köse!

    -Keşke zihninde kalaymış, ne kadar lâzımmış;

    Beni dinler misin evlâd? Yine kim bilse çalış:

    Çünkü bir tecrübe etsen senin aklın da yatar,

    Bize insan hekiminden daha lâzım baytar.

    -Hele bir çek bakalım!

    -Sen de bizimkinden çek.

    -Hani çay gelmedi yâhu?

    Ay, unuttuk, gerçek.

    -Gitme, seslen yalınız, nerde Emin, yok mu?

    -Emin!

    Nerdesin? Baksana, çay demliyeceklerdi demin...

    -Demlemişler, baba.

    -Sen gelsene, oğlum, buraya...

    El öperlerdi, unuttun mu?

    -Hayır

    -Oldu mu ya?

    -Demin öptüm, baba...

    -Öptün mü, git öyleyse hadi.

    Hele yâ Rabbi şükür, çay da nihâyet geldi.

    Şeker istersen eğer bulduralım?

    -Dört yüz mü?

    -Aldığım yok, yaşasın İzmir´in a´lâ üzümü;

    Hem ucuz, hem daha lezzetli.

    -Buyurun.

    -Başla canım, var mı merâsim bizde?

    -Hocam, evvelce üzüm çiğnenecek, üstüne çay...

    İçelim aşkına rindân-ı Hudâ´nın!

    -Hay hay!

    -Hoca, keşfet bakayım, şimdi bu harbin sonunu?

    -Onu Allah bilir amma, acabâ var mı sonu?

    -Ne demek! Nâ-mütenâhi mi bu? Elbette biter;

    Tarafeynin biri ancak deyiversin ki: Yeter!

    Aklım ermezse de evlâd, bu işin bitmesine,

    İki şeyden biri lâzım...

    - O nedir?

    - Dinlesene:

    İngiliz yok mu, o hâin, ya doyup patlamalı;

    Yâhud aç kalmalıdır... Yoksa bizim fal kapalı.

    Açma sen şimdi o yaprakları, oğlum, beni sor:

    Başımın derdi büyük çâresi yok... Olsa da zor.

    -Çâresiz derd olmaz, söyle Hocam, dinliyorum?

    -Bir değil...

    -Tut ki bin olmuş, ne demek, mecbûrum.

    Sana hizmet, babamın rûhuna rahmettir, ayol.

    -Hocazâdem, bilirim hepsini, berhurdâr ol.

    Oğlanın hâlini evvelce mi açsam? Lâkin,

    Komşunun derdi dururken bunu açmak çirkin.

    -Oğlanın hâli nedir, söyle? Merâk etmedeyim...

    -Hele dursun da o, ilkin şunu bir nakledeyim:



    Mütekâid pa alardan biri, üç beş sene var,

    Düştü bilmem ne taraftansa bizim semte kadar.

    Kimde az çok getirir bir satılık, mal varsa,

    Kapatıp yaptı beleşten sekiz ev, dört arsa.

    Herifın hâli bidâyette zararsızcaydı;

    Son zamanlarda, ne olduysa, namazdan caydı.

    Ne cemâ´atte, ne mescidde, bugün komşu paşa.

    -Olağan şey, sofuluk çıkmadı, besbelli başa.

    -Derken incelmeye, gencelmeye kalkıştı...



    -Ne aman dinledi, gittikçe, hovardam, ne zaman.

    Saç sakal tuttu ne hikmetse acâib bir renk;

    Kalafatlandı bıyıklar, iki batman, bir denk!

    Çehre allıklı sabunlarla mücellâ hergün:

    Fes yıkık, kelle açık, kaş yılışık, göz süzgün;

    İğne, boncuk yakalık, tasma, yular... Hepsi tamam;

    Koçyiğit sanki bunak!

    -Sen de mi şâirdin İmam?

    -Kuşkulandım paşadan, gizlice gittim hanıma;

    Dedim: Örtün de kızım, gel bakalım, gel yanıma.

    Zevcinin tavrı acâibleşiyor zannederim,

    Sen ne dersin buna bilmem, bana sor, bak ne derim:

    İşçiniz, sofracınız var mı?

    -Evet

    -Kim?

    -eleni.

    -Şimdi sav.

    -Hiç mi sebepsiz?

    A kızım, dinle beni:

    Böyle şeylerde sebep, hikmet aranmaz... Çabucak

    Savabilmektedir iş... Yoksa rezâlet çıkacak:

    Paşa azmış!

    Acabâ üstüme gül koklar mı?

    -Onu bilmem, gülü koklar mı kocan, yoklar mı?

    Beni söyletme kızım, giti de hemen sav karıyı.



    Çok zaman geçmedi, gördüm ki bizim soytanyı,

    Geliyor "ilmühaber yaz" diye, neymiş bakalım?

    -Bir izinnâme.

    -İzinnâme mi? Hay hay, lâzım...

    Evlenen hangisi? Beyler mi, kerîmen mi, paşa?

    -Onların vakti değil.

    -Kim ya?

    -Benim.

    -Sen mi? Yaşa!

    Tam da vaktin, hani gün geçmeye gelmez, davran!

    -Hoca, eğlenme hemen yazmana bak işte paran!

    Ay o murdar kâğıdın pek mi büyük hâtırı ki,

    Beni ürker diye tutmuş sayıyorsun bir... iki?..

    Kaç paran varsa büküp katla da indir cebine,

    Yazamam nâfıle.

    -Elbet yazacaksın, sana ne?

    -Hiç adam hâline bakmaz mı be? İnsâf azıcık!

    -Çok, şükür hâlime... Nem var? Yüzüm ak alnım açık...

    İyi bak sen bana bir kerre!

    -Hayır, kendin bak;

    Bence bir kellen açık, bir de sakal diplerin ak.

    Ama sen halt ediyorsun! Sakalımdan sana ne?

    -Ne mi? Ondan beleş eğlence mi var seyredene?

    Gülüyor kahvede el, çarşıda bakkal, çakkal;

    Olma beyhûde, ağızlarındaki bir parmak bal;

    Çatlasan sofracı Rumdan kan olmaz adama.

    -Kim haber verdi bileydim?..

    -Ne bunak şeysin ama!

    Kim haber verdi, nedir? Sormaya var mıydı lüzum?

    Yediğin herzeyi kör gördü, sağır duydu kuzum.

    Söyletir çarçabuk insan, meğer olsun pek alık

    Boşboğazşey, o senin yosma sakal, hasba kılık!

    Artık elverdi İmam, kellemi kızdırma da yaz.

    -Bana bak: Hiçbir imam böyle rezâlet yazamaz.

    Ay, rezâlet de diyor sünnete!

    -Sünnet mi?

    -Ya ne?

    -Öyle şey yok...

    -Ne demek?

    -Dinle, be hey dîvâne:

    Öyle sünnet denemez her zaman, evlenmek için:

    Vakt olur, sünneti geç, vâcîb olur erkek için;

    Vakt olur, sünnet olur.

    -Söylediğim çıktı, tamam!

    -Vakt olur, bir de bakarsın ki, olur böyle: Haram.

    -Kimseden dinlememiştim bu senin fetvâyı...

    Ne tuhaf.

    -Sende tuhaflık, kısa kes da´vâyı.

    Çoluğun var, çocuğun var, haremin nâmuslu;

    Yaşın altmış beşi bulmış, otur artık uslu.

    Neren eksik be adam, böyle ne var çıldıracak?

    Kan derdiyle yıkılmaz bu kadar yıllık ocak.

    -O nasıl söz? Ben ocak yıkmaya evlenmiyorum.

    -Hiç o seksen kapı gezmiş, o kaşarlanmış Rum,

    Sofracıyken seni koymuş da bu cânım kılığa,

    Hanımım derse, dökülmez mi ki fındıkçılığa?

    Kan kıvrak paşa hazretleri, şallak mallak;

    Biri hakkıyle edepsiz, biri şartınca salak;

    Evvel Allah döneceksin çabucak maskaraya;

    Vuracaksın iki üç dalgada baştan karaya!

    Artık evler gidiyor cilveyi kırdıkça madam...

    Oynasın kumda çocuklar?

    -Ne vazîfen be adam?

    Avukattan da beter, ay ne kadar herze-vekil!

    -Defol ordan!

    -Hadi yaz kâğıdımı!

    -Yazmam be, çekil!

    -Yazacaksın.

    -Yıkıl ordan, sana yok ilmühaber

    Meğer emretmeli rü´yâma girip Peygamber.

    -Yazma sittin sene, pampin, yap elinden geleni;

    Yedi gün sonra duyarsın: Hanım olmuş Eleni!
     

Sayfayı Paylaş