1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Mekânlar İçindekilerle Değer Kazanır

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve -araz- tarafından 22 Kasım 2012 başlatılmıştır.

  1. -araz-
    Ayyaş

    -araz- EYVALLAH... V.I.P

    Katılım:
    24 Aralık 2011
    Mesajlar:
    4.727
    Beğenileri:
    368
    Ödül Puanları:
    3.980
    Banka:
    439 ÇTL
    İnsan, sadece görünen et ve kemikten meydana gelen beden değildir. Bu bedenin insan olarak kıymet, değer kazanması, bedende mevcut olan rûh sebebi iledir. İnsan ile hayvanlar arasındaki en büyük fark, insanın rûhudur. İnsanlarda rûh vardır. İnsanlık şerefi hep bu rûhdan gelmektedir. Bu rûh, ilk olarak, Âdem aleyhisselâma verildi. Hayvanlarda bu rûh yoktur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri; “İnsanın aslı, rûhudur. Rûhun beden ile birleşmesi, Allahü teâlâ ile olmasına biraz mâni olmuştur. Bedenden ayrılıp, bu karanlık yerden kurtulunca, Rabbi ile berâber, Ona yakın olur. Bunun için, (Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşturan bir köprüdür) buyuruldu” buyuruyor.
    İnsan kalbi ve rûhu, yalnız insanlarda bulunur. Bu rûhun da iki kuvveti vardır. İnsan, bu iki kuvvet ile, hayvanlardan ayrılmaktadır. Bu iki kuvvetten birisi, idrâk edici, bilici kuvvettir. İkincisi, yapıcı kuvvettir. Bilici kuvvete akıl denir.
    KÖTÜLÜKLERİN DEPOSU!..
    İnsanda, kalb ve rûh kuvvetinin dışında, nefis denilen bir kuvvet daha vardır. Nefis, kötülükler deposu olarak yaratılmıştır, Allahü teâlâya düşmandır. Nefsin gıdası, inkâr, isyân, haramlar ve bütün günahlardır. Rûh ise, Allahü teâlâya, Onun emirlerine, sevdiklerine âşıktır, iyilikler, güzellikler kaynağıdır. İnsan bedeninin kıymet kazanması, değerli olması, kalbinin, rûhunun sesine kulak vermesine, bunları kuvvetlendirmesine bağlıdır.
    Allahü teâla, insan bedeninde kalbi ve rûhu kıymetli yaratmıştır. Bunlar sebebi ile insan ve insan bedeni kıymetli olmaktadır. Kıymetsiz, değeri olmayan bir şey, kıymetli bir kimsenin vermesi ile değerli olur. Kadir gecesi bütün geceler gibi bir gece olmasına rağmen; Allahü teâlâ kıymet verdiği için; bin aydan dahâ kıymetli olmuştur. Ümmetlerin iyisi bu ümmettir ki, onların bir ibâdetleri yediyüz olur. Resûlullah efendimiz; (Aşağı, değersiz sanılan çok kimseler vardır ki, onlar, Allahü teâlânın sevgili kullarıdır. Bir şeyi yapmak dileseler, Allahü teâlâ o şeyi, elbet yaratır) buyurmuştur.
    Yahyâ bin Muâz Râzî hazretleri, ilim, amel ve ahlâkta, nefsiyle mücâdele etmekte, şaşılacak hâl ve üstünlüklere sahip âlim ve veli bir zât idi. İbrâhîm ve İsmail adında iki kardeşi olup, onlar da yüksek hâl sahibi idiler. Kardeşlerinden birisi, Mekke’ye gidip oraya yerleşir ve Yahyâ bin Muâz Râzî hazretlerine bir mektûb yazar ve; “Efendim, benim üç arzum vardı. Bunlar, ömrümün sonunu en kıymetli yerde geçirmek, bir hizmetçimin olması ve ölmeden önce sizi bir defa daha görmek. Bunlardan ikisine kavuştum. Şu anda Harem-i şerîfte bulunuyorum ve bir hizmetçim de var. Duâ edin de Allahü teâlâ üçüncü arzuma da kavuşmayı nasîb etsin” der.
    Yahyâ bin Muâz Râzî hazretleri de, cevap olarak yazdığı mektupta; “Sen insanların en iyisi ol da istediğin yerde yaşa. Yerler, mekânlar, insanlarla değer kazanır, insanlar yerlerle değil. İki cihanın efendisi o taraflarda bulunduğu için, oralar çok kıymetli olmuştur. Hizmetçin bulunması arzusu, keşke bulunmasaydı. Efendilik Allahü teâlânın, hizmetçilik ise kulun sıfatıdır. Birini kendine hizmetçi edip de, o kimsenin Hakka kulluk etmesine mâni olmak mürüvvete yakışmaz, uygun değildir. Beni görmek arzu ettiğini söylüyorsun. Eğer hep Allahü teâlâyı hatırlar, her an Onunla meşgûl olursan, beni hatırına getirmezsin.
    Şu anda bulunduğun yer, İbrahim aleyhisselâmın evlâdını kurban etmek istediği yerdir. Her şeyin sahibi olan Allahü teâlâyı bulmuş isen, ben senin işine yaramam. Eğer Onu bulamadınsa, benden sana ne fayda gelir” buyurur.
    AĞLA Kİ GÜLESİN!..
    Yahyâ bin Muâz Râzî hazretleri, sevdiklerinden birine yazdığı mektûpta da; “Dünyâ, uyku; âhiret ise uyanıklık yeridir. Rüyâda ağlayan uyanıklıkta güler, sevinir. Sen dünyâ hayatında ağla ki, âhiret uyanıklığında gülesin ve neşeli olasın” buyurmuştur.
    Netice olarak insan, beden demek değildir. İnsan rûh demektir. Beden, rûhun konak yeridir. Kıymetli olan, ev değil, evde oturanlardır. İnsan ölünce, kalb ve rûh ölmez. Hattâ rûh, beden kafesinden kurtulduğu için, dahâ da kuvvetli olur. Bu sebeple insan bedeninin kıymetli olması, beden, mekân ile değil, o mekânda, o bedende bulunan kalb ve rûh sebebi iledir...

    Kaynak : Osman Ünlü
     

Sayfayı Paylaş