1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Mete Zamanında Türk Cemiyeti

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve e-PaCk tarafından 12 Mayıs 2009 başlatılmıştır.

  1. e-PaCk

    e-PaCk Forum Gururu

    Katılım:
    12 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.481
    Beğenileri:
    44
    Ödül Puanları:
    1.880
    Banka:
    331 ÇTL
    Mete Zamanında Türk Cemiyeti
    Türklerin sonradan "Oğuz Han" adıyla ölümsüzleştirdikleri Mete, M.Ö. 209 yılında Büyük Türk Hakanlığı'nın başına geçti. M.Ö. 174 yılına kadar 35 yıl Türk devletinin başında kaldı. Asıl adı "Motun" ol*makla beraber daha çok "Mete" şekliyle tanınmış*tır.

    Türk İmparatorluğu, Çin ve Ön Asya gibi kalabalık değildir. Nüfus pek azdı. Halk kışın kışlaklarda otu*rur, yazın yaylalara göçerdi. Hayvancılık en büyük geçim kaynağını teşkil ediyordu. Silah ve deri sa*nayileri, endüstrinin en ileri gitmiş kollarıydı, çünkü doğrudan doğruya milli savunmayı ilgilendiriyordu. Lüks eşya Çin'den ve başka ülkelerden getirtiliyor*du. Bu eşya çok kere ganimet şeklinde Türk ülke*lerine giriyor, barış zamanında değiştirme yoluyla da satın alınıyordu. Hayat şartları sert, bazen mer*hametsizdi. Kadınlar da erkeklerin yanında yorucu çalışma şartları içindeydi.

    Büyük askeri makamlar, asil ailelerin tekelindeydi. Çok defa vazifeler babadan oğula geçerdi. "Tarhan" denilen asiller ve aileleri vergi ödemezlerdi. Subaylar tümenbeyi, binbaşı, yüzbaşı ve ellibaşı rütbelerindeydi, sonra onbaşılar gelirdi. Bunlar isimlerinin gösterdiği sayıda atlıya komuta ederlerdi. Türk ordusu atlı bir orduidi. Çok defa süvarilerin yedek atları da bulunurdu. Tümenler 10.000 kişilikti. Türk ordusunda 24 tümen vardı. Türk ordusunun manevra kabiliyeti tek kelimeyle eşsizdi.

    Türkler, aynı zamanda dünyanın en kalabalık muharip kuvvetine de sahipti. Orduda muharip olmayan sınıflar yoktu. Her Türk erkeği asker sayılırdı. Eli silah tutabilen herkes askeri eğitim görürdü. Başlıca silahlar ok, yay, mızrak, kılıç ve bıçaktı. Türklerin yaptıkları silahlar çok meşhurdu ve bütün dünyada aranırdı. Türklerin ok çekişleriyle hiçbir kavim rekabet edemezdi.

    Türkler, değerine inandıkları başbuğlarına körükörüne denecek şekilde itaat gösterirlerdi. "Büyük Kurultay" deni*len meclis vardı. Fakat son söz hükümdarındı. Hükümdarın iradesi üzerinde münakaşa edilemezdi. Tabiatıyla böyle bir idare sisteminin üstün tarafları olduğu gibi kötü tarafları da vardı. En büyük kötülük şuradan gelirdi ki, başbuğlar değersiz olunca Türk kavimleri parçalanıp tekrar oymak yaşayışına dönerlerdi. Bir müddet sonra de*ğerli bir başbuğ ortaya çıkar, dağılmış Türk kavimlerini tekrar bir araya toplardı.

    Türklerin girdiği her yerde düzen, huzur, asayiş hüküm sürerdi. Yerli halkın dinlerine ve inanışlarına karşı saygı*lıydılar. Daha doğrusu onların vicdani kanatleri ile hiç ilgilenmezlerdi. Kendi dinlerini ve inanışlarını kabul ettir*mek için değil baskı yapmak ciddi bir gayret bile göstermezlerdi. En uzak bir ülkeye ayak basar basmaz sanki yüzyıllarca bu ülkelerdeymiş gibi tam bir devlet teşkilatı kurarlardı. Yabancı kavimleri askere almazlar ve o çağ*da bütün dünyada olduğunun aksine ücretli asker kullanmazlardı. Türk ordusu tam anlamıyla milli bir ordu hüviyetindeydi. Büyük Türk Hakanlığı'nın güç kaynaklarından birini de şüphesiz bu özellik teşkil ederdi.

    Yılmaz Öztuna
    Türk Tarihinden Yapraklar
     

Sayfayı Paylaş