1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz
Notu Gizle
Merhaba Ziyaretçi.

"BENİM DÜNYAM" konulu resim yarışması başladı. İlgili konuya BURADAN ulaşabilirsiniz.

Sizi de bu yarışmaya katılıma davet ediyoruz...

Minicik Sözlük (A)

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 9 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.610
    Beğenileri:
    5.941
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Banka:
    3.836 ÇTL
    A

    âb: su.
    âbâ: babalar, atalar.
    aba: yünden yapılmış kaba kumaş.
    âbâd: ebedler, sonsuz gelecek zamanlar.
    Abâdile: Abdullah isimli sahabeler.
    abd: kul, köle.
    abdal: dünya ile ilgisini kesen mânevî makam sahibi kişi.
    abdest: su ile temizlik ibadeti.
    abdiyet: kulluk.
    abes: saçma, gayesiz, hikmetsiz, gereksiz.
    abesiyet: abeslik, saçmalık.
    âbıhayat: hayat suyu.
    âbıkevser: Kevser adlı cennet havuzunun suyu.
    âbid: ibadet eden.
    âbidane: ibadet eden gibi.
    abide: anıt.
    abluka: kuşatma, etrafını çevirme.
    abus: somurtan, surat asan.
    acaib: şaşırtıcı, acayip.
    Acam: Acemler, iranlılar, Arap olmayanlar.
    acb: kuyruk sokumundaki küçük kemik.
    acbüzzeneb: ölümden sonra dirilişin tohumu sayılan madde.
    aceb: acaba, hayret.
    Acem: Arap olmayan, iranlı.
    acemi: işin yabancısı, tecrübesiz.
    aceze: âcizler, güçsüzler.
    acîb: benzeri görülmeyen, şaşırtıcı.
    âcil: acele eden.
    âcilen: acele olarak.
    aciniyyet: mâcun halinde olma, yoğurulmuşluk.
    âciz: güçsüz.
    âcizane: güçsüzce.
    âcize: güçsüz.
    âcizem: güçsüzüm.
    acûbe: şaşılacak şey.
    acul: aceleci.
    aculiyet: acelecilik.
    acûze: güçsüz kocakarı.
    acz: güçsüzlük.
    aczâlûd: güçsüzlükle karışık.
    Ad: Hud aleyhisselâmın kavmi.
    âda: düşmanlar.
    âdâb: edepler, ahlâk kuralları.
    adale: kas.
    adalet: hak sahibine hakkını vermek, doğruluk.
    adaletname: mahkemeye davet yazısı.
    adaletperver: adaletsever.
    adaletullah: Allahın adaleti.
    adall: iyice sapıtmış.
    âdât: âdetler, alışkanlıklar.
    adavet: düşmanlık.
    adavetkârane: düşmancasına.
    add: sayma.
    addetmek: saymak.
    aded: sayı, tane.
    Adem: ilk insan ve ilk peygamber.
    adem: yokluk, olmama, bulunmama.
    ademabâd: ebediyyen yok olma.
    ademâlûd: yoklukla karışık.
    ademî: yoklukla ilgili, olmama.
    ademistân: yokluk ülkesi.
    ademiye: yoklukla ilgili.
    ademiyet: yokluk.
    âdemiyet: insanlık.
    ademnüma: yokluk gösteren.
    adese: mercek.
    âdet: görenek, alışkanlık.
    âdeta: sanki.
    âdetullah: Allahın yaratıklardaki kanunları.
    âdi: bayağı, aşağı, sıradan.
    Adil: adalet eden, hakkı haklı olana veren.
    âdilane: âdilce.
    âdiliyet: âdillik.
    âdiyât: her zaman olagelen alışılmış şeyler.
    adl: hak gözetme, tarafsız hüküm, doğruluk.
    adlî: adaletle ilgili.
    adliye: adalet yeri, mahkeme binası.
    Adn: cennette bir bölüm.
    adüvv: düşman.
    âfâk: ufuklar, taraflar, yönler.
    âfâkî: dışımızda olanlar.
    âfât: afetler, belâlar.
    âferin: beğenme sözü.
    âfet: başa gelen üzücü hâl.
    afif: iffetli, namuslu, temiz.
    âfil: gurub eden, batan.
    âfitâb: güneş.
    âfiyet: esenlik, sıhhat ve selâmet.
    afüvkâr: affedici.
    afüvv: affeden.
    afv: bağışlama.
    afvcûyem: af diliyorum.
    afyon: ilaç.
    âgâh: haberli, uyanık.
    agel: sarık.
    ağaz: başlama.
    ağdiye: tekelcilik.
    ağleb: daha galib, ekseriyet, çok defa.
    ağleben: ekseriyetle, genellikle.
    ağlebî: ekseriyetle ilgili.
    ağmaz: kolay anlaşılmayan, pek derin.
    ağniya: ganiler, zenginler.
    ağrâz: garazlar, kötü niyetler.
    ağrube: en garip.
    ağsan: dallar.
    ağuş: kucak.
    ağyâr: başkalar, yabancılar.
    ahad: birler.
    ahadî: bir iki koldan nakledilen hadîs türü.
    ahâlî: halk.
    âhar: başkaları, diğerleri.
    ahbâb: sevilenler, dostlar.
    ahbâr: haberler.
    ahcâr: taşlar.
    ahd: söz verme, sözleşme, ahit.
    âhenk: uyum, düzen.
    âher: başka, diğer.
    âheste: yavaş.
    ahfâ: çok gizli.
    ahfâd: torunlar.
    ahî: kardeşim
    ahid: verilen söz, andlaşma.
    Ahir: herşeyden sonra da var olan, varlıkların sonrasına da hâkim.
    âhir: sonraki.
    âhiren: sonradan.
    âhiret: öbür dünya.
    âhirîn: sonrakiler.
    âhirzaman: dünyanın son zamanları.
    âhize: alan, alıcı.
    ahkâm: hükümler, kanunlar.
    ahkem: en çok hükmeden.
    ahlâf: halefler, öncekilerin yerine geçenler.
    ahlâk: insanın iyi veya kötü hâlleri, bunlarla ilgili ilim.
    ahlâkî: ahlâkla ilgili, ahlâka uygun.
    ahlâkiyat: ahlâk ilmi.
    ahlâkiyyun: ahlâk âlimleri.
    ahmak: akılsız, budala.
    ahmakane: ahmakça, budalaca.
    Ahmed: çok hamdeden, övülmeye en lâyık olan.
    ahmer: kırmızı.
    ahrâr: hürriyetçiler.
    ahsen: en güzel.
    ahseniyet: en güzel olma.
    âhû: ceylân.
    âhufizâr: yanıp yakınma.
    ahvâl: haller, durumlar.
    ahvâlât: ahvaller, durumlar.
    ahvel: şaşı.
    ahyâ: diriler, canlılar.
    ahyâr: hayırlılar, iyiler.
    Ahyed: Peygamberimizin Tevrattaki ismi.
    ahz: alma, tutma.
    ahzâb: hizipler, bölümler, partiler.
    ahzân: hüzünler, üzüntüler.
    âid: geri gelen, dönen, dair, ilgili.
    ailevî: aileyle ilgili.
    âkab: hemen sonrası.
    âkabinde: hemen sonrasında.
    akaid: akideler, inanılan hakikatlar.
    akaidî: îmanla ilgili.
    akâmet: kısırlık, verimsizlik.
    akar: gelir getiren mal.
    akarib: akrabalar, yakınlar.
    akçe: eskiden para.
    akd: anlaşma, sözleşme.
    akdam: kademler, ayaklar.
    akdem: en önceki.
    akdes: en mukaddes.
    âkıbet: son, netice.
    âkıbetbîn: işin sonunu görebilen.
    âkıbetendişane: sonu için kaygılanırcasına.
    âkıl: akıllı.
    akıl: zihnin anlama ve düşünme sıfatı.
    âkılane: akıllıca.
    akılfüruş: akıllılık taslayan.
    akılsûz: akla aykırı gelen.
    âkib: hemen sonra gelen, izleyen.
    akid: söz, sözleşme.
    âkid: aralarında sözleşme yapanların herbirisi.
    akide: îman, inanma.
    âkif: devamlı ibadet eden.
    akîk: değerli bir taş cinsi.
    akîka: yeni doğan çocuk için şükür niyetiyle kesilen kurban.
    âkil: yiyen, yiyici.
    âkilüllâhm: et yiyen.
    âkilünnebat: ot yiyen.
    âkilüssemek: balık yiyen.
    akîm: kısır, verimsiz, neticesiz.
    akis: yansıma, yankı.
    akl: akıl, anlama melekesi.
    aklen: akılca.
    aklî: akılla ilgili, akıl alanına giren.
    akliyât: akıl alanına giren şeyler.
    akliyyûn: aklı tek ölçü kabul eden felsefeciler.
    akrabâ: yakınlar, hısımlar.
    akrân: eş ve benzer olanlar, yaşıtlar.
    akreb: daha yakın, pek yakın.
    akrebiyet: yakınlık.
    aks: yankı, yansıma, tersi.
    aksâ: en son.
    aksâm: kısımlar, bölümler.
    aksisadâ: ses yankısı.
    aksülamel: işin tersi, tepki.
    aktâb: kutublar, büyük evliyalar.
    aktâr: her yer.
    aktrist: kadın oyuncu.
    akvâ: en kuvvetli.
    akvâl: sözler, konuşmalar.
    akvâm: kavimler, ırklar.
    âl: aile, sülale, soy.
    âlâ: en yüce, daha iyi, pek iyi.
    alâ: üst, üzere.
    alafranga: Batı tarzında.
    alâik: alâkalar.
    alâim: alâmetler, belirtiler.
    alâka: ilgi.
    alaka: kan pıhtısı.
    alâkadar: ilgili.
    alâkadarane: ilgi gösterircesine.
    alâküllihâl: her durumda, eninde sonunda.
    âlâm: elemler, acılar.
    alâmet: bellik, belirti.
    âlât: âletler, gereçler.
    alaturka: Türk usûlü.
    alay: beş bölük erden oluşan askerî topluluk.
    âlâyıîlliyyîn: yücelerin yücesi.
    âlâyiş: gösteri, gösteriş.
    aleddevam: devamla, devamlı olarak.
    alelâde: sıradan.
    alelamya: körükörüne.
    alelekser: çoğunlukla, ekseriyetle.
    alelinfirad: teklikle, bir olarak.
    alelumum: genellikle, bütünüyle.
    alelusûl: usûlen, öylesine, özen göstermeden.
    alem: bayrak, sancak, nişan.
    âlem: dünya, cihan, evren.
    a'lem: en iyi bilen.
    alemdar: bayrak tutan.
    âlempesend: dünyaca ünlü.
    âlemşümûl: âlemi kaplayan, dünya çapında.
    alenen: açıkça, saklanmadan.
    alenî: açık, gizli olmayan.
    alerresivelayn: baş ve göz üstüne.
    âlet: bir iş veya sanatta kullanılan vasıta.
    âletiyet: aletlik.
    alettahkik: araştırmayla.
    Alevî: Hazreti Ali sevgisini meslek kabul eden.
    aleyh: onun üzerine.
    aleyhdar: onun tersi yönünde, karşı.
    aleyhimüsselâm: Allahın selâmı onlara olsun.
    aleyhissalâtüvesselâm: salât ve selâm onun üzerine olsun.
    âlî: yüksek, yüce.
    Aliaba: Peygamberimizin abası altına aldığı beş kişi.
    Alibeyt: Peygamberimizin neslinden olan.
    âlicenab: yüksek ahlâklı.
    âlîcenabâne: yüksek ahlâklı birine yakışır biçimde.
    âlihe: ilâhlar, tanrılar.
    âlîhimmet: himmeti yüce ve gayreti çok kimse.
    âlîkadr: kıymeti yüksek.
    alîl: hasta, sakat.
    alîlem: hastayım.
    Alîm: sonsuz bilgi sahibi Allah.
    âlim: bilen, bilgili.
    âlimâne: âlimce.
    âlîşân: şânı yüce.
    âlîyat: yüce şeyler.
    âliye: âletle ilgili
    âlîye: yüce, yüksek.
    alîz: cılız.
    Allah: bütün varlıkları yaratan Halıkımızın has ismi.
    Allahüalem: Allah bilir.
    Allahümme: Allahım!
    Allâm: herşeyi en iyi bilen, Allah.
    allâme: pek büyük âlim.
    Allâmülguyûb: dış duyular yoluyla bilinemeyenleri en iyi bilen Allah.
    âlûd: bulaşık, karışık.
    âlûde: bulaşmış, karışmış.
    âlüfte: alışık, iffetsiz kadın.
    âmâ: kör.
    âmâde: hazır.
    âmâk: derinlikler.
    âmal: ameller, işler.
    âmâl: emeller, beklentiler, istekler.
    amame: sarık.
    aman: yardım dileme sözü.
    amazon: eski zamanlarda yaşamış savaşçı kadın.
    amd: niyet, arzu, istek.
    amden: niyet ederek ve isteyerek.
    amed: gerekir, gelir.
    amedî: gelme, geliş.
    amel: iş, çalışma, uygulama.
    amele: işçi, ırgat.
    amelen: amelce, işçe.
    amelî: iş olarak, uygulamalı.
    amelisâlih: dine uygun iyi amel, güzel iş.
    ameliyât: ameller, işler, bir tedavi biçimi.
    amelmânde: iş yapamaz durumda.
    âmennâ: inandık.
    âmentü: îman esasları.
    âmî: âlim olmayan sıradan kimse.
    amîk: derin.
    âmil: işleyen, etkileyen.
    âmin: Allahım kabul eyle!
    âmir: emreden, iş buyuran.
    âmirâne: emreden âmir gibi.
    âmiriyet: âmirlik, emredicilik.
    âmiyâne: bilgisizce, körü körüne.
    âmm: umumi, genel.
    âmme: herkes, kamu.
    ammilgarâib: garipliklerin amcası.
    ammizâde: amca çocuğu.
    amûd: direk, sütun.
    amûdî: dikine, direk gibi.
    amyâ: tam kör.
    ân: en kısa zaman.
    ananât: gelenekler.
    anâne: gelenek.
    anânevî: gelenekle ilgili.
    anarşi: karışıklık, kargaşalık, düzensizlik.
    anarşilik: karışıklık, kanunsuzluk.
    anarşist: düzen tanımaz, yıkıcı, isyancı, bozguncu.
    anâsır: unsurlar, elemanlar, kavimler.
    anbean: gitgide, gittikçe.
    anber: güzel kokulu bir madde.
    andelîb: bülbül.
    anfeanen: gitgide, zamanla.
    angarya: ücret vermeden gördürülen iş.
    Anglikan: ingiliz kilisesi.
    ânî: bir anda, hemen.
    ankâ: hayâlî bir kuş.
    ankebût: örümcek.
    antika: eskiden kalma kıymetli eser.
    Antranik: Ermeni örgütünün liderlerinden biri.
    anûd: çok inatçı.
    anûdane: inat ederek.
    âr: utanma.
    ârâ: fikirler, reyler.
    Arabî: Arap, Arapça.
    Arabîye: Arapça.
    Arabîyyülibare: Arapça söz, ibare, metin.
    ârâf: cennet ile cehennem arasındaki yer.
    Arafat: hacda arefe günü vakfeye durulan dağın ismi.
    arasât: ölümden sonraki dirilme yeri.
    ârâz: arazlar.
    araz: belirti, sonradan meydana gelen özellik.
    arâzî: yerler, topraklar, tarlalar.
    arbede: gürültülü patırtılı kavga.
    Arefe: Mekkede hacıların arefe günü toplandıkları tepe.
    arefe: bayramdan bir önceki gün.
    ârız: gelip çatan, bulaşan, yapışan.
    ârıza: aksama, aksaklık, engebe.
    ârızî: sonradan olan, dıştan gelen.
    ârî: arı, temiz, saf.
    ârif: anlayışlı, sezgili, kavrayışlı.
    ârifane: ârifçe.
    ârifibillah: Allahı tanıyan.
    ârifîn: ârifler, irfan sahipleri.
    Aristo: eski bir filozof.
    âriyeten: emaneten.
    ark: su yolu, kanal.
    arrâf: falcı, kâhin.
    arş: ilâhî kudret ve saltanatın tecelli yeri.
    arşın: 68 santimetrelik uzunluk ölçüsü.
    arşî: arşa dair, mantıkta bir delil.
    arşiv: kıymetli belgelerin saklandığı yer.
    arûz: şiirde bir vezin türü.
    arz: sunma, verme, gösterme.
    arz: yer, yeryüzü.
    arzî: dünyaya ait.
    arzu: istek.
    arzuhal: dilekçe.
    arzukeş: arzulu.
    asâ: baston, sopa, değnek.
    âsâ: "benzer, gibi" mânâsında son ek.
    asab: sinir, damar.
    m;margin-bottom:0cm; margin-left:1.0cm;margin-bottom:.0001pt;mso-pagination:none'>âsâb: sinirler, damarlar.
    asabî: sinirli.
    asabiyet: sinirlilik. gayret.
    asabiyeten: asabilik bakımından.
    asâkir: askerler.
    asâlet: asillik, soyluluk.
    asâleten: kendi adına.
    âsâm: günahlar.
    asamm: sağır, işitmez, katı.
    asammane: sağırcasına.
    âsân: kolay.
    âsar: asırlar, çağlar.
    âsâr: eserler, yapılanlar.
    âsâyiş: barış, huzur ve güvenlik.
    asdika: samimi dostlar, sadıklar.
    asfiyâ: günahlardan arınmış büyük zatlar.
    asgar: en küçük.
    ashâb: sahipler, sahabeler.
    asıl: kendisi, temel, kök.
    asır: yüzyıl, çağ.
    asırdîde: asır görmüş, çağ yaşamış.
    âsî: isyan eden, başkaldıran.
    asîl: soylu, terbiyeli.
    asîlzâde: asîl kimsenin evladı.
    âsîyâne: isyancı gibi.
    asla: olması imkânsız.
    aslâh: daha iyi, en üstün.
    aslî: asılla ilgili, öze dair.
    asliyet: asıllık, köklülük, soyluluk, gerçeklik.
    aslüfasl: işin aslı ve ayrıntıları.
    asm: "aleyhissalâtüvesselâm" duasının kısa yazılışı.
    asr: asır, yüzyıl.
    asr: ikindi vakti.
    Asrısaadet: Peygamberimizin yaşadığı saadetli zaman.
    asrî: çağa uygun.
    astronomi: gökteki cisimleri inceleyen ilim.
    âsûde: sessiz, dingin, huzurlu.
    âsuman: gökyüzü, sema.
    asvât: savtlar, sesler.
    aşâir: aşiretler, oymaklar.
    âşâr: öşürler, toprak ürünlerinin vergileri.
    aşere: on'lar, on sayıları.
    Aşereimübeşşere: cennetle müjdelenmiş on sahabe.
    âşık: aşırı seven, vurgun, tutkun.
    âşikâr: açık, belli, meydanda.
    âşikâre: belli ederek, açıkça.
    âşikâren: açıkça.
    âşina: bildik, tanıdık, bilen, tanıyan.
    aşîrât: aşireler, onda birler.
    âşire: onda bir.
    âşiren: onuncusu.
    aşîret: kabile, oymak.
    âşiyân: kuş yuvası, sevimli ev.
    aşk: şiddetli sevgi, candan sevme.
    aşknâme: aşkı anlatan yazı.
    aşr: on sayısı.
    atâ: verme, lütuf, ihsan.
    atâlet: işsizlik, tembellik, durgunluk.
    atâyâ: armağanlar, ihsanlar.
    ateh: bunama, bunaklık.
    âteşgede: ateşe tapanların mabedi.
    âteşî: ateşle ilgili.
    âteşîn: ateşli, canlı.
    âteşpâre: ateş parçası.
    âteşperest: ateşe tapan.
    atf: atıf, bağlama, verme, yükleme.
    atfen: birinin adına, birine yükleyerek.
    atıf: verme, yükleme, bağlama.
    âtıfet: karşılıksız sevgi, acıyıp esirgeme.
    âtıl: tembel, durgun, işlemez.
    âtî: gelecek zaman, ilerisi.
    atiyye: hediye, ihsan.
    atlas: üstü ipek altı pamuk kumaş.
    attar: ıtriyat dükkanı, güzel koku satan adam.
    Atûf: karşılıksız seven ve acıyıp esirgeyen Allah.
    avâik: maniler, engeller.
    avâlim: âlemler, dünyalar.
    avam: ilimsiz, sıradan kimse.
    âvân: zamanlar, anlar.
    avâre: işsiz, şaşkın, başıboş.
    avârız: arızalar, aksaklıklar, noksanlıklar.
    âvaz: ses, seda.
    avcıhattı: savaş cephesi.
    avdet: geri gelme, dönme.
    avene: yardımcılar.
    âvize: içinde ampul bulunan ve tavana asılan süs.
    avn: yardım.
    avret: gizlenmesi gereken şey.
    Avrupaperest: Avrupayı taparcasına seven.
    avzen: havuz, göl.
    âyâ: acaba, hayret!
    ayân: belli, açık seçik.
    âyan: seçkinler, ileri gelenler.
    ayânen: açıkça, besbelli.
    ayânısâbite: varlıkların ilâhî ilimde ezelden beri bulunan hakikatları.
    Ayasofya: şimdi müze olan önemli bir cami.
    âyât: âyetler.
    ayb: ayıp, utanılacak kusur.
    âyet: Kurândaki her bir cümle, delil, bellik.
    âyetülkübra: en büyük âyet.
    âyin: dinî tören.
    âyine: ayna.
    âyinedar: ayna olan.
    ayn: göz, aslı, kendisi.
    aynelhayât: hayatın kendisi.
    aynelyakîn: göz ile görmüşçesine kesin biliş.
    aynen: tıpkı, tıpkısı.
    ayniyet: aynı olma.
    ayyâş: haram içkileri çok içen.
    ayyuk: gökyüzünün pek yüksek yeri.
    âzâ: uzuvlar, organlar, üyeler.
    azâb: eziyet, işkence.
    âzâd: salıverme, hür etme.
    âzâde: hür, serbest, kendi başına.
    âzam: en büyük.
    azamet: büyüklük.
    âzamî: en büyük, maksimum.
    âzamîyet: en büyük oluş.
    âzamüşşer: büyük kötülük.
    âzâr: kötü sözle incitme.
    azâzil: şeytan.
    azhar: pek zahir, en açık.
    âzim: azimli, kesin kararlı.
    azîm: büyük.
    azîme: büyük.
    azîmet: dinî emirlere tam uyma.
    azimkâr: azimli, kesin kararlı.
    azimkârâne: azmederek, kararlı bir şekilde.
    azîmüşşân: şanı pek büyük.
    Azîz: pek izzetli, hep galip olan ve asla galebe edilemeyen.
    aziz: Hıristiyanların mübarek bildikleri büyükleri.
    azl: azil, atma, dökme, çıkarma.
    azm: azim, kesin karar, kuvvetli niyet.
    azm: kemik.
    Azrâil: can almakla görevli melek.
    azze: aziz oldu, şanı yüce oldu!
     
Benzer Konular
  1. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    426
  2. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    397
  3. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    530
  4. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    389
  5. ZeyNoO
    Mesaj:
    2
    Görüntüleme:
    504
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş