1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz
Notu Gizle
Yaklaşık 6 ay içinde forumda köklü değişimlerin olacağı bir sürümle karşınızda olacağız. Sistemi test etmek için aşağıdaki adresi kullanabilirsiniz.

http://www.degisim-sanat.com/_xf2/
Notu Gizle
Merhaba Ziyaretçi.

"KIRMIZI" konulu resimler için anketimiz açıldı. İlgili konuya BURADAN ulaşabilirsiniz.

Sizi de ankete katılmaya davet ediyoruz...

Minicik Sözlük (H)

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 9 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.586
    Beğenileri:
    5.886
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.555 ÇTL
    H

    hâb: uyku.
    habâis: pislikler, kötülükler.
    habâset: pislik, pislik, kötülük.
    habb: tohum, dane.
    habbe: tohum, dane.
    habbecik: tohumcuk.
    haber: yeni duyulan bilgi.
    haberdâr: haberli.
    Habeş: Afrikada bir ülke.
    Habeşî: Habeşli.
    habîb: sevgili, sevilen.
    habîbiyet: sevgililik.
    Habîbullah: Allahın sevgili kulu.
    Habîr: her şeyden haberi olan Allah.
    habîr: haberli.
    habîs: pis, kötü.
    habîsât: pisler, kötüler.
    hablullah: Allahın ipi.
    hablülmetîn: sağlam ip.
    hablülverîd: şahdamarı.
    habr: âlim, bilgili.
    habrülümmet: ümmetin âlimi.
    habt: şiddetli vurma, battal etme, unutma.
    hacâlet: utanma.
    hacâletâver: utandırıcı.
    hacamat: kan aldırma.
    hâcât: ihtiyaçlar.
    hacc: Kâbeyi ziyaret ibadeti.
    hâce: hoca.
    hâcegân: Nakşîlerin bir ünvanı.
    hacel: utanma.
    hacer: taş, kaya.
    Hacerülesved: Kâbede bulunan ünlü kara taş.
    hâcet: ihtiyaç, lüzum.
    hacil: utanmış.
    hacim: oylum, bir cismin uzayda doldurduğu boşluk.
    hacz: engelleme, el koyma, ayırma.
    hâç: Hıristiyanların sembolü olan şekil.
    Haço: Ermeni isimlerinden biri.
    had: bir nevi ceza.
    hadâret: gençlik, tazelik.
    hadd: sınır, çizgi.
    haddibülûğ: ergenlik sınırı.
    haddizât: aslı, kendisi.
    hadeka: gözbebeği.
    hademât: hademeler.
    hademe: hizmetçi.
    hades: yeni, sonradan, abdest bozan bir hâl.
    Hâdî: hidayet veren Allah.
    hâdî: hidayete ermiş, mürşit.
    hadîd: demir.
    hadika: bahçe.
    hâdim: hizmet eden.
    hâdim: yıkan, mahveden.
    hâdimüllezzât: lezzetleri bozan.
    hadîs: Peygamberimizin sözü.
    hâdis: sonradan var olan.
    hâdisât: olaylar.
    hâdise: olay.
    hadîsibilmânâ: anlam bakımından doğru hadîs.
    hadîsikudsî: mânâsı ilâhî sözü peygamberî olan hadîs.
    hadîsişerîf: Peygamberimizin şerefli sözü.
    hadra: yeşillik, yeşil.
    hadravat: yeşillikler.
    hads: birdenbire sezilen bilgi.
    hadsen: birdenbire sezmekle.
    hadsî: birdenbire sezilen.
    hadsiz: sınırsız.
    hafâ: gizlilik.
    hafakan: yürek oynaması, sıkıntı.
    hafâyâ: sırlar.
    hafaza: koruyucu.
    haffâr: kazıcı.
    hâfız: Kurânı ezberlemiş kimse.
    hâfıza: ezberleme yeteneği.
    hafî: gizli, saklı.
    hafîd: torun, oğul.
    hafiye: biri hakkında gizlice bilgi toplayan kimse.
    Hafîz: her şeyi koruyan ve saklayan Allah.
    hafîz: koruyan.
    hafîzâne: hafîzce.
    hafîziyet: hafîzlik, koruyuculuk.
    hafriyât: kazılar.
    hahambaşı: Musevîlerin dinî lideri.
    hâhem: isterim.
    hâhiş: fazla arzu.
    hâhişger: arzulayan.
    hâib: nasipsiz, ümitsiz, utanan.
    hâif: korkan, korkak.
    hâil: perde.
    hâin: emanete hıyanet eden.
    hâinâne: haince.
    hâiz: sahip, içine alan.
    hâize: sahip olan.
    hak: adalet, pay, doğruluk, emek, ücret, doğru.
    hâk: toprak.
    hakâik: hakikatlar, gerçekler.
    hakâikâşinâ: hakikatlere alışık.
    hakâiknümâ: hakikatları gösteren.
    hakaret: küçüklük, küçük görme.
    hakaretâmiz: hakaretle karışık.
    hakaretkârâne: hakaret edercesine.
    hakbîn: hakkı gören.
    Hakem: haklı ile haksızı ayıran Allah.
    hakendiş: hak için kaygılanan.
    hakeza: bunun gibi.
    hâkî: toprakla ilgili.
    hakîkat: öz, asıl, gerçek.
    hakîkatbîn: hakikatı gören.
    hakîkatfeşân: hakikat saçan.
    hakîkatmedâr: hakikatın kaynağı.
    hakîkatperest: hakikata pek düşkün.
    hakîkatperestâne: hakikata düşküncesine.
    hakîkatşiken: hakikatı kıran.
    hakîkatdâr: hakikatlı.
    hakîkî: gerçek, asıl, öz.
    Hakîm: her fiilinde hikmet ve gayeleri gözeten Allah.
    Hâkim: "hüküm veren, hak ve adalet üzere hükmeden, başkasını müdahale ettirmeden idare eden" mânâsında ilâhî isim.
    hakîmâne: hikmetlice.
    hâkimâne: hükmedercesine.
    hakîmiyet: hakîmlik.
    hâkimiyet: hâkimlik.
    hakîr: aşağı, küçük, önemsiz.
    Hakk: Allah.
    hakk: doğru, gerçek, pay, adalet, din.
    hâkk: kazma, oyma.
    hakkalyakîn: kendisi yaşamışcasına en yüksek seviyede bilme.
    hakkan: gerçekten, doğrusu.
    hakkaniyet: gerçeklik ve doğruluk.
    haknümâ: hakkı gösteren.
    hakperest: hakka pek düşkün.
    hakperestâne: hakka pek düşkün biri gibi.
    hakşinas: hakkı tanıyan.
    hâl: durum, görünüş, nitelik, şimdi, tâkat.
    hal: yapıp bitirme, indirme.
    hâlâ: şimdi, henüz.
    halâs: kurtuluş.
    halâskâr: kurtarıcı.
    hâlât: hâller.
    halâvet: tatlılık, şirinlik.
    halâyık: hizmetçi.
    hâle: ay çevresinde görülen parlak daire, ayla.
    halecân: kalbin çarpıntısı.
    hâledâr: hâleli.
    halef: birinin yerine geçen.
    halel: bozukluk, zarar.
    haleldâr: bozulmuş, zarar görmüş.
    hâlen: durumca, şimdi de.
    hâlet: hâl, durum.
    hâletinezi: can çekişme.
    half: arka.
    Hâlık: yaratıcı.
    Hâlıkıyet: yaratıcılık.
    hâlî: boş, tenha.
    hâlî: hâlle ilgili.
    halîc: liman, koy.
    haliçe: küçük halı.
    hâlid: sonsuz.
    hâlif: yeminli, sözleşen.
    halîfe: öncekinin yerine geçen, Peygamberimizin vekili.
    hâlihâzır: şimdiki durum.
    hâlik: helâk olan, yıkılan, bozulan, silinen.
    halîl: samimi dost.
    halîliye: dostane münasebet ve samimi kardeşlik.
    Halîlullah: "Allahın dostu" mânâsında ibrahim aleyhisselâmın namı.
    halîm: yumuşak huylu, kızmayan.
    halîme: yumuşak huylu kadın, Peygamberimizin süt annesi.
    hâlis: saf, duru, katışıksız.
    hâlisâne: halisçe.
    hâlisen: halis olarak.
    hâlisiyet: halislik, saflık, duruluk.
    halita: karışık olan, karma.
    hâliyet: hâl oluş.
    halk: insan topluluğu.
    halk: yaratma.
    halka: daire, çember.
    halkışer: kötüyü yaratma.
    hallâc: pamuğu didik didik eden.
    Hallâk: yaratan.
    hallâkiyet: yaratıcılık.
    hallisnâ: bizi kurtar.
    hallüakd: çözme ve düğümleme.
    hallüfasl: çözme ve ayırma.
    hallüsinasyon: olmayanı varmış gibi hissetme.
    halt: karıştırma, hata.
    halûk: iyi huylu.
    halvet: tenha yerde yalnız kalmak.
    halvethâne: yalnız kalınan yer.
    Halvetî: gizliliğe önem veren bir tarikatın mensubu.
    hamâkat: ahmaklık, bönlük.
    Hâmân: Firavunun veziri.
    hamâset: kahramanlık.
    hamd: medih ve şükür.
    hamdele: Elhamdülillah sözü.
    hamdüsenâ: medih, şükür ve övgü.
    hâme: kalem.
    hamele: taşıyanlar, yüklenenler.
    hâmızıkarbon: karbondioksit.
    hâmî: himaye edici, koruyucu.
    hâmîd: hamdeden.
    hâmie: çamurlu, dumanlı.
    hâmil: yüklenen.
    hâmile: yüklü, gebe.
    hâmisen: beşinci olarak.
    hamiyet: din ve millet gibi önemli değerleri koruma ve bunlara hizmet etme duygusu.
    hamiyetfurûş: hamiyetlilik taslayan.
    hamiyetkâr: hamiyetli.
    hamiyetperver: hamiyetsever.
    haml: yük, yüklenme, yükleme.
    hamle: yüklenme, saldırma.
    hamletme: yükleme.
    hamr: şarap.
    hamrâ: kırmızı.
    hamse: beş.
    hamûle: yük.
    hamûş: susmuş.
    han: eski zaman oteli.
    hân: hükümdar.
    han: "okuyan" mânâsında son ek.
    hân: sofra.
    Hanbelî: bir mezhep, bu mezhepten olan kimse.
    hançere: gırtlak.
    handân: gülen.
    hande: gülüş.
    hâne: ev.
    hânedân: asil ve köklü aile.
    Hanefî: bir mezhep, bu mezhepten olan kimse.
    hânende: şarkıcı.
    hangâh: tekke.
    hanîf: islâmdan önce eski dinlerin kalıntılarıyla kulluk eden kimse.
    hanîn: arzudan gelen inleme, sızlanma.
    hanîs: yemini bozan.
    hankâh: tekke.
    Hannân: "çok acıyan, pek acıyıcı" mânâsında ilâhî isim.
    hannâs: şeytan.
    hanumân: ev, ocak.
    hanzale: meyvesi acı bir bitki.
    haps: hapis.
    har: diken.
    harâb: harap, yıkık.
    harâbe: yıkıntı.
    harâbegâh: yıkıntı yeri.
    harâbezâr: yıkılmış yer.
    harâbiyet: haraplık.
    harac: müslüman olmayanlardan alınan vergi.
    harâm: dince yasak edilmiş şey.
    harâmî: haydut, yolkesen.
    harâmiyet: haramlık, yasaklık.
    harârât: hararetler, sıcaklıklar.
    harâret: sıcaklık, ısı.
    harb: savaş.
    harbî: düşman.
    harbiye: harble ilgili, askeri okul.
    harc: gider, vergi.
    hardal: tohumları küçük bir bitki.
    hardale: hardal tanesi.
    harec: zorluk, sıkıntı.
    harekât: hareketler.
    hareke: Kurân harflerinin okunuşunu belirleyen işaretler.
    hareket: kımıldanma, davranma.
    harem: herkesin giremeyeceği yer, aile, eş.
    Haremeyn: Mekke ve Medine.
    Haremişerîf: kâfirlerin giremeyeceği Kâbe ve civarı.
    harf: alfabenin kendi başına bir mânâsı olmayan her işareti.
    harfiye: harf gibi olan şeyler.
    hârık: yakıcı, yakan.
    hâric: dış, dışarı, dışarıdan.
    haricen: dışarıdan.
    Haricî: Haricîler denilen asiler hareketine mensub kimse.
    haricî: dışa ait, dış ile ilgili.
    Haricîler: islâm tarihindeki asi ve sapık topluluklardan biri.
    hariciye: dışişleri.
    hârika: normalin üstünde olup hayret uyandıran şey.
    hârikanümâ: harika gösteren.
    hârikapîşe: harika eserler yapan.
    harikıyet: harikalık.
    hârikulâde: olağanüstü.
    harîm: herkesin girmesi yasak yer, harem.
    Harîrî: Makamât adlı eseri yazan ünlü edibin ünvanı.
    hâris: ekici.
    hâris: hırslı, açgözlü.
    harîs: aşırı hırslı.
    harita: bir yerin coğrafî durumunu bildiren çizgiler.
    hark: yakma.
    hârre: çok sıcak.
    hars: sürme, koruma, ekme, kazanma.
    Hârûn: Musa aleyhisselâmın kardeşi olan peygamber.
    Hârût: sihir belleten iki melekten birinin ismi.
    hâs: özel.
    hasâd: hasat, ürün kaldırma.
    hasâil: hasletler, huylar, nitelikler.
    hasâis: hasseler, nitelikler.
    Hasan: Peygamber Efendimizin büyük torunu.
    hasârât: zararlar.
    hasâret: zarar, ziyan.
    hasâset: yoksulluk, düşkünlük.
    hasb: göre, dolayı, için, cihetiyle.
    hasbelbeşeriyye: insanlık dolayısıyla.
    hasbelkader: kaderden dolayı.
    hasbetenlillah: Allah için.
    hasbî: karşılık beklemeyen.
    hasbihâl: görüşüp konuşma.
    hasbiye: "hasbünallahü ve nîmel vekil" sözü.
    hasbünâ: bize yeter.
    haseb: dolayı, sebebi, gereği.
    hased: haset, kıskançlık.
    hasen: güzel, güzellik.
    hasenât: güzel şeyler.
    hasene: güzel şey, sevap.
    hasf: ay tutulması.
    hâsıl: ortaya çıkan, ürün.
    hâsılât: ürün, gelir.
    hâsılıbilmasdar: masdarla oluşan fiilin uygulanmasından çıkan sonuç.
    hasım: düşman, muhalif.
    hâsid: haset eden, kıskanan.
    hasîn: sağlam.
    hasîr: hasret çeken.
    hasîr: zarara uğrayan.
    hasîs: basit, ufak, kötü.
    hâsiyet: özellik, özel fayda.
    haslet: huy, nitelik.
    hasm: düşman, muhalif.
    hasmâne: düşmanca.
    hasnâ: güzel kadın.
    hasr: yalnız biri için ayırma.
    hasret: özleyiş.
    hâss: özel.
    hassa: özellik, duygu.
    hassâs: duyarlı.
    hassâse: duyma melekesi.
    hassâsiyet: duyarlılık.
    hâssaten: özellikle.
    hasse: duyu, duygu.
    hasûd: kıskanan.
    hasûdâne: kıskanırcasına.
    hâşâ: asla.
    haşerât: böcekler.
    haşere: böcek.
    haşhaş: bir bitki türü.
    hâşî: huşûlu.
    Hâşimî: Peygamberimizin sülâlesinden.
    haşîn: kırıcı, katı.
    haşir: ölümden sonra dirilip toplanma.
    hâşir: toplayan, haşreden.
    hâşiye: sayfanın altındaki açıklama yazısı.
    haşmet: büyüklük, ihtişam, görkem.
    haşmetkârâne: haşmetlice.
    haşmetnümâ: haşmet gösteren.
    haşr: ölümden sonra dirilip toplanma.
    haşruneşr: dirilip toplanma ve yayılma.
    haşv: fazladan söz, haşiv.
    haşyet: sevgiyle karışık korku.
    hat: yazı, çizgi, sınır.
    hatâ: yanlış, yanlışlık.
    hatab: odun.
    hatâender: hata içinde.
    hatâkâr: hatalı.
    hatâkârâne: hata edercesine.
    hatar: tehlike, uçurum.
    hatâyâ: hatalar.
    Hâtem: cömertliğiyle tanınan bir zengin.
    hatem: mühür, son.
    hatemiyet: hatemlik.
    Hâtemülenbiyâ: nebilerin sonuncusu olan Peygamberimiz.
    hatf: göz kamaştırma.
    hâtıf: göz kamaştıran.
    hâtır: akıl, zihin, hâl, gönül, değer.
    hâtırâ: anı, akılda kalan.
    hâtırât: hatıralar.
    hatiâ: hata, yanlış.
    hatiat: hatalar, yanlışlar.
    hatîb: konuşmacı, hatip.
    hâtif: sesi işitilen görünmez varlık.
    hâtime: son, son söz.
    hatip: konuşan, hitap eden.
    hatm: bitirme.
    hatme: baştan sona okuyup bitirme.
    hatt: sınır, çizgi, yazı, yol.
    hattâ: bile, hem, üstelik.
    hattab: oduncu.
    hattat: güzel yazı yazan kimse.
    hatve: adım, bölüm.
    havâdis: hâdiseler, olaylar, haber.
    havaî: hava ile ilgili.
    havâic: ihtiyaçlar.
    havâle: işin görülmesini başka birine bırakma.
    havâlî: yöre, taraf.
    havârık: harikalar.
    havârî: isa aleyhisselâmın yardımcısı.
    Havâric: sapık bir anlayışın sahibi olan Haricîler.
    havîriyyûn: havariler.
    havas: seçkinler.
    havâss: duyular, duygular.
    havâtıf: göz kamaştıran şeyler.
    havâtır: hatıralar.
    havâtim: mühürler, sonlar.
    havf: korku.
    havfullah: Allah korkusu.
    hâvî: kapsayan.
    hâviye: cehennem.
    havl: kuvvet, korku.
    havsala: kavrama kabiliyeti.
    havz: havuz.
    havza: sınırlı bölge.
    hayâ: utanma hissi.
    hayâl: insanın kafasında tasarladığı şey.
    hayâlâlûd: hayâlle karışık.
    hayâlât: hayâller.
    hayâlen: hayâl olarak.
    hayâlet: gerçek olmayan görüntü.
    hayâlî: hayâl ürünü olan.
    hayâliyyûn: hayâl edilen şeyleri gerçek kabul edenler.
    hayâlperest: hayâl peşinde koşan.
    hayat: dirilik, canlılık.
    hayatâlûd: hayatla karışık.
    hayatdâr: hayatlı.
    hayatfeşân: hayat saçan.
    hayatî: hayatla ilgili, önemli.
    hayatiyet: canlılık.
    hayatkârâne: hayatlı bir şekilde.
    hayatperest: yaşamaya pek düşkün olan.
    hayatperverâne: hayatı severcesine.
    haybet: elde edememe, mahrumluk.
    haydar: cesur, yiğit, Hazreti Ali.
    haydût: yol kesici.
    hayfâ: yazık!
    hayhay: baş üstüne.
    hayırhâh: iyilikçi.
    hayız: kadınlarda her ayın belirli günlerinde kanama ile kendini gösteren özel bir hâl, âdet hâli, hayz.
    haylaz: yaramaz, aylak.
    hayli: oldukça.
    haylûlet: araya girip perde olma, kapama.
    hayme: çadır.
    haymenişîn: çadırda oturan.
    hayr: iyilik.
    hayrân: çok beğenmiş, şaşıp kalmış.
    hayrât: hayırlar, iyilikler.
    hayret: şaşma.
    hayretâlûd: hayretle karışık.
    hayretbahşâ: hayret veren.
    hayretefzâ: hayret artıran.
    hayretengiz: hayret veren.
    hayretfezâ: hayret artıran.
    hayretkâr: hayretli.
    hayretkârâne: hayret edercesine.
    hayretnümâ: hayret içinde bırakan.
    hayretnümûn: hayret veren, şaşırtan.
    hayriyet: hayırlılık, iyilik.
    hayrülhalef: bırakılan yeri dolduran hayırlı kimse.
    haysebeyse: kararsızlık, karışıklık, darlık.
    haysiyet: değer, saygınlık.
    haysiyetiyle: bakımından.
    haysülâyeşûr: hissedilmeksizin.
    hayt: ip, bağ.
    hayvân: hayatlı, canlı, diri.
    hayvânât: hayvanlar, canlılar.
    hayvânî: hayvanla ilgili.
    hayvâniyet: hayvanlık.
    Hayy: ezelden beri hayat sahibi olan Allah.
    hayy: diri, canlı.
    hayye: gel, haydi!
    hayyealelfelâh: tam bir kurtuluşa gelin!
    hayyiz: yer, yön, hacim.
    hayz: hayız.
    hâzâ: bu, şu, o.
    hazâin: hazineler.
    hazâkat: ustalık, uzmanlık.
    hâzâminfadlırabbî: bu Rabbimin fazlındandır.
    hazân: sonbahar, güz.
    hazar: barış zamanı.
    hazer: çekinme.
    hazerat: büyükler.
    hazf: çıkarma, silme.
    hâzık: işini iyi bilen, uzman.
    hâzım: sindirici.
    hâzır: hazırda, huzurda olan.
    hâzırâne: orada gibi.
    hâzırûn: orada olanlar.
    hazîn: hüzünlü, üzüntü verici.
    hazînâne: hüzünlü bir hâlde.
    hazîne: altın, para ve mücevher gibi kıymetli şeylerin saklandığı yer.
    hazînedâr: hazine görevlisi.
    hazm: düşünceli hareket, sabır, sindirme.
    hazmınefs: kendi adına sabretme, içine sindirme.
    hazravât: yeşillikler.
    hazret: saygı ifadesi.
    hazz: haz, hoşlanma.
    hebâ: boşa gitme.
    hebâenmensûrâ: boşuboşuna.
    Hebenneka: ahmaklığı ile tanınmış bir adam.
    hecâ: ses artıran harfler, harflerin dizilişi.
    hecâî: heca ile ilgili.
    heccâv: hicveden, yeren.
    hedâyâ: hediyeler.
    hedef: gaye, nişan tahtası.
    heder: boşa gitme.
    hediye: armağan.
    hedm: yıkmak.
    hegemonya: üstünlük ve baskı.
    hekîm: doktor, hikmet sahibi.
    helâk: mahvolma, yıkılma.
    helâket: helâk olma, yıkılma.
    helâl: dinin izin verdiği şey.
    helezon: gittikçe daralan iç içe daireler.
    helminmezîd: daha yok mu?
    helümmecerrâ: çek beri getir, var kıyas eyle!
    hem: aynı, birlikte.
    hemcins: aynı cinsten.
    hemdest: el ele, birlikte.
    hemec: at sineği.
    hemeezost: hepsi ondandır.
    hemeost: hepsi odur.
    hemheme: rüzgârın tesiriyle çıkan yaprak sesi.
    hemşehri: aynı şehirden.
    hemşîre: kız kardeş, bacı.
    hemtâ: eş, benzer.
    hemze: elif harfi.
    hendek: kazılan uzun ve derin çukur.
    hendese: geometri, mühendislik.
    hendesevârî: geometrik.
    hendesî: geometri ile ilgili.
    hengâm: an, sıra, zaman.
    hengâme: gürültü patırtı.
    henîenleküm: afiyet olsun, helâl olsun, tebrik ederim.
    hercâî: yanar döner, gelgeç.
    hercümerc: karmakarışık.
    herçibâdâbâd: her ne olursa olsun.
    herdem: her zaman.
    herîf: âdi adam.
    Herkül: kuvvetiyle meşhur bir Yunanlı.
    herze: boş söz.
    herzegû: saçmasapan konuşan.
    herzekârâne: saçmasapan konuşarak.
    hesâbât: hesaplar.
    hevâ: nefsin istekleri, kötü arzular, hava.
    hevâî: uçarı, nefsine düşkün, sorumsuz.
    hevâiye: hava gibi olan lâtif şeyler.
    hevâmm: böcekler.
    hevâperest: yasak arzuları peşinde koşan.
    hevâperestâne: yasak arzuların peşinde koşarcasına.
    hevâtif: seslenen görünmez cinler.
    heves: gelip geçici istek, arzu.
    hevesât: hevesler, geçici arzular, yasak istekler.
    hevesî: hevesle ilgili.
    heveskâr: hevesli.
    heveskârâne: heves edercesine.
    hevesperverâne: hevesine düşkün bir biçimde.
    hevheve: yaprakların sesleri.
    heyâkil: heykeller, putlar.
    heyât: biçimler, görünüşler, topluluklar.
    heybet: hürmetle karışık korku uyandıran hâl.
    heyecân: coşkunluk, şiddetli hislenme.
    heyecânât: heyecanlar.
    heyelân: toprak kayması.
    heyêt: şekil, duruş, görünüş, topluluk, gök ilmi.
    heyhât: yazık, ne yazık!
    heykeltıraş: heykel yapan.
    heylûlet: araya girme, perdeleme, kapama.
    heyûla: korkutucu hayâl, felsefede eşyanın aslı kabul edilen şey.
    hezâr: bin.
    hezârân: binler.
    hezecât: ezgiler.
    hezeliyât: ciddi olmayan sözler.
    hezeyan: saçmalık, saçmalama.
    hezeyanvârî: saçmalarcasına.
    hezîmet: bozgun.
    hezl: saçma, uydurma.
    hıfz: saklama, koruma, ezber.
    hıkd: kin, intikam arzusu.
    hıllet: candan arkadaşlık.
    hınsıyemîn: yemin bozma.
    hınzır: domuz.
    Hırâ: Peygamberimize ilk vahyin geldiği mağara, Hira.
    hırka: kalınca kumaştan yapılmış elbise.
    hırkat: yanma.
    hırs: aç gözlülük, aşırı düşkünlük.
    hırz: koruma, saklama.
    hırzıcân: canı gibi koruma.
    hısâl: güzel huylar.
    hısâs: hisseler, paylar.
    hısn: kale, sığınak.
    hısset: düşüklük, adilik, küçüklük.
    hışm: öfke, hiddet.
    hıyâbân: iki tarafı ağaçlık yol.
    hıyânet: hainlik.
    hızân: hazine.
    Hızır: Kurânda adı geçen mübarek bir zatın ismi.
    hızlân: zarar, rahmetten mahrumiyet.
    hibe: bağış.
    hicâb: perde, utanma.
    Hicaz: Mekke ve Medinenin bulunduğu yer.
    hicrân: ayrılık, ayrılık acısı.
    hicret: göç, Peygamberimizin Medineye göçü.
    Hicrî: Hicretle başlayan takvime göre.
    hicv: hiciv, yerme, taşlama.
    hiç: boş, değersiz.
    hiçâhiç: bomboş.
    hidâyet: islâm yolu.
    hidâyetbahş: hidayet veren.
    hidâyetedâ: hidayet verici.
    hiddet: öfke.
    hidemât: hizmetler.
    hiffet: hafiflik.
    hikâyât: hikâyeler.
    hikâye: öykü.
    hikâyet: hikâye.
    hikem: hikmetler.
    hikemiyât: hikmetler, hikmetli sözler.
    hikmet: gaye, felsefe, gizli sebep, faydalı söz, bilgi.
    hikmetdârâne: hikmetlice.
    hikmetedâ: hikmetli.
    hikmetfeşân: hikmet saçan.
    hikmetmedar: hikmet kaynağı.
    hikmetnümâ: hikmet gösteren.
    hikmetperverâne: hikmetsevercesine.
    hilâf: karşı, zıt, aykırı.
    hilâfet: halifelik, Peygamberimizin mânevî mirası.
    hilâfî: ihtilaf sebebi olan.
    hilâfiye: ihtilaf konuları.
    hilâl: ara, aralık.
    hilâl: incecik yeni ay.
    hilât: süslü elbise, kaftan.
    hîle: düzen, aldatma.
    hîlebâz: hile yapan.
    hîlekâr: hileci.
    hîlekârâne: hile edercesine.
    hilkat: yaradılış.
    hilkaten: yaradılışça.
    hill: helâl.
    hilm: yumuşaklık, kızmama.
    hilye: güzel sıfatlar, Peygamberimizi tasvir eden yazılar.
    himar: eşek.
    himâye: koruma.
    himâyegerde: korunmuş.
    himâyet: koruma.
    himâyetkâr: koruyucu.
    himayetkârâne: korurcasına.
    himem: himmetler.
    himmet: kayırma, yardım, emek.
    hîn: zaman, vakit.
    hînâ ki: vakta ki, ne zaman ki.
    Hirâ: Peygamberimize ilk vahyin geldiği mağara.
    hisâr: kale.
    hiss: duygu.
    hisse: pay.
    hissedâr: hisseci, pay alan.
    hissen: duygu bakımından.
    hissetmek: sezmek.
    hissî: hisle ilgili, hissedilen.
    hissikablelvukû: önsezi.
    hissiyât: duygular.
    hitâb: hitap, konuşma.
    hitâbât: konuşmalar.
    hitâbe: konuşma.
    hitâben: konuşmakla.
    hitâbet: konuşma, nutuk.
    hitam: son.
    hitap: konuşma.
    hizâ: sıra, düzlük.
    hizb: bazı duaların ve ayetlerin bir araya getirilmesiyle oluşan kitap.
    hizb: parti, topluluk, gurup.
    hizbullah: Allaha îman eden topluluk.
    hizbüşşeytan: şeytana uyan topluluk.
    hizlân: ilâhî rahmetten mahrum kalmak.
    hizmet: emir dinleyip iş görme.
    hizmetkâr: hizmet eden.
    hoca: ilim öğreten kimse.
    hocavârî: hoca gibi.
    hod: kendi.
    hodbîn: bencil, kendini gören.
    hodbînâne: hodbince, bencilce.
    hodendiş: kendini düşünen.
    hodfikir: kendi fikrini beğenen.
    hodfurûş: kendini öven.
    hodfurûşâne: kendini övüp beğendirmeye çalışarak.
    hodgâm: kendini beğenmiş, bencil.
    hodperest: kendine düşkün.
    hodpesend: kendini beğenen.
    hodpesendâne: kendini beğenmişcesine.
    hokka: mürekkep kabı.
    hor: değersiz, adi.
    Horhor: Bediüzzaman Hazretlerinin medreselerinden biri.
    hoş: gönül okşayan.
    hoşâmedî: hoşgeldin.
    hoşnud: memnun.
    hoşsohbet: sohbeti tatlı.
    hû: o, Allah.
    hubâb: daneler, tohumlar.
    hubb: sevgi.
    hubbucâh: makam sevgisi.
    hubûb: tohumlar.
    hubûbât: tohumlar, tahıl.
    Hûd: Ad kavminin peygamberi.
    Hudâ: Rab, Allah.
    hudâ: hile, düzen.
    Hudâbîn: hakkı gören, Allahı tanıyan.
    Hudâperest: Allaha tapan.
    huddam: hizmetçi, hizmet eden cin.
    hudr: yeşillik.
    hudûd: sınır.
    hudûs: sonradan var olma.
    huffaş: yarasa.
    huffâz: hafızlar.
    hufre: çukur.
    hukuk: haklar, haklarla ilgili ilim.
    hukukî: hukukla ilgili.
    hukukiyyûn: hukukçular.
    hukukullah: Allahın hakları.
    hulâsa: özet.
    hulâsaten: özetle.
    hulâsatülhulâsa: özetin özeti.
    hulefâ: halifeler.
    hulel: hulleler, güzel elbiseler.
    hulf: dönme, aykırılık.
    hulfülvaad: sözden dönme.
    hulk: huy, tabiat.
    hulkî: yaradılışla ilgili, yaradılıştan gelen.
    hulle: değerli elbise.
    hulûd: ebedîlik, ölmezlik.
    hulûk: ahlâklar, ahlakî özellikler.
    hulûl: girme, geçme.
    hulûs: halislik, saflık, arılık.
    hulûsiyet: halislik, samimilik, temizlik.
    hulyâ: hülya, kuruntu, hayâl.
    humarî: sarhoşluktan gelen sersemlik hâli.
    humk: ahmaklık.
    humma: bir ateşli hastalık.
    humret: kırmızılık.
    hums: beşte bir.
    humûd: şehvet yokluğu, soğukluk, isteksizlik.
    Huneyn: Peygamber Efendimizin savaşlarından biri.
    hunhâr: kan dökücü.
    hunnes-künnes: bir kısım yıldızlar.
    hurâfât: hurafeler.
    hurâfe: uydurma.
    hurâfetkârâne: hurafeli gibi.
    hurâfevârî: hurafe gibi.
    hurdebîn: mikroskop.
    hurdebînî: mikroskobik.
    hurfe: mahrumluk.
    hûrî: cennet kızı.
    hûrilîyn: tarifsiz güzellikte cennet kızı.
    hurmet: haramlık, yasaklık.
    hurmetiribâ: faizin haram olması.
    hûrşîd: güneş.
    hurûc: çıkma, çıkış.
    hurûf: harfler.
    hurûfât: harfler.
    hurûfumukattaa: sûre başlarındaki şifreli harfler.
    hurûş: coşma, bağırma.
    hurûşân: coşmalar, şamatalar.
    husûf: perdelenme, ay tutulması.
    husûfât: perdelenmeler, ay tutulmaları.
    husul: olma, oluş.
    husulpezîr: meydana gelen.
    husûmet: düşmanlık.
    husûmetefzâ: düşmanlık saçan.
    husûmetkârâne: düşmanca.
    husûs: iş, konu, özellik.
    hususan: hususca, özellikle.
    hususât: hususlar, konular.
    hususen: özellikle.
    hususî: özel.
    hususiyet: özellik.
    huşû: sevgiyle karışık korku.
    huşûnet: kabalık, kırıcılık.
    hût: balık.
    hutame: cehennem.
    hutbe: dinî konuşma.
    hutebâ: konuşmacılar.
    hutûr: hatırlama.
    hutut: çizgiler, yazılar.
    hutuvât: adımlar.
    huveynât: hayvancıklar, mikroplar.
    huveyne: hayvancık, mikrop.
    huy: insandaki yerleşmiş özellik.
    huz: al, tut.
    huzmâsafâdâmâkeder: safa vereni al keder vereni bırak.
    huzme: ışık demeti.
    huzû: tevazu hâli.
    huzûr: birinin yanında bulunma, rahatlık.
    huzûrî: huzurda olarak.
    huzûrkârâne: huzurda gibi, huzur duyarak.
    huzûz: hazlar.
    huzûzât: hazlar, hoşa giden şeyler.
    hüccet: senet, belge, delil.
    Hüccetülislam: "islâmın delili" mânâsında Gazalînin namı.
    hücciyet: hüccetlik.
    hüceyrât: hücreler.
    hüceyre: hücre.
    hücre: odacık, canlıların en küçük yapısı.
    hücûm: saldırı.
    hücumât: saldırılar.
    hüddam: hizmet edenler, hizmet eden cin.
    Hüdhüd: Süleyman aleyhisselâmın haberci kuşu.
    hükemâ: hakîmler, düşünürler.
    hükkâm: hâkimler, söz sahipleri, devlet adamları.
    hükm: hüküm, yargı.
    hüküm: yargı, egemenlik.
    hükümdâr: hüküm sahibi, devlet başkanı.
    hükümet: hükmetme, ülkeyi idare eden kimseler topluluğu.
    hükümfermâ: hüküm süren.
    hükümrân: hükmeden, sözü geçen.
    Hülagû: kan dökücü bir hükümdar.
    hülyâ: hayâl, kuruntu.
    hümâ: devlet kuşu, saadet.
    hümanizm: insancılık iddiasıyla insanı tanrılaştıran sapık bir felsefe.
    hümâyun: kutlu, mutlu.
    hüner: ustalık, beceri.
    hünerver: hünerli.
    hünkâr: padişah.
    hünsâ: cinsiyeti belli olmayan.
    hürmet: saygı, haramlık.
    hürmeten: saygı duyarak.
    hürmetkâr: saygılı.
    hürmetkârâne: hürmet edercesine.
    hürr: hür, serbest.
    hürriyet: hürlük.
    hürriyetperver: hürriyetsever.
    hürriyetşiken: hürriyet kırıcı.
    Hüseyin: Peygamberimizin torunu.
    hüsn: güzellik.
    hüsnüniyet: güzel niyet.
    hüsnüzân: güzel sanma.
    hüsrân: zarar, umduğunu bulamama acısı.
    hüsûf: ay tutulması, sönme.
    hüsün: güzellik.
    hüsünperest: güzellik düşkünü.
    hüsünşiken: güzellik bozucu.
    hüşyâr: uyanık.
    hüvallah: o Allahtır.
    hüve: o, Allah.
    hüvehüvesine: aynen.
    hüvelbâkî: baki olan Allahtır.
    hüviyet: öz, kimlik.
    hüzn: üzüntü.
    hüznengiz: hüzün veren, üzen.
    hüznengizâne: üzüntü veren bir hâlde.
    hüzün: üzüntü.
    hüzüngâh: hüzün yeri.




     
Benzer Konular
  1. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    490
  2. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    396
  3. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    497
  4. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    336
  5. ZeyNoO
    Mesaj:
    2
    Görüntüleme:
    468
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş