1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz
Notu Gizle
Merhaba Ziyaretçi.

Forumda "YAZ" konulu resim yarışması düzenledik. İlgili konuya BURADAN ulaşabilirsiniz.

Sizi de yarışmaya katılıma davet ediyoruz...

Minicik Sözlük (İ)

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 9 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.611
    Beğenileri:
    5.945
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Banka:
    4.329 ÇTL
    İ

    iâde: geri verme.
    iâdeten: geri vererek.
    iânât: yardımlar.
    iâne: yardım.
    iâşe: geçindirme, besleme.
    ibâ: çekinme.
    ibâd: kullar.
    ibâdât: ibadetler.
    ibâdet: Allahın emirlerini yerine getirmek.
    ibâdetgâh: ibadet yeri.
    ibâdethâne: ibadet evi.
    ibâdetkâr: ibadetli, ibadet eden.
    ibâdullah: Allahın kulları.
    ibâhât: haram olmayanlar.
    ibâhe: helâl kılma.
    ibâhiyye: haramı helâl sayan sapkınlar.
    ibârât: ibareler, metinler, yazılar.
    ibâre: metin, yazı.
    ibâret: meydana gelmiş, kadar.
    ibdâ: yoktan örneksiz yaratma.
    ibhâm: kapalı bırakma, açıklamama.
    ibkâ: sürekli kılma, bakileştirme.
    iblâğ: ulaştırma.
    iblis: şeytan.
    iblisâne: şeytanca.
    ibn: oğul, oğlu.
    ibnullah: "Allahın oğlu" mânâsında sapkınlık ifade eden bir tabir.
    ibnüzzaman: zamanın oğlu, devrin adamı.
    ibrâ: temize çıkarma.
    ibrâhimvârî: ibrahim aleyhisselâm gibi.
    ibrânî: Yahudi sülalesi, o sülaleden olan kimse.
    ibrâz: gösterme.
    ibre: ölçü aletlerindeki iğne.
    ibret: bir hâdiseden alınan ders.
    ibretâmiz: ibret öğreten.
    ibretfeşân: ibret saçan.
    ibretnümâ: ibret gösteren.
    ibrik: bir su kabı.
    ibrişim: ipekten yapılmış iplik.
    ibtâl: bozma, boşa çıkarma, uyuşturma.
    ibtâlihis: duyguları uyuşturma, anestezi.
    ibtidâ: başlangıç.
    ibtidâî: ilkel.
    ibtilâ: tiryakilik, düşkünlük.
    ibtizâl: çokluktan dolayı değer kaybı.
    îcâb: lüzum, gerek.
    îcâbât: gerekler, cevap vermeler.
    icâbet: cevap verme.
    icâbî: icapla ilgili, gerekli.
    îcad: yoktan yaratma.
    îcadî: yaratmayla ilgili.
    îcâr: kiralama.
    îcâre: kira, gelir.
    icâz: az sözle çok mânâ anlatma.
    îcâz: benzerini yapmakta insanı âciz bırakan.
    icâzât: izinler, diplomalar.
    icâzdârâne: az sözle çok mânâ anlatırcasına.
    icâzet: izin.
    icâzetnâme: diploma.
    îcâzî: icazla ilgili, mûcize olan.
    icâzkâr: icazlı, sözü az mânâsı çok.
    îcâzkârâne: benzerini yapmakta insanı âciz bırakırcasına.
    îcâzvârî: mûcize gibi.
    icbâr: zorlama.
    icl: dana.
    iclâ: cilalama.
    iclâl: saygı göstermek, büyüklük.
    iclâs: oturtma, tahta çıkarma.
    icmâ: toplama, büyük âlimlerin bir mesele üzerinde birleşmeleri.
    icmâen: topluca, birleşerek.
    icmâkârâne: topluca.
    icmâl: özetleme.
    icmâlen: kısaca, özetle.
    icmâlî: kısa, özlü.
    icrâ: uygulama, yapma.
    icrâât: uygulamalar, yapmalar.
    ictihâd: âyet ve hadîslerden hüküm çıkarma, içtihat.
    ictihâdât: hüküm çıkarmalar.
    ictihâdî: içtihatla ilgili.
    ictihâdîye: içtihatla ilgili olan.
    ictimâ: toplanma, içtima.
    ictimâât: toplanmalar.
    ictimâî: toplumla ilgili.
    ictimâiyyât: sosyoloji, toplumbilim.
    ictimâiyyûn: toplumbilimciler.
    ictinâ: meyve toplama.
    ictinâb: içtinap, sakınma, kaçınma.
    îd: bayram.
    îdâd: hazırlama.
    îdâdî: hazırlıklık devresi.
    îdâdiye: hazırlamayla ilgili, eskiden lise seviyesindeki okul.
    îdam: yok etme, öldürme.
    idâme: devam ettirme.
    idâre: yönetme, yönetim.
    idbâr: düşkünlük.
    iddet: kocası ölen kadının bekleme süresi.
    iddia: tez, direnme.
    iddiaen: iddia ederek.
    iddianâme: iddiaların toplandığı yazı, metin.
    iddihâr: biriktirme.
    iddihârât: biriktirmeler.
    ideâl: gaye, ülkü.
    ideoloji: fikir sistemi.
    idgam: gizleme.
    idhâl: içeri alma, ithal.
    idhâlât: dışarıdan alımlar, ithalat.
    idlal: saptırma, sapma.
    idman: alıştırma.
    idrâk: kavrayış.
    idrâr: sidik.
    idris: ilk elbiseyi diken peygamber.
    îfâ: ödeme, yerine getirme.
    ifâdât: anlatımlar.
    ifâde: anlatım.
    ifâkat: iyileşme.
    ifâza: feyizlendirme.
    iffet: namusluluk.
    ifhâm: anlatma.
    ifhâm: susturma.
    ifk: iftira.
    iflâh: kurtulma.
    iflâs: fakirleşme.
    ifnâ: yok etme.
    ifrağ: dönüştürme.
    ifrat: aşırılık.
    ifratâlûd: aşırılıkla karışık.
    ifratkâr: aşırı giden.
    ifratkârane: aşırı gidercesine.
    ifratperver: aşırılığı seven.
    ifratperverâne: aşırılığı severcesine.
    ifrâz: ayrılma, akma, salgı.
    ifrâzât: akıntılar, salgılar.
    ifrit: tehlikeli cin.
    ifsâd: bozma.
    ifsâdât: bozmalar.
    ifşâ: gizli olanı açıklama.
    ifşâât: ifşalar.
    iftihar: övünme, kıvanma.
    iftiharkârane: övünürcesine.
    iftikar: fakirliğini bilip gösterme.
    iftikarat: fakirliğini bilip göstermeler.
    iftira: birine aslı olmayan bir suç yükleme.
    iftirak: ayrılma.
    iftiraname: iftira yazısı.
    iftiras: parçalama.
    iftitah: namaza başlarken alınan tekbir.
    iğbirar: kırılma, gücenme.
    iğdab: öfkelendirme.
    iğdiş: burulmuş.
    iğfal: aldatma, ayartma.
    iğfalât: iğfaller, aldatmalar.
    iğlak: kapalılık, anlaşılmazlık.
    iğtinam: yağmalama.
    iğtişaş: karışıklık.
    iğva: azdırma, baştan çıkarma.
    ihafe: korkutma.
    ihâle: işi uygun olana verme.
    îhâm: vehme düşürme.
    ihânet: hainlik.
    ihânetkâr: ihanetçi, hain.
    ihânetkârâne: ihanet edercesine.
    ihâta: çevirme, kuşatma, kavrayış.
    ihâtât: ihatalar, kuşatmalar, kavrayışlar.
    ihbar: haber verme.
    ihbarât: haber vermeler.
    ihdâ: îman yolunu gösterme, hediye etme.
    ihdâs: yeni bir şey ortaya çıkarma.
    ihfa: gizleme.
    ihkak: hakkı yerine getirme.
    ihkakıhak: hakkı sahibine vermek.
    ihkâm: sağlamlaştırma.
    ihlâf: yemin ettirme.
    ihlâk: helâk etme, yok etme.
    ihlâl: bozma, sakatlama.
    ihlâs: her işi Allah için yapmak.
    ihmâl: boşlama, savsaklama.
    ihrâc: ihraç, çıkarma, dışarı atma.
    ihrâcât: dışarıya mal satma.
    ihrak: yakma.
    ihram: hacıların elbisesi.
    ihrâz: kazanma, erişme.
    ihsâ: sayma.
    ihsan: güzelce verme, iyilik.
    ihsanât: ihsanlar.
    ihsanperver: ihsan etmeyi seven.
    ihsâs: hissetme, hissettirme.
    ihtar: hatırlatma.
    ihtarât: hatırlatmalar.
    ihticâc: delil gösterme.
    ihtidâ: îman yoluna girme.
    ihtifâ: gizlenme.
    ihtifâl: tören.
    ihtifâlât: törenler.
    ihtikâr: malı kıymetlensin diye saklama.
    ihtilâc: çırpınma, seğirme.
    ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık, ayrılık.
    ihtilâfat: anlaşmazlıklar, ayrılıklar.
    ihtilâfî: anlaşmazlık konusu.
    ihtilâl: ayaklanma, kargaşalık.
    ihtilâlât: ihtilâller, ayaklanmalar.
    ihtilâlkârâne: ihtilâl yaparcasına.
    ihtilâm: uyurken cenabet olma.
    ihtilât: karışma, görüşme.
    ihtilâtat: karışmalar, görüşmeler.
    ihtimal: olabilirlik.
    ihtimalat: ihtimaller.
    ihtimam: özen, özenme.
    ihtimamât: ihtimamlar, özenmeler.
    ihtimamkâr: ihtimamcı, özen gösteren.
    ihtimamkârâne: ihtimam gösterircesine, özenerek.
    ihtirâ: yepyeni bir şey ortaya çıkarma.
    ihtiram: hürmet etme.
    ihtiras: aşırı istek.
    ihtirasât: ihtiraslar, aşırı istekler.
    ihtiraz: çekinme.
    ihtisar: kısaltma.
    ihtisaren: kısaltarak.
    ihtisas: hissetme, duyumsama.
    ihtisas: uzmanlık.
    ihtisasat: hislenmeler, duygulanmalar.
    ihtisasat: uzmanlıklar.
    ihtişam: görkem, etkileyici görünüş.
    ihtiva: içine alma, kapsama.
    ihtiyacât: ihtiyaçlar.
    ihtiyac: gerek duyma, gerek duyulan şey.
    ihtiyar: seçme, isteme, yaşlı kimse.
    ihtiyare: ihtiyar hanım.
    ihtiyarem: ihtiyarım, yaşlıyım.
    ihtiyaren: seçerek, isteyerek.
    ihtiyarî: isteğe bağlı, istemekle.
    ihtiyarsız: istek dışı, istemeden.
    ihtiyat: ilerisini düşünerek davranma.
    ihtiyaten: ilerisini düşünerek.
    ihtiyatî: ihtiyatla ilgili.
    ihtiyatkâr: ihtiyatlı.
    ihtiyatkârane: ihtiyatlı bir biçimde.
    ihtizâr: çekinme, sakınma.
    ihtizaz: titreme, hoşlanma.
    ihtizazât: titremeler, hoşlanmalar.
    ihvân: kardeşler.
    ihvânî: kardeşlikle ilgili.
    ihvetî: kardeşim.
    ihyâ: canlandırma.
    ihzâr: hazırlama.
    ihzârât: hazırlamalar.
    ihzâriye: hazırlama.
    îka: yapma, etme.
    îkaât: yapıp etmeler.
    ikab: azap, eziyet, ceza.
    ikame: yerine koyma.
    ikamet: oturma, yerleşme.
    ikametgâh: oturulan yer, adres.
    îkan: kesin biliş.
    îkaz: uyarı.
    îkazât: uyarılar.
    îkazkâr: uyarıcı.
    îkaznâme: uyarma yazısı.
    ikbâl: yönelme, talihlilik, saadet.
    iklim: bir yerin hava durumu.
    ikmâl: tamamlama.
    iknâ: inandırma.
    ikra: oku!
    ikrâh: zorlama, tiksinme.
    ikrâm: ağırlama.
    ikrâmât: ikramlar.
    ikrâmiye: armağan olarak verilen para.
    ikrâr: söyleme, dile getirme.
    ikrâz: borç verme.
    iksir: çok tesirli ilaç.
    iktibas: alıntı, söz nakletme.
    iktibasen: alıntı yaparak.
    iktidâ: uyma.
    iktidâen: uyarak.
    iktidar: güçlülük.
    iktifa: yetinme.
    iktifaen: yetinerek.
    iktiham: dayanma, katlanma.
    iktiran: iki şeyin bir arada gelmesi, yakınlık.
    iktisa: giyinme.
    iktisâb: kazanma, edinme.
    iktisâd: tutum, harcamada aşırıya kaçmama, ekonomi.
    iktisar: kısaltma.
    iktiza: gerekme, gereklik.
    ilâ: "kadar" mânâsında ön ek.
    îlâ: yüceltme, yayma.
    ilââhir: sonuna kadar.
    ilââhirilâyet: âyetin sonuna kadar.
    ilâh: tanrı.
    ilâhe: tanrıça.
    ilâhî: Allaha dair.
    ilâhiyat: Allahtan bahseden ilim.
    îlâm: bildirme.
    îlâmnâme: bildirme yazısı.
    ilân: duyurma, duyuru.
    ilânât: ilanlar, duyurular.
    ilânihaye: sona kadar.
    ilânnâme: duyurma yazısı.
    ilâve: ek.
    ilâveten: ek olarak.
    îlâyıkelimetullah: Allah kelâmını yayma.
    ilbâs: giydirme.
    ilca: gereklilik, zorlama.
    ilcaât: gereklilikler, zorlamalar.
    ilel: sebepler, hastalıklar.
    ilelebed: sonsuza kadar.
    îlem: bil!
    îlemeyyühelazîz: bil ey azîz!
    ileyh: ona.
    ilga: kaldırma.
    ilhâd: dinsizlik.
    ilhâh: zorlama.
    ilhak: katma, ekleme.
    ilhâm: Allah tarafından kalbe gelen mânâ.
    ilhâmât: ilhamlar, kalbe gelen mânâlar.
    ilhâmen: ilham olarak.
    ilhâmî: ilhamla ilgili.
    ilka: ekme, bırakma.
    ilkaât: ilkalar, ekmeler.
    ilkah: dölleme, aşılama.
    illâ: ille, ne olursa olsun, özellikle.
    illallah: Allahdan başka.
    ille: sebep, illa.
    illet: hastalık.
    illet: asıl sebep.
    illiyet: sebeplik.
    illiyyîn: cennetin en yüksek yeri.
    illüzyon: cisimleri yanlış idrak etmek.
    ilm: ilim.
    ilmelyakîn: ilim yoluyla kesin biliş.
    ilmî: ilimle ilgili, ilme uygun.
    ilmihâl: "hâl ilmi" mânâsında herkese gerekli olan dinî hükümleri bildirmek maksadıyla yazılan kitaplara verilen isim.
    ilmiye: âlimler yolu.
    ilsâk: yapışma, bitişme.
    iltibas: karıştırma, ayıramama.
    ilticâ: sığınma.
    ilticâgâh: sığınak.
    ilticâkârâne: sığınırcasına.
    iltifât: lütfetme, gönül alma, güzel sözle okşama.
    iltifâtât: iltifatlar, gönül almalar, lütfetmeler.
    iltifâtkârâne: iltifat edercesine.
    iltihâb: yanma, kızışma.
    iltihak: katılma.
    iltihâm: kaynaşma.
    iltika: kavuşma.
    iltimas: kayırma.
    iltisak: kavuşma.
    iltiyâm: kaynaşma.
    iltizam: kayırma, taraf tutma, gerekli bulma.
    iltizamkârâne: taraf tutarcasına.
    iltizamperverâne: taraf tutmayı severcesine.
    ilyâs: Kuranda adı geçen bir peygamber.
    ilzâm: susturma, sözle üstün gelme, yenme.
    îmâ: dolayısıyle anlatma.
    imâd: direk.
    îmâen: ima ederek.
    îmâî: ima şeklinde.
    îmâl: yapma, yapım.
    îmâlât: yapmalar, yapımlar.
    imâle: meylettirme, uzun okuma.
    imam: namaz kıldıran kimse, büyük âlim, önder.
    imame: sarık, tesbih başı.
    imamet: imamlık, önderlik.
    imamımübîn: bir nevi kader defteri.
    imân: çok dikkatli olma.
    îmân: inanma.
    îmânî: îmanla ilgili.
    îmânperver: îmanı seven.
    îmar: yapma, onarma, şenlendirme.
    îmarât: imarlar, yapmalar, onarmalar.
    imâret: bayındırlık, fakirlere yemek verilen yer.
    îmarkârâne: imar edercesine.
    imâte: öldürme.
    imbik: süzme aleti.
    imdâd: imdat, yardım.
    imdâdât: yardımlar.
    imdi: şimdi.
    imha: bozma, yıkma, yok etme.
    imhâl: erteleme.
    imkân: olabilirlik.
    imkânât: imkânlar, olabilmeler.
    imkânî: olabilen.
    imlâ: doldurma, yazma bilgisi.
    imrân: Hazreti Meryemin babası.
    imrâr: geçirme.
    imsâk: el çekme, oruca başlama zamanı.
    imtidâd: uzama.
    imtihan: sınama.
    imtihanât: sınamalar.
    imtinâ: çekinme, yanaşmama, imkânsız olma.
    imtinân: minnet etme.
    imtisâl: misal edinme, benzemeye çalışma.
    imtisâlen: misal edinerek, uyarak.
    imtiyaz: ayrıcalık.
    imtiyazât: ayrıcalıklar.
    imtizâc: uyuşma, kaynaşma.
    imtizâcât: kaynaşmalar, uyuşmalar.
    imtizâckâr: uyuşan, kaynaşan.
    imtizâckârâne: kaynaşarak, uyuşarak.
    inâbe: günahı terkedip hakka yönelme.
    inâd: ayak direme, inat.
    inâdî: inada dayanan.
    inâm: nimetlendirme.
    inâmât: nimetlendirmeler.
    inâmperver: nimetlendirmeyi seven.
    inâs: kadınlar.
    inaş: hareketlendirme.
    inâyât: yardımlar.
    inâyet: yardım.
    inâyethâh: yardım isteyen.
    inâyetkâr: yardım eden.
    inâyetkârâne: yardım edercesine.
    inâyetnâme: yardım yazısı.
    inâyetperver: yardımsever.
    inbât: otun bitmesini sağlama.
    inbik: imbik, süzme âleti.
    inbisât: genişleme.
    incil: dört büyük ilâhî kitaptan biri.
    incilâ: cilâlanma, parlama.
    incilâb: celbedilme, çekilme.
    incimad: donma, katılaşma.
    incirar: çekilme, sona erme.
    incizâb: cezbedilme, çekilme.
    incizâbât: cezbedilmeler, çekilmeler.
    incizâr: çekilme.
    ind: yan, kat.
    indallah: Allah katında.
    indelbüleğa: adamına göre güzel söz söyleyenler yanında.
    indelhâce: gerek duyulduğunda.
    indî: kendince, keyfî.
    indifâ: def olma, püskürme.
    indimaç: kenetlenme.
    indiras: bozulma, silinme.
    ineb: üzüm.
    infâk: nafaka verme.
    infâz: yerine getirme.
    infiâl: hareketlenme, kızma.
    infiâlât: infialler.
    inficâr: tan yerinin ağarması, tohumun çatlaması.
    infikâk: ayrılma, ayrışma.
    infilâk: patlama.
    infirad: teklik, benzersizlik.
    infisah: bozulma, dağılma.
    infisal: ayrılma.
    rgin-top:0cm;margin-right:1.0cm;margin-bottom:0cm; margin-left:1.0cm;margin-bottom:.0001pt;mso-pagination:none'>infitar: yarılma.
    inhidam: yıkılma.
    inhilâl: ayrışma, dağılma.
    inhimak: kapılma, düşkünlük.
    inhinâ: bükülme, eğrilme.
    inhirâf: sapma.
    inhisaf: tutulma.
    inhisar: bir şeyin sadece bir kişiye verilmesi, tekel.
    inhitat: düşme, çökme.
    inhizam: bozulma, dağılma, yenilme.
    inîdam: yok olma.
    inîkad: kurulma, gerçekleşme, bağlanma.
    inîkas: yansıma.
    inkâr: inanmama.
    inkârî: inkârla ilgili.
    inkıbâz: tutukluk.
    inkılâb: inkılâp, değişme, dönüşme.
    inkılâbât: değişmeler.
    inkılâbvârî: inkılâp gibi.
    inkıraz: sönme, tükenme.
    inkısam: bölünme.
    inkısar: kısalma.
    inkısarât: inkısarlar.
    inkıtâ: kesilme, tükenme, tıkanma.
    inkıyâd: boyun eğme, bağlanma.
    inkıza: olup bitme.
    inkisar: kırılma.
    inkisarat: kırılmalar.
    inkişâ: açılma.
    inkişaf: açılma, gelişme.
    inkişafat: açılmalar, gelişmeler.
    innî: eserlerden eser sahibine götüren delil.
    ins: insan.
    insâ: unutma.
    insâf: merhamete dayalı adalet.
    insâfkârâne: insaflıca.
    insaniyet: insanlık.
    insaniyeten: insanlık bakımından.
    insaniyetkârâne: insanlığa yakışırcasına, insanca.
    insaniyetperver: insanlıksever.
    insî: insanla ilgili, insan cinsinden.
    insibab: dökülme, katılma.
    insibağ: boyanma.
    insicâm: düzgünlük.
    insilâh: soyulma, sıyırılma.
    insiyak: sevkedilme.
    inşâ: yapma, kurma.
    inşâallah: Allah dilerse.
    inşâd: şiir okuma.
    inşât: ferahlandırma.
    inşiâb: bölümlenme.
    inşikak: yarılma.
    inşirâh: ferahlanma, açılma.
    intâc: netice verme.
    intâk: konuşturma.
    intâkıbilhak: Allahın konuşturması.
    intâniye: mikrobik.
    intiaş: dinlenip canlanma.
    intibâ: izlenim.
    intibâh: uyanma.
    intibâhkârâne: uyanmışçasına.
    intibak: uyma.
    intifâ: faydalanma.
    intifâ: sönme.
    intihâ: son, sona erme.
    intihâb: seçme.
    intihal: çalma.
    intikal: geçme, anlama.
    intikam: öç.
    intikamkârâne: intikam alırcasına.
    intisab: bağlanma, kapılanma.
    intişâr: yayılma.
    intişârât: yayılmalar.
    intizam: düzgünlük, düzen, yerli yerindelik.
    intizamât: intizamlar.
    intizamkârâne: düzgünce.
    intizamperver: düzensever.
    intizamperverâne: düzensevercesine.
    intizar: bekleme, gözleme.
    intizaren: bekleyerek.
    inzâl: indirme, inme.
    inzâr: korkutma.
    inzibât: sıkı düzen.
    inzimâm: eklenme.
    inzivâ: bir köşeye çekilme.
    inzivâgâh: inziva yeri
    ipnotizma: telkinle uyutma.
    îrâb: düzgün söz söyleme.
    irâd: gelir, kazanç.
    îrâd: söyleme, dile getirme.
    irâde: seçme ve isteme kabiliyeti.
    irâdet: irade.
    irâdî: iradeyle ilgili, istemekle.
    irâe: gösterme.
    irâs: verme, miras bırakma.
    îrâz: yüz çevirme.
    ircâ: indirme, döndürme.
    irfân: bilme, anlama, zihni olgunluk.
    irhâsât: Efendimizin peygamberlikten önceki harika hâlleri.
    irs: miras, kalıtım.
    irsâ: sağlamlaştırma.
    irsâl: gönderilme.
    irsâlât: göndermeler.
    irsiyet: kalıtım.
    irşâd: hak yolu gösterme.
    irşâdât: irşatlar.
    irşâdgâh: irşat yeri.
    irşâdî: irşatla ilgili.
    irşâdkâr: irşatçı.
    irşâdkârâne: irşat edercesine.
    irtibât: bağlılık, ilgi.
    irticâ: geri dönücülük.
    irticâc: çalkalanma.
    irticâkârâne: geri dönercesine.
    irticâlen: hazırlıksız söyleme.
    irticâlî: hazırlıksız konuşma.
    irtidâd: dinden dönme.
    irtidâdkâr: dininden dönen.
    irtifâ: yükseklik.
    irtihâl: göçme, ölme.
    irtikâb: işleme.
    irtisam: resmedilme.
    irtişâ: rüşvetçilik.
    irzâ: razı etme.
    irzâk: rızık verme.
    isa: dört büyük peygamberden biri.
    isâbet: yerini bulma, rast gelme.
    isâbetiayn: göz değmesi.
    isâd: yükseltme, mesut etme.
    isâet: kötü iş işleme.
    îsâf: yardıma koşma.
    âsal: ulaştırma.
    isâle: akıtma.
    îsâr: kendisi muhtaç olduğu hâlde başkasına verme ahlâkı.
    isbât: delil göstererek hakikatı ortaya koyma.
    isevî: isa aleyhisselâmın dininden olan kimse.
    isevîlik: isa aleyhisselâmın dini.
    iska: sulama.
    iskân: yerleştirme.
    iskât: susturma.
    iskender: sayısız beldeler fethetmiş bir hükümdar.
    islâm: Hazreti Muhammed aleyhisalâtü vesselâmın getirdiği din.
    islâmiyet: islâmlık.
    ism: günah, suç.
    ismar: meyve verme.
    ismet: masumluk, temizlik.
    ismiâzam: en büyük ilâhî isim.
    ismifâil: kimin iş yaptığını bildiren isim, özne.
    ismullah: Allah adı.
    isnâaşer: on iki.
    isnâd: dayandırma.
    isnâdât: dayandırmalar.
    ispirtizma: cinlerle konuşup da ruhlarla konuştuklarını sananların fikri.
    isrâ: geceleyin götürme.
    isrâf: gereksiz yere harcama.
    isrâfât: gereksiz harcamalar.
    isrâfil: sur borusunu üflemekle görevli büyük bir melek.
    isrâfilmisâl: israfil gibi.
    isrâfilvârî: israfil aleyhisselâm gibi.
    isrâil: Hazreti Yakubun lâkabı.
    isrâiliyyat: Yahudilikten kalma bilgiler.
    istahrabat: ateşe tapanların ünlü ateşlerinin bulunduğu yer.
    istasyon: demiryollarında durak.
    istatistik: hüküm çıkarmak için bilgi toplama ve sınıflandırma ilmi.
    istiâb: içine alma, kaplama.
    istiânât: yardım istemeler.
    istiâne: yardım isteme.
    istiâre: bir kelimeyi başka anlamda kullanma.
    istiâze: sığınma.
    istibâd: akıldan uzak görme.
    istibdad: baskıcı yönetim.
    istibdadât: baskılar.
    istibka: kalıcı kılma.
    istibrâ: küçük abdestten sonra idrarın iyice kesilmesini beklemek.
    istibşâr: müjdeleme.
    istibşârkârâne: müjdelercesine.
    istîcâl: acele etme.
    isticvâb: sorup cevap isteme.
    istîdâ: dilekçe.
    istidad: istidat, yetenek.
    istidadat: yetenekler.
    istidadî: yetenekle ilgili.
    istidlâl: delil getirme, delile dayanarak hüküm çıkarma.
    istidrâc: derece derece yükselme, hayırsız başarı.
    istidrâcî: istidracla ilgili.
    istidrâdî: başka konu anlatılırken arada söylenen söz.
    istif: yığma.
    istifâ: işten ayrılma.
    istifâde: faydalanma.
    istifâdeten: faydalanma bakımında.
    istifâza: feyizlenme, manen gıdalanma.
    istifâzaten: feyizlenme bakımından.
    istifhâm: soru, sorma.
    istifra: kusma.
    istifsâr: anlamak için soru sorma.
    istifta: bir meselede dinin hükmünü sorma.
    istigase: yardım isteme.
    istiğfar: Allahtan af dileme.
    istiğna: gönül tokluğu, nazlanma, uzak durma.
    istiğrâb: yadırgama, garipseme.
    istiğrâbkârâne: yadırgarcasına.
    istiğrâk: ilâhî aşka dalıp coşarak kendinden geçme, esrime.
    istiğrâkî: istiğrakla ilgili.
    istiğrâkkârâne: kendinden geçercesine.
    istihâl: temizleme.
    istihâle: başkalaşma.
    istihâre: bir işin iyi olup olmadığını anlamak için rüya görmek niyetiyle uykuya yatma.
    istihâza: âdet kanı.
    istihbâb: güzel sayma.
    istihbâr: haber alma.
    istihbârât: haber almalar.
    istihdâf: hedef edinme.
    istihdâm: hizmet ettirme.
    istihfâf: hafife alma.
    istihkak: hak etme.
    istihkâm: sağlamlık, siper.
    istihkâr: hor görme.
    istihlâk: tüketim.
    istihrâc: çıkarma, çıkarım.
    istihrâcât: çıkarmalar, çıkarımlar.
    istihsâl: üretim.
    istihsân: güzel sayma.
    istihsan: korunma.
    istihsânât: güzel saymalar.
    istihsânkârane: beğenircesine.
    istihyâ: haya etme, utanma.
    istihzâ: ince alay.
    istihzâkârâne: alay edercesine.
    istihzar: hazırlama.
    istihzarât: hazırlamalar.
    istikamet: doğrultu, yön.
    istikbâl: gelecek zaman, yönelme.
    istikbâlbîn: geleceği gören.
    istikbâlî: gelecekle ilgili.
    istikbâliyât: gelecek zamanda olacaklar.
    istiklâl: bağımsızlık.
    istiklâldârâne: bağımsızca.
    istiklâliyet: bağımsızlık.
    istikmâl: tamamlama.
    istikrâ: ayrı ayrı olaylardan genel bir hüküm çıkarma.
    istikrâen: istikra bakımından.
    istikrah: tiksinme.
    istikrâr: karar kılma, yerleşme.
    istikrâz: borçlanma.
    istikzâr: pis görme.
    istilâ: kaplama.
    istilâkârâne: kaplarcasına.
    istilhak: kendine alma.
    istilzâm: gerektirme.
    istilzâz: lezzet alma.
    istimâ: dinleme.
    istimâl: kullanma.
    istimdâd: yardım isteme.
    istimdâdgâh: yardım isteme yeri.
    istimdâdkârâne: yardım istercesine.
    istimlâk: kamulaştırma.
    istimrâr: devamlılık.
    istimsâl: örnek alma.
    istimzâc: kaynaşma, karışma.
    istinâbe: başka yerde bulunan şahidin ifadesinin alınması.
    istinad: dayanma.
    istinaden: dayanarak.
    istinadgâh: dayanak.
    istinaf: başlangıç, mahkeme.
    istinâs: alışma, ısınma.
    istinbât: bir sözden gizli bir mânâ çıkarma.
    istincâ: helada temizlenme.
    istinkâf: çekinme, katılmama.
    istinkâr: inkâr etme.
    istinsâh: sayfaları yazarak çoğaltma.
    istintak: konuşturma.
    istirâhât: dinlenme.
    istirâhâtgâh: dinlenme yeri.
    istirâhâthâne: dinlenme evi.
    istirâk: hırsızlık.
    istirdâd: geri alma.
    istirhâm: merhamet dilenme.
    istirhâmnâme: merhamet dilenme yazısı.
    istîsâb: güç sayma.
    istîsal: kökünü kazıma.
    istiskal: yüz vermeyerek kovma.
    istismâr: menfaatine alet etme.
    istisnâ: ayrılık, kural dışı.
    istişâre: danışma, konuşma.
    istişfâ: şifa isteme.
    istişhâd: şahit gösterme.
    istişmâm: koklama.
    istitafkârane: merhamet isteyen gibi.
    istitar: örtünme.
    istitrad: ara söz.
    istivâ: düzelme, güneşin tepeye gelmesi.
    istizâh: açıklama istemek.
    istizâm: büyütme.
    istizân: izin isteme.
    istizhâr: birinden yardımcı olmasını isteme.
    isyân: ayaklanma, başkaldırma.
    isyânkârâne: başkaldırırcasına.
    îşâ: yatsı.
    işâa: haber yayma.
    işâl: alevlendirme.
    işâr: sezdirme.
    işârât: işaretler.
    işârâtülîcâz: mûcizelik işaretleri.
    işâret: anlamlı davranış, belirti.
    işâreten: işaret ederek.
    işârî: işaretle ilgili.
    işbâ: doyurma.
    işgal: oyalama, alma.
    işgüzar: çalışkan.
    işhâd: şahit gösterme.
    işkâl: güçleştirme, çetinleştirme.
    işkembe: hayvan midesi.
    işkil: vesvese, kuşku.
    işmâm: koklatma.
    işmar: anlamlı işaret.
    işrak: Allaha ortak koşma.
    işrâk: ışıklandırma, parlatma.
    işrâkiyye: batıl bir felsefe.
    işrâkiyyûn: işrâkiyyeciler.
    işret: içkili toplantı.
    iştiâl: alevlenme.
    iştibâh: şüphelenme, benzerlik.
    iştibâk: şebekelenme, örgülenme.
    iştigal: uğraşma.
    iştihâ: iştah.
    iştihar: ünlenme.
    iştikak: türeme.
    iştira: satın alma.
    iştirak: ortaklık, katılma.
    iştiyak: şiddetli istek.
    iştiyakât: şiddetli istekler.
    iştiyakâver: pek istekli.
    iştiyakengiz: istek veren.
    îta: verme.
    itâat: söz dinleme.
    itâatkârâne: söz dinleyerek.
    itâb: azarlama.
    itâm: yemek yedirme.
    itfa: söndürme.
    ithaf: yazılan kitapta birinin adını anma.
    ithâm: suçlama.
    ithâmnâme: suçlama yazısı.
    îtibar: saygınlık.
    îtibarî: var sayılan.
    îtidâl: orta hâllilik.
    îtidâlidem: soğukkanlılık.
    îtikâd: gönülden inanma.
    îtikâdât: inanmalar.
    îtikâden: inanma bakımından.
    îtikâdî: inanmakla ilgili.
    îtikaf: bir yere çekilip ibadet etmek.
    îtilâ: yükselme.
    îtilâf: anlaşma.
    îtimâd: güvenme.
    îtimâden: güvenerek.
    îtinâ: özen.
    îtiraf: saklamayıp söyleme.
    îtiraz: karşı çıkma, karşı söz.
    îtirazât: itirazlar.
    îtiraziye: cümlede ara söz
    îtirazkârâne: itiraz edercesine.
    îtiraznâme: itiraz yazısı.
    îtisaf: haksızlık.
    îtiyad: alışkanlık.
    îtizâl: ayrılma, sapma.
    îtizâr: özür bildirme.
    itkan: sağlam yapma.
    itlâf: öldürme.
    itlak: bağlama, asma.
    itmâm: tamamlama.
    itminân: tatmin olma.
    itminânbahş: tatmin eden.
    itminânkârâne: tatmin olurcasına.
    ittibâ: tabi olma, uyma.
    ittibâen: tabi olarak, uyarak.
    ittifâk: birleşme.
    ittifâken: birleşerek.
    ittifâkî: birleşmeye dair, üstünde birleşilen.
    ittifâkkârâne: birleşircesine.
    ittihâd: birlik.
    ittihâdıislâm: Müslümanların birlik olması.
    ittihâm: suçlanma.
    ittihâmkârâne: suçlanarak.
    ittihâmnâme: suçlanma yazısı.
    ittihâz: alma, sayma.
    ittika: sakınma.
    ittikan: sağlamlık.
    ittisâf: sıfatlanma.
    ittisâfkârâne: sıfatlanırcasına.
    ittisâk: düzenli diziliş.
    ittisâl: bitişme.
    ittizâh: açıklık.
    ittizân: ölçülülük.
    ityân: belirleme.
    ivaz: karşılık.
    îvicâc: eğrilik.
    îvicâcât: eğrilikler.
    îyanî: görünen.
    îyd: bayram.
    izâ: birdenbire.
    izâbe: eritmek.
    izâc: taciz etme, rahatsız etme.
    izâcât: taciz etmeler.
    izâe: aydınlatma.
    izâfe: bağlama, yükleme.
    izâfî: göreli, göreceli.
    îzâh: açıklama.
    îzâhât: açıklamalar.
    îzâhen: açıklama ile.
    izâle: giderme.
    izâm: büyükler.
    îzâm: büyütme.
    izân: anlayış.
    izânî: anlayışla ilgili.
    izâr: elbise.
    îzâz: ağırlama.
    izbe: kuytu.
    izdihâm: yığışma.
    izdivâc: evlenme.
    izdiyad: artma.
    izhâr: gösterme.
    izinnâme: izin belgesi.
    izmihlâl: bozulma.
    izn: izin.
    izzet: üstünlük, galibiyet.
    izzetâlûd: izzetle karışık.
    izzetinefis: insanın kendine saygısı.
     
Benzer Konular
  1. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    536
  2. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    404
  3. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    554
  4. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    411
  5. ZeyNoO
    Mesaj:
    2
    Görüntüleme:
    518
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş