1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Minicik Sözlük (K)

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 10 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    K

    kabahat: kusur, suç.
    kabaih: kabahatlar.
    kabâil: kabileler.
    Kâbe: namaz için yöneldiğimiz mukaddes mabet.
    Kabıkavseyn: Peygamberimizin mîraçta ulaştığı son nokta.
    kâbız: tutan, sıkan, kavrayan.
    kabîh: çirkin.
    kabil: olabilir, gibi, türlü.
    kabîle: aynı soydan olup beraber yaşayan insanlar.
    kabilîyet: yetenek, etkilenebilirlik.
    kabine: bakanlar kurulu.
    kabir: mezar.
    kabl: önce.
    kablelbülûğ: ergenlikten önce.
    kablelvukû: olmadan önce.
    kablelvücûd: var olmadan önce.
    kabr: kabir, mezar.
    kabristân: mezarlık.
    kabûlüadem: yokluk kabulü.
    kâbus: korkulu rüya.
    kabz: tutma, alma, tutukluk.
    kabza: sap, el, avuç.
    kabzıervah: ruhların alınması.
    kabzıruh: ruhun alınması.
    kaddesallahüesrarehüm: Allah onların sırlarını mukaddes kılsın.
    kade: namazda oturuş.
    kadem: ayak, adım.
    kademe: derece, sıra.
    kader: Allahın herşeyi ezelden bilip takdir etmesi.
    Kaderiye: "kul fiilin yaratıcısıdır" diyen sapık mezhep.
    kadî: kadı, hâkim.
    kadîb: kılıç.
    Kadîm: öncesiz olan Allah.
    kadîm: eski zaman.
    Kadîr: güçlü.
    kadîrâne: güçlü olarak.
    kadirdanlık: değerbilirlik.
    Kadirî: Abdülkadir Geylanî tarikatından olan.
    kadîriyet: güçlülük.
    kadirşinâs: değerbilir.
    Kadîülhâcât: ihtiyaçları veren, Allah.
    kadr: kadir, kıymet, değer.
    Kaf: hayâlî bir dağ.
    kâffe: bütün.
    kâfi: yeter.
    kâfil: kefil olan.
    kafile: yolculuk eden topluluk.
    kâfir: îmansız.
    kâfirâne: kâfirce.
    kafiye: mısra sonralarında ses bezerlikleri.
    kafiyeperest: aşırı kafiye düşkünü.
    kâfûr: bir madde ismi, cennette bir kaynak.
    kağnı: öküz arabası.
    kâh: bazen.
    Kahhâr: kahreden.
    kahhârâne: kahredercesine.
    kahır: derin üzüntü.
    kâhil: erişkin.
    kâhin: falcı.
    kahir: üstün gelen.
    kahr: zorlama, mahvetme, ezme.
    kahraman: büyük işler başarmış kişi.
    kahramanâne: kahramanca.
    kaht: kıtlık.
    kahtıricâl: adam kıtlığı.
    kahtügalâ: yokluk ve kıtlık.
    kaid: lider, kumandan.
    kaide: kural.
    kaideten: kural olarak.
    kail: inanmış.
    kaim: ayakta duran.
    kaime: para.
    kâin: olan.
    kâinat: evren.
    kal: konuşma.
    kal': koparma.
    kalâ: kale.
    kalade: gerdanlık.
    kalâk: gönül sıkıntısı.
    kalb: duyguların sultanı, gönül.
    kalben: gönülle.
    kalbetme: dönüştürme.
    kalbî: gönülden.
    kalbolma: dönüşme.
    kale: dedi.
    kale kîle: dedi denildi.
    kalen: konuşarak.
    kalî: konuşmakla.
    kalîl: az.
    kalkale: okurken harfi iki kere seslendirme.
    kalori: gıdaların vücuda ısı vermesi bakımından değeri.
    kalp: sahte.
    Kalûbelâ: Allahın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sorması ve ruhların "evet" demeleri olayı.
    kâm: dilek, arzu.
    kamer: ay.
    kamervârî: ay gibi.
    kamet: boy.
    kamet: namazın farzından önce okunan ezan.
    kâmil: yetkin, erişkin, olgun, tam.
    kâmilâne: kâmilce.
    kâmilen: tamamen.
    kâmilîn: kâmiller.
    kamtarir: çatık kaşlı.
    kamu: halkın hepsi.
    kamûs: büyük sözlük.
    kanaât: kısmetine razı olma, kabullenme.
    kanaâtbahş: kanaat veren.
    kanaâtkârâne: kanaat edercesine.
    kanâdil: kandiller.
    kandil: idare lâmbası.
    kâne: oldu.
    kangren: hücrelerin ölmesiyle oluşan bir hastalık.
    kanî: kanaat eden, inanmış.
    kantar: tartı aleti.
    kantara: köprü.
    kanun: uyulması gereken kesin kural.
    kanunen: kanunca.
    kanunî: kanuna göre, uygun.
    kanuniyet: kanunluk.
    kanunnâme: kanun yazısı.
    kanunperest: kanun düşkünü.
    kâr: "yapan, eden" mânâsında son ek.
    kâr: para kazancı.
    karâbet: yakınlık.
    karakter: temel özellik.
    karar: hüküm, çare, düzenlilik, ölçülülük, tahmin.
    karardâde: düzelmiş.
    karargâh: karar yeri, askeriyede kurmayların yeri.
    kararnâme: kararların yazısı.
    karaşina: iş bilir.
    karavana: büyük yemek kabı.
    karbon: bir element, kömür.
    kardeşane: kardeşce.
    kârgir: taş yapı.
    kârıakıl: akla uygun.
    karındaş: kardeş.
    karî: okuyucu.
    karîb: yakın.
    karîben: yakında.
    karîha: düşünme melekesi.
    karîn: yan yana, yakın.
    karîne: belirti.
    Karlayl: ünlü bir tarihçi.
    karn: devre, asır.
    karulâsâ: doktorun bedene vurarak muayene etmesi.
    Karûn: azaba uğramış ünlü bir zengin.
    karye: belde.
    karz: ödünç.
    karzen: ödünç olarak.
    karzıhasen: Allah için verilen borç.
    kasâid: kasideler, övgü için yazılan şiirler.
    kasas: kıssalar, hikâyeler.
    kasâvet: katılık.
    kasd: niyet, istek.
    kasden: niyet ederek.
    kasdî: kasıtlı olarak, kasıtla ilgili.
    kâse: tas, çanak.
    kâselîs: çanak yalayıcı.
    kasem: yemin.
    kasemât: yeminler.
    kasıd: kasteden, niyetli.
    kasır: kusurlu.
    kasır: kısa.
    kasır: saray.
    kasî: katı.
    kâsib: kazanmaya çalışan.
    kasid: kesat olan, sürümü olmayan.
    kasîde: övgü şiiri.
    kasîdehân: kaside okuyan.
    kasir: kısa.
    kasirünnazar: nazarı kısa.
    kasîyye: katılık.
    kasr: kısalık, saray.
    kasvet: sıkıntı, katılık.
    kâşâne: gösterişli ev.
    kâşif: keşfeden.
    kat: kesme, geçme.
    katâ: asla.
    katarât: damlalar.
    katıa: kesin olan.
    katıüttarîk: yol kesen.
    katî: kesin.
    kâtib: yazıcı.
    kâtibâne: yazıcı gibi.
    kâtibe: yazıcı kadın.
    kâtibîn: insanın amelini yazan melekler.
    katil: öldüren.
    katîye: kesin.
    katîyyen: kesinlikle.
    katîyet: kesinlik.
    katl: öldürme.
    katliâm: herkesi öldürme.
    katmer: kat kat oluş.
    Katolik: Hıristiyanlıkta bir mezhep.
    katran: siyah bir madde.
    katre: damla.
    katuf: tembel hayvan.
    kavâid: kurallar.
    kavânin: kanunlar.
    kavî: kuvvetli.
    kavil: söz, sözleşme.
    kavim: aynı ırka mensub olanların oluşturduğu topluluk.
    kavis: yay, eğri.
    kaviyyen: kuvvetle.
    kavl: söz.
    kavlen: sözle.
    kavlirâcih: üstün bulunan söz.
    kavm: kavim, aynı ırka mensub olanların oluşturduğu topluluk.
    kavmiyet: kavimlik.
    kavmiyetçilik: ırkçılık, olumsuz milliyetçilik.
    kavmiyeten: kavim olma bakımından.
    kavs: yay, eğri.
    kavseyn: iki yay.
    kavsıkuzeh: gökkuşağı.
    kavvâd: günaha vasıta olan.
    kay: kusuntu.
    kayd: yazma, bağ.
    kayıt: yazma, bağ.
    kaylûle: öğle uykusu.
    kayser: Bizans imparatorunun lâkabı.
    kayyum: toplayıp ihsan eden.
    Kayyûm: yarattıklarını varlık âleminde tutan Allah.
    Kayyûmiyet: Kayyumluk.
    kazâ: kaderde yazılanın gerçekleşmesi.
    kazâ: vaktinden sonra kılınan namaz.
    kazâ: zarar veren olay.
    kazârâ: kaza olarak.
    kazasker: ilimde bir rütbe.
    kazâyâ: kaziyeler, hükümler.
    kazâzede: kazaya uğramış
    kazf: namuslu kadına iftira.
    kâzım: öfkesini yenen.
    kâzib: yalancı.
    kaziye: hüküm.
    kazurât: pislikler.
    kebâir: büyük günahlar.
    kebîr: büyük.
    kebîre: büyük günahlar.
    keder: üzüntü.
    keennehu: sanki o.
    kef-nûn: Allahın "ol" yani "kün" emrindeki harfler.
    kefâet: denklik.
    kefâlet: kefillik.
    kefe: terazinin bir gözü.
    kefere: kâfirler.
    keffâret: dini suçun affı ümidiyle dünyada çekilen ceza.
    keffâreten: kefaret olarak.
    keffâretüzzünûb: günahların kefareti.
    kefîl: "borcunu ödemezse ben ödeyeceğim" diyen.
    kehânet: gelecekten haber verme.
    kehânetfurûş: geleceği bilirim diyen sahtekâr.
    kehf: mağara.
    kehfmisâl: mağara gibi.
    kehkeş: samanyolu.
    kehkeşan: samanyolu.
    kehribar: çekme özelliği olan bir madde.
    kehrübâ: kehribar.
    kelâl: bitkinlik.
    kelâm: konusu îman olan bir ilim.
    kelâm: söz, ilâhî sıfatlardan biri.
    kelâmullah: Allah sözü.
    kelb: köpek.
    kelbiyet: köpeklik.
    kelbiyyûn: dünyadan el çekmeyi ilke edinen felsefeciler.
    keler: kertenkele.
    kelîle: az gören, çakal.
    kelîm: kendisine söz söylenen.
    kelimât: kelimeler.
    kelime: sözcük.
    kelimetullah: Allah sözü.
    kellâ: hayır, asla!
    kem: kötü.
    kemafissâbık: daha önce geçtiği gibi.
    kemâl: olgunluk, erginlik, tamlık.
    kemâlât: kemâller, olgunluklar.
    kemâlî: kemâlle ilgili.
    kemer: kavisli yapı, kuşak.
    kemerbeste: kuşak bağlamış, hazırlanmış.
    kemiyet: nicelik.
    kemiyeten: nicelik bakımından.
    kemter: âciz, fakir, hakir.
    kemterâne: acizce, aşağıca.
    kenz: hazine, define.
    Kenzülarş: önemli bir bir dua.
    kerâhet: çirkinlik.
    kerâmât: kerametler.
    kerâmet: Allahın izniyle velîlerin gösterdikleri harikalar.
    kerâmetkârâne: kerametli bir şekilde.
    kerâmetvârî: keramet gibi.
    Kerbelâ: Hazreti Hüseyinin şehit edildiği yer.
    kerem: iyilik, lütuf, ikram, değer.
    keremkâr: keremli.
    keremkârâne: keremlice.
    keremnâmdâr: keremiyle tanınan.
    kerhen: istemeyerek.
    kerîh: tiksindirici.
    kerîm: kerem sahibi.
    kerîmâne: kerimce.
    kerime: kız evlat.
    kerîmiyet: kerîmlik.
    kerrât: defalar.
    kerre: defa.
    kerremallahuveche: Allah yüzünü ak etsin.
    kerrûbî: büyük melek.
    kerrûbiyyûn: büyük melekler.
    kerrüfer: çekilip yeniden saldırma.
    kervân: topluca yolculuk edenler kafilesi.
    kes: kimse.
    kesâd: durgunluk.
    kesâfet: yoğunluk.
    kesâlet: tembellik, uyuşukluk.
    kesân: kimseler.
    kesb: kazanma, edinme, işleme.
    kesbî: kesble ilgili.
    kese: kısa yol, para torbacığı.
    kesel: tembel.
    kesîf: katı, yoğun, mat.
    kesîr: çok, bol.
    kesir: kırılmış.
    kesr: kırma.
    kesret: çokluk, bolluk.
    keş: "çeken" mânâsında son ek.
    keşf: açma, bulma.
    keşfelkubûr: ölünün kabirdeki durumunu bilme.
    keşfirâz: sırrı ortaya çıkarma.
    keşfiyât: keşifler.
    keşide: çekilmiş.
    keşif: açma, bulma.
    keşiş: papaz.
    keşmekeş: karışıklık.
    keşşaf: keşfeden, açan, bulan.
    ketebe: yazıcılar.
    ketf: omuz.
    ketm: gizleme.
    ketmetmek: gizlemek.
    ketûm: sır saklayabilen.
    kevahin: kâhinler, falcılar.
    kevakib: yıldızlar.
    kevkeb: yıldız.
    kevn: yaratılan, âlem.
    kevneyn: iki âlem.
    kevnî: yaratılanlarla ilgili.
    kevniye: yaratılanlarla ilgili olan.
    kevser: cennette bir havuz.
    keyd: hile, düzen.
    keyfe: nasıl?
    keyfemâyeşâ: canı nasıl isterse.
    keyfen: nitelikçe.
    keyfî: keyfince.
    keyfiyât: özellikler, nitelikler, durumlar.
    keyfiyet: nitelik, özellik, durum.
    keyfiyeten: nitelik bakımından.
    keyif: hoş hâl.
    kezâ: bunun gibi.
    kezâlik: bu da öyle.
    kezzâb: yalancı.
    kıble: Kâbenin bulunduğu taraf.
    kıblegâh: kıble yeri.
    kıblename: kıbleyi gösteren yazı.
    kıblenümâ: kıbleyi gösteren.
    kıdem: öncelik, öncesizlik.
    kıllet: azlık.
    kıraat: okuma.
    kıraaten: okumakla.
    kırav: çorak tarla.
    kırba: deri su kabı.
    Kırgız: Türkî kavimlerden biri.
    kısas: kıssalar, hikâyeler.
    kısâs: öldüreni öldürme cezası.
    kısâsen: kısas olarak.
    kısım: bölüm.
    kısm: bölüm.
    kısmen: bir bölümü.
    kısmet: nasip.
    kıssa: ibretli hikâye.
    kıssât: kıssalar, hikâyeler.
    kıssîs: keşiş, papaz.
    kıstas: ölçü.
    kışır: kabuk.
    kışr: kabuk.
    kıtâ: kara parçası, şiir parçası.
    kıtal: birbirini öldürme.
    Kıtmîr: Ashabıkehfin köpeği.
    kıtr: erimiş bakır.
    kıvâm: olgunluk, tav, dik, direk.
    kıyâm: ayakta durma, ayaklanma.
    kıyâmet: dünyanın yıkılıp son bulması.
    kıyâs: karşılaştırma.
    kıyâsât: karşılaştırmalar.
    kıyâsen: kıyasla.
    kıyâsımaâlfârık: birbirine benzemeyenlerin karşılaştırılması.
    kıymet: değer.
    kıymetdâr: kıymetli, değerli.
    kıymetşinâs: değerbilir.
    kıyye: okka,1282 gram ağırlık.
    kızıl: kırmızı.
    kızılbaş: Alevilere verilen bir isim.
    kızılelma: eski Roma.
    kibar: ince, nazik.
    kibâr: büyükler.
    kibir: büyüklük, büyüklenme, büyüklük taslama.
    kibriyâ: büyüklük.
    kifâyet: yeterlik.
    kile: 40 litrelik tahıl ölçüsü.
    kîle: denildi.
    kilk: kalem.
    kîlükal: dedikodu.
    kimyâ: bir ilim kolu, ilaç.
    kimyâger: kimyacı.
    kimyâhâne: deneyevi.
    kin: gizli düşmanlık.
    kinâiyyât: kinayeler.
    kinâye: mânâyı dolayısıyla anlatan söz, üstü örtülü dokunaklı söz.
    kinâyeten: kinaye bakımından.
    kindâr: kinci.
    kinedâr: gizli düşmanlık besleyen.
    kirâm: ulular, cömertler, kerimler.
    Kirâmenkâtibîn: günahları ve sevapları yazan melekler.
    kisb: işleme, edinme, kazanma.
    kisbî: edinmeyle ilgili.
    kîse: kese.
    kisrâ: eski iran hükümdarı.
    kisve: kılık, elbise.
    kitâb: kitap.
    kitâbe: yazılı levha.
    kitâbet: yazma işi.
    kitâbeten: yazmakla.
    Kitâbımübîn: apaçık kitap, kaderin bir türü, Kurân.
    kitâbî: kitaba uygun, kitapla ilgili, ilâhî kitaplardan birine inanan.
    kitâbullah: Allahın kitabı, Kurân.
    kitle: kütle, yığın, öbek.
    kiyâset: akıllılık.
    kizb: yalan.
    klâsik: zamanın değerini yitirmeyen, sanatta kuralcı, alışılmış.
    klinik: hastaya bakılan yer.
    kof: içi boş.
    kolordu: ordunun bir bölümü.
    kombinezon: tertip, düzenleme.
    komisyon: özel bir maksad için kurulan heyet.
    komita: siyasi bir maksat için bir araya gelenlerin gizli cemiyeti.
    komite: bir iş için toplanan heyet.
    kompleks: karmaşık, şuur dışı meyillerin tümü.
    komplo: bir kimse aleyhine alınan gizli karar.
    komprime: hap.
    Konstantiniyye: istanbul.
    kontenjan: ilgililerin her birine düşen pay ölçüsü.
    kordon: zincir.
    kozmoğrafya: uzay ilmi.
    kozmoz: âlem, kâinat.
    köle: esir, alınıp satılan insan.
    kritik: tenkit, sıkışık durum.
    kubbe: yarım küre şeklinde bina damı.
    kubh: çirkinlik.
    kubûr: kabirler, mezarlar.
    kuddîsesırruhu: sırrı mukaddes olsun!
    Kuddûs: "temiz olan ve temizlikleri yaratan" mânâsında ilâhî isim.
    kudemâ: kadimler, eskiler, büyükler.
    kudret: güç.
    kudsî: kutsal, temiz, arınmış, yüce.
    kudsiye: kutsal.
    kudsiyet: kutsallık, yücelik, temizlik.
    kudûm: uzaktan gelme, ayak basma.
    kul: insan.
    kulûb: kalbler.
    kulunç: acı veren bir hastalık.
    kumandan: komutan.
    kumbiiznillah: Allahın izniyle kalk!
    kumistân: kumluk yer, çöl.
    kundak: bebek sargısı, yangın çıkaran ateş parçası.
    kurâ: ad çekme.
    Kurân: "okunan" mânâsında ilâhî kitabımızın adı.
    Kurânî: Kurânla ilgili, ait.
    kurb: yakınlık.
    kurbiyet: yakınlık.
    Kureyş: Peygamberimizin kabilesi.
    kurrâ: Kurân okuyucuları.
    kurûn: çağlar, asırlar, devreler.
    kusûr: eksiklik, pürüz, özür, kabahat.
    kusûrât: kusurlar.
    kusûriyet: kusurluluk.
    kûşe: köşe.
    kut: gıda, azık.
    kutb: büyük evliya.
    kutbiyet: büyük evliyalık.
    kutbuâzam: en büyük kutub, zamanın en büyük velîsi.
    kutr: çap.
    kutub: büyük evliya.
    kutulâyemût: ölmeyecek kadar yiyecek.
    kuvâ: kuvveler.
    kuvve: kuvvet, düşünce, duygu, yetenek.
    kuvvet: güç.
    kuvvetüzzahr: yardım kuvveti.
    kuyûd: kayıtlar, bağlar.
    kuzeh: renk renk çizgiler.
    kübra: en büyük.
    küdûret: koyuluk, kederlilik.
    küffâr: kâfirler.
    küfr: îmansızlık.
    küfrân: îmansızlık, nankörlük.
    küfrî: küfürle ilgili.
    küfriyât: küfürle ilgili şeyler.
    küfür: îmansızlık.
    küfürbaz: küfredici.
    küfüv: denk, eş.
    kühûlet: erginlik.
    külâh: tepesi sivri başlık.
    külfet: yük, zahmet, zorluk.
    külhân: hamam ocağı.
    küll: bütün.
    küllî: bütün fertleri ihtiva eden genel kavram, genel, kapsamlı.
    külliyat: hepsi, bir yazarın bütün eserleri.
    külliye: bütünlük, ilgili bütün kısımların bir arada bulunduğu yapı.
    külliyen: bütünüyle.
    külliyet: bütünlük, genellik, kapsamlılık.
    kültür: bir milletin maddî ve mânevî varlıkları, yaşayış ve davranış şekli, kazanılan genel bilgi.
    kün: "ol" emri.
    küngân: su borusu.
    künh: asıl, öz, kök.
    künnes: gece görünen yıldızlar.
    künûz: hazineler.
    künye: kimlik.
    Kürdî: Kürdistânlı.
    küre: yuvarlak.
    küreiarz: yer yuvarlağı, dünya.
    kürevî: yuvarlak.
    küreviyet: yuvarlaklık.
    küreyvât: kürecikler.
    küreyvâtıbeyzâ: akyuvarlar.
    küreyvâtıhamrâ: alyuvarlar.
    Kürsî: arşı azamın altındaki makam.
    Kürt: Müslüman bir kavim, o kavimden olan kişi.
    küsûf: kararma, güneş tutulması.
    küsûfât: kararmalar, güneş tutulmaları.
    küsûr: artık.
    küsûrât: küsurlar, artıklar.
    küşâ: açan.
    küşâd: açma.
    küşâde: açılmış.
    küşâyiş: açıklık.
    küşûf: keşifler, açmalar, bulmalar.
    kütle: yığın, öbek.
    küttâb: kâtipler.
    kütüb: kitaplar.
    Kütübüsitte: güvenilir olan altı hadîs kitabı.
    kütük: bütün adların yazıldığı büyük defter.
    küvar: petek, kovan.


     

Sayfayı Paylaş