1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Minicik Sözlük (N)

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 10 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    N

    nâ: olumsuz yapan ön ek.
    naarât: naralar, gürlemeler.
    naat: Peygamberimizi övmek için yazılan şiir.
    nabız: atardamarın vuruşu.
    nâbit: yerden biten.
    nâbüdü: biz ibadet ederiz.
    nâcî: kurtulan.
    nâçiz: değersiz.
    nâdân: cahil, haddini bilmez.
    nâdide: az bulunur, değerli.
    nâdim: pişman.
    nâdir: az bulunan.
    nâdirât: az bulunanlar.
    nâdire: nadir olan.
    nâdiren: nadir olarak.
    nâehil: işin adamı olmayan.
    nafaka: geçim için gereken para.
    nâfık: geçer akçe.
    nâfî: faydalı.
    nâfia: faydalı olan.
    nâfile: isteğe bağlı ibadet, boş.
    nâfiz: nüfuz eden, içe işleyen.
    nâgâh: birdenbire.
    nâğamât: nağmeler, ezgiler.
    nâğme: ezgi.
    nâhak: haksız.
    nahîf: cılız.
    nahîfe: cılız olan.
    nahiv: dilbilgisinin konusu cümle olan kısmı.
    nâhiye: belde.
    nahl: balarısı.
    nahnü: biz.
    nâhoş: hoş olmayan.
    nahr: boğazlama.
    nâhu: öyle ise, şöyle ki, işte.
    nahv: dilbilgisinin konusu cümle olan kısmı.
    nahvî: nahivle ilgili.
    nâib: vekil.
    nâil: erişen, kavuşan.
    nâiliyet: erişme.
    nâim: uyuyan.
    naîm: cennet, bolluk.
    nâk: "lı, li, lu, lü" mânâsında son ek.
    nâka: dişi deve.
    nakarât: tekrar.
    nakd: para.
    nâkıs: noksan, eksik.
    nakış: süs, bezek.
    nakızeyn: iki zıt.
    nâki: takva sahibi, günahtan arınmış.
    nakîb: vekil.
    nakil: nakletme, taşıma.
    nâkil: nakleden, taşıyan.
    nâkile: ileten.
    nâkise: noksanlık, eksiklik.
    nâkiz: nakzeden, çelişen.
    nâkize: zıt olan.
    nakkad: doğruyu yanlıştan ayıran kimse.
    nakkaş: nakış yapan.
    nakl: taşıma, nakil.
    nakliyât: taşımalar.
    nakliye: taşımayla ilgili olan.
    naks: noksanlık, eksiklik.
    nakş: nakış, bezek.
    nakşetmek: nakışlamak, bezemek.
    Nakşî: Nakşibendi tarikatına mensub olan.
    Nakş–bendî: bir tarikat, bu tarikatı kuran zat.
    nakz: bozmak, bir hükmü yok saymak.
    nâlân: inleyen, sızlayan.
    nâlâyık: lâyık olmayan.
    nâle: inilti.
    nâm: lâkap, ün, ad.
    nâmâdud: sayısız.
    nâmağlub: yenilmez.
    nâmahrem: mahrem olmayan, nikâh düşen.
    namaz: en mühim ibadet.
    namazgâh: namaz kılınan yer.
    nâmdâr: namlı, ünlü.
    nâme: mektup.
    nâmerd: korkak, alçak.
    nâmeşrû: dine uymayan, yasak.
    nâmi: büyüyüp gelişen.
    nâmiye: büyüyen.
    nâmus: ırz, ahlâklılık, kanun, melek.
    nâmuskâr: namuslu.
    nâmuskârâne: namusluca.
    nâmusşikenâne: namusu kırarcasına.
    nâmuvâfık: uygun olmayan.
    nâmüsâid: elverişsiz.
    nâmütenâhi: sonsuz.
    namzed: namzet, aday.
    nankör: iyilik bilmez.
    nâpâk: temiz değil, kirli.
    nâr: ateş, cehennem.
    nâra: bağırma.
    narh: resmî fiyat.
    nârin: ince.
    nâs: insanlar.
    Nasâra: Hıristiyanlar.
    nasâyih: nasihatlar, öğütler.
    nasb: atama, dikme.
    nâsezâ: lâyık olmayan.
    nâsır: yardım eden.
    nasib: nasip, kısmet.
    Nâsibe: Haricilerden olan sapkın bir zümre.
    nâsih: hükmünü kaldıran.
    nasîh: öğütçü, nasihat eden.
    nasihat: öğüt.
    nâsir: nesir yazarı.
    nasîr: zafere ulaştıran.
    nâsiye: alın, yüz.
    nasl: ok demiri.
    nasr: yardım.
    Nasrânî: Hıristiyan.
    Nasrâniyet: Hıristiyanlık.
    nass: kesin, tartışılmaz olan, âyet ve hadîs.
    nassen: kesin olarak.
    nasûh: kesin, halis.
    nâş: tabuttaki ölü.
    nâşâd: şâd olmayan, üzgün.
    nâşî: dolayı.
    nâşir: neşreden, yayan, yayıncı.
    nâşize: kocasına üstünlük taslayan kadın.
    natakte: söyledin.
    nâtaman: tamamlanmamış.
    nâtık: konuşan.
    nâtıka: konuşabilme.
    nâtuvan: kuvvetsiz, çaresiz.
    nâvâkıf: bilmeyen, anlamayan.
    nây: ney, ölüm haberi.
    nâz: kendini ağıra satma.
    nazâir: benzerler.
    nâzan: nazlı.
    nazar: bakış, görüş, göz değmesi.
    nazaran: göre, bakarak.
    nazarendaz: nazar eden, bakan.
    nazargâh: bakış yeri, bakılan yer.
    nazarî: henüz düşünce hâlinde olan.
    nazariyât: kitabî bilgiler, görüşler, ispatlanmamış düşünceler.
    nazariye: görüş, ileri sürülen fikir.
    nâzdâr: nazlı.
    nâzdârâne: naz edercesine.
    nâzen: nazik, ince.
    nâzenin: nazlı, ince, edalı.
    nâzeninâne: nazlı nazlı.
    nâzım: düzenleyen.
    nâzır: nazar eden, bakan.
    nazif: temiz.
    nâzik: ince, kibar.
    nâzikâne: nazikçe.
    nâzil: nüzul eden, inen.
    nazîr: eş, benzer.
    nazîre: eşi, benzeri.
    nazm: düzen, şiir, nazım.
    nazmşiken: düzeni bozan.
    nazzam: düzenleyen, dizen.
    neâm: evet, olur.
    neba: kaynak olma, fışkırma.
    nebat: bitki.
    nebatat: bitkiler.
    nebatî: bitki ile ilgili, bitki cinsinden.
    nebatiyet: bitki olma hâli.
    nebê: haber.
    nebeân: kaynayıp çıkma.
    nebevî: peygamberle ilgili.
    nebî: peygamber.
    nebiyy: nebi, peygamber.
    nebze: azıcık miktar.
    necâbet: soyluluk.
    necâset: pislik.
    Necaşî: Habeş hükümdarı.
    necât: kurtuluş.
    neccinâ: bizi kurtar.
    necib: soylu, asil, temiz.
    Necid: Arabistanda bir bölge adı.
    necim: yıldız.
    necis: pis.
    necisülayn: pisliğin ta kendisi.
    necm: yıldız.
    necmisakıb: karanlığı delen parlak yıldız.
    nedâmet: pişmanlık.
    nedâmetkârâne: pişman olurcasına.
    nef: fayda.
    nefaset: hoşluk, güzellik.
    nefer: er, asker.
    neferât: neferler, erler.
    nefes: soluk.
    neffâs: üfleyen.
    nefh: üfleme.
    nefha: esme, esinti, üfürük.
    nefis: can, maddî arzuların kaynağı olup sınır tanımayan bir duygu.
    nefisperest: nefsine aşırı düşkün olan.
    nefisperver: nefsini seven.
    nefisperverâne: nefsini severcesine.
    nefiy: olumsuzluk, yok sayma, sürme, sürgün.
    nefret: tiksinme.
    nefretkârâne: nefret ederek, tiksintiyle.
    nefrin: lânet.
    nefs: can, kendi, istek duygusu, nefis.
    nefsanî: nefsin hoşuna giden.
    nefsaniyet: nefsine düşkünlük.
    nefsî: nefisle ilgili, nefsim!
    nefsiemmâre: insanı kötülüğe sürükleyen nefis.
    nefsülemir: işin kendisi, hakikatı.
    nefy: nefiy, yok sayma, sürme, sürgün.
    nefyetmek: yok saymak, sürgün etmek.
    nehâr: gündüz.
    nehârî: gündüzcü.
    nehiy: yasaklama.
    nehr: nehir, ırmak.
    nehrüssema: samanyolu da denilen yıldızlar kümesi.
    nehy: nehiy, yasaklama.
    nehyianilmünker: kötülükten sakındırma.
    nekahet: hastalıktan sonraki zayıflık.
    nekais: noksanlıklar.
    nekâl: şiddetli azap.
    Nekîr: kabirdeki sual meleklerinden biri.
    nekkad: iyiyi kötüden ayıran.
    nekre: belirsiz.
    nema: artma, çoğalma, büyüme, uzama.
    nemîme: söz taşıma.
    neml: karınca.
    nemmam: söz taşıyıcı.
    Nemrud: dinsiz ve zâlim bir hükümdar, ülkesinin "ulu önder"i.
    Nemrudane: Nemrut gibi.
    nergis: bir çiçek.
    nesc: dokuma, örme.
    neseb: soy, sülale.
    neseben: soyca, soy bakımından.
    nesebî: soy yönünden, neseble ilgili olarak.
    nesh: kaldırma, hükümsüz bırakma.
    nesîm: hoşa giden rüzgâr.
    nesir: düz yazı.
    nesl: nesil, soy, kuşak.
    neslen: nesil bakımından, soyca.
    nesne: şey, tamlayıcı, tümleç.
    Nesr: arş ve sema ile ilgili meleklerden biri.
    nesr: nesir, düz yazı.
    nessac: dokuyucu.
    neşat: sevinç.
    neşe: keyif, sevinç.
    neşê: yeniden meydana gelme, dirilme.
    neşebem: gece değilim.
    neşêt: meydana gelme, çıkma.
    neşîde: şiir.
    neşir: yayım, dağıtım.
    neşr: yayma, dağıtma, ölülerin mahşerde dirilip toplanmasından sonra yayılması.
    neşretme: yayımlama.
    neşriyât: yayınlar, yayıncılık.
    neşter: ameliyat bıçağı.
    neşv: yeşerme.
    neşve: sevinç.
    neşvünemâ: büyüme ve gelişme.
    netâic: neticeler, sonuçlar.
    netice: sonuç.
    neûzübillah: Allaha sığınırız.
    nev: çeşit, tür, yeni.
    nevâ: ses, nağme, çekirdek.
    nevâbit: bitkiler.
    nevadir: az bulunanlar.
    nevafil: isteğe bağlı ibadetler, nafileler.
    nevahi: nahiyeler, taraflar, yanlar.
    nevahî: nehiyler, yasaklar.
    nevakıs: noksanlıklar, eksiklikler.
    nevale: yiyecek içecek.
    nevâmis: namuslar, kanunlar.
    nevân: tür bakımından.
    nevâz: okşayıcı, hoş ses.
    nevâziş: okşayış.
    nevbet: nöbet, sıra.
    nevcivan: delikanlı.
    nevha: ölüye sesli ağlamak, güvercin ötmesi.
    nevi: tür, çeşit.
    nevî: türle ilgili.
    nevibeşer: insan cinsi, insanlık.
    neviyet: aynı türden olma.
    nevm: uyku.
    nevmâlûd: uyku ile karışık.
    nevmîd: ümitsiz, üzgün.
    nevmiye: uyku ile ilgili.
    nevnihâl: taze fidan.
    nevresîde: genç, taze.
    nevrûz: bahar başlangıcı.
    nevvar: nurlu, aydınlık.
    nevvare: aydınlatan.
    nevzad: yeni doğmuş bebek.
    ney: üflemeli bir çalgı.
    neyyir: nurlu, parlak.
    neyyirat: nurlular.
    nez: can çekişme.
    nezâfet: temizlik.
    nezâhet: temizlik, incelik.
    nezâir: benzerler.
    nezâket: naziklik, incelik, zariflik.
    nezaret: bakma, gözetme.
    nezih: temiz, pak, hoş.
    nezîr: korkutan, adak.
    nezr: adak.
    nezzâre: gözcü, seyirci.
    nıkmet: şiddetli ceza, intikam alma.
    nısf: yarı.
    nısfıarz: yeryüzünün yarısı.
    nısfıkutr: yarı çap.
    nısfiyet: yarı olma, yarılık.
    niâm: nimetler.
    niâmât: nimetler.
    nidâ: seslenme, ünleme, ünlem.
    nidd: eş, misil, aynı.
    nifak: içi dışı başka olma, inanır görünüp inanmama.
    nifâs: lohusalık.
    nigâh: bakış.
    nigâr: resim, sevgili.
    nihâd: huy, yaradılış.
    nihaî: sona ait, sonuncu.
    nihâl: fidan, taze.
    nihân: gizli, saklı.
    nihâyât: nihayetler, sonlar.
    nihâyet: son.
    nihâyetpezir: sona erme.
    nihâyetsiz: sonsuz.
    nikab: perde.
    nikâh: meşru evlenme.
    nikal: şiddetli işkence.
    nikât: nükteler, incelikler.
    nikbîn: iyimser.
    Nil: Mısırda bulunan büyük bir nehir.
    nîm: yarı.
    nîmbedevî: yarı bedevi, yarı medeni.
    nîmelvekil: ne iyi vekil!
    nîmet: iyilik, ihsan, rızık.
    nîmetdîde: nimet gören.
    nîmetiyet: nimet oluş, nimetlik.
    nîmetperverâne: nimet vermeyi severcesine.
    nîmmanzum: yarı şiir.
    nîmnurânî: yarı nurlu.
    nîmresmî: yarı resmî.
    nîmşeffaf: yarı saydam.
    nîran: nurlar, ateşler.
    nisâ: kadın, hanım.
    nisab: zekat ölçüsü.
    nisâen: kadın olarak.
    nisâr: saçmak.
    nisbet: ilgi, bağlantı, oran.
    nisbeten: nisbetle, oranla, göre.
    nisbî: diğerine göre.
    niseb: nisbetler, oranlar, ölçüler.
    nisyan: unutma.
    nişân: iz, bellik.
    nişâne: iz, alâmet, bellik.
    nişîn: oturan.
    niyâz: yalvarma, yakarış.
    niyâzdâr: yalvaran.
    niyet: kalbin bir işe yönelmesi.
    niyeten: niyetçe.
    nizâ: çekişme, kavga.
    nizam: düzen, düzenlilik.
    nizamât: nizamlar, düzenler, sistemler.
    nizamnâme: düzen yazısı, düzenleme ile ilgili belge.
    noksan: eksik.
    noksaniyet: noksanlık, eksiklik.
    nokta: benek, konu.
    noktainazar: bakış açısı, görüş.
    nota: özlü düşünce, not.
    nöbetdâr: nöbetçi.
    Nuh: tufan için gemi yapan büyük bir peygamber.
    nukat: noktalar.
    nukûd: nakitler, paralar.
    nukuş: nakışlar, bezekler.
    nur: ışık, aydınlık.
    nurânî: nurlu, ışıklı.
    nurâniyet: nurluluk, aydınlık.
    Nurcu: Nur Risalelerini okuyan, yaşayan ve yayan kimse.
    nurefşân: nur saçan.
    nuristân: nur ülkesi, cennet.
    Nurulenvar: nurlara nur veren Allah.
    nurunâlânur: nur üstüne nur.
    nush: nasihat, öğüt.
    nusret: zafer için yardım.
    nusûs: nasslar, kesin hükümler, âyet ve hadîsler.
    nûş: içici, şerbet.
    nûşe: şerbet içen, sevinçli.
    nutfe: döl suyu, meni.
    nutk: konuşma.
    nutukhân: konuşmacı.
    nübüvvet: nebilik, peygamberlik.
    nübüvvetdârâne: peygamberlik şeklinde.
    nübüvvetkârâne: peygamberce.
    nücûm: yıldızlar.
    nücûmperest: yıldızlara tapan.
    nüfûs: nefesler.
    nüfûs: nefisler.
    nüfûz: içe geçme, sözü geçer olma.
    nühas: bakır.
    nühûset: uğursuzluk.
    nüket: nükteler, ince mânâlar.
    nükhet: koku.
    nüks: geri dönme.
    nükte: dikkat edilince anlaşılabilen ince mânâ.
    nümâ: "gösteren, gözüken" mânâsında son ek.
    nümâyan: görünen.
    nümayiş: gösteri.
    nümûne: örnek, model.
    nümûnegâh: örneklerin bulunduğu yer.
    nümüvv: büyüyüp gelişme.
    nüsah: nüshalar, sayfalar.
    nüsha: dualı kağıt, sahife, yazılı şey.
    nüsûc: dokumalar.
    nüşûr: yaymalar, dağıtmalar.
    nüşûz: kadının kocasına itaat etmemesi.
    nüşûze: asi kadın.
    nüvat: nüveler, çekirdekler.
    nüvaz: okşayıcı.
    nüve: çekirdek.
    nüvid: müjde.
    nüvis: yazıcı.
    nüzhet: neşe, eğlence, ferahlık.
    nüzhetgâh: seyir ve eğlence yeri.
    nüzûl: inme, iniş.
    nüzûr: nezirler, adaklar.
     

Sayfayı Paylaş