1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz
Notu Gizle
Merhaba Ziyaretçi.

"BENİM DÜNYAM" konulu resim yarışması başladı. İlgili konuya BURADAN ulaşabilirsiniz.

Sizi de bu yarışmaya katılıma davet ediyoruz...

Minicik Sözlük (N)

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 10 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.608
    Beğenileri:
    5.942
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Banka:
    4.287 ÇTL
    N

    nâ: olumsuz yapan ön ek.
    naarât: naralar, gürlemeler.
    naat: Peygamberimizi övmek için yazılan şiir.
    nabız: atardamarın vuruşu.
    nâbit: yerden biten.
    nâbüdü: biz ibadet ederiz.
    nâcî: kurtulan.
    nâçiz: değersiz.
    nâdân: cahil, haddini bilmez.
    nâdide: az bulunur, değerli.
    nâdim: pişman.
    nâdir: az bulunan.
    nâdirât: az bulunanlar.
    nâdire: nadir olan.
    nâdiren: nadir olarak.
    nâehil: işin adamı olmayan.
    nafaka: geçim için gereken para.
    nâfık: geçer akçe.
    nâfî: faydalı.
    nâfia: faydalı olan.
    nâfile: isteğe bağlı ibadet, boş.
    nâfiz: nüfuz eden, içe işleyen.
    nâgâh: birdenbire.
    nâğamât: nağmeler, ezgiler.
    nâğme: ezgi.
    nâhak: haksız.
    nahîf: cılız.
    nahîfe: cılız olan.
    nahiv: dilbilgisinin konusu cümle olan kısmı.
    nâhiye: belde.
    nahl: balarısı.
    nahnü: biz.
    nâhoş: hoş olmayan.
    nahr: boğazlama.
    nâhu: öyle ise, şöyle ki, işte.
    nahv: dilbilgisinin konusu cümle olan kısmı.
    nahvî: nahivle ilgili.
    nâib: vekil.
    nâil: erişen, kavuşan.
    nâiliyet: erişme.
    nâim: uyuyan.
    naîm: cennet, bolluk.
    nâk: "lı, li, lu, lü" mânâsında son ek.
    nâka: dişi deve.
    nakarât: tekrar.
    nakd: para.
    nâkıs: noksan, eksik.
    nakış: süs, bezek.
    nakızeyn: iki zıt.
    nâki: takva sahibi, günahtan arınmış.
    nakîb: vekil.
    nakil: nakletme, taşıma.
    nâkil: nakleden, taşıyan.
    nâkile: ileten.
    nâkise: noksanlık, eksiklik.
    nâkiz: nakzeden, çelişen.
    nâkize: zıt olan.
    nakkad: doğruyu yanlıştan ayıran kimse.
    nakkaş: nakış yapan.
    nakl: taşıma, nakil.
    nakliyât: taşımalar.
    nakliye: taşımayla ilgili olan.
    naks: noksanlık, eksiklik.
    nakş: nakış, bezek.
    nakşetmek: nakışlamak, bezemek.
    Nakşî: Nakşibendi tarikatına mensub olan.
    Nakş–bendî: bir tarikat, bu tarikatı kuran zat.
    nakz: bozmak, bir hükmü yok saymak.
    nâlân: inleyen, sızlayan.
    nâlâyık: lâyık olmayan.
    nâle: inilti.
    nâm: lâkap, ün, ad.
    nâmâdud: sayısız.
    nâmağlub: yenilmez.
    nâmahrem: mahrem olmayan, nikâh düşen.
    namaz: en mühim ibadet.
    namazgâh: namaz kılınan yer.
    nâmdâr: namlı, ünlü.
    nâme: mektup.
    nâmerd: korkak, alçak.
    nâmeşrû: dine uymayan, yasak.
    nâmi: büyüyüp gelişen.
    nâmiye: büyüyen.
    nâmus: ırz, ahlâklılık, kanun, melek.
    nâmuskâr: namuslu.
    nâmuskârâne: namusluca.
    nâmusşikenâne: namusu kırarcasına.
    nâmuvâfık: uygun olmayan.
    nâmüsâid: elverişsiz.
    nâmütenâhi: sonsuz.
    namzed: namzet, aday.
    nankör: iyilik bilmez.
    nâpâk: temiz değil, kirli.
    nâr: ateş, cehennem.
    nâra: bağırma.
    narh: resmî fiyat.
    nârin: ince.
    nâs: insanlar.
    Nasâra: Hıristiyanlar.
    nasâyih: nasihatlar, öğütler.
    nasb: atama, dikme.
    nâsezâ: lâyık olmayan.
    nâsır: yardım eden.
    nasib: nasip, kısmet.
    Nâsibe: Haricilerden olan sapkın bir zümre.
    nâsih: hükmünü kaldıran.
    nasîh: öğütçü, nasihat eden.
    nasihat: öğüt.
    nâsir: nesir yazarı.
    nasîr: zafere ulaştıran.
    nâsiye: alın, yüz.
    nasl: ok demiri.
    nasr: yardım.
    Nasrânî: Hıristiyan.
    Nasrâniyet: Hıristiyanlık.
    nass: kesin, tartışılmaz olan, âyet ve hadîs.
    nassen: kesin olarak.
    nasûh: kesin, halis.
    nâş: tabuttaki ölü.
    nâşâd: şâd olmayan, üzgün.
    nâşî: dolayı.
    nâşir: neşreden, yayan, yayıncı.
    nâşize: kocasına üstünlük taslayan kadın.
    natakte: söyledin.
    nâtaman: tamamlanmamış.
    nâtık: konuşan.
    nâtıka: konuşabilme.
    nâtuvan: kuvvetsiz, çaresiz.
    nâvâkıf: bilmeyen, anlamayan.
    nây: ney, ölüm haberi.
    nâz: kendini ağıra satma.
    nazâir: benzerler.
    nâzan: nazlı.
    nazar: bakış, görüş, göz değmesi.
    nazaran: göre, bakarak.
    nazarendaz: nazar eden, bakan.
    nazargâh: bakış yeri, bakılan yer.
    nazarî: henüz düşünce hâlinde olan.
    nazariyât: kitabî bilgiler, görüşler, ispatlanmamış düşünceler.
    nazariye: görüş, ileri sürülen fikir.
    nâzdâr: nazlı.
    nâzdârâne: naz edercesine.
    nâzen: nazik, ince.
    nâzenin: nazlı, ince, edalı.
    nâzeninâne: nazlı nazlı.
    nâzım: düzenleyen.
    nâzır: nazar eden, bakan.
    nazif: temiz.
    nâzik: ince, kibar.
    nâzikâne: nazikçe.
    nâzil: nüzul eden, inen.
    nazîr: eş, benzer.
    nazîre: eşi, benzeri.
    nazm: düzen, şiir, nazım.
    nazmşiken: düzeni bozan.
    nazzam: düzenleyen, dizen.
    neâm: evet, olur.
    neba: kaynak olma, fışkırma.
    nebat: bitki.
    nebatat: bitkiler.
    nebatî: bitki ile ilgili, bitki cinsinden.
    nebatiyet: bitki olma hâli.
    nebê: haber.
    nebeân: kaynayıp çıkma.
    nebevî: peygamberle ilgili.
    nebî: peygamber.
    nebiyy: nebi, peygamber.
    nebze: azıcık miktar.
    necâbet: soyluluk.
    necâset: pislik.
    Necaşî: Habeş hükümdarı.
    necât: kurtuluş.
    neccinâ: bizi kurtar.
    necib: soylu, asil, temiz.
    Necid: Arabistanda bir bölge adı.
    necim: yıldız.
    necis: pis.
    necisülayn: pisliğin ta kendisi.
    necm: yıldız.
    necmisakıb: karanlığı delen parlak yıldız.
    nedâmet: pişmanlık.
    nedâmetkârâne: pişman olurcasına.
    nef: fayda.
    nefaset: hoşluk, güzellik.
    nefer: er, asker.
    neferât: neferler, erler.
    nefes: soluk.
    neffâs: üfleyen.
    nefh: üfleme.
    nefha: esme, esinti, üfürük.
    nefis: can, maddî arzuların kaynağı olup sınır tanımayan bir duygu.
    nefisperest: nefsine aşırı düşkün olan.
    nefisperver: nefsini seven.
    nefisperverâne: nefsini severcesine.
    nefiy: olumsuzluk, yok sayma, sürme, sürgün.
    nefret: tiksinme.
    nefretkârâne: nefret ederek, tiksintiyle.
    nefrin: lânet.
    nefs: can, kendi, istek duygusu, nefis.
    nefsanî: nefsin hoşuna giden.
    nefsaniyet: nefsine düşkünlük.
    nefsî: nefisle ilgili, nefsim!
    nefsiemmâre: insanı kötülüğe sürükleyen nefis.
    nefsülemir: işin kendisi, hakikatı.
    nefy: nefiy, yok sayma, sürme, sürgün.
    nefyetmek: yok saymak, sürgün etmek.
    nehâr: gündüz.
    nehârî: gündüzcü.
    nehiy: yasaklama.
    nehr: nehir, ırmak.
    nehrüssema: samanyolu da denilen yıldızlar kümesi.
    nehy: nehiy, yasaklama.
    nehyianilmünker: kötülükten sakındırma.
    nekahet: hastalıktan sonraki zayıflık.
    nekais: noksanlıklar.
    nekâl: şiddetli azap.
    Nekîr: kabirdeki sual meleklerinden biri.
    nekkad: iyiyi kötüden ayıran.
    nekre: belirsiz.
    nema: artma, çoğalma, büyüme, uzama.
    nemîme: söz taşıma.
    neml: karınca.
    nemmam: söz taşıyıcı.
    Nemrud: dinsiz ve zâlim bir hükümdar, ülkesinin "ulu önder"i.
    Nemrudane: Nemrut gibi.
    nergis: bir çiçek.
    nesc: dokuma, örme.
    neseb: soy, sülale.
    neseben: soyca, soy bakımından.
    nesebî: soy yönünden, neseble ilgili olarak.
    nesh: kaldırma, hükümsüz bırakma.
    nesîm: hoşa giden rüzgâr.
    nesir: düz yazı.
    nesl: nesil, soy, kuşak.
    neslen: nesil bakımından, soyca.
    nesne: şey, tamlayıcı, tümleç.
    Nesr: arş ve sema ile ilgili meleklerden biri.
    nesr: nesir, düz yazı.
    nessac: dokuyucu.
    neşat: sevinç.
    neşe: keyif, sevinç.
    neşê: yeniden meydana gelme, dirilme.
    neşebem: gece değilim.
    neşêt: meydana gelme, çıkma.
    neşîde: şiir.
    neşir: yayım, dağıtım.
    neşr: yayma, dağıtma, ölülerin mahşerde dirilip toplanmasından sonra yayılması.
    neşretme: yayımlama.
    neşriyât: yayınlar, yayıncılık.
    neşter: ameliyat bıçağı.
    neşv: yeşerme.
    neşve: sevinç.
    neşvünemâ: büyüme ve gelişme.
    netâic: neticeler, sonuçlar.
    netice: sonuç.
    neûzübillah: Allaha sığınırız.
    nev: çeşit, tür, yeni.
    nevâ: ses, nağme, çekirdek.
    nevâbit: bitkiler.
    nevadir: az bulunanlar.
    nevafil: isteğe bağlı ibadetler, nafileler.
    nevahi: nahiyeler, taraflar, yanlar.
    nevahî: nehiyler, yasaklar.
    nevakıs: noksanlıklar, eksiklikler.
    nevale: yiyecek içecek.
    nevâmis: namuslar, kanunlar.
    nevân: tür bakımından.
    nevâz: okşayıcı, hoş ses.
    nevâziş: okşayış.
    nevbet: nöbet, sıra.
    nevcivan: delikanlı.
    nevha: ölüye sesli ağlamak, güvercin ötmesi.
    nevi: tür, çeşit.
    nevî: türle ilgili.
    nevibeşer: insan cinsi, insanlık.
    neviyet: aynı türden olma.
    nevm: uyku.
    nevmâlûd: uyku ile karışık.
    nevmîd: ümitsiz, üzgün.
    nevmiye: uyku ile ilgili.
    nevnihâl: taze fidan.
    nevresîde: genç, taze.
    nevrûz: bahar başlangıcı.
    nevvar: nurlu, aydınlık.
    nevvare: aydınlatan.
    nevzad: yeni doğmuş bebek.
    ney: üflemeli bir çalgı.
    neyyir: nurlu, parlak.
    neyyirat: nurlular.
    nez: can çekişme.
    nezâfet: temizlik.
    nezâhet: temizlik, incelik.
    nezâir: benzerler.
    nezâket: naziklik, incelik, zariflik.
    nezaret: bakma, gözetme.
    nezih: temiz, pak, hoş.
    nezîr: korkutan, adak.
    nezr: adak.
    nezzâre: gözcü, seyirci.
    nıkmet: şiddetli ceza, intikam alma.
    nısf: yarı.
    nısfıarz: yeryüzünün yarısı.
    nısfıkutr: yarı çap.
    nısfiyet: yarı olma, yarılık.
    niâm: nimetler.
    niâmât: nimetler.
    nidâ: seslenme, ünleme, ünlem.
    nidd: eş, misil, aynı.
    nifak: içi dışı başka olma, inanır görünüp inanmama.
    nifâs: lohusalık.
    nigâh: bakış.
    nigâr: resim, sevgili.
    nihâd: huy, yaradılış.
    nihaî: sona ait, sonuncu.
    nihâl: fidan, taze.
    nihân: gizli, saklı.
    nihâyât: nihayetler, sonlar.
    nihâyet: son.
    nihâyetpezir: sona erme.
    nihâyetsiz: sonsuz.
    nikab: perde.
    nikâh: meşru evlenme.
    nikal: şiddetli işkence.
    nikât: nükteler, incelikler.
    nikbîn: iyimser.
    Nil: Mısırda bulunan büyük bir nehir.
    nîm: yarı.
    nîmbedevî: yarı bedevi, yarı medeni.
    nîmelvekil: ne iyi vekil!
    nîmet: iyilik, ihsan, rızık.
    nîmetdîde: nimet gören.
    nîmetiyet: nimet oluş, nimetlik.
    nîmetperverâne: nimet vermeyi severcesine.
    nîmmanzum: yarı şiir.
    nîmnurânî: yarı nurlu.
    nîmresmî: yarı resmî.
    nîmşeffaf: yarı saydam.
    nîran: nurlar, ateşler.
    nisâ: kadın, hanım.
    nisab: zekat ölçüsü.
    nisâen: kadın olarak.
    nisâr: saçmak.
    nisbet: ilgi, bağlantı, oran.
    nisbeten: nisbetle, oranla, göre.
    nisbî: diğerine göre.
    niseb: nisbetler, oranlar, ölçüler.
    nisyan: unutma.
    nişân: iz, bellik.
    nişâne: iz, alâmet, bellik.
    nişîn: oturan.
    niyâz: yalvarma, yakarış.
    niyâzdâr: yalvaran.
    niyet: kalbin bir işe yönelmesi.
    niyeten: niyetçe.
    nizâ: çekişme, kavga.
    nizam: düzen, düzenlilik.
    nizamât: nizamlar, düzenler, sistemler.
    nizamnâme: düzen yazısı, düzenleme ile ilgili belge.
    noksan: eksik.
    noksaniyet: noksanlık, eksiklik.
    nokta: benek, konu.
    noktainazar: bakış açısı, görüş.
    nota: özlü düşünce, not.
    nöbetdâr: nöbetçi.
    Nuh: tufan için gemi yapan büyük bir peygamber.
    nukat: noktalar.
    nukûd: nakitler, paralar.
    nukuş: nakışlar, bezekler.
    nur: ışık, aydınlık.
    nurânî: nurlu, ışıklı.
    nurâniyet: nurluluk, aydınlık.
    Nurcu: Nur Risalelerini okuyan, yaşayan ve yayan kimse.
    nurefşân: nur saçan.
    nuristân: nur ülkesi, cennet.
    Nurulenvar: nurlara nur veren Allah.
    nurunâlânur: nur üstüne nur.
    nush: nasihat, öğüt.
    nusret: zafer için yardım.
    nusûs: nasslar, kesin hükümler, âyet ve hadîsler.
    nûş: içici, şerbet.
    nûşe: şerbet içen, sevinçli.
    nutfe: döl suyu, meni.
    nutk: konuşma.
    nutukhân: konuşmacı.
    nübüvvet: nebilik, peygamberlik.
    nübüvvetdârâne: peygamberlik şeklinde.
    nübüvvetkârâne: peygamberce.
    nücûm: yıldızlar.
    nücûmperest: yıldızlara tapan.
    nüfûs: nefesler.
    nüfûs: nefisler.
    nüfûz: içe geçme, sözü geçer olma.
    nühas: bakır.
    nühûset: uğursuzluk.
    nüket: nükteler, ince mânâlar.
    nükhet: koku.
    nüks: geri dönme.
    nükte: dikkat edilince anlaşılabilen ince mânâ.
    nümâ: "gösteren, gözüken" mânâsında son ek.
    nümâyan: görünen.
    nümayiş: gösteri.
    nümûne: örnek, model.
    nümûnegâh: örneklerin bulunduğu yer.
    nümüvv: büyüyüp gelişme.
    nüsah: nüshalar, sayfalar.
    nüsha: dualı kağıt, sahife, yazılı şey.
    nüsûc: dokumalar.
    nüşûr: yaymalar, dağıtmalar.
    nüşûz: kadının kocasına itaat etmemesi.
    nüşûze: asi kadın.
    nüvat: nüveler, çekirdekler.
    nüvaz: okşayıcı.
    nüve: çekirdek.
    nüvid: müjde.
    nüvis: yazıcı.
    nüzhet: neşe, eğlence, ferahlık.
    nüzhetgâh: seyir ve eğlence yeri.
    nüzûl: inme, iniş.
    nüzûr: nezirler, adaklar.
     
Benzer Konular
  1. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    525
  2. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    433
  3. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    541
  4. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    397
  5. ZeyNoO
    Mesaj:
    2
    Görüntüleme:
    515
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş