1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz
Notu Gizle
Merhaba Ziyaretçi.

"BENİM DÜNYAM" konulu resim yarışması başladı. İlgili konuya BURADAN ulaşabilirsiniz.

Sizi de bu yarışmaya katılıma davet ediyoruz...

Minicik Sözlük (S)

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 10 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.611
    Beğenileri:
    5.937
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Banka:
    3.727 ÇTL
    S

    sâ: 3120 gram ağırlık.
    saâdât: saadetler, mutluluklar.
    saâdet: mutluluk.
    saâdetâver: mutluluk verici.
    saâdetfeşân: mutluluk saçan.
    saâdetgâh: mutluluk yeri.
    saâdetkârâne: mutlu olarak.
    saâdetresân: mutluluğa götüren.
    saat: saat, zaman, devir, kıyamet.
    sâb: zor, güç.
    sabâ: hoş bir rüzgâr.
    sabâhat: yüz güzelliği.
    sabâvet: çocukluk.
    sâbık: önceki, geçen, geçmiş.
    sâbıka: önceden işlenmiş suç.
    sâbıkan: önceden.
    sabırsûz: sabrı yıkan, taşıran.
    sabırşiken: sabrı kıran ve bozan.
    sabî: bebek, küçük çocuk.
    sâbian: yedincisi.
    sâbiha: yüzen.
    Sâbiî: yıldıza tapan.
    Sâbiîyyûn: yıldıza tapanlar.
    sâbir: sabreden.
    sâbit: durgun, duran, kesinleşmiş.
    sâbitiyet: sabitlik.
    sabiyy: sabi, bebek, küçük çocuk.
    sabr: sabır, acıya katlanma.
    sabrıcemîl: güzel bir sabır.
    sabûr: çok sabırlı.
    sabûrâne: sabırlı olarak.
    sâcid: secde eden.
    sad: yüz sayısı.
    sadâ: ses, seda.
    sadaka: Allah için yapılan yardım.
    sadâkat: bağlılık, dostluk, doğruluk.
    sadâkatkârâne: sadakat edercesine, bağlılığını gösterircesine.
    sadâkatmedâr: sadakat vesilesi, bağlılık sebebi.
    sadakte: doğru söyledin.
    sadâret: başbakanlık.
    sâdât: seyyidler, Peygamberimizin neslinden olanlar.
    saddaknâ: tasdik ettik, onayladık.
    sâde: yalın, süssüz, katkısız.
    saded: konu, maksat.
    sâdedil: kolay aldanan.
    sadef: kap, kabuk.
    sademât: vuruşlar.
    sâdık: doğru, samimi, bağlı.
    sâdıkane: doğruluk üzerine, samimiyetle, bağlılığını gösterircesine.
    sâdıkıyet: doğruluk, bağlılık.
    sâdır: çıkan.
    Sâdî: Gülistan isimli ünlü eserin de yazarı olan hakîm bir zat.
    sadîk: çok sadık.
    sâdisen: altıncısı.
    sadme: vuruş.
    sadr: göğüs, yürek, ön, baş, ileri.
    sadûk: çok sadık, gayet bağlı.
    sâf: katkısız, duru, temiz, bön.
    safâ: gönül şenliği, ferahlık.
    safahât: safhalar, devreler.
    safbeste: saf bağlamış, saf tutmuş.
    sâfderun: kolay aldanan.
    sâfdil: gönlü saf, kalbi temiz.
    sâfdilâne: kalbi saf biri gibi, safça.
    Safevîler: iranda kurulmuş eski bir devlet.
    saff: sıra, dizi.
    safh: bağışlama.
    safha: devre, dönem.
    sâfî: temiz, katışıksız, duru.
    sâfil: aşağı.
    sâfilîn: aşağılar.
    sâfiyâne: saf hâlde, safça.
    sâfiyât: saflık, temizlik.
    sâfiye: saf, arı, temiz.
    sâfiyet: saflık, temizlik.
    safsata: uydurma, aldatıcı mantık oyunu.
    safsatiyât: safsatalar, uydurmalar.
    safvet: saflık, duruluk, temizlik.
    sağir: küçük, ufak.
    sâha: alan, meydan.
    sahâbe: sahipler, Peygamberimizin arkadaşları.
    sahâbet: sahip olma, sahiplik.
    sahâbetkârâne: sahip çıkarcasına, korurcasına.
    sahâbî: Peygamberimizi görerek îman eden hayırlı kimseler.
    sahâif: sayfalar.
    sahâvet: cömertlik.
    sahî: cömert.
    sâhib: sahip, koruyucu, sohbet arkadaşı.
    sahife: sayfa.
    sahih: doğru, sağlam, kesin hadîs.
    sâhil: kıyı.
    sâhir: büyücü.
    sahn: sıcaklık, boşluk.
    sahne: oyun yeri.
    sahrâ: kır, ova, çöl.
    sahrânişin: çölde oturan, bedevi.
    Sahret: tarihi bir kaya.
    sahte: düzme, yapmacık.
    sahtekâr: sahteci, aldatıcı.
    sahtiyân: cilâlı deri.
    sahûr: oruçta gece yemeği.
    sahv: sahve, ayılma.
    Saîd Nursî: zamanımızın en büyük âlim ve mütefekkiri, asrın müceddidi, Nur Risalelerinin yazarı.
    saîd: saadetli.
    sâik: sevkeden, götüren.
    sâika: sevkedip götüren bir his.
    sâika: yıldırım.
    sâikavârî: yıldırım gibi.
    sâil: soran, isteyen, dilenen, dilenci.
    sâim: oruçlu.
    sâir: diğer, başka.
    sakam: hastalık, bozukluk.
    sakamet: bozukluk, hastalık.
    sakar: cehennem.
    sakf: dam, çatı, tavan.
    sâkıb: parlak.
    sâkıt: düşen, düşük.
    sâkî: sucu, su veren.
    sakîl: ağır, can sıkıcı, çirkin.
    sakîle: ağır olan.
    sâkim: hasta, sakat.
    sâkin: hareketsiz.
    sâkit: suskun.
    sâkitâne: susarak, sessizce.
    sako: ceket, üste giyilen elbise.
    sâl: yıl, sene.
    salâ: minarede okunan dua.
    salâbet: katılık, sağlamlık, merdane tavır.
    salâh: iyilik, rahatlık.
    salâhat: günahsızlık ve temizlik, dindarlık.
    salâhiyet: yetki.
    salâhiyetdâr: yetkili.
    salât: namaz.
    salâtüselâm: dua ve selâm, salâvat getirme.
    salâvât: Peygamberimiz için edilen dualar.
    salhâne: mezbaha.
    salîb: haç.
    sâlibe: negatif, olumsuz.
    salif: geçen, geçmiş.
    sâlih: dindar, uygun, iyi hâlli.
    sâliha: iyi hâl üzere olan dindar hanım.
    sâlihât: iyilikler, dine uygun ameller.
    sâlik: giden, yürüyen.
    sâlim: sağlam, eksiksiz, korkusuz.
    sâlimen: sağlam ve eksiksiz bir hâlde.
    sâlise: üçüncü.
    sâlisen: üçüncüsü.
    sallallahüaleyhivesellem: Allah ona salât ve selâm eylesin.
    saltanat: idarî kuvvet ve kudret, hâkimiyet, sultanlık, padişahlık.
    salvele: Peygamberimize okunan salavat ve sair dualar.
    sâmân: servet, zenginlik.
    Samanyolu: uzaktan parlak bir yol gibi görünen yıldızlar kümesi.
    Samed: Allahın, "herşey kendisine muhtaç olduğu hâlde kendisi hiçbir şeye muhtaç değil," mânâsındaki ismi.
    Samedanî: Samed olan Allah ile ilgili, ilâhî.
    Samedanîyet: Samedanîlik.
    Samediyet: Allahın hiçbir şeye ihtiyacı bulunmaması ve bütün varlıkların kendisine muhtaç olması hakikatı.
    sâmî: dinleyici.
    sâmiâ: işitme duyusu.
    samie: yüksek, yüce.
    samim: iç, asıl, öz.
    samimane: samimi bir hâlle.
    samimî: candan, içten.
    samimiyet: içtenlik.
    sâminen: sekizincisi.
    sâmite: suskun.
    sân: "benzer, andırır" mânâsında son ek.
    sanât: ustalık, hüner.
    sanâten: sanatça.
    sanâtkâr: sanatçı.
    sanâtkârâne: sanatlıca.
    sanâtperver: sanatsever.
    sanâtperverâne: sanatseverce.
    sanâtüttedelli: muhatabın söyleneni anlayabilmesi için onun seviyesine inme mânâsında belagat ilminde bir sanat türü.
    sanavber: kozalak, koni şeklinde.
    sanâvî: sanatlı.
    sanâyî: sanatlar.
    sandukça: küçük sandık, kutu.
    sanem: put, heykel.
    sanemmisal: put gibi.
    sanemperest: puta tapan.
    sanevberî: koni biçiminde olan.
    sanevî: ikinci derecede.
    Sâni: herşeyi sanatlı yaratan Allah.
    sani: ikinci.
    saniiyet: sanilik, sanatlı yapıcılık.
    saniye: ikinci.
    saniyen: ikincisi.
    sansür: yayınların denetlenmesi.
    santrifüj: merkezkaç kuvveti.
    sarâ: bir çeşit asabi hastalık.
    sarahat: açıklık.
    sarahaten: açıkça.
    saray: büyük ve güzel bina.
    sarf: dilbilgisinin konusu kelimeler olan bölümü.
    sarf: harcama, gider.
    Sarfe: Kuranın mûcize olduğunu gösteren usûllerden biri.
    sarfınazar: gözden kaçan.
    sarfiyât: masraflar, giderler.
    sarhoşane: sarhoşça.
    sarık: başa sarılan bez.
    sârık: hırsız.
    sârıkane: hırsızcasına.
    sârî: bulaşıcı.
    sarîh: açık.
    sarîhan: açıkça.
    sarrâf: kuyumcu.
    sath: yüzey.
    sathî: derinliksiz, sığ, yüzeyden.
    sâtı: parlak.
    satıh: yüzey.
    Satîh: bedeni kemiksiz etten ibaret olan hilkat garibesi bir kâhin, falcı.
    satvet: ezici kuvvet.
    Savâ: kutsal sayılan ve Peygamberimizin doğduğu gece kuruyan bir göl.
    savâb: doğru.
    savb: cihet, yön, taraf.
    savlet: saldırma, saldırı.
    savm: oruç.
    savmıvisal: iftar etmeksizin üst üste tutulan oruç.
    savt: ses.
    sây: çalışma, emek.
    sayd: avlanma.
    saye: koruma.
    sayeban: koruyan, gölgelik.
    sayfiye: yazlık.
    sayha: yüksek ses.
    saykal: cilâ.
    sayyad: avcı.
    sâz: "eden, yapan" mânâsında son ek.
    saz: müzik âleti, musiki sesi.
    sebaimeşhûre: ünlü yediler.
    sebât: dayanma, kararlılık.
    sebâtkâr: sebatlı, kararlı.
    sebâtkârâne: sebat edercesine.
    sebb: sövme.
    Sebê: Yemen ülkesinde tarihî bir şehir.
    sebeb: vasıta, vesile, araç.
    sebebiyet: sebep olma.
    sebil: cadde, su dağıtımı.
    Sebîr: Mekkede bir dağ.
    sebkat: ilerleme, geçme.
    sebr: mantıkta bir ispat yolu.
    sebûiyet: yırtıcılık.
    sebülmesanî: tekrar tekrar okunan, iki kez nazil olan Fatiha sûresi.
    sebzevât: yeşil bitkiler.
    secâ: cıvıltı.
    secâyâ: seciyeler, karakterler.
    seccal: akıp giden.
    secde: Allah için yere kapanış.
    secdegâh: secde yeri.
    secdevari: secde gibi.
    seceât: cıvıltılar, ritimli sesler.
    seci: nesir kafiyesi.
    seciye: karakter.
    seciyeten: karakter itibariyle.
    sedâ: ses.
    sedâd: istikamet, doğruluk.
    sedd: set, engel.
    sedid: doğru, sağlam.
    seele: dilenenler.
    sefâ: eğlenme.
    sefâhet: kıt akıllılık, düşüncesizlik, günahlara düşkünlük.
    sefâhetkârâne: akılsızca, haram eğlencelere dalarcasına.
    sefâin: gemiler.
    sefâlet: düşkünlük, aşağılık.
    sefâlethâne: sefalet yeri, düşkünlük evi.
    sefâret: elçilik.
    sefer: yolculuk, savaş, kez.
    seferber: sefere hazırlık.
    seferî: seferde olma hâli.
    sefîh: kıt akıllı, düşüncesiz, zevke düşkün.
    sefîhane: sefihce, zevkine düşkün biri gibi, düşüncesizce.
    sefîl: düşkün, aşağı.
    sefîne: gemi.
    sefîr: elçi.
    sefk: kan akıtma, kan dökme.
    sehâ: cömertlik.
    sehâb: bulut.
    sehâvet: cömertlik.
    sehâvetkârâne: cömertçe.
    sehâvetperverâne: cömerliği severcesine.
    seher: tan.
    sehergâh: seher zamanı, yeri.
    sehhar: sihirbaz, büyücü.
    sehîm: pay sahibi.
    sehiv: hata, yanlışlık.
    sehl: kolay.
    sehlimümteni: yazılması veya söylenmesi kolay görünen, ama denendiğinde zor olduğu anlaşılan eser.
    sehm: sehim, pay.
    sehpa: küçük masa, idam tahtası.
    sehv: hata, yanlış.
    sehven: yanlışlıkla.
    sekal: cin ve insan.
    sekaleyn: cinler ve insanlar.
    sekam: hastalık.
    sekenât: sekeneler, oturanlar, yerliler.
    sekene: oturan, yerli.
    sekerât: ölüm hâli, kendinden geçmeler, esrimeler.
    sekîne: sakinlik, okuyana sakinlik veren önemli bir dua.
    sekînet: sakinlik, gönül huzuru, kalbin rahat olması.
    sekir: sekr, kendinden geçme hâli, sarhoşluk, esrime.
    Sekkakî: büyük bir edebiyat âlimi.
    sekr: kendinden geçme hâli, sarhoşluk, esrime.
    sekte: durma, kesiklik.
    selâm: rahatlık, emniyet, barış, iyilik.
    selâmet: kurtuluş, emniyet.
    selâset: akıcılık.
    selâsil: silsileler.
    selâtin: sultanlar.
    selb: kapma, alma, silme, kaldırma, red.
    selef: önceki, yeri doldurulan.
    selefisâlihîn: dinin ilk zamanlarındaki rehber âlimler.
    selefiye: önceden yaşamış müslüman büyüklerinin yolu.
    selhhâne: hayvan kesimi yapılan yer, mezbaha.
    selîm: sağlam, kusursuz.
    selîs: akıcı.
    sellemetüsselâm: gelişigüzel.
    selm: barışma, itaat.
    selsebîl: cennette bir pınar.
    selvele: Peygamberimize okunan dualar.
    sem: işitme.
    semâ: gökyüzü.
    semahat: iyilikseverlik, yardımseverlik.
    semâniye: sekiz.
    semâvât: semalar, gökler.
    semâvî: sema ile ilgili.
    sembol: timsal, mânâlı işaret.
    semek: balık.
    semen: yağ, değer.
    semeni: paha, değer.
    semerât: meyveler.
    semere: meyve, ürün.
    semeredâr: meyveli.
    semî: işitici.
    semîane: işitircesine.
    semiz: besili.
    semm: zehir.
    semmikatil: öldürücü zehir.
    sempati: cana yakınlık.
    semrâ: esmer güzeli.
    Semûd: Sâlih aleyhisselâmın kavmi.
    semûm: yakıcı rüzgâr.
    semûre: bir cins ağaç.
    senâ: övme.
    senâhân: sena eden, öven.
    senâkâr: sena edici, övücü.
    senâkârâne: övercesine.
    sene: yıl.
    sened: senet, güvenilir söz veya yazı.
    senevî: senelik, yıllık.
    seng: taş.
    seniyye: temiz, yüce.
    septisizm: şüphecilik felsefesi, kararsızlık.
    ser: baş.
    serâ: yer, toprak.
    serâb: serap, olmayıp da var gibi görünen.
    serâir: sırlar.
    serâpâ: baştan başa.
    serâser: baştan başa.
    serasker: komutan.
    serbeser: baş başa.
    serbestâne: serbestçe.
    serbestî: serbestlik, hürlük.
    serbestiyet: serbest olma hâli.
    serd: söyleme.
    serdâr: komutan.
    serdengeçti: fedakâr, kahraman.
    serefrâz: başı dik, üstün.
    serencâm: başa gelen olaylar.
    Serendib: Seylan adası.
    seretan: kangren, kanser hastalığı.
    sereyân: yayılma.
    serfirâz: başlar üstünde.
    serfürû: baş eğme.
    sergardiyan: baş gardiyan.
    sergerdân: şaşkın, başıboş.
    sergerde: başıbozuk.
    sergüzeşt: macera, serüven.
    sergüzeşte: macera, serüven.
    serî: çabuk.
    serîr: kürsü, taht.
    serîüsseyr: hızlı akan.
    serîütteessür: hemen etkilenen.
    serîüzzevâl: çabuk geçen.
    seriye: askerî bölük.
    serkâtib: baş yazıcı.
    serkeş: baş kaldıran.
    serkeşane: baş kaldırırcasına.
    sermaye: ana mal, ana para.
    sermed: sürekli, ebedî ve ezelî, Allah.
    sermedî: ebedî, sürekli.
    sermediyet: ebedîlik, süreklilik.
    sermest: kendinden geçmiş.
    sermeşk: örnek, nümune.
    sernâme: önsöz, baş yazı.
    serpûş: başlık, başı örten şey.
    serrişte: ip ucu, söyleyip durma.
    serseri: başıboş, işsiz güçsüz, söz dinlemez, düzene uymaz.
    serseriyane: serserice.
    sertâc: baş tacı.
    serteser: baştan başa.
    server: baş, reis.
    servet: mal, varlık.
    serzâkir: baş zikirci.
    serzeniş: başa kakma, takaza.
    set: engel, duvar.
    setr: örtme, gizleme.
    setre: yarı resmi ceket.
    setretmek: örtüp gizlemek.
    setriavret: gösterilmesi yasak yerleri örtme.
    Settar: günahları örten, Allah.
    settare: görünmemek için girilecek yer, örten, kapatan.
    Settarüluyûb: ayıpları örten Allah.
    sevab: sevap, dine uygun davranış.
    sevabdâr: sevaplı.
    sevabdârâne: sevaplıca.
    sevâbit: duranlar, sabit yıldızlar.
    sevâd: karartı.
    sevâdıâzam: insanların ekseriyeti, büyük çoğunluk.
    sevahil: sahiller, kıyılar.
    sevdâ: aşk hastalığı, sevgi, heves, siyah.
    sevk: yollama, gönderme.
    sevkiyât: göndermeler, yollamalar.
    sevkülceyş: asker gönderme, yollama.
    Sevr: Osmanlı topraklarını paylaşmayı esas alan sözleşme.
    sevr: öküz, boğa burcu.
    seyahat: gezme, gezinti.
    seyahatnâme: seyahat yazıları.
    seyda: efendi, hoca, şeyh.
    seyelân: akma, akıntı.
    seyeran: gezinme.
    seyf: kılıç.
    seyfullah: Allahın kılıcı.
    seyl: sel, akıntı.
    seylab: taşkın akan su, sel.
    seyr: etrafa bakınarak gezinme.
    seyran: gezinti.
    seyrangâh: güzel manzaralı gezinti yeri.
    seyrisülûk: manen yükselmek için bir yola girip yürümek.
    seyrüsefer: gezinti ve yolculuk.
    seyyah: seyahat eden, gezgin.
    seyyal: akan, akıcı.
    seyyalât: akıcı şeyler.
    seyyale: akan, akıp giden.
    seyyar: dolaşan, gezen.
    seyyarât: seyyareler, gezegenler.
    seyyare: gezegen.
    seyyiat: çirkinlikler.
    seyyiatâlûd: çirkinliklerle karışık.
    seyyid: efendi, Peygamberimizin soyundan olan.
    seyyie: çirkinlik, günah.
    sezâ: lâyık, uygun.
    sıbah: güzel nesneler, parıltı.
    sıbga: boya.
    sıbyan: çocuklar.
    sıddîk: çok samimi, çok bağlı, çok doğru.
    sıddîkîn: sıddîkler.
    sıddîkiyet: sıddîklik, manen pek yüksek bir makam.
    sıdk: doğruluk, doğru söz, samimilik, bağlılık.
    sıfat: özellik.
    sıfât: sıfatlar, özellikler.
    sıfatî: sıfatla ilgili.
    Sıffin: sahabeler arasında meydana gelen bir savaşın adı.
    sıgar: küçüklük, kıymetsizlik, küçükler.
    sıhhat: sağlık.
    sıklet: ağırlık.
    sıla: isimden sonra gelip ismi açıklayan cümle.
    sılâ: kavuşma, asıl memleket.
    sılâirahim: akrabalarla alâkayı kesmeyip devam ettirmek.
    sımah: kulak.
    sınıf: kısım, bölüm, tabaka.
    sır: gizlilik, gizli bilgi, kalbî bir his.
    Sırat: âhirette cennete gitmek için üstünden geçilen köprü.
    sıratımüstakim: en doğru yol, islâm yolu.
    sıravârî: sıralı gibi.
    sırf: yalnız.
    sırrentenevveret: görünmeden nurlandırma, îman hakikatlarını örtülü hizmetlerle yayma.
    sıtma: bir hastalık.
    sıyam: oruçlar.
    sibak: geçmiş, önceki.
    sicil: kayıt.
    sicn: hapis, zindan.
    sidre: bir ağaç, gökte mânevî bir yer.
    Sidretülmünteha: yaratılanların bittiği sınır.
    siga: kip, fiil çekim şekli.
    sihâm: oklar.
    sihir: büyü.
    sihirbaz: büyücü.
    sihr: büyü.
    sikke: paranın üstüne basılan damga.
    sille: tokat.
    silm: barışma.
    silsile: zincir, zincirleme, ard arda gelen.
    sîm: gümüş.
    sîma: yüz, çehre.
    simurga: büyük bir kuş, anka kuşu.
    simya: eski kimya.
    Sînâ: bir dağ ismi.
    sîne: göğüs, kalb.
    sinematoğraf: sinema.
    sinematoğrafvari: sinema gibi.
    sinemavârî: sinema gibi.
    sinn: yaş.
    sinnen: yaşça.
    sinniteklif: dinî mesuliyetin başladığı ergenlik çağı.
    sinsi: kendini gizleyen, gizlenen.
    sinyal: işaret.
    sipariş: ısmarlama.
    siper: korunak.
    sirâc: lâmba, fener.
    sirâyet: bulaşma, yayılma.
    sîret: insanın mânevî hâli, ahlâkı.
    sirkat: hırsızlık, çalma.
    sitayiş: övme.
    sitayişkârane: överek.
    sitem: çıkışma, eziyet.
    sitte: altı.
    sivil: asker olmayan.
    siyâdet: seyyidlik, efendilik.
    siyak: söz gelişi, bir sözün hemen öncesinde geçen sözler.
    siyanet: koruma.
    siyaset: politika, insanları idare etme sanatı.
    siyasetkârane: siyaset yaparcasına.
    siyasetvari: siyaset gibi.
    siyasiyyun: politikacılar.
    siyer: gidişler, yollar, Peygamberimizi anlatan kitap.
    siyonist: Yahudilerin ülküsüne inanan, islâm düşmanı.
    skolâstik: ortaçağ Hıristiyanlık eğitimi.
    Sofestâî: olumlu veya olumsuz hiçbir hükme varmayan kuşkucu felsefeci.
    sofî: tarikat adamı, tesavvuf ehli.
    sofîmeşreb: tasavvuf yolunda olan.
    sofizm: hakikatı tanımayan şüpheci filozofların felsefesi.
    sofra: üstünde yemek yenilen yaygı.
    sofu: sofi, tasavvuf yolcusu.
    sohbet: tatlı tatlı konuşma.
    Sokrat: eski bir filozof.
    sosyal: içtimaî, topluma ait.
    sosyalist: sosyalizme inanan, toplumcu.
    sosyalizm: toplumculuk, bütün malları devlet elinde toplamak isteyen bir anlayış.
    spiritüalizm: ruhçuluk.
    sû: kötü.
    suâl: soru, istek.
    subh: sabah.
    sudûr: çıkma, gelme.
    suffa: sofa, suffe.
    Suffe: Peygamberimizin mescidine bitişik yer, bekâr sahabelerin kaldığı mekân.
    sufuf: saflar, sıralar.
    suğra: pek küçük, mantıkta küçük önerme.
    suhre: isteksiz yapan.
    suhuf: sahifeler, bazı peygamberlere gelen ve ilâhî emirleri bildiren sayfalar.
    suhûlet: kolaylık.
    sûiihtiyar: iradenin kötü yönde kullanımı.
    sûiistimal: kötüye kullanma.
    sûikasd: maksadın kötü oluşu, öldürme teşebbüsü.
    sûizan: kötü sanma.
    sûk: çarşı.
    sukut: düşme, alçalma.
    sulb: sert, katı.
    suleha: sâlihler, iyi hâlliler.
    sulfato: kinin, sıtma ilacı.
    sulh: barış.
    sulhkârâne: barış edercesine.
    sulhperver: barışsever.
    Sultan: "saltanatıyle kâinatı idare eden" mânâsında ilâhî isim.
    sultan: padişah, saltanat süren.
    sun: yapmak, iş.
    sunî: yapay, sahte.
    Sûr: kıyamet borusu.
    sur: kale duvarı.
    sûre: Kurânın âyetlerden oluşan her bir bölümü.
    sûret: şekil, biçim, görünüş.
    sûreta: görünüşte, şeklen.
    sûreten: sûretçe, biçimce, görünüşte.
    sûretperest: sûrete pek düşkün olan.
    sûrî: sûrete ait, görünüşte.
    susmar: kertenkele.
    sutûr: satırlar, yazı dizileri.
    suûbet: zorluk, güçlük.
    suûd: yükselme.
    suver: sûreler, sûretler.
    sûz: "yakan, yakıcı, bozucu" mânâsında son ek.
    sûzan: yakıcı.
    sûznâk: yakıcı.
    Sübhan: eksikliklerden uzak ve mükemmel sıfatlar sahibi olan Allah.
    sübhanallah: "Allah eksikliklerden uzaktır" mânâsında bir tabir.
    sübjektif: şahsî görüşe göre olan, indî.
    sübût: sabit oluş, kesinleşme.
    sübûtî: sabit olmakla ilgili.
    sücud: secde etmek.
    süeda: saidler, mutluluğa erenler.
    süfeha: sefihler, kıt akıllılar, günahkârlar.
    süflî: aşağı, adi.
    süfliyât: aşağı şeyler.
    süfliyet: aşağılık, adilik.
    Süfyan: âhirzamanda gelen ve kendisi gibi münafıklara "ulu önder"lik ederek dini yıkmaya çalışan dehşetli bir dinsiz, islâm deccalı.
    Sühâ: pek küçük görünen bir yıldızın ismi.
    süheyl: kolay, uygun, yumuşak, bir yıldız.
    sühûlet: kolaylık.
    sühûnet: sıcaklık, hararet.
    sükna: oturacak yer.
    sükûn: durgunluk, dinme.
    sükûnet: sakinlik, durgunluk.
    sükût: susma, konuşmama, sessizlik.
    sükûtî: susma ile ilgili.
    sülâle: soy.
    süleha: sâlihler, iyi hâlliler.
    Süleymanvârî: Süleyman aleyhisselâm gibi.
    sülûk: bir yola girmek, manen yükselmek.
    sülüs: üçte bir.
    sümme: sonra.
    sümmettedarik: elde edildikten sonra.
    sünbül: başak, filiz.
    sünbüllenmek: filizlenmek, başaklanmak, çoğalmak.
    sündüs: süslü ipek kumaş.
    sündüsmisal: ipekten yapılmış kumaş gibi.
    sünen: sünnetler.
    Sünnet: Peygamberimizin sözleri ve hâlleri.
    Sünnetullah: yanlış olarak "tabiat kanunları" denilen ilâhî kanunlar.
    sünnî: Peygamberimizin izinde giden, sünnete uyan.
    sünûhat: kalbe gelen mânâlar, doğuşlar.
    sürât: hız.
    sürâtli: hızlı.
    Süreyya: Ülker yıldızı, bir yıldız topluluğu.
    sürûr: sevinç, neşe.
    Süryânî: eski bir kavim.
    sütre: perde, engel.
    sütun: direk.
    süvâri: ata binen, atlı asker.
    süveydâ: siyahlık.
    süyûf: kılıçlar.
    Süyûtî: büyük bir fıkıh ve hadîs âlimi.


     
Benzer Konular
  1. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    509
  2. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    413
  3. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    517
  4. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    378
  5. ZeyNoO
    Mesaj:
    2
    Görüntüleme:
    489
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş