1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Minicik Sözlük (S)

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 10 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    56.125
    Beğenileri:
    6.089
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Kadın
    Meslek:
    Muhasebe
    Banka:
    11.341 ÇTL
    S

    sâ: 3120 gram ağırlık.
    saâdât: saadetler, mutluluklar.
    saâdet: mutluluk.
    saâdetâver: mutluluk verici.
    saâdetfeşân: mutluluk saçan.
    saâdetgâh: mutluluk yeri.
    saâdetkârâne: mutlu olarak.
    saâdetresân: mutluluğa götüren.
    saat: saat, zaman, devir, kıyamet.
    sâb: zor, güç.
    sabâ: hoş bir rüzgâr.
    sabâhat: yüz güzelliği.
    sabâvet: çocukluk.
    sâbık: önceki, geçen, geçmiş.
    sâbıka: önceden işlenmiş suç.
    sâbıkan: önceden.
    sabırsûz: sabrı yıkan, taşıran.
    sabırşiken: sabrı kıran ve bozan.
    sabî: bebek, küçük çocuk.
    sâbian: yedincisi.
    sâbiha: yüzen.
    Sâbiî: yıldıza tapan.
    Sâbiîyyûn: yıldıza tapanlar.
    sâbir: sabreden.
    sâbit: durgun, duran, kesinleşmiş.
    sâbitiyet: sabitlik.
    sabiyy: sabi, bebek, küçük çocuk.
    sabr: sabır, acıya katlanma.
    sabrıcemîl: güzel bir sabır.
    sabûr: çok sabırlı.
    sabûrâne: sabırlı olarak.
    sâcid: secde eden.
    sad: yüz sayısı.
    sadâ: ses, seda.
    sadaka: Allah için yapılan yardım.
    sadâkat: bağlılık, dostluk, doğruluk.
    sadâkatkârâne: sadakat edercesine, bağlılığını gösterircesine.
    sadâkatmedâr: sadakat vesilesi, bağlılık sebebi.
    sadakte: doğru söyledin.
    sadâret: başbakanlık.
    sâdât: seyyidler, Peygamberimizin neslinden olanlar.
    saddaknâ: tasdik ettik, onayladık.
    sâde: yalın, süssüz, katkısız.
    saded: konu, maksat.
    sâdedil: kolay aldanan.
    sadef: kap, kabuk.
    sademât: vuruşlar.
    sâdık: doğru, samimi, bağlı.
    sâdıkane: doğruluk üzerine, samimiyetle, bağlılığını gösterircesine.
    sâdıkıyet: doğruluk, bağlılık.
    sâdır: çıkan.
    Sâdî: Gülistan isimli ünlü eserin de yazarı olan hakîm bir zat.
    sadîk: çok sadık.
    sâdisen: altıncısı.
    sadme: vuruş.
    sadr: göğüs, yürek, ön, baş, ileri.
    sadûk: çok sadık, gayet bağlı.
    sâf: katkısız, duru, temiz, bön.
    safâ: gönül şenliği, ferahlık.
    safahât: safhalar, devreler.
    safbeste: saf bağlamış, saf tutmuş.
    sâfderun: kolay aldanan.
    sâfdil: gönlü saf, kalbi temiz.
    sâfdilâne: kalbi saf biri gibi, safça.
    Safevîler: iranda kurulmuş eski bir devlet.
    saff: sıra, dizi.
    safh: bağışlama.
    safha: devre, dönem.
    sâfî: temiz, katışıksız, duru.
    sâfil: aşağı.
    sâfilîn: aşağılar.
    sâfiyâne: saf hâlde, safça.
    sâfiyât: saflık, temizlik.
    sâfiye: saf, arı, temiz.
    sâfiyet: saflık, temizlik.
    safsata: uydurma, aldatıcı mantık oyunu.
    safsatiyât: safsatalar, uydurmalar.
    safvet: saflık, duruluk, temizlik.
    sağir: küçük, ufak.
    sâha: alan, meydan.
    sahâbe: sahipler, Peygamberimizin arkadaşları.
    sahâbet: sahip olma, sahiplik.
    sahâbetkârâne: sahip çıkarcasına, korurcasına.
    sahâbî: Peygamberimizi görerek îman eden hayırlı kimseler.
    sahâif: sayfalar.
    sahâvet: cömertlik.
    sahî: cömert.
    sâhib: sahip, koruyucu, sohbet arkadaşı.
    sahife: sayfa.
    sahih: doğru, sağlam, kesin hadîs.
    sâhil: kıyı.
    sâhir: büyücü.
    sahn: sıcaklık, boşluk.
    sahne: oyun yeri.
    sahrâ: kır, ova, çöl.
    sahrânişin: çölde oturan, bedevi.
    Sahret: tarihi bir kaya.
    sahte: düzme, yapmacık.
    sahtekâr: sahteci, aldatıcı.
    sahtiyân: cilâlı deri.
    sahûr: oruçta gece yemeği.
    sahv: sahve, ayılma.
    Saîd Nursî: zamanımızın en büyük âlim ve mütefekkiri, asrın müceddidi, Nur Risalelerinin yazarı.
    saîd: saadetli.
    sâik: sevkeden, götüren.
    sâika: sevkedip götüren bir his.
    sâika: yıldırım.
    sâikavârî: yıldırım gibi.
    sâil: soran, isteyen, dilenen, dilenci.
    sâim: oruçlu.
    sâir: diğer, başka.
    sakam: hastalık, bozukluk.
    sakamet: bozukluk, hastalık.
    sakar: cehennem.
    sakf: dam, çatı, tavan.
    sâkıb: parlak.
    sâkıt: düşen, düşük.
    sâkî: sucu, su veren.
    sakîl: ağır, can sıkıcı, çirkin.
    sakîle: ağır olan.
    sâkim: hasta, sakat.
    sâkin: hareketsiz.
    sâkit: suskun.
    sâkitâne: susarak, sessizce.
    sako: ceket, üste giyilen elbise.
    sâl: yıl, sene.
    salâ: minarede okunan dua.
    salâbet: katılık, sağlamlık, merdane tavır.
    salâh: iyilik, rahatlık.
    salâhat: günahsızlık ve temizlik, dindarlık.
    salâhiyet: yetki.
    salâhiyetdâr: yetkili.
    salât: namaz.
    salâtüselâm: dua ve selâm, salâvat getirme.
    salâvât: Peygamberimiz için edilen dualar.
    salhâne: mezbaha.
    salîb: haç.
    sâlibe: negatif, olumsuz.
    salif: geçen, geçmiş.
    sâlih: dindar, uygun, iyi hâlli.
    sâliha: iyi hâl üzere olan dindar hanım.
    sâlihât: iyilikler, dine uygun ameller.
    sâlik: giden, yürüyen.
    sâlim: sağlam, eksiksiz, korkusuz.
    sâlimen: sağlam ve eksiksiz bir hâlde.
    sâlise: üçüncü.
    sâlisen: üçüncüsü.
    sallallahüaleyhivesellem: Allah ona salât ve selâm eylesin.
    saltanat: idarî kuvvet ve kudret, hâkimiyet, sultanlık, padişahlık.
    salvele: Peygamberimize okunan salavat ve sair dualar.
    sâmân: servet, zenginlik.
    Samanyolu: uzaktan parlak bir yol gibi görünen yıldızlar kümesi.
    Samed: Allahın, "herşey kendisine muhtaç olduğu hâlde kendisi hiçbir şeye muhtaç değil," mânâsındaki ismi.
    Samedanî: Samed olan Allah ile ilgili, ilâhî.
    Samedanîyet: Samedanîlik.
    Samediyet: Allahın hiçbir şeye ihtiyacı bulunmaması ve bütün varlıkların kendisine muhtaç olması hakikatı.
    sâmî: dinleyici.
    sâmiâ: işitme duyusu.
    samie: yüksek, yüce.
    samim: iç, asıl, öz.
    samimane: samimi bir hâlle.
    samimî: candan, içten.
    samimiyet: içtenlik.
    sâminen: sekizincisi.
    sâmite: suskun.
    sân: "benzer, andırır" mânâsında son ek.
    sanât: ustalık, hüner.
    sanâten: sanatça.
    sanâtkâr: sanatçı.
    sanâtkârâne: sanatlıca.
    sanâtperver: sanatsever.
    sanâtperverâne: sanatseverce.
    sanâtüttedelli: muhatabın söyleneni anlayabilmesi için onun seviyesine inme mânâsında belagat ilminde bir sanat türü.
    sanavber: kozalak, koni şeklinde.
    sanâvî: sanatlı.
    sanâyî: sanatlar.
    sandukça: küçük sandık, kutu.
    sanem: put, heykel.
    sanemmisal: put gibi.
    sanemperest: puta tapan.
    sanevberî: koni biçiminde olan.
    sanevî: ikinci derecede.
    Sâni: herşeyi sanatlı yaratan Allah.
    sani: ikinci.
    saniiyet: sanilik, sanatlı yapıcılık.
    saniye: ikinci.
    saniyen: ikincisi.
    sansür: yayınların denetlenmesi.
    santrifüj: merkezkaç kuvveti.
    sarâ: bir çeşit asabi hastalık.
    sarahat: açıklık.
    sarahaten: açıkça.
    saray: büyük ve güzel bina.
    sarf: dilbilgisinin konusu kelimeler olan bölümü.
    sarf: harcama, gider.
    Sarfe: Kuranın mûcize olduğunu gösteren usûllerden biri.
    sarfınazar: gözden kaçan.
    sarfiyât: masraflar, giderler.
    sarhoşane: sarhoşça.
    sarık: başa sarılan bez.
    sârık: hırsız.
    sârıkane: hırsızcasına.
    sârî: bulaşıcı.
    sarîh: açık.
    sarîhan: açıkça.
    sarrâf: kuyumcu.
    sath: yüzey.
    sathî: derinliksiz, sığ, yüzeyden.
    sâtı: parlak.
    satıh: yüzey.
    Satîh: bedeni kemiksiz etten ibaret olan hilkat garibesi bir kâhin, falcı.
    satvet: ezici kuvvet.
    Savâ: kutsal sayılan ve Peygamberimizin doğduğu gece kuruyan bir göl.
    savâb: doğru.
    savb: cihet, yön, taraf.
    savlet: saldırma, saldırı.
    savm: oruç.
    savmıvisal: iftar etmeksizin üst üste tutulan oruç.
    savt: ses.
    sây: çalışma, emek.
    sayd: avlanma.
    saye: koruma.
    sayeban: koruyan, gölgelik.
    sayfiye: yazlık.
    sayha: yüksek ses.
    saykal: cilâ.
    sayyad: avcı.
    sâz: "eden, yapan" mânâsında son ek.
    saz: müzik âleti, musiki sesi.
    sebaimeşhûre: ünlü yediler.
    sebât: dayanma, kararlılık.
    sebâtkâr: sebatlı, kararlı.
    sebâtkârâne: sebat edercesine.
    sebb: sövme.
    Sebê: Yemen ülkesinde tarihî bir şehir.
    sebeb: vasıta, vesile, araç.
    sebebiyet: sebep olma.
    sebil: cadde, su dağıtımı.
    Sebîr: Mekkede bir dağ.
    sebkat: ilerleme, geçme.
    sebr: mantıkta bir ispat yolu.
    sebûiyet: yırtıcılık.
    sebülmesanî: tekrar tekrar okunan, iki kez nazil olan Fatiha sûresi.
    sebzevât: yeşil bitkiler.
    secâ: cıvıltı.
    secâyâ: seciyeler, karakterler.
    seccal: akıp giden.
    secde: Allah için yere kapanış.
    secdegâh: secde yeri.
    secdevari: secde gibi.
    seceât: cıvıltılar, ritimli sesler.
    seci: nesir kafiyesi.
    seciye: karakter.
    seciyeten: karakter itibariyle.
    sedâ: ses.
    sedâd: istikamet, doğruluk.
    sedd: set, engel.
    sedid: doğru, sağlam.
    seele: dilenenler.
    sefâ: eğlenme.
    sefâhet: kıt akıllılık, düşüncesizlik, günahlara düşkünlük.
    sefâhetkârâne: akılsızca, haram eğlencelere dalarcasına.
    sefâin: gemiler.
    sefâlet: düşkünlük, aşağılık.
    sefâlethâne: sefalet yeri, düşkünlük evi.
    sefâret: elçilik.
    sefer: yolculuk, savaş, kez.
    seferber: sefere hazırlık.
    seferî: seferde olma hâli.
    sefîh: kıt akıllı, düşüncesiz, zevke düşkün.
    sefîhane: sefihce, zevkine düşkün biri gibi, düşüncesizce.
    sefîl: düşkün, aşağı.
    sefîne: gemi.
    sefîr: elçi.
    sefk: kan akıtma, kan dökme.
    sehâ: cömertlik.
    sehâb: bulut.
    sehâvet: cömertlik.
    sehâvetkârâne: cömertçe.
    sehâvetperverâne: cömerliği severcesine.
    seher: tan.
    sehergâh: seher zamanı, yeri.
    sehhar: sihirbaz, büyücü.
    sehîm: pay sahibi.
    sehiv: hata, yanlışlık.
    sehl: kolay.
    sehlimümteni: yazılması veya söylenmesi kolay görünen, ama denendiğinde zor olduğu anlaşılan eser.
    sehm: sehim, pay.
    sehpa: küçük masa, idam tahtası.
    sehv: hata, yanlış.
    sehven: yanlışlıkla.
    sekal: cin ve insan.
    sekaleyn: cinler ve insanlar.
    sekam: hastalık.
    sekenât: sekeneler, oturanlar, yerliler.
    sekene: oturan, yerli.
    sekerât: ölüm hâli, kendinden geçmeler, esrimeler.
    sekîne: sakinlik, okuyana sakinlik veren önemli bir dua.
    sekînet: sakinlik, gönül huzuru, kalbin rahat olması.
    sekir: sekr, kendinden geçme hâli, sarhoşluk, esrime.
    Sekkakî: büyük bir edebiyat âlimi.
    sekr: kendinden geçme hâli, sarhoşluk, esrime.
    sekte: durma, kesiklik.
    selâm: rahatlık, emniyet, barış, iyilik.
    selâmet: kurtuluş, emniyet.
    selâset: akıcılık.
    selâsil: silsileler.
    selâtin: sultanlar.
    selb: kapma, alma, silme, kaldırma, red.
    selef: önceki, yeri doldurulan.
    selefisâlihîn: dinin ilk zamanlarındaki rehber âlimler.
    selefiye: önceden yaşamış müslüman büyüklerinin yolu.
    selhhâne: hayvan kesimi yapılan yer, mezbaha.
    selîm: sağlam, kusursuz.
    selîs: akıcı.
    sellemetüsselâm: gelişigüzel.
    selm: barışma, itaat.
    selsebîl: cennette bir pınar.
    selvele: Peygamberimize okunan dualar.
    sem: işitme.
    semâ: gökyüzü.
    semahat: iyilikseverlik, yardımseverlik.
    semâniye: sekiz.
    semâvât: semalar, gökler.
    semâvî: sema ile ilgili.
    sembol: timsal, mânâlı işaret.
    semek: balık.
    semen: yağ, değer.
    semeni: paha, değer.
    semerât: meyveler.
    semere: meyve, ürün.
    semeredâr: meyveli.
    semî: işitici.
    semîane: işitircesine.
    semiz: besili.
    semm: zehir.
    semmikatil: öldürücü zehir.
    sempati: cana yakınlık.
    semrâ: esmer güzeli.
    Semûd: Sâlih aleyhisselâmın kavmi.
    semûm: yakıcı rüzgâr.
    semûre: bir cins ağaç.
    senâ: övme.
    senâhân: sena eden, öven.
    senâkâr: sena edici, övücü.
    senâkârâne: övercesine.
    sene: yıl.
    sened: senet, güvenilir söz veya yazı.
    senevî: senelik, yıllık.
    seng: taş.
    seniyye: temiz, yüce.
    septisizm: şüphecilik felsefesi, kararsızlık.
    ser: baş.
    serâ: yer, toprak.
    serâb: serap, olmayıp da var gibi görünen.
    serâir: sırlar.
    serâpâ: baştan başa.
    serâser: baştan başa.
    serasker: komutan.
    serbeser: baş başa.
    serbestâne: serbestçe.
    serbestî: serbestlik, hürlük.
    serbestiyet: serbest olma hâli.
    serd: söyleme.
    serdâr: komutan.
    serdengeçti: fedakâr, kahraman.
    serefrâz: başı dik, üstün.
    serencâm: başa gelen olaylar.
    Serendib: Seylan adası.
    seretan: kangren, kanser hastalığı.
    sereyân: yayılma.
    serfirâz: başlar üstünde.
    serfürû: baş eğme.
    sergardiyan: baş gardiyan.
    sergerdân: şaşkın, başıboş.
    sergerde: başıbozuk.
    sergüzeşt: macera, serüven.
    sergüzeşte: macera, serüven.
    serî: çabuk.
    serîr: kürsü, taht.
    serîüsseyr: hızlı akan.
    serîütteessür: hemen etkilenen.
    serîüzzevâl: çabuk geçen.
    seriye: askerî bölük.
    serkâtib: baş yazıcı.
    serkeş: baş kaldıran.
    serkeşane: baş kaldırırcasına.
    sermaye: ana mal, ana para.
    sermed: sürekli, ebedî ve ezelî, Allah.
    sermedî: ebedî, sürekli.
    sermediyet: ebedîlik, süreklilik.
    sermest: kendinden geçmiş.
    sermeşk: örnek, nümune.
    sernâme: önsöz, baş yazı.
    serpûş: başlık, başı örten şey.
    serrişte: ip ucu, söyleyip durma.
    serseri: başıboş, işsiz güçsüz, söz dinlemez, düzene uymaz.
    serseriyane: serserice.
    sertâc: baş tacı.
    serteser: baştan başa.
    server: baş, reis.
    servet: mal, varlık.
    serzâkir: baş zikirci.
    serzeniş: başa kakma, takaza.
    set: engel, duvar.
    setr: örtme, gizleme.
    setre: yarı resmi ceket.
    setretmek: örtüp gizlemek.
    setriavret: gösterilmesi yasak yerleri örtme.
    Settar: günahları örten, Allah.
    settare: görünmemek için girilecek yer, örten, kapatan.
    Settarüluyûb: ayıpları örten Allah.
    sevab: sevap, dine uygun davranış.
    sevabdâr: sevaplı.
    sevabdârâne: sevaplıca.
    sevâbit: duranlar, sabit yıldızlar.
    sevâd: karartı.
    sevâdıâzam: insanların ekseriyeti, büyük çoğunluk.
    sevahil: sahiller, kıyılar.
    sevdâ: aşk hastalığı, sevgi, heves, siyah.
    sevk: yollama, gönderme.
    sevkiyât: göndermeler, yollamalar.
    sevkülceyş: asker gönderme, yollama.
    Sevr: Osmanlı topraklarını paylaşmayı esas alan sözleşme.
    sevr: öküz, boğa burcu.
    seyahat: gezme, gezinti.
    seyahatnâme: seyahat yazıları.
    seyda: efendi, hoca, şeyh.
    seyelân: akma, akıntı.
    seyeran: gezinme.
    seyf: kılıç.
    seyfullah: Allahın kılıcı.
    seyl: sel, akıntı.
    seylab: taşkın akan su, sel.
    seyr: etrafa bakınarak gezinme.
    seyran: gezinti.
    seyrangâh: güzel manzaralı gezinti yeri.
    seyrisülûk: manen yükselmek için bir yola girip yürümek.
    seyrüsefer: gezinti ve yolculuk.
    seyyah: seyahat eden, gezgin.
    seyyal: akan, akıcı.
    seyyalât: akıcı şeyler.
    seyyale: akan, akıp giden.
    seyyar: dolaşan, gezen.
    seyyarât: seyyareler, gezegenler.
    seyyare: gezegen.
    seyyiat: çirkinlikler.
    seyyiatâlûd: çirkinliklerle karışık.
    seyyid: efendi, Peygamberimizin soyundan olan.
    seyyie: çirkinlik, günah.
    sezâ: lâyık, uygun.
    sıbah: güzel nesneler, parıltı.
    sıbga: boya.
    sıbyan: çocuklar.
    sıddîk: çok samimi, çok bağlı, çok doğru.
    sıddîkîn: sıddîkler.
    sıddîkiyet: sıddîklik, manen pek yüksek bir makam.
    sıdk: doğruluk, doğru söz, samimilik, bağlılık.
    sıfat: özellik.
    sıfât: sıfatlar, özellikler.
    sıfatî: sıfatla ilgili.
    Sıffin: sahabeler arasında meydana gelen bir savaşın adı.
    sıgar: küçüklük, kıymetsizlik, küçükler.
    sıhhat: sağlık.
    sıklet: ağırlık.
    sıla: isimden sonra gelip ismi açıklayan cümle.
    sılâ: kavuşma, asıl memleket.
    sılâirahim: akrabalarla alâkayı kesmeyip devam ettirmek.
    sımah: kulak.
    sınıf: kısım, bölüm, tabaka.
    sır: gizlilik, gizli bilgi, kalbî bir his.
    Sırat: âhirette cennete gitmek için üstünden geçilen köprü.
    sıratımüstakim: en doğru yol, islâm yolu.
    sıravârî: sıralı gibi.
    sırf: yalnız.
    sırrentenevveret: görünmeden nurlandırma, îman hakikatlarını örtülü hizmetlerle yayma.
    sıtma: bir hastalık.
    sıyam: oruçlar.
    sibak: geçmiş, önceki.
    sicil: kayıt.
    sicn: hapis, zindan.
    sidre: bir ağaç, gökte mânevî bir yer.
    Sidretülmünteha: yaratılanların bittiği sınır.
    siga: kip, fiil çekim şekli.
    sihâm: oklar.
    sihir: büyü.
    sihirbaz: büyücü.
    sihr: büyü.
    sikke: paranın üstüne basılan damga.
    sille: tokat.
    silm: barışma.
    silsile: zincir, zincirleme, ard arda gelen.
    sîm: gümüş.
    sîma: yüz, çehre.
    simurga: büyük bir kuş, anka kuşu.
    simya: eski kimya.
    Sînâ: bir dağ ismi.
    sîne: göğüs, kalb.
    sinematoğraf: sinema.
    sinematoğrafvari: sinema gibi.
    sinemavârî: sinema gibi.
    sinn: yaş.
    sinnen: yaşça.
    sinniteklif: dinî mesuliyetin başladığı ergenlik çağı.
    sinsi: kendini gizleyen, gizlenen.
    sinyal: işaret.
    sipariş: ısmarlama.
    siper: korunak.
    sirâc: lâmba, fener.
    sirâyet: bulaşma, yayılma.
    sîret: insanın mânevî hâli, ahlâkı.
    sirkat: hırsızlık, çalma.
    sitayiş: övme.
    sitayişkârane: överek.
    sitem: çıkışma, eziyet.
    sitte: altı.
    sivil: asker olmayan.
    siyâdet: seyyidlik, efendilik.
    siyak: söz gelişi, bir sözün hemen öncesinde geçen sözler.
    siyanet: koruma.
    siyaset: politika, insanları idare etme sanatı.
    siyasetkârane: siyaset yaparcasına.
    siyasetvari: siyaset gibi.
    siyasiyyun: politikacılar.
    siyer: gidişler, yollar, Peygamberimizi anlatan kitap.
    siyonist: Yahudilerin ülküsüne inanan, islâm düşmanı.
    skolâstik: ortaçağ Hıristiyanlık eğitimi.
    Sofestâî: olumlu veya olumsuz hiçbir hükme varmayan kuşkucu felsefeci.
    sofî: tarikat adamı, tesavvuf ehli.
    sofîmeşreb: tasavvuf yolunda olan.
    sofizm: hakikatı tanımayan şüpheci filozofların felsefesi.
    sofra: üstünde yemek yenilen yaygı.
    sofu: sofi, tasavvuf yolcusu.
    sohbet: tatlı tatlı konuşma.
    Sokrat: eski bir filozof.
    sosyal: içtimaî, topluma ait.
    sosyalist: sosyalizme inanan, toplumcu.
    sosyalizm: toplumculuk, bütün malları devlet elinde toplamak isteyen bir anlayış.
    spiritüalizm: ruhçuluk.
    sû: kötü.
    suâl: soru, istek.
    subh: sabah.
    sudûr: çıkma, gelme.
    suffa: sofa, suffe.
    Suffe: Peygamberimizin mescidine bitişik yer, bekâr sahabelerin kaldığı mekân.
    sufuf: saflar, sıralar.
    suğra: pek küçük, mantıkta küçük önerme.
    suhre: isteksiz yapan.
    suhuf: sahifeler, bazı peygamberlere gelen ve ilâhî emirleri bildiren sayfalar.
    suhûlet: kolaylık.
    sûiihtiyar: iradenin kötü yönde kullanımı.
    sûiistimal: kötüye kullanma.
    sûikasd: maksadın kötü oluşu, öldürme teşebbüsü.
    sûizan: kötü sanma.
    sûk: çarşı.
    sukut: düşme, alçalma.
    sulb: sert, katı.
    suleha: sâlihler, iyi hâlliler.
    sulfato: kinin, sıtma ilacı.
    sulh: barış.
    sulhkârâne: barış edercesine.
    sulhperver: barışsever.
    Sultan: "saltanatıyle kâinatı idare eden" mânâsında ilâhî isim.
    sultan: padişah, saltanat süren.
    sun: yapmak, iş.
    sunî: yapay, sahte.
    Sûr: kıyamet borusu.
    sur: kale duvarı.
    sûre: Kurânın âyetlerden oluşan her bir bölümü.
    sûret: şekil, biçim, görünüş.
    sûreta: görünüşte, şeklen.
    sûreten: sûretçe, biçimce, görünüşte.
    sûretperest: sûrete pek düşkün olan.
    sûrî: sûrete ait, görünüşte.
    susmar: kertenkele.
    sutûr: satırlar, yazı dizileri.
    suûbet: zorluk, güçlük.
    suûd: yükselme.
    suver: sûreler, sûretler.
    sûz: "yakan, yakıcı, bozucu" mânâsında son ek.
    sûzan: yakıcı.
    sûznâk: yakıcı.
    Sübhan: eksikliklerden uzak ve mükemmel sıfatlar sahibi olan Allah.
    sübhanallah: "Allah eksikliklerden uzaktır" mânâsında bir tabir.
    sübjektif: şahsî görüşe göre olan, indî.
    sübût: sabit oluş, kesinleşme.
    sübûtî: sabit olmakla ilgili.
    sücud: secde etmek.
    süeda: saidler, mutluluğa erenler.
    süfeha: sefihler, kıt akıllılar, günahkârlar.
    süflî: aşağı, adi.
    süfliyât: aşağı şeyler.
    süfliyet: aşağılık, adilik.
    Süfyan: âhirzamanda gelen ve kendisi gibi münafıklara "ulu önder"lik ederek dini yıkmaya çalışan dehşetli bir dinsiz, islâm deccalı.
    Sühâ: pek küçük görünen bir yıldızın ismi.
    süheyl: kolay, uygun, yumuşak, bir yıldız.
    sühûlet: kolaylık.
    sühûnet: sıcaklık, hararet.
    sükna: oturacak yer.
    sükûn: durgunluk, dinme.
    sükûnet: sakinlik, durgunluk.
    sükût: susma, konuşmama, sessizlik.
    sükûtî: susma ile ilgili.
    sülâle: soy.
    süleha: sâlihler, iyi hâlliler.
    Süleymanvârî: Süleyman aleyhisselâm gibi.
    sülûk: bir yola girmek, manen yükselmek.
    sülüs: üçte bir.
    sümme: sonra.
    sümmettedarik: elde edildikten sonra.
    sünbül: başak, filiz.
    sünbüllenmek: filizlenmek, başaklanmak, çoğalmak.
    sündüs: süslü ipek kumaş.
    sündüsmisal: ipekten yapılmış kumaş gibi.
    sünen: sünnetler.
    Sünnet: Peygamberimizin sözleri ve hâlleri.
    Sünnetullah: yanlış olarak "tabiat kanunları" denilen ilâhî kanunlar.
    sünnî: Peygamberimizin izinde giden, sünnete uyan.
    sünûhat: kalbe gelen mânâlar, doğuşlar.
    sürât: hız.
    sürâtli: hızlı.
    Süreyya: Ülker yıldızı, bir yıldız topluluğu.
    sürûr: sevinç, neşe.
    Süryânî: eski bir kavim.
    sütre: perde, engel.
    sütun: direk.
    süvâri: ata binen, atlı asker.
    süveydâ: siyahlık.
    süyûf: kılıçlar.
    Süyûtî: büyük bir fıkıh ve hadîs âlimi.


     
Benzer Konular
  1. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    557
  2. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    454
  3. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    588
  4. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    442
  5. ZeyNoO
    Mesaj:
    2
    Görüntüleme:
    534
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş