1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Minicik Sözlük (Ş)

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 10 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Ş

    Şâbân: Arabî ayların sekizincisi.
    şâd: şen, memnun.
    şadırvan: etrafı musluklu kubbeli çeşme.
    şafak: tan zamanı.
    Şâfi: hastaya şifa veren Allah.
    Şafiî: hak mezheplerden biri, onu kuran büyük âlimin ünvanı.
    şâh: hükümdar, sultan.
    şahab: gökteki ışıklı cisim.
    şahâdet: şahitlik, Allah yolunda ölmek.
    şâhâne: şaha yakışır şekilde.
    şahbaz: doğan kuşu, çevik, yiğit.
    şâhenşâh: şahların şahı.
    şâheser: en üstün eser, baş eser.
    şahıs: kişi, kimse.
    şâhid: şahit, tanık, gören.
    Şâhid: bütün zamanlardaki yaratıkları ve onların her hâlini gören Allah.
    şâhik: yüksek, doruk.
    şâhika: yüksek, doruk, zirve.
    şahm: iç yağı.
    şahmpâre: içyağı parçası.
    şahs: şahıs, kişi, kimse.
    şahsımânevî: insanların bir araya gelip oluşturdukları mânevî kişilik.
    şahsî: kişiyle ilgili.
    şahsiyat: kişilikler.
    şahsiyet: kişilik.
    şâibe: leke, kusur.
    şaika: şevk verici, isteklendirici.
    şairane: şairce.
    şakî: yol kesen, haydut.
    şâkir: hâlinden memnun olup şükreden.
    şâkirâne: şükreden gibi.
    şâkird: talebe, öğrenci.
    şakk: yarık, yarılma, yarma.
    Şakkıkamer: Peygamberimizin ayı iki parçaya ayırması mûcizesi.
    şâkul: düşeyliği ölçme âleti.
    şâkulî: düşey.
    şâm: akşam.
    şamar: tokat.
    şâmil: kaplayan.
    şamme: koklama duyusu.
    şân: şeref, nam, hâl, iş.
    şap: tuza benzer bir madde.
    şape: çığ.
    şarab: şarap, içki, bu isim helâl içkileri de kapsar.
    şâre: saç, kıl.
    şârık: doğudan çıkan, doğan, parlayan.
    Şârî: şeriatı ortaya koyan, Allah.
    şârih: şerheden, açıklayan.
    şark: doğu.
    şarkışimâlî: kuzeydoğu.
    şarkiyât: islâm dünyasında araştırma yapma çalışması.
    şarlatan: yalancı, aldatan, yüksekten atan.
    şart: mutlaka gerekli olan, durum, yemin.
    şartiye: şart olan.
    şaş: şaşı.
    şâşaa: parlaklık, gösteriş.
    şâşaapâş: gösterişli görünen.
    şatâhat: mânevî sarhoşluk hâlindeyken söylenen dengesiz sözler.
    şavk: ışık, parıltı.
    şâyân: yaraşır, uygun, layık.
    şâyeste: uygun, lâyık.
    şâyet: eğer, olur ki.
    şâyia: söylenti, yayılma, duyulma.
    şâz: kaide dışı, istisna.
    Şâzelî: Şazeliye tarikatını kuran büyük velî, bu tarikattan olan.
    şeâir: islâmî alâmetler, semboller, âdetler.
    şeâmet: uğursuzluk, kötülük.
    şeb: gece.
    şebab: genç.
    şebabet: gençlik.
    şebabiyet: gençlik, tazelik.
    şebeke: örgülenmiş, örgüt.
    şebih: benzer.
    şebnem: çiy, nem.
    şebnemmisâl: çiy gibi.
    şecâat: yiğitlik, öfke duygusunun normal derecesi.
    şecer: ağaç.
    şecere: ağaç, soy ağacı.
    şecî: yiğit, kahraman.
    şedâid: şiddetliler, şiddetli belâlar.
    Şeddâd: Ad kavminin ulu önderi olan ünlü bir kâfir.
    şedde: harfi iki kere okutan işaret.
    şedîd: şiddetli.
    şedîdâne: şiddetlice.
    şef: çift, baş.
    şefâat: af için vasıta olmak.
    şefâatçi: af için vesile olan.
    şefe: dudak.
    şeffaf: saydam.
    şeffafât: saydam olanlar.
    şeffafiyet: saydamlık.
    şefî: şefaatçı.
    şefik: şefkatli.
    şefikâne: şefkatlice.
    şefiülmüznibin: günah işleyenlerin şefaatçısı.
    şefkat: acıyarak karşılıksız sevme.
    şefkaten: şefkatten dolayı, şefkat bakımından.
    şefkatkâr: şefkatli.
    şefkatkârâne: şefkat edercesine.
    şefkatperver: şefkat etmeyi seven.
    şefkatperverane: şefkat etmeyi severcesine, severek.
    şehâdât: şahitlikler, şehitlikler.
    şehâdet: şehitlik, şahitlik.
    şehâdetnâme: diploma.
    şehâmet: akıllıca yiğitlik.
    şehbaz: çevik, cesur, beyaz doğan kuşu.
    şehd: bal.
    şehevânî: şehvetle ilgili.
    şehevât: şehvetler.
    şeheviye: şehvetle ilgili olan.
    şehîd: şahit olan, Allah için ölen.
    şehîk: hıçkırıkla karışık iç çekme.
    şehir: büyük yerleşim birimi, kent.
    şehîr: ünlü, tanınmış.
    şehlâ: elâ göz, tatlı şaşı.
    şehnâme: padişahların maceralarını anlatan eser.
    şehnâz: ışıldayan, parlayan.
    şehr: ay, şehir, kent.
    şehrâyin: şenlenmiş şehir, şenlik.
    şehrî: ay ile ilgili, aylık.
    şehristân: memleket.
    şehriyâr: hükümdar, padişah.
    şehvânî: şehvetle ilgili.
    şehvet: nefsin arzusu, cinsî istek.
    şehvetengiz: şehvet uyandıran.
    şek: şüphe.
    şekâvet: sıkıntı, azap, işkence.
    şekil: biçim.
    şekl: şekil, biçim.
    şekûr: çok şükreden.
    şekvâ: şikâyet, sızlanma.
    şekvânâme: şikâyet mektubu, yazısı.
    şelâle: çağlayan.
    şem: mum, ışık.
    şemâ: ışık, çıra.
    şemâtet: başkasının başına gelene sevinmek.
    şemâtetkârâne: başkasının başına gelene sevinircesine.
    şemm: koklamak.
    şemme: koklama.
    şems: güneş.
    şemsüşşümûs: güneşlerin güneşi.
    şemta: kocakarı.
    şên: iş, hâl, tavır, hâdise.
    şenâat: kötülük, alçaklık.
    şenî: kötü.
    şer': dinî kanunlar.
    şer: kötülük, kötü.
    şerâfet: şereflilik.
    şerâit: şartlar.
    şerân: şeriata göre, dinî kanunlar bakımından.
    şerârât: kıvılcımlar.
    şerâre: kıvılcım.
    şerâret: şerlilik, kötülük.
    şerâyi: şeriatlar, ilâhî emirler.
    şerâyin: atardamar.
    şeref: yücelik, büyüklük, değer.
    şerefbahş: şeref veren.
    şerefe: minarenin ezan okunan yeri.
    şerefşiar: şerefli.
    şerefyâb: şereflenen.
    şerh: açıklama.
    şerî: şeriatla ilgili, dinî.
    şerîat: din, ilâhî kanunlar, Allahın emirleri ve yasakları.
    şerîatıfıtrîye: Allahın tabiata koyduğu kanunlar.
    şerid: şerit, zincir.
    şerîf: şerefli.
    şerîfeyn: şerefli iki şey, Mekke ve Medine.
    şerik: ortak, rakip.
    şerir: şerli, kötü.
    şerriyet: kötülük.
    şerûr: çok şerli, pek kötü.
    şeş: altı.
    şetâret: şenlik.
    şetm: sövme, kötü söz söyleme.
    şevâhık: doruklar.
    şevâhid: şahitler.
    şevk: şiddetli istek.
    şevkengiz: isteklendiren.
    şevkengizane: isteklendirircesine.
    şevket: heybet, böyüklük.
    Şevval: Arabî ayların onuncusu.
    şey: nesne.
    şeyâtin: şeytanlar.
    şeydâ: tutkun.
    şeyh: pir, tarikat önderi, ihtiyar.
    şeyheyn: iki şeyh
    şeyhûhet: ihtiyarlık.
    şeyhülislâm: Osmanlılarda en büyük din görevlisi.
    şeyn: kusur.
    şeytân: insanı azdırmaya çalışan görünmez yaratık.
    şeytânât: şeytanlıklar.
    şeytânet: şeytanlık.
    şeytânî: şeytanca, şeytanla ilgili.
    şeytânkârâne: şeytanca.
    Şıkk: adeta yarım adam gibi olan ünlü bir kâhin.
    şıkk: yarı, yarım, şık.
    Şia: Şiiler, Hazreti Ali sevgisini meslek kabul edenler.
    şiar: timsal, sembol, parola.
    şiddet: sertlik, katılık, aşırılık.
    şifâ: hastalıktan kurtuluş.
    şifâbahş: şifa veren.
    şifâdâr: şifalı.
    şifâdârâne: şifalıca.
    şifâhen: ağızdan, sözle.
    şifâhî: sözlü.
    şifâkâr: şifalı.
    şifâresân: şifa veren.
    şifâyâb: şifa bulma.
    şifre: gizli işaretlerle yazılan yazı.
    şihâb: şahap, akanyıldız, gök cismi.
    Şiî: Hazreti Aliye aşırı taraftarlık gösteren kimse.
    şikâf: "yırtan, parçalayan" mânâsında son ek.
    şikâk: ayrılma, bölünme.
    şikâr: av.
    şikâyât: şikâyetler.
    şikâyet: yakınma, derdini söyleme.
    şikemperver: midesini seven, obur.
    şiken: "koparan, kıran" mânâsında son ek.
    şimâl: sol, kuzey.
    şimâligarbî: kuzeybatı.
    şimâlişarkî: kuzeydoğu.
    şimendifer: tren.
    şinik: on litrelik kap.
    şîr: aslan.
    şirâ: alım satım.
    şirin: tatlı, sevimli.
    şirk: Allahtan başka ilâh kabul etme.
    şirkâlûd: şirk bulaşmış.
    şirket: ortaklık, ortaklaşa kurulan iş kurumu.
    şirret: geçimsiz, huysuz.
    şita: kış.
    şitab: koşmak.
    şîve: söyleyiş, naz.
    şöhret: ün, tanınırlık.
    şöhretgîr: ün salma.
    şöhretperest: şöhret düşkünü.
    şöhretperverâne: şöhretsevercesine.
    şöhretşiar: meşhur, ünlü.
    şuâ: ışın, ışık teli.
    şuâât: ışınlar.
    şuarâ: şairler.
    şûbe: bölüm, kısım.
    şuh: şen, oynak.
    şuhûd: şahit olma, gözlemleme.
    şuhûdî: görme ile ilgili, görülebilen.
    şuhûr: aylar.
    şuhûruselâse: üç aylar.
    şûle: alev, ışıltı.
    şûledâr: alevli, ışıltılı.
    şûlefeşân: ışık saçan.
    şûm: uğursuz.
    şûra: danışıp konuşmak için toplanılan yer.
    şûre: çorak.
    şûristân: çorak yerler.
    şurût: şartlar.
    şuûn: işler, fiiller.
    şuûnât: işler, hâller.
    şuûr: anlama, hissetme, farkında olma.
    şuûrâne: anlayarak, bilerek.
    şuûrdârâne: şuurlu bir biçimde.
    şuûren: şuur ile.
    şuûrkârâne: şuurlu bir biçimde.
    şuvaz: kızgın ateş.
    şübeh: şüpheler.
    şübehât: şüpheler.
    şühedâ: şehitler.
    şühübât: ateş parçaları.
    şükr: şükür, nimete karşı memnuniyetini gösterme.
    şükrân: şükür hissi.
    şükûfe: tomurcuk.
    şükûfmisâl: tomurcuk gibi.
    şükûk: şüpheler.
    şükür: şükr, nimete karşı memnunluk göstermek.
    şümûl: kapsam.
    şümûs: güneşler.
    şürb: içmek.
    şürekâ: şerikler, ortaklar.
    şürûr: şerler, kötülükler.
    şüyû: yayılma, yayılmış.
    şüyûhât: şeyhler.
    şüzûz: istisna, kural dışı.
    şüzûzât: istisnalar, kural dışı olanlar.
     

Sayfayı Paylaş