1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz
Notu Gizle
Merhaba Ziyaretçi.

"BENİM DÜNYAM" konulu resim yarışması başladı. İlgili konuya BURADAN ulaşabilirsiniz.

Sizi de bu yarışmaya katılıma davet ediyoruz...

Minicik Sözlük (Ş)

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 10 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.611
    Beğenileri:
    5.937
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Banka:
    3.727 ÇTL
    Ş

    Şâbân: Arabî ayların sekizincisi.
    şâd: şen, memnun.
    şadırvan: etrafı musluklu kubbeli çeşme.
    şafak: tan zamanı.
    Şâfi: hastaya şifa veren Allah.
    Şafiî: hak mezheplerden biri, onu kuran büyük âlimin ünvanı.
    şâh: hükümdar, sultan.
    şahab: gökteki ışıklı cisim.
    şahâdet: şahitlik, Allah yolunda ölmek.
    şâhâne: şaha yakışır şekilde.
    şahbaz: doğan kuşu, çevik, yiğit.
    şâhenşâh: şahların şahı.
    şâheser: en üstün eser, baş eser.
    şahıs: kişi, kimse.
    şâhid: şahit, tanık, gören.
    Şâhid: bütün zamanlardaki yaratıkları ve onların her hâlini gören Allah.
    şâhik: yüksek, doruk.
    şâhika: yüksek, doruk, zirve.
    şahm: iç yağı.
    şahmpâre: içyağı parçası.
    şahs: şahıs, kişi, kimse.
    şahsımânevî: insanların bir araya gelip oluşturdukları mânevî kişilik.
    şahsî: kişiyle ilgili.
    şahsiyat: kişilikler.
    şahsiyet: kişilik.
    şâibe: leke, kusur.
    şaika: şevk verici, isteklendirici.
    şairane: şairce.
    şakî: yol kesen, haydut.
    şâkir: hâlinden memnun olup şükreden.
    şâkirâne: şükreden gibi.
    şâkird: talebe, öğrenci.
    şakk: yarık, yarılma, yarma.
    Şakkıkamer: Peygamberimizin ayı iki parçaya ayırması mûcizesi.
    şâkul: düşeyliği ölçme âleti.
    şâkulî: düşey.
    şâm: akşam.
    şamar: tokat.
    şâmil: kaplayan.
    şamme: koklama duyusu.
    şân: şeref, nam, hâl, iş.
    şap: tuza benzer bir madde.
    şape: çığ.
    şarab: şarap, içki, bu isim helâl içkileri de kapsar.
    şâre: saç, kıl.
    şârık: doğudan çıkan, doğan, parlayan.
    Şârî: şeriatı ortaya koyan, Allah.
    şârih: şerheden, açıklayan.
    şark: doğu.
    şarkışimâlî: kuzeydoğu.
    şarkiyât: islâm dünyasında araştırma yapma çalışması.
    şarlatan: yalancı, aldatan, yüksekten atan.
    şart: mutlaka gerekli olan, durum, yemin.
    şartiye: şart olan.
    şaş: şaşı.
    şâşaa: parlaklık, gösteriş.
    şâşaapâş: gösterişli görünen.
    şatâhat: mânevî sarhoşluk hâlindeyken söylenen dengesiz sözler.
    şavk: ışık, parıltı.
    şâyân: yaraşır, uygun, layık.
    şâyeste: uygun, lâyık.
    şâyet: eğer, olur ki.
    şâyia: söylenti, yayılma, duyulma.
    şâz: kaide dışı, istisna.
    Şâzelî: Şazeliye tarikatını kuran büyük velî, bu tarikattan olan.
    şeâir: islâmî alâmetler, semboller, âdetler.
    şeâmet: uğursuzluk, kötülük.
    şeb: gece.
    şebab: genç.
    şebabet: gençlik.
    şebabiyet: gençlik, tazelik.
    şebeke: örgülenmiş, örgüt.
    şebih: benzer.
    şebnem: çiy, nem.
    şebnemmisâl: çiy gibi.
    şecâat: yiğitlik, öfke duygusunun normal derecesi.
    şecer: ağaç.
    şecere: ağaç, soy ağacı.
    şecî: yiğit, kahraman.
    şedâid: şiddetliler, şiddetli belâlar.
    Şeddâd: Ad kavminin ulu önderi olan ünlü bir kâfir.
    şedde: harfi iki kere okutan işaret.
    şedîd: şiddetli.
    şedîdâne: şiddetlice.
    şef: çift, baş.
    şefâat: af için vasıta olmak.
    şefâatçi: af için vesile olan.
    şefe: dudak.
    şeffaf: saydam.
    şeffafât: saydam olanlar.
    şeffafiyet: saydamlık.
    şefî: şefaatçı.
    şefik: şefkatli.
    şefikâne: şefkatlice.
    şefiülmüznibin: günah işleyenlerin şefaatçısı.
    şefkat: acıyarak karşılıksız sevme.
    şefkaten: şefkatten dolayı, şefkat bakımından.
    şefkatkâr: şefkatli.
    şefkatkârâne: şefkat edercesine.
    şefkatperver: şefkat etmeyi seven.
    şefkatperverane: şefkat etmeyi severcesine, severek.
    şehâdât: şahitlikler, şehitlikler.
    şehâdet: şehitlik, şahitlik.
    şehâdetnâme: diploma.
    şehâmet: akıllıca yiğitlik.
    şehbaz: çevik, cesur, beyaz doğan kuşu.
    şehd: bal.
    şehevânî: şehvetle ilgili.
    şehevât: şehvetler.
    şeheviye: şehvetle ilgili olan.
    şehîd: şahit olan, Allah için ölen.
    şehîk: hıçkırıkla karışık iç çekme.
    şehir: büyük yerleşim birimi, kent.
    şehîr: ünlü, tanınmış.
    şehlâ: elâ göz, tatlı şaşı.
    şehnâme: padişahların maceralarını anlatan eser.
    şehnâz: ışıldayan, parlayan.
    şehr: ay, şehir, kent.
    şehrâyin: şenlenmiş şehir, şenlik.
    şehrî: ay ile ilgili, aylık.
    şehristân: memleket.
    şehriyâr: hükümdar, padişah.
    şehvânî: şehvetle ilgili.
    şehvet: nefsin arzusu, cinsî istek.
    şehvetengiz: şehvet uyandıran.
    şek: şüphe.
    şekâvet: sıkıntı, azap, işkence.
    şekil: biçim.
    şekl: şekil, biçim.
    şekûr: çok şükreden.
    şekvâ: şikâyet, sızlanma.
    şekvânâme: şikâyet mektubu, yazısı.
    şelâle: çağlayan.
    şem: mum, ışık.
    şemâ: ışık, çıra.
    şemâtet: başkasının başına gelene sevinmek.
    şemâtetkârâne: başkasının başına gelene sevinircesine.
    şemm: koklamak.
    şemme: koklama.
    şems: güneş.
    şemsüşşümûs: güneşlerin güneşi.
    şemta: kocakarı.
    şên: iş, hâl, tavır, hâdise.
    şenâat: kötülük, alçaklık.
    şenî: kötü.
    şer': dinî kanunlar.
    şer: kötülük, kötü.
    şerâfet: şereflilik.
    şerâit: şartlar.
    şerân: şeriata göre, dinî kanunlar bakımından.
    şerârât: kıvılcımlar.
    şerâre: kıvılcım.
    şerâret: şerlilik, kötülük.
    şerâyi: şeriatlar, ilâhî emirler.
    şerâyin: atardamar.
    şeref: yücelik, büyüklük, değer.
    şerefbahş: şeref veren.
    şerefe: minarenin ezan okunan yeri.
    şerefşiar: şerefli.
    şerefyâb: şereflenen.
    şerh: açıklama.
    şerî: şeriatla ilgili, dinî.
    şerîat: din, ilâhî kanunlar, Allahın emirleri ve yasakları.
    şerîatıfıtrîye: Allahın tabiata koyduğu kanunlar.
    şerid: şerit, zincir.
    şerîf: şerefli.
    şerîfeyn: şerefli iki şey, Mekke ve Medine.
    şerik: ortak, rakip.
    şerir: şerli, kötü.
    şerriyet: kötülük.
    şerûr: çok şerli, pek kötü.
    şeş: altı.
    şetâret: şenlik.
    şetm: sövme, kötü söz söyleme.
    şevâhık: doruklar.
    şevâhid: şahitler.
    şevk: şiddetli istek.
    şevkengiz: isteklendiren.
    şevkengizane: isteklendirircesine.
    şevket: heybet, böyüklük.
    Şevval: Arabî ayların onuncusu.
    şey: nesne.
    şeyâtin: şeytanlar.
    şeydâ: tutkun.
    şeyh: pir, tarikat önderi, ihtiyar.
    şeyheyn: iki şeyh
    şeyhûhet: ihtiyarlık.
    şeyhülislâm: Osmanlılarda en büyük din görevlisi.
    şeyn: kusur.
    şeytân: insanı azdırmaya çalışan görünmez yaratık.
    şeytânât: şeytanlıklar.
    şeytânet: şeytanlık.
    şeytânî: şeytanca, şeytanla ilgili.
    şeytânkârâne: şeytanca.
    Şıkk: adeta yarım adam gibi olan ünlü bir kâhin.
    şıkk: yarı, yarım, şık.
    Şia: Şiiler, Hazreti Ali sevgisini meslek kabul edenler.
    şiar: timsal, sembol, parola.
    şiddet: sertlik, katılık, aşırılık.
    şifâ: hastalıktan kurtuluş.
    şifâbahş: şifa veren.
    şifâdâr: şifalı.
    şifâdârâne: şifalıca.
    şifâhen: ağızdan, sözle.
    şifâhî: sözlü.
    şifâkâr: şifalı.
    şifâresân: şifa veren.
    şifâyâb: şifa bulma.
    şifre: gizli işaretlerle yazılan yazı.
    şihâb: şahap, akanyıldız, gök cismi.
    Şiî: Hazreti Aliye aşırı taraftarlık gösteren kimse.
    şikâf: "yırtan, parçalayan" mânâsında son ek.
    şikâk: ayrılma, bölünme.
    şikâr: av.
    şikâyât: şikâyetler.
    şikâyet: yakınma, derdini söyleme.
    şikemperver: midesini seven, obur.
    şiken: "koparan, kıran" mânâsında son ek.
    şimâl: sol, kuzey.
    şimâligarbî: kuzeybatı.
    şimâlişarkî: kuzeydoğu.
    şimendifer: tren.
    şinik: on litrelik kap.
    şîr: aslan.
    şirâ: alım satım.
    şirin: tatlı, sevimli.
    şirk: Allahtan başka ilâh kabul etme.
    şirkâlûd: şirk bulaşmış.
    şirket: ortaklık, ortaklaşa kurulan iş kurumu.
    şirret: geçimsiz, huysuz.
    şita: kış.
    şitab: koşmak.
    şîve: söyleyiş, naz.
    şöhret: ün, tanınırlık.
    şöhretgîr: ün salma.
    şöhretperest: şöhret düşkünü.
    şöhretperverâne: şöhretsevercesine.
    şöhretşiar: meşhur, ünlü.
    şuâ: ışın, ışık teli.
    şuâât: ışınlar.
    şuarâ: şairler.
    şûbe: bölüm, kısım.
    şuh: şen, oynak.
    şuhûd: şahit olma, gözlemleme.
    şuhûdî: görme ile ilgili, görülebilen.
    şuhûr: aylar.
    şuhûruselâse: üç aylar.
    şûle: alev, ışıltı.
    şûledâr: alevli, ışıltılı.
    şûlefeşân: ışık saçan.
    şûm: uğursuz.
    şûra: danışıp konuşmak için toplanılan yer.
    şûre: çorak.
    şûristân: çorak yerler.
    şurût: şartlar.
    şuûn: işler, fiiller.
    şuûnât: işler, hâller.
    şuûr: anlama, hissetme, farkında olma.
    şuûrâne: anlayarak, bilerek.
    şuûrdârâne: şuurlu bir biçimde.
    şuûren: şuur ile.
    şuûrkârâne: şuurlu bir biçimde.
    şuvaz: kızgın ateş.
    şübeh: şüpheler.
    şübehât: şüpheler.
    şühedâ: şehitler.
    şühübât: ateş parçaları.
    şükr: şükür, nimete karşı memnuniyetini gösterme.
    şükrân: şükür hissi.
    şükûfe: tomurcuk.
    şükûfmisâl: tomurcuk gibi.
    şükûk: şüpheler.
    şükür: şükr, nimete karşı memnunluk göstermek.
    şümûl: kapsam.
    şümûs: güneşler.
    şürb: içmek.
    şürekâ: şerikler, ortaklar.
    şürûr: şerler, kötülükler.
    şüyû: yayılma, yayılmış.
    şüyûhât: şeyhler.
    şüzûz: istisna, kural dışı.
    şüzûzât: istisnalar, kural dışı olanlar.
     
Benzer Konular
  1. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    508
  2. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    413
  3. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    517
  4. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    378
  5. ZeyNoO
    Mesaj:
    2
    Görüntüleme:
    489
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş