1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Minicik Sözlük (V)

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 10 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    V

    vaad: söz verme.
    vaaz: dini konuşma.
    vâbeste: bağlı.
    vâcib: mecburi, farza yakın hüküm.
    Vâcibülvücûd: varlığı zaruri olan Allah.
    vâcid: zaruri varlık.
    vâd: vaad, söz verme.
    vâde: belirli süre.
    vâdî: iki dağ arası uzun çukur.
    vâesefa: esefler olsun, yazık!
    vâfi: tam, yeter.
    Vâfî: vefalı, kendini seveni unutmayan, ilgisini kesmeyen.
    vaftiz: Hıristiyanların dine gireni kutsal suya sokma merasimi.
    vâha: çöl ortasında yeşillik.
    vahamet: güçlük, tehlike.
    vâhasretâ: ah özledim!
    vahdânî: "bir" olmakla ilgili.
    vahdâniyet: Allahın "bir" olması.
    vahdet: birlik, teklik.
    vahdetişuhûd: görüşte birlik.
    vahdetivücûd: varlıkta birlik.
    Vahhabîlik: dinin bazı konularında aşırılıkları olan bir anlayış.
    vâhî: mânâsız, saçma.
    vâhib: bağış yapan, veren.
    vâhid: yalnız, tek.
    vâhidikıyâsî: birim, "metre" gibi.
    vâhidiyet: birlik, teklik.
    vahîm: korkutucu, tehlikeli.
    vahîme: kuruntu veren his.
    vahiy: Alah tarafından peygambere bildirilen kesin bilgi.
    vahşet: ürkütücü yabanilik.
    vahşetâbâd: korku veren yabani yer.
    vahşetengiz: vahşet veren.
    vahşetgâh: korkutucu yer.
    vahşetzâr: vahşet yeri.
    vahşî: yabanî, ürkek, merhametsiz.
    vahşîyane: vahşice.
    vahy: vahiy, ilâhî makamdan peygambere inen yüce mânâlar.
    vaîd: cezalandıracağını söyleme.
    vâiz: vaaz eden, öğüt veren.
    vakâ: olup biten, hâdise.
    vakâhat: arsızlık, utanmazlık.
    vakahet: ibadet.
    vakânüvis: resmî tarih yazarı.
    vakar: ağırbaşlılık, ciddiyet.
    vakayi: olaylar, vakalar.
    vakf: alıkoyma, bağış.
    vakfe: durak.
    vakfetmek: Allah için vermek.
    vakıa: olmuş, var olan.
    vakıat: olanlar, olmuşlar.
    vakıf: hayır kurumu, malı.
    vâkıf: bilen, Allah için veren.
    vâkıfane: derinlemesine bilerek.
    vâki: olan, var olan.
    vakit: zaman.
    vakt: vakit, zaman.
    vaktaki: ne zaman ki.
    vakûr: ağırbaşlı.
    vâlid: baba.
    vâlide: ana, doğuran.
    vâlideyn: ana ile baba.
    vallâhi: Allah için.
    varak: yaprak.
    varaka: yaprak, kâğıt parçası.
    vâreste: affedilmiş, kurtulmuş.
    vârî: "gibi, benzer" mânâsında son ek.
    vârid: erişen, gelen, gelir.
    vâridât: gelirler.
    vâris: mirasa konan.
    varta: uçurum, tehlike.
    vasat: orta hâlli, normal.
    vasatî: ortalama.
    vasf: vasıf, sıfat, nitelik.
    vasfetmek: özelliklerini saymak.
    vasıf: sıfat, nitelik.
    vâsıl: kavuşan, ulaşan, erişen.
    vâsılîn: kavuşanlar, erişenler.
    vâsıt: ortada bulunan.
    vâsıta: araç.
    vasî: geniş.
    vasîa: genişçe.
    vasiyet: kişinin öldükten sonra yapılmasını istediği şey.
    vasiyetname: vasiyet yazısı.
    vasl: kavuşma.
    vassaf: özellikleri tanıtan.
    vatan: yurt.
    vatanperver: vatansever.
    vâveyla: çığlık, yaygara.
    vaz: koyma, bırakma.
    vâz: vaaz, dinî öğüt.
    vazetme: koyma, bırakma.
    vazıh: açık, belli.
    vazıhan: açık açık.
    vazife: görev, yapılacak iş.
    vazifedâr: vazifeli, görevli.
    vazifedârâne: vazifeli gibi.
    vazifeperver: görevini seven.
    vazifeşinâs: görevini seve seve yapan.
    vazifeten: görevli olarak.
    vaziyet: durum, hâl, duruş.
    vebâ: bir salgın hastalık.
    vebâl: şiddet, ağırlık, günah.
    vecd: ilâhî aşka dalarak kendinden geçme.
    vech: vecih, yüz, tarz, ön, alın, sebep, ilgi.
    veche: yan, taraf, yüz.
    vecîbe: borç hükmünde vazife.
    vecih: güzel, hoş, uygun.
    vecih: yön, yüz.
    veciz: zengin mânâlı kısa söz.
    vecîze: zengin mânâlı kısa söz.
    vêd: kız evladı diri diri toprağa gömüp öldürme âdeti.
    vedâ: ayrılık.
    vedânâme: veda yazısı.
    vedîa: emanet.
    Vedûd: çok sevilen, Allah.
    Vedûdiyet: sevilir olma, kendini sevdirme.
    vefa: sözünde durma, kendini seveni unutmama, ilgiyi kesmeme.
    vefadâr: vefalı, dostluğu devamlı.
    vefadârâne: vefalı olarak.
    vefakâr: vefalı.
    vefakârâne: vefa göstererek.
    vefat: ölüm.
    veffakakümüllah: Allah başarılı kılsın.
    vefik: arkadaş, uygun.
    vefiyât: vefatlar, ölümler.
    vehâmet: güçlük, tehlike.
    vehbî: Allah vergisi.
    Vehhâb: çok ihsan eden, bağışlayan, Allah.
    Vehhâbî: Vehhabilik anlayışından olan.
    Vehhâbîlik: bazı konularda aşırılıkları olan dinî bir anlayış.
    Vehhâbîyet: Allahın bol bol ihsan etmesi ve bağışlaması.
    vehham: vehimli, kuruntulu.
    vehim: belirsiz korku, kuruntu.
    vehm: vehim, kuruntu.
    vehmî: vehimle ilgili.
    vehn: gevşeklik.
    vekâlet: vekillik, bakanlık.
    vekâleten: başkası adına.
    vekâletnâme: vekil etme yazısı.
    vekayî: vakalar, olaylar.
    vekezâ: ve bu da öyle.
    vekîl: başkası adına iş gören.
    velâdet: doğma, dünyaya gelme.
    velâyât: velîlikler.
    velâyet: velîlik, ermişlik.
    veled: oğul, yavru, çocuk.
    velediyet: birinin çocuğu oluş, Hıristiyanların isa aleyhisselâma hata ile "Allahın oğlu" demeleri.
    velehresân: şaşkınlık veren.
    velev: olsa da, bile.
    velhâsıl: sözün kısası.
    velî: eren, ermiş, evliya.
    velî: sahip, gözetici, koruyucu.
    velîahd: padişah adayı.
    velîme: düğün yemeği.
    velînîmet: nimet veren.
    velîyyullah: Allahın velî kulu.
    velûd: pek verimli.
    velvele: gürültü, patırtı, şamata.
    verâ: günahtan şiddetle kaçınma hâli.
    verâ: öte, arka, geri.
    verâset: mirasçılık, irsiyet.
    verese: varisler, mirasçılar.
    vesâik: belgeler.
    vesâil: vesileler, araçlar.
    vesâir: ve diğerleri.
    vesâit: vasıtalar, araçlar.
    vesâyâ: vasiyetler, tavsiyeler.
    vesâyet: başkası adına iş yapma.
    Vesenî: yıldıza tapan.
    vesika: belge, senet.
    vesile: yol, hedefe ulaştıran şey.
    vesm: damga, işaret, dağlama.
    vesselâm: işte bu kadar!
    vesvas: vesvese veren.
    vesvese: kuruntu, gereksiz kaygı.
    veyl: vay hâline, yazık!
    vezaif: vazifeler, görevler.
    vezin: ölçü, tartı.
    vezir: padişah yardımcısı.
    vezne: para alınıp verilen yer.
    veznedâr: vezne memuru.
    vicâhen: yüz yüze.
    vicdân: insanın iyiyi kötüden ayırma hissi.
    vicdânen: vicdan bakımından.
    vicdânî: vicdanla ilgili.
    vicdâniyat: vicdanla hissedilenler.
    vicdânsûz: vicdanı rahatsız eden.
    vifak: birbirine uyma.
    vikaye: koruma.
    vilâdet: doğuş.
    vilâyât: iller.
    vilâyet: il.
    viran: yıkık, üzgün.
    virâne: yıkıntı.
    vird: devamlı okunan şey.
    virdizebân: dil ile devamlı okunan.
    visâl: kavuşma.
    vizr: günah, hata, ağırlık.
    vuhûş: yabanilik, yabaniler.
    vukû: oluş, meydana gelme.
    vukûât: oluşlar, hâdiseler.
    vukuf: bilme, biliş.
    vukufiyet: iyice bilme ve anlama.
    vuslat: kavuşma.
    vusta: orta.
    vusûl: ulaşma.
    vuzûh: açıklık, netlik.
    vücûb: sınırsız gereklilik.
    vücûd: vücut, varlık, gövde.
    vücûdî: varlıkla ilgili, var olan.
    vücûdpezir: var olma.
    vücûh: vecihler, yüzler, yönler.
    vükelâ: vekiller, bakanlar.
    vürûd: geliş, gelme.
    vürûd: toplardamarlar.
    vüsât: genişlik.
    vüskâ: sağlam.
    vüsûk: sağlam inanç, güvenme.
    vüsûl: kavuşma, erişme, ulaşma.
    vüzerâ: vezirler.
     

Sayfayı Paylaş