1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz
Notu Gizle
Merhaba Ziyaretçi.

"BENİM DÜNYAM" konulu resim yarışması başladı. İlgili konuya BURADAN ulaşabilirsiniz.

Sizi de bu yarışmaya katılıma davet ediyoruz...

Minicik Sözlük (Z)

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 10 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.610
    Beğenileri:
    5.941
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Banka:
    3.836 ÇTL
    Z

    zaaf: zayıflık.
    zaafiyet: zayıflık.
    zâbıta: emniyet görevlisi.
    zabıtnâme: tutanak.
    zâbit: subay.
    zâbitân: subaylar.
    zabt: alma, tutma, bağlama.
    zabtiye: polis veya jandarma.
    zabturabt: tutma ve bağlama, disiplin.
    zâd: azık.
    zâde: oğul, çocuk.
    zâdegân: asil, soylu.
    zâf: zayıflık, kuvvetsizlik.
    zafer: başarma, üstün gelme.
    zaferyâb: zafer kazanan.
    zâfiyet: zayıflık.
    zâhib: giden, gidici.
    zâhid: din için dünyayı önemsemeyen.
    zâhidâne: din için dünyayı önemsemeyen kimse gibi.
    Zâhir: "bütün varlıkların dış yüzünü yaratan ve dışına da hükmeden" mânâsında ilâhî isim.
    zâhir: görünen, belli.
    zahîr: yardımcı, arka çıkan.
    zahîre: ambardaki tahıl, azık.
    zahiren: görünüşe göre.
    zahirî: görünüşte.
    zahirperest: dış görünüşe kıymet veren.
    zahmet: sıkıntı, zor, güç.
    zahr: arka, sırt.
    zâid: artan, fazlalık.
    zâif: güçsüz, zayıf.
    zâife: zayıf, güçsüz.
    zâifem: zayıfım, güçsüzüm.
    zâika: tadma duygusu.
    zâil: geçici, son bulan.
    zâilât: zailler, gelip geçiciler.
    zâkir: zikreden, Allahı anan.
    zakkum: bir bitki türü, cehennem ağacı.
    zalâm: karanlık.
    zâli: eğri, eğimli.
    zâlik: bu, şu, o, böylece.
    zalil: gölgeli, koyu.
    zâlim: zulmeden, haksız.
    zâlimane: zâlimce.
    zâlimiyet: zâlimlik.
    zallâm: çok zulmeden.
    zalûm: pek zâlim.
    zalûmiyet: zâlimlik, zulmetme.
    zam: ekleme, artırma.
    zamanen: zaman olarak.
    zamanî: zamanla ilgili.
    zamir: ismin yerini tutan kelime.
    zân: sanma, sezme.
    zanî: zina eden, çiftleşen.
    zânnıgalib: kuvvetli zan.
    zann: sanma, sezme.
    zann: sanan, zanneden.
    zannî: zanla ilgili.
    zapt: tutma, alma, yazma.
    zaptiye: subaylık, subay.
    zarâfet: incelik, kibarlık.
    zarardîde: zarar gören.
    zarf: kab, kılıf.
    zarfiyet: zarf olma.
    zâri: ağlayıp sızlama.
    zarif: ince, nazik, narin.
    zarûret: çaresizlik, yoksulluk, mecburiyet.
    zarûrî: mecburiyetle, ister istemez.
    zarûriyât: zarurî olanlar.
    zarûrîye: zarurî olan.
    zarûrîyet: mecburiyet, zorda kalma.
    zât: hürmete lâyık kimse, kendi, asıl, öz.
    zâten: esasen, aslında.
    zâtî: zatla ilgili, özel.
    zâtîye: kendisiyle ilgili.
    zâviye: açı, tekke, dergâh.
    zâyî: elden çıkan, yitik.
    zayîât: kayıplar, zararlar.
    zebân: dil, lisan.
    zebânî: azap melaikesi.
    zebed: köpük.
    zeberced: kıymetli bir taş.
    zebh: kesme, boğazlama.
    zebîb: üzüm.
    zebîha: kesilecek hayvan.
    zebûn: güçsüz, aciz.
    zebûnküş: düşkünü ezen.
    Zebûr: Davud aleyhisselâma inen ilahi kitap.
    zecirkârâne: zorlarcasına.
    zecr: sakındırma, zorlama.
    zecren: zorlayarak.
    zede: "vurulmuş, çarpılmış, tutulmuş" mânâsında son ek.
    zefir: hıçkırarak nefes verme, ağlama.
    zehab: gitme, bir fikre kapılma.
    zeheb: altın.
    zehirbaz: zehirci, zehir yapan.
    zehr: zehir.
    zehrâ: parlak, berrak.
    zehrâlûd: zehirle karışık.
    zekâ: çabuk anlama kabiliyeti.
    zekât: zenginlerin kırkta bir oranında fakirlere yaptığı yardım.
    zekâvet: zekilik, anlayış çabukluğu.
    zekî: çabuk anlayışlı, temiz.
    zelîl: alçak, düşük.
    zelîlâne: alçalarak, alçakça.
    zelle: sürçme, yanılma.
    zelzele: yer sarsıntısı, deprem.
    Zemahşerî: Keşşaf isimli ünlü tefsiri yazan islâm âlimi.
    zemân: zaman.
    zembil: büyük sepet.
    zemherir: zemheri, şiddetli soğuk devresi.
    zemime: kötü hâl ve hareket.
    zemîn: yer, yeryüzü.
    zemm: kötüleme.
    Zemzem: Kâbedeki mukaddes su.
    zemzeme: hoş ses, nağme.
    zenadıka: zındıklar, dinsizler.
    zenav: havuz veya göl.
    zenb: suç, günah.
    zenberek: kurulan âlet.
    zenberekvârî: zemberek gibi.
    zencebîl: hoş kokulu bir baharat, zencefil.
    zencî: siyah ırktan olan.
    zendeka: dinsizlik.
    zeneb: kuyruk.
    zengâr: pas.
    zer: ekme.
    zerâfet: zariflik, incelik, güzellik.
    zerdüşt: ateşe tapan.
    zerk: hile, şırınga.
    zerrât: zerreler, atomlar.
    zerre: atom, molekül.
    zerrece: zerre kadar.
    zerrîn: altından yapılmış.
    zevâhir: çiçekler, görünüşler.
    zevâid: fazlalıklar.
    zevâl: sona erme, silinme.
    zevâlâlûd: zevalle karışık.
    zevâlî: sonu ermesi yakın.
    zevât: zatlar, kimseler.
    zevc: koca, eş.
    zevcât: zevceler, eşler.
    zevce: kadın, eş, karı.
    zevciyyet: karı kocalık.
    zevil: sahibi, sahipler.
    zevilervah: ruh sahipleri.
    zevilhayat: hayat sahibi.
    zevilidrâk: idrak sahibi.
    zevilihsas: hissedebilen.
    zevilukûl: aklı olanlar.
    zevk: tatma, tad, haz.
    zevkâlûd: zevkle karışık.
    zevken: zevk olarak.
    zevkî: zevkle ilgili.
    zevkperest: zevke düşkün.
    zevzek: geveze, münasebetsiz, hoppa.
    zeyil: zeyl, ek.
    zeyl: zeyil, ek, ilave, etek.
    zeylen: ek olarak.
    zeyn: süs, süsleme.
    zeynab: gölcük.
    zeyneb: gül.
    zeyt: zeytin yağı.
    zıd: zıt, aksi.
    zıddeyn: iki zıt.
    zıddiyet: zıtlık.
    zıhar: kocanın karısına "sen anam gibisin" demesi.
    zılâl: gölge.
    zıll: gölge.
    zıllî: gölgeli, gölge ile ilgili.
    zıllîye: gölgeli.
    zıllîyet: gölgelilik.
    zımn: iç yüz, dolaylı anlatılan.
    zımnen: dolayısıyle.
    zımnî: saklı, gizli, örtülü.
    zındık: dinsiz.
    zındıka: dinsizlik.
    zırh: savaş elbisesi.
    zıvana: küçük boru.
    zi: "den, dan" mânâsında ön ek.
    zî: "sahibi" mânâsında ön ek.
    zîakıl: akıl sahibi, akıllı.
    zîb: kurt.
    zibâ: güzel, süslü.
    zîcemâl: güzellik sahibi.
    zidergâh: dergahtan.
    zifaf: gerdek.
    zîfikir: fikir sahibi, düşünebilen.
    zîhaşmet: haşmet sahibi, görkemli.
    zîhayat: hayat sahibi, canlı.
    zîhimmet: himmet sahibi.
    zihin: "anlama, bilme, hatırlama, ezberleme" kabiliyeti.
    zihniyyet: düşünce, anlayış.
    zîidrâk: idrak sahibi, anlayabilen.
    zikir: anmak, Allahı daima hatırlamak.
    zikirhâne: zikir evi.
    zikr: zikir, anma.
    zikretmek: Allahı anmak.
    zikriye: zikirle ilgili.
    zikrullah: Allahı zikretmek, anmak.
    zîkudret: kudret sahibi, güçlü.
    zilâl: gölgeler.
    zilhicce: Arabî onikinci ay.
    zilkâde: Arabî onbirinci ay.
    zillet: aşağılık.
    zilliyet: bir malı elinde bulundurma hâli.
    zimam: tercih, seçme.
    zimmet: korumak zorunda kalma.
    zimmî: anlaşma ile islâm ülkesinde yaşayan kâfir.
    zinâ: nikâhsız cinsi münasebet, büyük bir günah.
    zindân: karanlık yer altı hapishanesi.
    zinde: dinç.
    zînet: süs, bezek.
    zinhar: sakın, asla.
    zînnûr: nurlu, ışıklı.
    zînnûreyn: iki nur sahibi.
    zînur: nurlu.
    zîr: alt, aşağı.
    zîrâ: çünkü.
    zirâ: kol uzunluğu, 75 santimetre kadar.
    ziraat: tarım.
    zîruh: ruh sahibi, ruhlu.
    zîrüzeber: altüst, darmadağın.
    zirve: doruk, tepe.
    zîşân: şanlı.
    zîşuûr: şuurlu, bilinci olan.
    zîvücûd: vücut sahibi.
    ziyâ: ışık, nur, aydınlık.
    ziyâdâr: ışıklı, parlak.
    ziyâde: artan, çok bol.
    ziyâfet: bolca yedirip içirme.
    ziyâfetgâh: ziyafet yeri.
    ziyân: zarar.
    ziyâret: görmeye gitme.
    ziyâretgâh: ziyaret yeri.
    ziyy: dış görünüş, kıyafet.
    zuafa: zayıflar.
    zuhr: öğle vakti.
    zuhûr: görünme, ortaya çıkma.
    zuhûrât: birden oluveren şeyler.
    zulm: zulüm, haksızlık.
    zulmânî: karanlık, sıkıntı.
    zulmen: zulüm ile, haksız biçimde.
    zulmet: karanlık.
    zulüm: haksızlık, eziyet, işkence.
    zulümât: zulmetler, karanlıklar.
    zulümâtâbâd: karanlıklarla dolu.
    zulümkâr: zulüm eden, zâlim.
    zûm: yanlış zan.
    zunûn: zanlar, sanmalar.
    zurafâ: zarifler, kibarlar, nazikler.
    zübde: öz, özet.
    zübeyr: yazılı şey.
    zücac: cam.
    zücace: cam, şişe.
    Zühal: bir gezegen.
    zühd: din için dünyadan el etek çekme.
    Zühre: Sabah Yıldızı, çiçek.
    zührevî: frengi gibi hastalıklar.
    zühûl: geciktirme, yanılma.
    zühûr: çiçekler.
    zükûr: erkekler.
    zükûret: erkeklik.
    zül: "sahibi" mânâsında ön ek.
    zülâl: berrak, tatlı, güzel, soğuk, su.
    zülcelâl: büyüklük sahibi.
    zülcenaheyn: iki kanatlı, iki taraflı.
    zülecniha: çok kanatlı, çok yönlü.
    zülf: zülüf, saç lülesi.
    Zülfikâr: Hazreti Alinin kılıcı.
    Zülfikârmisâl: Zülfikâr gibi.
    Zülkarneyn: eski bir hükümdar.
    Zülkarneynmisâl: Zülkarneyn gibi.
    züll: alçalma, horluk.
    zümre: bölük, gurup.
    zümrüt: bir süs taşı.
    zünnâr: papaz kuşağı.
    zünûb: günahlar, suçlar.
    zürefâ: zarif kimseler.
    zürriyet: soy, nesil.


     
Benzer Konular
  1. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    518
  2. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    428
  3. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    533
  4. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    390
  5. ZeyNoO
    Mesaj:
    2
    Görüntüleme:
    506
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş