1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Miraç Kandili

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 10 Ağustos 2007 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    [​IMG]

    "Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir." (İsra :1)

    Mirac Gecesi, Recep ayının 27. gecesidir. Mirac mucizesi, hicretten bir buçuk yıl önce, 621 yılı başlarında vuku bulmuştur. Olayın iki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Peygamber (s.a.v) Mescidül-Haram'dan Beytü'l-Makdis'e (Kudüs) götürülür. Kur'an'ın andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında isra adını alır. İkinci aşamayı ise Hz. Peygamber (s.a.v)'in Beytü'l-Makdis'ten Allah'a yükselişi oluşturur. Mirac olarak anılan bu yükselme olayı Kur'an'da anılmaz, ama çok sayıdaki hadis-i şerifde ayrıntılı biçimde anlatılır.
    Hadis kitaplarında rivayet edildiği üzere:
    Hz. Peygamber (s.a.v) Burak ile Beytü'l Makdis'e vardıktan sonra oradaki büyük ve sert kayadan göğe çıkarıldı. Her bir gökte peygamberlerden biriyle görüştü, nice nice melekler gördü. Cennet ve cehennemin durumlarını gördü, Sidre-i Müntehâ'ya geçti, Allah'ın melekût âleminden bir çok acaib şeyler gördü. Nihayet beş vakit namazın farz kılınması emri ile aynı gecede geri döndü.

    Sabahleyin Mescid-i Haram'a çıkıp Kureyş'e haber verdi. Hayret etmek ve kabul etmemekten kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. İman etmiş olanlardan bazıları dönüp dinden çıktı. Birtakım erkekler Ebû Bekir'e koştular.
    Ebu Bekir;
    "Eğer o, bunu söylediyse şüphesiz doğrudur" dedi.
    Onlar:
    "Onu bu konuda da mı tasdik ediyorsun?" dediler.
    O da:
    "Ben onu bundan daha ötesinde tasdik ediyorum, sabah akşam gökten getirdiği haberleri yani peygamberliğini tasdik ediyorum" dedi. Bunun üzerine kendisine Sıddık unvanı verildi.
    Kureyşliler içinde Beytü'l-Makdis'i o zamanki haliyle bilenler vardı. Bunlar, onun vasıfları ve durumuyla ilgili sorular sordular, tanımlamasını istediler. Derhal Hz. Peygambere Beytü'l-Makdis gösterildi. Bunun üzerine ona bakıp anlatıyordu.
    "Gerçi Beytül-Makdis'i tanımlamada isabet etti." dediler.
    Sonra:
    "Haydi bakalım bizim kervandan haber ver, o bizce daha önemlidir, onlardan bir şeyle karşılaştın mı?" dediler.
    Peygamber (s.a.v)
    "Evet, falancanın kervanlarıyla karşılaştım, Revhâ'da idi. Bir deve kaybetmişler arıyorlardı. Yüklerinde bir su kadehi vardı. Susadım onu alıp su içtim ve yine eskiden olduğu gibi yerine koydum. Geldiklerinde sorun bakalım kadehte suyu bulmuşlar mı?" buyurdu.
    "Bu da diğer bir alâmettir" dediler. Sonra sayıların, yüklerini ve görünüşlerini sordular.
    Bu defa da kervan olduğu gibi Hz. Peygambere gösterildi ve sorduklarının hepsine cevap verdi ve buyurdu ki:
    "İçlerinde falan ve falan önde, boz renkte bir deve üzerinde dikilmiş iki harar olduğu halde falan gün güneşin doğması ile beraber gelirler".
    Bunun üzerine:
    "Bu da diğer bir âyettir" dediler ve o gün hızla Seniyye'ye doğru çıktılar. Güneş ne zaman doğacak da onu yalancı çıkaracağız diye bakıyorlardı. Derken içlerinden birisi:
    "Güneş doğdu!" diye haykırdı. Diğer birisi de:
    "İşte kervan geliyor, önünde boz bir deve ve içlerinde falan ve falan da var, tıpkı (Hz. Muhammed'in) dediği gibi" dedi. Böyle olduğu halde yine iman etmediler de:
    "Bu apaçık bir büyüdür." dediler.

    Bazıları göğe yükselmenin de "Burak" üzerinde meydana geldiğini söylemişler ise de gerçek olan şudur: Mescid-i Aksâ'ya kadar İsrâ (gece yolculuğu) Burak ile olmuş. Ondan sonra Mirac, asansör kurulmuştur.

    Ebu Sa'îd-i Hudrî'den rivayet olunduğu üzere Resulullah buyurmuştur ki:
    "Beytü'l-Mak-dis'te olanları bitirdiğim zaman Mirac getirildi ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. Ve o, odur ki, ölünüz can çekişme vaktinde gözlerini ona diker. Arkadaşım, beni, onun içinde kapılardan bir kapıya ulaşıncaya kadar çıkardı ki, ona "Koruyucu melekler kapısı" denir. Koruyucular kapısı, gök koruyucularının beklediği dünya göğü kapısıdır.
    Nitekim bu konuda
    "Ve onu, her kovulmuş şeytandan koruduk" (Hicr, 15/17) buyurulmuştu.

    Ve Ebu Sa'îd-i Hüdrî'nin diğer bir rivayetinde şu detaylı açıklama vardır:
    "Sonra Mirac getirildi -ki insanların ruhu onda göğe yükselir. Baktım ki, gördüğüm şeylerin en güzeli; görmez misin ölmek üzere olan kimse, ona nasıl gözünü diker? Bunun üzerine dünya göğü kapısına kadar yükseltildik. Cebrail kapının açılmasını istedi.
    "O kimdir?" denildi.
    "Cibril" dedi.
    "Yanındaki kim?" denildi.
    "Muhammed" dedi.
    "Öyle mi?
    O Peygamber olarak gönderildi mi?" denildi.
    O, "evet" dedi.
    Hemen kapıyı açtılar ve beni selamladılar. Bir de ne bakayım görevli bir melek gördüm ki göğü koruyor ve ona İsmail deniliyor, emrinde yetmişbin melek ve her birinin emrinde yüzbin melek var.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2015
    alemdar bunu beğendi.
  2. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    "Burada Resulullah (s.a.v) şu âyeti okudu:


    "Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkar edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını Kendisi'nden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür."
    (Müddessir, 74/31)

    ve buyurdu ki:

    Derken bir adam ile beraberim ki, şekli Allah'ın yarattığı günkü gibi, ondan hiçbir şey değişmemiş, kendisine soyundan olan insanların ruhu arzediliyor: "Mümin ruhu, hoş ruh, hoş kokuludur. Bunun kitabını (iyilerin defterin)de kılın" diyor. "Kâfir ruhu ise; kötü ruh, kötü kokuludur. Bunun kitabını (kötülerin defterin) de kılın" diyor.
    "Ey Cibril! bu kim?" dedim.
    "Baban Âdem" dedi. Ve o, bana selam verdi, gönlümü aldı, hayır ile dua etti
    "Hoş geldin salih peygamber ve salih evlad" dedi.
    Sonra baktım bir toplum gördüm ki, dudakları deve dudağı gibiydi. Onlara bir takım memurlar görevlendirilmişti, dudaklarını kesiyorlar ve ağızlarına ateşten bir taş koyuyorlar, bu taşlar makadlarından çıkıyordu.
    "Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim.
    O: "Yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir" dedi.
    Sonra baktım bir toplum vardı ki, derilerinden sırım kesiliyor ve ağızlarına tıkılıyor. Ve yediğiniz gibi yiyiniz deniliyor. Ve bu onlara en iğrenç bir şey oluyor.
    "Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim.
    "Bunlar o koğucular, fitnecilerdir ki, insanların etlerini yerler ve sövmek ile ırz ve namuslarına saldırırlar." dedi.
    Sonra baktım bir toplum var ki, önlerine bir sofra kurulmuş, üzerinde benim gördüğüm etlerin en güzellerinden kebaplar var, etraflarında da leşler var. Onlar, o güzel etleri bırakıp bu leşlerden yemeğe başladılar.
    "Bunlar kim? Ey Cebrail!" dedim. O:
    "Bunlar zinakarlar" dedi. "Allah'ın helal kıldığını bırakırlar da haram kıldığını yerler."
    Sonra baktım bir toplum var ki, karınları evler gibidir. Bunlar Firavun ailesinin yolu üzerinde bulunuyor. Firavun ailesi sabah ve akşam ateşe atılırken bunlara uğruyor, uğradı mı bunlar bir fırlıyorlar, fırlayınca her biri karnının ağır basması ile düşüyor ve bunun üzerine Firavun ailesi bunları ayaklarıyla çiğniyorlar.
    "Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim...
    Dedi ki:
    "Bunlar, karınlarında faiz yiyenlerdir. "onların misali kendisini şeytan çarpmış olan kimse gibidir".
    Sonra birtakım kadınlar memelerinden asılmış ve birtakım kadınlar, baş aşağı ayaklarından asılmış.
    "Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim. O:
    "Bunlar zina eden ve çocuklarını öldüren kadınlardır" dedi.
    Sonra ikinci göğe çıktık. Orada Yusuf ile buluştum. Ümmetinden kendine tabi olanlar da etrafında idi. Yüzü, ayın ondördündeki dolunay gibiydi. Bana selam verdi, hoş geldin dedi.
    Sonra üçüncü göğe geçtik. Orada iki teyzeoğlu; Yahya ve İsa ile buluştum. Giyimleri ve saç sakalları birbirine benziyordu. Bana selam verdiler. Hoş geldin dediler.
    Sonra dördüncü göğe geçtik. İdris ile buluştum. Bana selam verdi, hoşgeldin dedi. Nitekim yüce Allah:

    "Biz onu yüce bir yere yükselttik" (Meryem, 19/57) buyurmuştur.
    Sonra beşinci göğe geçtik. Orada milletine sevdirilmiş olan Harun ile buluştum. Etrafında ümmetinden birçok tabileri vardı, uzun sakallı idi. Sakalı hemen hemen göbeğine değecekti. Beni selamladı, hoşgeldin dedi.
    Sonra altıncı göğe çıktık, Orada Musa b. İmran ile buluştum. Çok kıllı idi. Üzerinde iki gömlek olsaydı kılları onlardan çıkardı. Musa dedi ki:
    "İnsanlar beni "Allah katında en şerefli olan yaratık" diye iddia ederler. Bu ise Allah katında benden yalnız daha şerefli olsaydı aldırış etmezdim. Fakat her peygamber ümmetinden kendine uyanlarla beraberdir. "
    Sonra yedinci göğe geçtik. Ben, orada İbrahim ile buluştum. Sırtını Beyt-i Ma'mur'a dayamıştı. Beni selamladı.
    "Salih Peygamber ve Salih evlad hoş geldin" dedi. Bunun üzerine bana denildi ki:
    "İşte senin yerin ve ümmetinin yeri."
    Sonra Resulullah,

    "Gerçekten İbrahim'e insanların en yakını, zamanında ona tabi olanlarla şu Peygamber (Hz. Muhammed) ve ona iman edenlerdir. Allah müminlerin yardımcısıdır."
    (Al-i İmran, 68) âyetini tilavet etti ve buyurdu ki:

    "Sonra Beyt-i Ma'mur'a girdim, içinde namaz kıldım. Ona her gün yetmişbin melek girer, Kıyamete kadar geri de dönmezler. Sonra baktım bir ağaç var ki bir yaprağı bu ümmeti bürür. Bunun kökünde bir kaynak akıyor, iki kola ayrılıyordu.
    "Ey Cibril! Bu nedir?" dedim. O:
    "Şu rahmet nehri, şu da Allah'ın sana verdiği Kevser'dir" dedi. Bunun üzerine rahmet nehrinde yıkandım, geçmiş ve gelecek günahlarım bağışlandı. Sonra Kevser'in akış istikametini tuttum ve nihayet cennete girdim. Bir de ne bakayım orada hiçbir gözün görmediği, kulağın işitmediği, insan kalbine gelmeyen şeyler var.


    Namaz Emri


    Sonra yüce Allah bana emrini emretti ve elli namaz farz kıldı. Ondan sonra Musa'ya uğradım.
    "Rabbin ne emretti?" dedi.
    "Üzerime elli namaz farz kıldı" dedim.
    O:
    "Dön, azaltması için Rabbine yalvar. Çünkü ümmetin bunun altından kalkamaz" dedi.
    Rabbime döndüm, azaltması için yalvardım. O benden on vakit namaz indirdi. Sonra Musa'ya döndüm. Bu şekilde Musa'ya uğradıkça Rabbime dönüyordum. Sonunda beş vakit namaz farz kıldı.
    Musa, yine:
    "Rabbine dön, azaltmasını iste" dedi.
    Ben:
    "Çok müracaat ettim, artık utandım." dedim.
    Bunun üzerine bana denildi ki:
    "Sana bu beş vakit namaz, elli namazdır. Bir iyilik on katı iledir. Her kim iyilik yapmaya gayret eder de onu işlemezse, onu bir iyilik yazılır, işleyene de on iyilik yazılır. Her kim de bir günah yapmaya teşebbüs eder de işlemezse bir şey yazılmaz, işlerse bir günah yazılır."
     
    alemdar bunu beğendi.
  3. s@manyolu

    s@manyolu Üyecik

    Katılım:
    4 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    8
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    30
    Banka:
    0 ÇTL
  4. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.433
    Beğenileri:
    7.360
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.871 ÇTL
    Bu mübarek kandili fırsat bilip, samimi bir kalp ve yakarışla Allah'a tevbe etmeliyiz. Kendimizi hesaba çekmeliyiz. Niçin yaratıldığımızı, dünyaya niçin gönderildiğimizi, Dünya nimetlerini yerli yerince kullanıp kullanmadığımızı, İslâm'ın istediği kamil ve ideal bir mü'min modeline uygun olarak yaşayıp yaşamadığımızı düşünmeliyiz. Bu kandil münasebetiyle İslâm'ın bizden istediği birlik, beraberlik, kardeşlik, dayanışma, yardımlaşma, sevgi ve saygı gibi duyguları aramızda pekiştirmeliyiz.

    Forum üyelerimizin ve tüm İslam aleminin kandilini tebrik ediyorum. Kandiliniz mübarek olsun.
     
    alemdar bunu beğendi.
  5. Kin tutmaz

    Kin tutmaz Uzman

    Katılım:
    31 Mart 2015
    Mesajlar:
    1.143
    Beğenileri:
    1.716
    Ödül Puanları:
    4.080
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    Muhasebeci
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.338 ÇTL
    Allah"ın rahmeti, bereketi sizinle olsun,
    gönül güneşiniz hiç solmasın, yüzünüz aydın olsun,
    kabriniz nur dolsun, makamınız Firdevs, dualarınız kabul olsun.


    [​IMG]
     
    alemdar bunu beğendi.
  6. alemdar
    Cesur

    alemdar Öyle bir geçer zaman ki! V.I.P

    Katılım:
    27 Haziran 2010
    Mesajlar:
    2.868
    Beğenileri:
    2.545
    Ödül Puanları:
    6.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    ATAMIZIN ŞEHRİNDEN
    Banka:
    3.940 ÇTL
    [​IMG]
     
    Kin tutmaz bunu beğendi.
  7. OBir
    Zevzek

    OBir Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    456
    Beğenileri:
    600
    Ödül Puanları:
    2.230
    Banka:
    1.564 ÇTL
    Miraç kandiliniz mübarek, dualarınız kabul olsun.
     
    Kin tutmaz ve alemdar bunu beğendi.
  8. LâL
    Melek

    LâL ღ GALATASARAY ღ

    Katılım:
    20 Ağustos 2013
    Mesajlar:
    3.445
    Beğenileri:
    2.440
    Ödül Puanları:
    7.330
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Hafız & Hoca
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    123 ÇTL
    Secdeye Kapanan Başlar Hürmetine ,
    Aşkınla Sızlayan Kalpler Hürmetine ,
    Gecelerde Dökülen Yaşlar Hürmetine ,
    Gazabınla Bize Bakma Ya Rabbi . .


    Cumamız Hayır Miraç Kandilimiz Mübarek Olsun Ümmetcanlar :uyz:
    İnşâAllah Ayağınız Kayar da Tepe Taklak Cennete Düşersiniz :uyz::uyz:
     
    alemdar ve Kin tutmaz bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş