1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Mısır Mitolojisi

Konusu 'Mitoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 28 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Mısır Mitolojisi

    Mısır mitolojisi diğer ulusların mitolojilerinden belirgin çizgilerle ayrılmaktadır. Bizim mantık anlayışımızla Mısır mitolojisini anlamak imkansızdır. Burada her şey sembollerle ifade edilmiştir. Mısır mitolojisinin temelinin olaylar değil, olayların arkasına saklanmış felsefi düşünceler oluşturmaktadır.

    Eski Mısırlılar büyüye ve büyücülere çok inanırlardı. Bazen büyücüleri tanrılarla bir tuttukları da oluyordu. Büyüler onlara göre son derece doğal olaylardı. Mitolojide de büyüler kendi yerlerini almıştı. Mısır Mitolojisi'nde geçen öyküye göre, babası Güneş tanrısı Osiris'i öldüren Seth'den öç almak isteyen Horus'un gözü, kavga sırasında aynı zamanda amcası olan karanlıklar ve kötülükler tanrısı Seth tarafından parçalanır. Bilimlerin ve tıbbın kurucusu olan Toth parçaları toplar ve gözü eski haline getirir. Ancak 1/64'lük parçası eksiktir ve bu parça Toth'un büyü ve sihir gücü tarafından tamamlanır. Daha sonra Horus'un bu gözünü simgeleyen hiyeroglif resim, uzak görüşlülüğün, beden dokunulmazlığının ve sonsuz doğurganlığın simgesi olarak, gemi, araba mumya, vazo gibi nazardan korunması gereken gereçlerin üzerine çizilmeye başlanmıştır.

    Mısır'da Kral (Firavun), bir Tanrıdır ve ülkenin diğer tanrıları ile arkadaşlık edebilir. Mısır firavunları çoğunlukla zorba, baskıcı, savaşçı ve acımasız kişilerdir. MÖ 14. yüzyılda başa geçmiş olan IV. Amenofis tek bir yaratıcıya inanılması gerektiğini savunmuş ve bu yüzden Amen rahipleri tarafından öldürülmüştür. Mısır'ın ilahi hükümetleri daimi ve değişmez niteliktedir. Bu bağlamda en üstün Mısır tanrısının Güneş Tanrısı Ra olduğu düşünülür. Mısır'ın arkaik dönemine baktığımızda farklı yerlerde farklı tanrıların önem kazanmış oldukları görülmektedir. Heliopolis'de Ra, Memfis'de Ptah , Busiris'de Osiris önemli tanrılar arasındadır. Mısırlılar için ölüm diye bir şey yoktur. Devamlı olarak Osiris'ten (yarı-ölüm) Horus'a (yarı-yaşam) ve sonra tekrar Osiris'e bir geçiş yaşanır. Bu yüzden Mısırlılar öldüklerinde tanrı-krallarını mumyalarlar ve onlara günlük hayatta lazım olacak gıda ve içecek sağlarlar.
     
  2. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.298
    Beğenileri:
    7.486
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    224 ÇTL
    Ani Papirüsünden Osiris için İlahi



    "Milyonlarca yıldır varlığı süren, Ebediyetin Kralına,Sonsuzluğun Efendisi'ne Abydos'da yaşayan ulu tanrı Osiris Un-Nefer'e hamdolsun. Nut'un rahmindeki en genç oğul, Keb'in ve Erpat'ın babalık ettiği, Güney ve Kuzey krallıklarının efendisi,Yüce Beyaz Krallığın hükümdarı.İnsanların ve tanrıların prensi. O, asa ve kırbacı ve de tanrı babalarının makamını aldı. Semt-Ament'de bulunan kalbini hoş tut, çünkü oğlun Horus senin tahtına yerleştirilir.Sana Tatu kralının tacı giydirilir ve sen Abydos'ta hükümdarsın; senin eşliğinde dünya Nehertcher'in gücü önünde galibiyet elde eder.Maat 'seker' adıyla onu yeryüzünde ardından çeker;O, Osiris adıyla çok daha kuvvetli ve dehşet vericidir.O ebediyen varolmuş ve de "Un-Nefer" adıyla varolmaya devam edeceklerdir.Ey Krallar Kralı, Tanrılar Tanrısı, Nut'un rahminden olan, Prensler Prensi, dünyaya ve Akhert'e hükmettin, saygılarımla. Bedenin parlak ve ışıldayan maden gibi başın gök mavisi ve turkuazın parlaklığı etrafını kuşatmış.Ey sen milyonlarca yıllık tanrı,bedeni herşeye nüfuz eden yüzü Ta-Tcheset'de güzel olan, Osiris'in ka'sının, Yazıcı Ani'nin gökyüzünde ihtişam, yeryüzünde güç ve öte dünyada zafer sahibi olmasını sağla. Tatu'ya doğru yaşayan bir ruh biçiminde gemiyle yola çıkabilmemi ve Abydos'a doğru da Benu kuşu biçiminde gidebilmemi mümkün kıl, Öte dünyanın tanrılarının kulelerinde durulmaksızın girip çıkabileyim. Burada serinlik evinde, Anu'da yiyecek sunuları Sekhet Anu'da buğday ve arpasıyla birlikte ebedi bir çiftlik arazisi olsun."



    Bu metin Mısırlıların ünlü Ölüler Kitabı'nda geçmektedir.Ölüler kitabı'nın amacı ölene gereken tılsımları, duaları, muskaları vb. sağlamak ve Tuat'ın zorluklarının üstesinden gelebilmekte ona yardımcı olmaktır.Eski Mısırlılar bu metinleri mezarların oda ve koridorlarının duvarlarına,tabut ve taş sandıkların iç ve dış kısımlarına ölülerle birlikte gömdükleri papirüs ve benzer şeylerin üzerine yazarlardı.

    kaynak:Antik Mısır Edebiyatı/E.A.Wallis Budge
     
  3. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.298
    Beğenileri:
    7.486
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    224 ÇTL
    Tutankhamon'un Gizemi ve Laneti

    Mezarindaki inanilmaz zenginlik bulundgu halde Tutankhamon (MÖ: 1361-1352) hala hakkinda en az bilgi bulunan firavundur.Tahta çikma hakkini,ünlü kral Akhenaton (MÖ.1379-1362) ile kraliçe Nefertiti'nin kizi Prenses Ankhesenpaaten'le evlenerek elde etmisti. Tutankhamon'un ebeveyninin kimler oldugu konusunda ,bazi uzmanlar bu firavunun ,"Akhennaton'un Nefertiti disinda bir kadindan olan oglu" tezini ileri sürüyorlar.Bazi uzmanlara göre de Tutankhamon,Akhenaton'un babasi III: Amenofis'in (MÖ.1417-1379) birinci karisi Tiy'den dogmusut.Kesin olan ,Tutankhamon'un III.Amenofis ve Akhenaton'sa akraba ve soylu oldugudur.Dokuz yasinda tahta çikan ve adi 12 yasina kadar "tutankhaten" olan Tutankhamon(Günes tanrisi Amon'un yasayan temsilcisi) krallar arasi savaslarini en yogun oldugu dönemde dogmustu.Krallarin fethettikleri topraklarin genisledigi ve komsu ülkelerden de altinin ülkeye aktigi bu dönemde Misir,dünyanin en zengin ülkesiydi Firavun vaktini,daha çok yönetimin bulundugu Memphis'le geçiriyordu ama Misir'in baskenti Teb sehriydi.tutankhamon'un tahta çiktigi sirada Misir'in bütün tapinaklari bakimsizliktan kiriliyordu.
    Yönetimdeki karisiklarin önü alinamiyor,Suriye'ye düsmanla çarpismaya giden ordu sürekli yeniliyordu.Tutankhamon "babasi" Amon'un Ptah'in ve diger tanrilarin altin heykellerini yaptirdi,çözülmüs olan rahiplik kurumlarini düzenledi, tapinaklarin hazinelerine büyük bagislar yapti.
    Akhenaton Günes tanrisi Aton'a bagli tek tanrili bir düzen kurdu ve Misir'lilari diger tanrilari birakmalari için zorladi.Baskenti Teb'den,Akhetaton(simdiki sl-Amarna) ya tasidi.Firavun Akhenaton'un tersine "Eski Rejim" I canlandirdi ve III: Amenofis zamaninda bitirilmemis olan anitlarin tamamlanmasi isine giristi.Bu islerin arasinda Luxor tapinagi da vardir.Bugün, Tutankhamon'un tahtta kaldigi dokuz yil boyunca askeri bir harekata katilmadigi düsünülüyor.Sadece kesif için general Horemhem komutasinda Filistin'e ve Lübnan'a asker gönderdigi saniliyor.
    Tutankhamon 19 yasindayken aniden öldügü için geride vasiyet birakmamistir.Kafatasinda sol kulagin arkasinda tahribat bulundugu için,ölümünün bir kaza sonrasinda oldugu saniliyor. Ancak, su anki misir bilimcilerin ürettigi senaryolara göre Tutankhamon'un generali Horemheb, iktidari elegeçirmek için Tutankhamon'un kafasinin arkasina sert bir cisim ile vurmus ve ölümüne neden olmustu.

    Mezarinin yaninda bulunan iki küçük tabuttaki ölü dogmus bebeklerin , Tutankhamon'la çok sevdigi esi Ankesenamun'un çocuklari oldugu saniliyor.. Bunun yanisira hayvan mumyalari da bulunmustur. Tutankhamon'un mezarinda bulunan lambada ise gün isigi ile birsey görülmeyen,ancak zifiri karanlikta ikisinin burunburuna figürleri bulunmaktadir. Tutankhamon'un ölümünden sonra ,tahta çikan General Horemheb,Tutankhamon'un tapinaklarini kendisine aldigi gibi ,onun aldigi gibi,onun adini da unutturmak istemis,ama ,bilinmeyen bir nedenle Tutankhamon'un lahdine dokunmamisti.
    Kanaatimce ,kendisinin isledigi cinayeti dikkat çekmemek üzere örtbas yöntemlerinden biriydi.Iste bu lahit,1922 yilinda Lord Carnarvaon ve Howard Carter adli iki Ingiliz ejiptolog tarafindan bulundu.Tam 3000 yil sonra Horemheb'e ilginç bir oyun oynamis,sonunda yine Tutankhamon üne kavusmustu.
    Altta okuyacaginiz bölüm ise Tutankhamon'un bir lanet perdesi ile mezarini korudugu sorusunu sizlere soracaktir:


    TUTANKHAMON'UN LANETi
    Eski Misir Uygarligi büyük ilgi çeken gizemini sürdürüyor.Kazilar ,arkeoloji arastirmalari sürdükçe ortaya yeni bilgiler çikiyor.Bulunan her yeni kalinti, bilinenleri degil, bilinmeyenleri çogaltiyor sanki. Misir'a yasayan en ilginç olaylardan biri de Firavun Tutankhamon'un mezarinin açilmasiyla ilgiliydi.Her sey Carnavon Lordu'nun ölümüyle basladi.


    iNGiLTERE 'DE BiR CENAZE TÖRENi
    1923 yilinin 30 Nisan günü Ingiltere'de Hampshire bölgesinde Beacon Tepesi'nde sade bir cenaze töreni düzenlendi.Törene katilanlar heyecanliydilar.Çünkü topraga vermek üzere olduklari Carnarvon Lordu George Edward Stanhope gizemli bir biçimde öldürülmüstü 3000 yillik lanet… Herkes ,Lord'un Eski Misir'in 18. Sülale firavunlarindan Tutankhamon'un lanetine ugradigina inaniyordu.Lord,bu firavunun mezarinin açilmasi için para harcamis ve bizzat kazilar katilmisti.
    Carnavon Lordu'nun ölümünü baska ölümler izledi.Tutankhamon'un mezarina girip çikan ya da bu ise karisan birçok insan anlasilmaz bir biçimde yasamini yitiriyordu. Firavun Tutankhamon öleli 3000 yildan uzun süre geçmisti.Yani 3000 yil sonrasina uzanan bir lanetten söz ediliyordu…


    LORD MISIR'A GIDIYOR
    Bu esrarengiz "mezar açma" olayini aydinlatabilmek için ,ise Carnarvon Lordu'nun Misir'a gidisinden baslamak gerekiyor. Parasi bol,yapacak isi pek olmayan Ingiliz soylusu Carnarvon Lordu dünyayi dolasiyor,keyfine göre yasiyorken,1901 yilinda Almanya'da Bad Schwalbach kaplicalarinda bulundugu sirada bir araba kazasi geçirdi.Gögsü çok kötü zedelendi.Ingiltere'ye döndü.
    Soluk almakta güçlük çekiyordu.Bir süre tedavi gördükten sonra iyilesti.Ama özel doktoru ona tedbirli davranmasini tavsiye etti.Özellikle kis mevsimlerini soguk Ingiltere yerine,iliman ve kuru bir iklimin egemen oldugu ülkelerde geçirmeliydi. O günlerde Misir,Avrupalilar için çok gözde bir ziyaret yeriydi.Lüks oteller ve tarihsel kalintilar çok sayida turisti buraya çekiyordu. Özellikle Krallar Vadisi denilen yerde yapilan kazilara Lord büyük ilgi duydu.

    ARKEOLOG CARTER
    Carnarvon Lordu Misir'da kisa sürede eski sagligina kavustu.Ama Misir'dan bir türlü kopamadi.Sanki bir sey onu dürtüyordu.
    Eski Misir uygarligini incelemeye basladi.Yapilan kazilari izlemeye koyuldu ve bir gün bizzat kendisi bu kazila katildi. 1907 yilinda yine Misir'dayekn yurttaslarindan arkeolog Harold Carter'la tanisti ve onu kendisine danisman yapti. Carter 33 yasindaydi ve 17 yasindan beri Misir'daydi.Birçok kazida bulunmus,ünlü akeologlara yardimcilik yapmisti.Tarihi Kalintilar arkeologlara yardimcilik yapmisti.Tarihi Kalintilar Servisi'nde çalismis ve Krallar Vadisi'ndeki kazilari denetlemisti;ama Misir yetkilileriyle arasinda anlasmazlik çikinca görevinden istifa etmisti.
    Carnarvon Lordu kendisine rastladigi sirada,manzara ressamligi yaparak hayatini kazanmaktaydi.O da,nedense bir türlü Misir'dan ayrilamiyordu. Carnarvon Lordu,'a yilda 400 Ingiliz Sterlini ücret ödemeye basladi. Misir'da mezar demek,hazine demekti.Çünkü eski Misirlilar ölülerini,öbür dünyaya en degerli hazineleriyle birlikte gömerek ugurlardi.Lord,bulunacak bir hazine ile Carter'In ödedigi parayi kat kar çikaracagini inaniyordu.
    Arkeolog Carter, Carnarvon Lordu'nun parasiyla 15 yil boyunca kazilar yapti.Birinci Dünya Savasi sirasinda bile arastirmalarini sürdürdü. Bazen çok ilgi,çekici bir mezar buldugu oluyordu ama,yapilan masrafi karsilayacak bir tarihsel yapit ya da hazine ortaya çikmiyordu. 1922'de Lord Ingiltere'deyken ,Carter'a bir mektup yazarak,aralarinda anlasmayi iptal etmek istedigini bildirdi. Oysa Carter o siralarda önemli bir mezarin izi üstündeydi.Ingiltere'ye gidip Lord'u kazilarina sürdürülmesine ikna etmeyi basardi. Ekim ayinda Misir'a döndü.Kazilarin yapildigi Luksor bölgesine yerlesti.Kendisine sans getirmesi için bir kanarya satin aldi…



    CARTER MEZARIN iZiNDE
    1 Kasim 1922'de o güne kadar hiç kazilmamis bir hektarlik bir üçgende çalismalara baslayan Carter,4 Kasim'da çökmüs bir merdiven girisi buldu.Bir gün sonra ise,bu girisin oldugunu kesin biçimde anlamisti. Ingiltere'ye telgraf çekmesi üstüne,Lord,kizi Lady Evelyn ile birlikte Misir'a gelerek bizzat kazilara katilmaya basladi. 26 Kasim'da,yaptiklari kazinin bütün molozlarini temizlemislerdi.Ardindan sanki içeriden kilitlenmisçesine kapali duran bir kapiyi açmayi basardilar.
    Içeri ilk giren Carter oldu.Gördükleri karsisinda adeta dili tutuldu.Bu çok odali mezarin giris odasi bile hazinelerle doluydu.


    LORD OLAYI THE TIMES'A SATIYOR
    Lord ,o sana kadar harcamis oldugu paralari çikarmak istiyordu.Mezardan ne kadar degerli seyler çikarsa çiksin,onlara sahip olmasi olanaksizdi.Çünkü Misir hükümeti kaziyi denetliyordu. Lord ,mezarla ilgili bilgileri The Times gazetesine para karsiligi satti.Böylece Ingiliz okurlar,kazi sirasinda olan biten herseyi günü gününe izlemeye basladilar.


    TUTANKHAMON'LA BULUSMA
    Lord, Carter,Lord'un kizi Lady Evelyn ve Carter'in yardimcisi,Arthur Callender ile birlikte bir gece,mezarin ana bölümüne girmeyi basardilar. Tümü gördüklerinin gerçek olup olmadigindan kuskuya düstüler.Her sey altindandi.Firavun'un mumyasinin koskocaman bir altin sandukanin içinde oldugu anlasiliyordu. Duvarlarda altin çerçeveli resimler vardi.Bunlar da firavunun ailesine aitti.Tanri Osiris'I sembolize eden parlak cilali altin bir mask da duvarda asiliydi. Carter ve Lord ne bulduklarini biliyordu.Bu mezar 18. Sülale krallarindan Tutankhamon'undu.Tutankhamon M:Ö 1346-1339 arasinda bir tarihte ölmüs,o tarihten bu yana mezar hiç açilmamisti.Varligi bile bilinmiyodu.. Carnarvon Lordu bulduklarini bütün dünyaya ilan etti.Kazi sirasinda çikan bütün molozlar temizledikten sonra resmi açilis yapildi.Gazateciler fotograflar çektiler.Olay bütün dünyaya duyuldu.


    "ÖLÜM GELECEK…"
    Kazilar devam ederken ilgi çekici bir sey olmustu.Bütün vaktini kazi terinde geçiren Carter,kaldigi eve pek ugramiyordu.Oraya nasil geldigi bilinmeyen bir kobra yilani evine girmis ve Carter'in kafeste yasayan ugurlu kanaryasini yiyivermisti.Kazilarda çalisan Misir'li isçiler inançli kisilerdi.Bu olayi duyunca çok heyecanlandilar.Bunu bir ugursuzluk belirtisi olarak kabul ettiler.Çünkü kobra yilani Misir hükümdarliginin simgesiydi ve Tanriça Vadeet tarafindan korunduguna inanilan bir hayvandi. Isçiler aralarinda olayi söyle yorumladilar:"Yakinda ölüm gelecek…"


    TURISTLER MISIR'A AKIN EDIYOR
    Tutankhamon'un mezari dünyada büyük ilgi gördü.Misir'daki meraklilar yetmiyormus gibi,binlerce Avrupali turist Misir'a akin etmeye basladi. Mezarin girisine her gün binlerce insan geliyordu.Arkeologlar,bilim adamalari,kasifler,mezari ve hazineleri görmek için birbirlerini eziyordu.Bazi serserilerin olay çikardigi da oluyordu… Firavun Tutankhamon'un 3000 yilinda askin bir zamandan beri süren "ebedi istirahati" ne son verilmisi.

    LORD ILE CARTER'IN ARASI AÇILIYOR
    Carnarvon Lordu'u VE Carter'in mezari bulduklari anda duyduklari anda duyduklari sevinç bütünüyle yok olmusti.Ikisi de çok sinirliydiler.Misir hükümeti olan iliskileri bozulmustu.Carter mezarda buluna esyalari kaydetmek için günlerce çok kötü kosullar altinda çalisti.Bir aksam Carnarvon Lordu ile bir araya geldi ve aralarinda çok siddetli bir kavga çikti.Lord Ingiltere'ye gitti.
    1923 Subat'inda Lord'un saglik durumu bozuldu.Anlasilmaz bir biçimde disleri döküldü.Atesi bir yükseliyor bir düsüyordu.Mart ayi basinda Misir'a döndü ve bir süre için durumu düzeldi. Ama daha sonra yeniden kötülesmeye basladi.Ailesi Misir'a geldi hemen. 26 Mart günü Carnarvon Lordu'nda kan zehirlenmesi oldugu resmen açiklandi.4 Nisan günü Kahire'de Continental Svoy Oteli'de komadaydi.Ertesi sabah saat 2'de tüm hastaligi boyunca yanindan ayrilmayan Ingiliz hasta bakici , Carnarvon Lordu'nun öldügünü bildirdi.
    Tam o anda oteldeki isiklar titredi ve söndü.Otelin penceresinden disari bakanlar bütün Kahire'de elektrikler kesildigini gördüler.Kentte elektrik kesintileri çok sik olmakla birlikte Lord'un öldügü andaki ariza için hiçbir açiklamada bulunulmadi.Ayni saatlerde Lord'un Ingiltere'deki satosunda bulunan Iskoçyali kahya da dehset içinde irkildi.Lord'un köpegine titriyor ve uluyordu:biraz sonra da öldü.


    "MEZARA DOKUNANA ÖLÜM…"
    Lord'un ölümü bütün dünyada sok etkisi uyandirdi.Gazeteler Firavun Tutankhamon'un mezarinda bulunmus yazilardan söz ediliyorlardi.Eski Misir yazisiyla yazilmis olan bu yazilardan bir söyle diyordu:
    "Mezara dokunanlara ölüm gelecektir"
    Bazilari da mezarda baska uyarilarin bulundugunu ileri sürdüler.Bunlardan biri söyle idi:
    "Ölüm,firavunlarin huzurunu bozani kanatlariyla katledecektir" Arkeolog Carter ise Tutankhamon'un mezarinda bu türden bir lanetin bulunmadigini söyledi.Onu rahatsiz eden bir tek sey vardi.Mezarin altin sandukasinin önünde bir lamba bulmustu.Bu lambanin üstünde söyle yaziyordu:
    "Gizli odaya girilmesini önleyecegim.Benim görevim ölüyü korumak."
    GIZEMLI ÖLÜMLER: Firavun Tutankhamon'un mezarini ziyaret eden arkeolog ve turistlerden bazilari da kisa bir süre sonra hastalanarak öldüler. Mezarin iç odalarindan birinin açilisinda bulunan kisilerden biri olan James Henry Breasted,atesli bir hastaliga yakalandiysa da mezarda çalismayi sürdürdü.70 yasinda kadar ,yani 12 yil yasadi. Amerikali Milyarder George Jay-Gould,mezari ziyaret ettigi gün ateslenerek aniden öldü. Arkeolog Carter'in yardimcilarindan biri olan A.C.Mace,ates nöbetlerine tutulunca isi birakti ve 1928'de öldü.Bir baska yardimcisi Richard Bethell,45 yasinda kan dolasim yetersizliginden( !) öldü.
    Bütün bu ölümler makul ve dogal nedenlerle açiklanir mi ?Havalanan tozda bakteriler oldugu ileri sürüldüyse de bilim adami Alfred Lucas,bazi bakteri örneklerini inceledi.Bunlardan bir tanesi disinda,asagi yukari tümünün zararsiz oldugunu açikladi. Bir süre ,mezar duvarlarini kaplayan mantarin bir alerjiye neden oldugu sanildi.Ama bu konuda da bir kanit getirilemedi.Eski Misir'lilarin çok etkili zehirler ürettikleri biliniyordu.Açilan tüm mezarlarda böyle zehirler arandi.Ama bulunmadi…


    ÖLÜMLERIN ARKASI KESILMIYOR:
    Firavun Tutankhamon'un mezarina ilgi gösterildikçe ölümler de sürüp gidiyordu.Kahire'de Carnarvon Lordu'na bakan Ingiliz hemsire 1926 yilinda 28 yasinda dogum yaparken öldü. New York'taki Metropolitan Sanat Müzesi'nin temsilcisi Herbert Winlock Misir'a geldi.Firavun Tutankhamon'un mezari yüzünden öldügü sanilan insanlarin bir listesini yapti. Kahire Üniversitesi'nden Dr.Izzettin Taha,yillar sonra konuyla bilimsel olarak ilgilendi.

    Arkeologlarin ve müzelerde çalisanlarin cigerlerinde mantar hastaliklari oldugunu buldu.Eski mezarlara girmis olanlarin da bu hastaliktan ölmüs olabilecegini ileri sürdü.Kisa bir süre sonra Kahire 'den Süveys'e giderken,düz yolda kullandigi araba karsi yönden gelen bir arabayla çarpisti. Yapilan otopside Dr.Taha'nin çarpismadan saniyeler önce solunum yetersizliginden öldügü ortaya çikti… Tutankhamon'un mezarinin kalintilarini 1972'de Londra'da ve daha sonra da Amerika'da sergilenmesinde de gizemli ölümler meydana geldi.Bunlardan en üzücü olani,Misir Eski eserler Bölümü Müdürü Dr.Gamaleddin Mehrez'in ölümü idi.Mehrez,bütün bu gizemli ölümlerin,kuskusuz kisiyi tedirgin edebilecegini,ama lanete kesinlikle inanilmamasi gerektigini söylemisti.


    "Bakin bana" demisti,"Bütün yasamim boyunca mezarlar ve mumyalarla ugrastim.Bütün bunlarin bir rastlanti oldugunun en büyük kanitiyim" Bu sözlerin üzerinden dört hafta sonra, sergilenecek.eserler Londra yolundayken,52 ,yasinda öldü.


    LANET DEVAM EDiYOR:
    Sergilenecek eserleri Londra'da götüren RAF uçaginin basteknisyteni Ian Lansdown,bilinmeyen bir nedenle,Tutankhamon'un ölüm maskesinin bulundugu kutuyu tekmelemisti.Iki yil sonra ayni bacagi garip bir kazada kirildi.Mürettabattan baska kisiler de beklenmedik sekilde öldüler. Baska bir olay da ,1980'de "Kral Tutankhamon'un laneti " adli tv filminin çekimi sirasinda ortaya çikti.


    Misir'da çekimin birinci günü tahil yüklü bir araba bilinmedik bir nedenle devrildi ve filmin yildizi Ian McShane'in bacaginin 10 yerden kirilmasina neden oldu.Ian McShane'nin yerini Robin Ellis aldi,ancak baska yildizlar yapima katilma teklifini reddettiler. Belki de Tutankhamon'un laneti,bir hileden ibaretti.Belki de halkin inançlari böyle bir olayi yaratmisti.Ya da ,Tutankhamon ,mezarinda rahatsiz edilmeden birakilmaliydi.
     
  4. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.298
    Beğenileri:
    7.486
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    224 ÇTL
    Ankh Nedir? Neden Haç İşaretine Benzetilir...

    Ankh (Ankh of Life) Kapital (büyük) "T" harfinin üzerine oturtulmuş küçük bir daireden ibaret olup, çoğunlukla haç'a benzetilen fakat Hristiyanlıkla pek alakası olmayan (hatta hiç denilebilir) en yaygın eski Mısır sembolüdür. James Churchward'a göre, daire Mu'da ilâhî bir semboldü; "T" sembolü (Tau) ise "Ta-Ha" diye okunurdu ki, anlamı "yıldızlardan gelen sular" dır. Ezoterik bilgilere göre de su sembolü tesirleri ifade eden bir semboldür. Sembolün “T“ kısmı Maya, İnka, Hindu, Çin ve Kalde yazıtlarında rastlanan, birçok alfabede de kullanılan bir harftir.

    İsis misterleri inisiyasyonunda kullanılan bu sembole birçok Mısır ilahının elinde rastlanmakla birlikte, en çok İsis’in elinde rastlanır.

    Daire, Raul Emmanuel gibi kimi teozofi yazarlarına göre, görünmez hiyerarşiyi simgelemektedir. T'nin yatay çizgisi ise görünmez hiyerarşi ile insanların birbirinden ayrıldığı bölgeyi gösterir. Bu durumda alt kısım , hür iradesiyle insana ayrılan yaşamı temsil eder. Sembolde aktif ve pasif, erkek ve dişi, yer ve gök ikilemi nin ifade edildiğini düşünenler de vardır. Ejiptologlar ise sembolün dairesinin isa'yı temsil ettiği kanısındadırlar ki, ezoterik bilgilere göre Ra'nın yıldızı fiziki güneş (Güneş) değil, "süptil güneş" yada "güneşin ardındaki güneş" olarak ifade edilen 'Sirius'tur . Bu durumda, sembol Sirius ile ilgili bir anlam taşımaktadır. Nitekim Ankh'ın biraz değişik bir biçimi olan "İsis düğümü", Sirius'u temsil eden İsis'in (isis ve Osiris) adıyla anılır. İsis düğümü Dünya'daki tüm yaşam tezahürünün besin kaynağı olan 'yaşamsal akışkan'in sonsuz özünü temsil ederdi ki bu, İsis'le özdeş kabul edilirdi. Ankh sembolü diğer semboller gibi, kullanıldığı yere göre farklı anlamları olan bir semboldü. Örneğin, alnın ortasında tutulduğu zaman 'misterler'e inisiye olmuş bulunmayı ve sırrı gizli tutmayı ifade ederdi. Yani, bu, inisiye olmayanlara (arkanlar`a) kapatan anahtardı. Psişik yetenekleri açığa çıkarak görünmez hiyerarşi ile vizyon veya sezgi yoluyla temasa geçen kimse, yani öte âlemin tülünü aralamış kimse, misteri kaybetmeksizin kimseye açıklayamazdı.

    Mumyaların üzerine konulan Ankh sembolü ise mumyalananın, tanrılara (görünmez hiyerarşiye) benzer duruma gelene kadar doğum-ölüm süreçlerinden (reenkarnasyon) defalarca geçeceğini ifade ediyordu,
    Sembole "kulplu haç" (crux ansata) da denilmektedir.

    Sözcük anlamı “yaşam” olan ankh işaretinin simgelediği 12 anlamdan 4’ü şöyle açıklanır:

    *Ankh sembolü genel anlamıyla ya da semavi ve dünyevi alem arasındaki irtibata ilişkin anlamıyla kullanıldığında, daire Semavi Yönetim’i “T”nin yatay çizgisi olan kol yeryüzü ile semavi alemi ayıran sınırı simgeler; sütun sembolizmini içeren aşağı inen kol ise iki alem arasındaki, iki yönlü her türlü irtibat ve iletişimi temsil eder.

    *Sembol inisiyenin alnının ortasında, iki gözünün arasında, yani üçüncü göz hizasında tutulduğunda, misterlere inisiye olmuş bulunmayı ve sırrı gizli tutmayı simgeler. Bu, arkan denilen sırlara açılan kapıları inisiye olmayanlara kapatan anahtardır. Yani bu, öte-alemin tülünü aralamış, durugörü gibi psişik yeteneklere sahip olmuş ve görünmez hiyerarşi ile vizyon veya sezgi yoluyla temasa geçmiş inisiyenin sırları kimseye açıklamaması gerektiği anlamına gelir.

    *Ankh sembolünün kulpundan tutulan bir anahtar olarak kullanıldığı sembolizmlerde ise, bu anahtar, onu taşıyan kişinin İsis gizemleri (misterleri) inisiyasyonundan geçmiş biri olduğunu simgeler. O kimsenin göğün kapısının anahtarına sahip oluşu İsis ve Osiris’le temsil edilen semavi vazife organizasyonunda, artık şuurlu olarak hizmet edebilecek bir duruma gelmiş olmasını ifade eder.

    *Mumyaların üzerine konulan ankh sembolü, mumyalananın, ilahlara benzer duruma gelene kadar doğum-ölüm süreçlerinden (reenkarnasyon) defalarca geçeceğini simgeler.

    Sembol, haç kısmından tutulması, İsis’in elinde olması gibi farklı bağlamlarda daha farklı anlamlarda kullanılmaktadır.

    Ansiklopedik bilgiden sıkılanlar için:

    Ankh'ın şekil olarak neyi temsil ettiği egyptologlar tarafından sürekli tartışılmıştır.

    Kimileri, şeklinin insan vücudu olduğunu söyler. En yaygın kanılardan biri de budur, çünkü ankh, ölümün ardından yaşamın sembolü, onun anahtarıdır. Şekil itibariyle cift cinsiyetli olduğu söylenir ki, bu da kadın veya erkek ayırt etmeksizin, köle ırk haric bütün insanlari temsil eder.

    Kimileri ise seklinin nil nehri olduğunu savunur. Dogduğu yer ince ucu, döküldügü iskenderiye deltasi yuvarlak başi, sağa ve sola açılan kollar ise nil'in doğu ve batı yakasıdır.

    Bir başka teoriye göre ise, ölüm ile bir tutulan çarmıh'ın üst bölümü yuvarlanmış şeklidir. Bilinmektedir ki çarmıha germe, yalnızca romalılar tarafından değil, o dönemde gerek yunanlılar, gerekse mısırlılar tarafından sürekli uygulanan bir cezalandırma yöntemiydi. Bu haç şeklinin tepesinin yuvarlanıp bir elips/halka şekli olusturmasının sebebi ise, sonsuz bir döngüyü işaret etmesi, böylece ölümden sonra yaşamı sembolize etmesidir.

    Tabiki bunlar üç farklı teoridir.
     
  5. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.298
    Beğenileri:
    7.486
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    224 ÇTL
    City Of The Death


    Kahire Kalesi'ne giden yol üzerinde şehir dışında yer alan eski bir Memluk kendi. Her ne kadar adına ölüler kenti dense de bu evlerde 500 bin kişinin yaşadığı tahmin ediliyor.

    Son 150 yılda Kahire'nin (Arapça: Al-Qāhira - "galip") nüfusu büyük ve hızlı bir artış gösterdi. Dolayısıyla kent sınırları her yönde genişlemeye ve farklı nitelikte yeni yaşam alanları yaratmaya başladı. Kahire'nin doğusunda, Ortaçağ'dan beri önemini koruyan El-Ezher Camisi'nin ve Üniversitesi'nin çekirdeğini oluşturduğu İslâmî merkez yer alır. Ancak kentin kontrolsüz gelişimi bu dini çekirdeği aşarak Kahire'nin eski mezarlıklarına yönelmiştir. Bugün burada, Kahirelilerin sadece "Arafa", yani mezarlık, yabancıların ise "Ölüler Kenti" diye isimlendirdiği, ilk başta fikrine alışması bile zor gelen bir çeşit gecekondu bölgesi yer almaktadır.

    Kahire'nin İslâmî merkezinden güneydoğuya uzanan ve aradaki Salah Salem Caddesi ile ayrılan Ölüler Kenti, birkaç kilometre boyunca devam eden geniş bir alanı kaplar ve bugünkü nüfusu 250 binin üzerindedir. Ölüler Kenti'nin sakinleri kentin hemen her yerinden savrulan aşırı yoksullar, evsizler ve ayrıca Mısır'ın farklı kırsal bölgelerinden kente göç edenlerden oluşur. Bunların çoğu kalabalık aileleriyle beraber buraya gelip yerleşmiş ve yeni bir kentli topluluk oluşturmuşlardır. Bugünse çoğu turistin şaşkınlıkla anlattığı gibi berberi, bakkalı, okulları, elektriği, suyu ve hatta belediye otobüsleri olan, yaşayan bir mezar kent durumundadır.

    Kahire'nin eski mezar geleneği, birçok kültürden farklı olarak ölünün konduğu mezarla beraber birbirine bitişik iki oda ve çevresi duvarla çevrili açık bir avludan oluşur. Bu yapı, ölünün yakınlarının özel günlerde geceyi de geçirmelerine imkan verecek uzun süreli tören ve ziyaretleri için yapılmıştır. Bu binaların birçoğu, ölüyü olduğu kadar diriyi de konforlu bir şekilde konuk edecek kadar havadar ve aydınlıktır. Yüzyıllar boyunca bu büyük mezarlık alanda küçük bir topluluk yaşamıştır. Bunlar bekçiler, gömücüler, mezar taşçıları ve Kuran okuyucular gibi ölüye ait işleri yürüten işçilerdir. Kanun kaçakları da burayı saklanmak için zaman zaman kullanmıştır.

    1930'lardan itibaren ise kentin diğer yerlerinde ucuz konut bulamayan farklı gruplar bu bölgeye yerleşmeye başlamıştır. Hem varolan eski mozole ve mezarlara yerleşerek, hem de bunların duvarlarına bitişik yeni evler yaparak burayı dönüştürmeye başlayan yeni sakinler, Ölüler Kenti'ni çoğu Kahirelinin olağan karşıladığı bir gecekondu semtine dönüştürmüştür. Zaman içinde kamusal hizmetlerden faydalanan, okulları, otobüs hatları, hatta polis istasyonu olan Ölüler Kenti, bugün olağan kent yaşamını sürdürmektedir. Hatta uluslararası standartlara göre bir gecekondu bölgesi olarak nitelendirilse de bu yaşayan mezar kentin, Kahire'nin diğer gecekondu bölgelerinden çok daha nitelikli yaşam çevresine sahip olduğu da iddia edilmektedir.

    Gece gündüz yaşayan bu şehre isim olarak tezat düşen "Ölüler Şehri" ise Kahire'nin en ilginç bölgelerindendir. Aslında hayatın gerçeklerini en doğru yansıtan bölge olarak da adlandırabiliriz. Eski Memluk mezarlığının üstüne kurulmuş olan bu yerleşim birimi zaman içerisinde insanların yaşadığı kocaman bir kent haline gelmiş ve insanlar eski mezarların üstünde umarsızca yaşam mücadelelerini verir olmuşlar. Ölümle yaşamın bu denli iç içe bulunduğu bu yerde yaklaşık 500 bin kişinin yaşadığı belirtiliyor

    Mısır'da ölüler bizdekinin tersine toprağa gömülmüyor, inşa edilen mezar evlerde defin ediliyor. Onların ölülerini toprağa gömmemelerinin nedeni zeminin kum olması. Kum zemin sürekli kaydığı için onlar da buna önlem olarak iki katlı mezar evler inşa etmiş. Aile kabristanları işte bu mezar evler. Her ailenin bir mezar evi var. Ölüler bu evlerin alt katına gömülüyor. Üst katları ise boş bırakılıyor. Bu boş bırakılan odalarda Kahire'nin yoksul kesimi yaşıyor

    Aslında bu mezarlıkların kaldırılması için tartışmalar yıllardır sürüyor. Hükümet bu evlerin yerine dörder katlı, modern binalar yapılması planlanıyor. Ölümle yaşamın bu denli iç içe bulunduğu bu yerde turizm gelirleri halkın direncinin en büyük nedeni... Hükümet mezarları çöle taşımak istiyor ama halk buna karşı çıkıyor..

    Mısırlı çocuklar ilginç bir tartışmanın odağında büyüyorlar. İçlerinde doğdukları evlerde bulunan mezarlıkların evlerden ayrılsın mı ayrılmasın mı?
     
  6. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.298
    Beğenileri:
    7.486
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    224 ÇTL
    Tanrılar yada Neterler

    Eski Mısırlıların çok tanrılı eğilimleri çok açık olmakla birlikte,Wallis Budge, hanedanlar döneminde tapınılan çok sayıda tanrıyı, bir tek yaratıcı kuvvetin cepheleri; çeşitli hayvan motiflerini de bizzat tanrı olmaktan çok tanrılara ait şeklinde düşünmektedir.
    Bazı farklılıklar olduğunu kabul etmekle birlikte, aşağıdaki geniş sınıflamayı sunuyorum:
    - Hanedanlar öncesi zamanların yerli ya da nom tanrıları;
    - Tanrı Krallar ya da bedenlenmiş ilahlar;
    - Yüzyıllar içinde yerli Mısır ilahlarına zorla dahil edilmiş ya da eklenmiş yabancı kaynaklı ilahlar;
    - Epagomenal Neter'ler;
    - Dünya dışından ya da yıldızlardan gelen etkiler.

    İsterseniz ilk grupla başlayalım: Hanedan öncesinin yerli ya da nom tanrıları. Wallis Budge, geniş çalışması The Gods of Ancient Egypt (Eski Mısır Tanrıları) adli kitabında, nom tanrıları ve esasen onlara tapınan yerler hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir.
    Rahipler bu tapınaklarda çalışırlardı. , Rahipler tapınağın ve yan binaların bakımından, halkın dini eğitiminden ve şifa, kişisel ve devlete ait törenlerin düzenlenmesi ve ölülerin mumyalanması gibi diğer hizmetlerden sorumluydular. Yani rahipliğin farklı kolları vardı.
    Katipler, şifacılar, içki dökenler, majisyenler, kahinler ve tanrıların temsilcileri olanlar gibi. Rahiplik, hem erkek hem de kadınlar tarafından yerine getirilen bir vazifeydi.
    Nom dinlerinin büyük ölçüde şamanik bir içeriği olduğu doğrudur. Örnek olarak Anubis rahipleri, törenler sırasında bir çakal maskesi takar ve böylece bizzat Anpu (Anubis) rolünü üstlenir ya da onun enerjilerine kanal oluştururlardı. Eski kabile reisleri gibi, eski nom tanrılarının da asaları vardı; bunların bir ucu çatallıydı, Diğer ucundaysa nom'u simgeleyen totem hayvanın başı yer alırdı. Zamanla, tarih öncesi dönemin, hayvan ve fetişlerinin çoğu insan. kimliği kazanıp kendi başlarına birer tanrı gibi oldular. Eski Mısırlılar bir tanrıyı ailesi olmadan düşünemezdi. Tanrı ailelerine koca ve kanlar, oğul ve kızlar eklendi ve sonunda ünlü triadlar / üçlüler meydana geldi.
    Yukarıdaki tanrılardan bir kısmı, diğerlerinden çok daha eskilere gitmektedir. Örnek olarak ileride söz edeceğimiz Neith, bunlardan biridir. İlginçtir, Mısır dilinde "gökyüzü" kelimesi dişildir. Böylece gökyüzü tanrıça Nut ya da Hathor olarak ele alınmıştır. Yukarı bakınca görülen, Nut'un yıldızlarla süslü göbeğidir. Yeryüzü ise Mısır'da eril olarak ele alınır. Yüz üstü yatan bir adamdır; sırtında dünyanın bütün bitkileri yer alır. Bu yer tanrısına Geb denilir. Son zamanlarda, Dünyanın dişil unsuru Gaia olarak ele alınışıyla karşılaştırınca, burada kutuplaşmayla ilgili bir karışıklık olup olmadığını sormadan edemiyoruz. Çünki Mısırlılar, Ay tanrıçalarından çok Ay tanrılarına rağbet etmişler. Panteizm ve animizm, Nil ve diğer doğal fenomen ve fetişlerin tapınımında karşımıza çıkıyor. Bunlar daha ileride, eski nom tanrılarına ait tapınaklarda başlayan büyük Mısır öğreti merkezlerine dönüşürler. Memfis'teki Ptah, bunlara iyi bit örnektir. Yıllar içinde Nil vadisinde tapınılan tanrıların sayısı büyük rakamlara ulaşır -Tutmosis ID, 740'tan fazla tanrı kaydeder- ancak bunların büyük kısmı sadece genius loci, ata ruhları ya da ölmüş rahip ya da yöneticilerin ruhlarıdır. Ben konumuzla ilgili olabilecek çok daha iyi tamnan ilahlarla kendimi sınırlamak niyetindeyim.
    İkinci kategoride, tanrı krallar ya da bedenlenmiş ilahlar yer alıyorlar. Yüzyıllarca firavunlar tanrı oğulları olarak kabul edilip, bu şekilde hürmet gördüler. Bunun iki muhtemel açıklaması olabilir; birincisi hayli açıktır: Erken dönem yöneticilerinin, yerel ilahın ruhunu taşıdığına inanılıyor olabilirdi; bu doğal olarak nesilden nesi1e aktardıkları bir "armağan" gibiydi. Bu, "kralların tanrısal haklarının' kadim bir biçimi olarak düşünülebilir. İkinci ihtimalse, Şemsu-Hor veya Horus'un Oğullarıyla ilgili eski efsane kaynaklıdır; onlar da tanrısal ataları olan Neterlerin genlerini taşıyorlardı. Erken hanedanlık firavunlarının bu kan bağım taşıdıkları 'düşünülüyordu; geç dönemlerde ise kan bağı azaldı, hatta zamanla yok oldu. Bundan emin miyiz?
    Bu konuda bir ipucu, Ra'nın Reddedet'i, yüksek rahibin eşini, kocasının kılığına bünİnerek ziyaret edişi hakkındaki öyküde vardır. Beşinci hanedanın ilk üç kralı böylece doğarlar. Gerçekte hemen her firavunun dünyaya gelişiyle ilgili olarak, Ra'nın bir biçimde bu doğumdan mesul olduğu konusunda bir inanç gelişmişti.
    Atlantis: Efsane mi Yoksa Gerçek mi? adlı kitabım için araştırma yaparken, olası Atlantis kolonileri ve Tufan öncesi göçlerle ilgili olarak, karşılaştırmalı kan grupları üzerinde çalışmıştım. Bazı ilginç notlara rastladım. A grubu kan örnekleri, kendilerine has genetik özelliklerle birlikte on sekizinci hanedan mumyalarına kadar bulunabiliyor. Bu bölgelerdeki normal kan grubu, bugün olduğu gibi o zaman da "O" grubuydu. A grubu kan genellikle Skandinavlar ve diğer Kuzey Avrupa' ırklarında görülen açık ten ve mavi gözlerle birlikte karşımıza çıkar. O halde, eski Mısır Firavunlarında bu kan grubu ne arıyordu? British Museum' daki dört İnka mumyasıyla yapılan kan testleri de, dördünden üçünde A grubu belirtileri ortaya çıkarmıştı. A grubu, Amerikan yerlileri açısından son derece yabancı bir kan grubuydu. Atlantik'in iki yakasında elde edilen bu örneklerin hiçbirinde, Bask ve Berberilerde görülen Resus negatif (RH -) faktörü baskınlığı bulunmamıştı.
    Bu durumda., hem Mısır hem de Güney Amerika yerlilerininkilerden farklı kan grubu ve genetik işaretler taşıyan ve Atlantik'in her iki yakasında oturan yerli halklara yabancı bir halkın varlığı söz konusuydu. Profesör Emery ve diğer uzmanların belirtiği gibi, bu kişiler kendilerini yerli halktan soyutladılar ve ancak bu bölgelerin aristokratik aileleriyle evlilikler söz konusu oldu. Bu nedenle de A grubu kan, sadece yönetici sınıflarda rastlanan bir özellik oldu. Elbette bundan tam olarak emin olamayız çünki bahsedilen testler ancak. masrafli cenaze törenleri yaptırabilmiş olan kimselerin mumyalarından alınanlarla sınırlıdır.
    Bugün Florida, Little Short Spring olarak bilinen bir bataklıkta varlığını sürdürmüş, 7000 yıl önceden kalma DNA örnekleri üzerinde yapılan genetik özdeşlik araştırmalarının sonuçları, geçtiğimiz tarihlerde bilim adamlarını şaşkına çevirmişti. Bulunan, dünya çapındaki modern popülasyonlarda son derece nadir. rastlanan bir DNA parçasıydı. Bu kişilerin yeni dünyanın hiç tanımadığı bir ataları olması gerekiyordu! Neden aynı şey eski Mısır ve eski kralların tanrısal geni için de söz konusu olmasın? Ben, eski firavunların genetik özdeşlikleri yapıldığı takdirde, aynı derecede şaşırtıcı (ve olasılıkla benzer) genetik işaretlerin bulunacağına inanıyorum.
    Üçüncü kategoriye,yüzyıllar içinde yerli Mısır ilahlarının yerine geçen ya da bunlarla kaynaşan yabancı ilahlara gelince, bunlardan özellikle orta döneme ait olanlar önemlidir. Bu ilahlar çevre ulusların inanç ve tapınımında yer alıyorlardı. Ra ya da Amon gibi güneş ilahları. komşu hatta uzak kültürlerin ilahlarına karşılıktır. Birçok araştırmacı yabancı etkilerin varlığını kabul ederler; Profesör Emery'nin görüşleriyle uyuşmamakla birlikte, örnek olarak Set'in, Hiksos'un ithal edilmiş şekli olduğu düşünülür. Hiksos, Manetho'nun anlattığı ve daha sonra Mısır tarihi uzmanları tarafından göçebe Samiler - olarak tanımlanan "çoban krallar" dandır. Hanedanlar döneminin başlıca ilahları incelenecek olursa, bu etkileşim berrak hale gelmektedir.
    Biz Mısır "tanrıları" desek de, Mısırlıların ilahlarını anlatan kelimeleri farklıydı. Mısırlılar ilahlara "Neter" adını veriyorlardı.W.Budge şöyle aktarıyor (Bkz. Resim 3.1) (Resim 3.1, Budge'dan alınmış hiyeroglifler de içeren bir tıpkı basımdır) Bu eski Mısır balta biçimli ideografı hakkında bir hayli akademik tartışma yapılmaktadır. Şüpheli ama bu bir balta dahi olsa, bir silah ya da alet anlamında kullanıldığı tartışmalıdır.
    [​IMG]
    Bazı uzmanlar çok daha ezoterik bir yorum getirirler, diğerleri de Neolitik hatta Paleolitik dönemlere dek giden bir Taş Devri fetişi olduğunu iddia ederler. Baltaya tanrısallık simgesi olarak diğer megalitik kültürlerde de rastlanır. Özellikle Brötanya' da (Kuzeybatı Fransa' da bir bölge), Mame'nin tarih öncesi mezarlık mağaralarında, İskandinavya ve Amerika' da bunun örnekleri vardır. Sonuçta balta, bu bölgelerin yerli halkları için, hanedanlık Mısır'ının yükselişinden çok önceki tarihlerden itibaren bir kudret simgesidir.
    Mısır tarihi uzmanları, Neter sözcüğünün anlamı üzerinde uzlaşamamış gibidirler. Kuşkulu tahminler arasında "yenilenme", "kudret", ''büyük kuvvet", "ilahi", "zarif' ya da "olmak" gibi anlamlar bulunur. Dr. Heinrich Brugsch ise kelimenin "eşyayı; dönemsel tekrarlarla yaratıp üretmiş ameli güç; onlara yeni yaşam ve gençliğin tazeliğini temin eden" anlamına geldiğinden emindir.' Budge, farklı ünlü profesörlerin görüşlerine sayfalar ayırır, bunlar arasında dönemin diğer dilleriyle karşılaştırmalar yapanlar da vardır. Bu çeşit akademik polemikler, bazen insanı bir karmaşa labirentine götürürler. Ancak terimin hiyeroglif metinlerdeki kullanımıyla ilgili yoğun araştırmalar, bu kelimenin bir yaşam niteliği ya da ölümsüzlük veya yaşamı canlandırma kuvvetiyle ilgili olduğuna işaret etme yönündedir.
    Dördüncü kategori, beş epagomenal Neter, -İsis, Osiris, Neftis, Set ve Horus- hakkındadır. Bu Neterlerin karakterleri, işleri ve önemleri, Sirius bağlantısı açısından ele alınacak olursa, bu işe tüm bir bölüm ayırmak gerekir. Yüzyıllar içinde bu konuda öne sürülmüş kuramların analiz ve tartışması bu kadar uzun sürer. Bu beş Neter birçoklarınca. beşinci kategori ilahları olarak da ele alınabilirler çünki dünya dışı ilişkilere işaret ettikleri ve Tot ve Anubis'in onların birer kolu olduğu; Ral Atum, Şu ve Tefnut, Hathor/Sekhmet ve kocası Ptah, Tot'un karısı Seşat ve Sa (Orion) ile birlikte galaktik bağlantılar sergileyebilen efsanelere konu oldukları bilinir. Bu konulara ileride değineceğiz. Şimdi,Mısırlıların rağbet ettikleri esas ilahlara dikkatimizi yöneltelim.

    Ra/Atum
    Eski bir Mısır yaradılış mitosuna göre Nun (ya da Nu) yaradılış öncesinde var olan ve bütün yaşamın kendisinden ortaya çıktığı başlangıçtaki okyanustur. Bu ifadelerde bilimsel bir tını yok değildir ve uzak geçmişte bir yerlerde birilerinin,her şeyin nasıl başladığı konusunda bilgi sahibi olduğunu gösterir. Aynı zamanda da dişil prensibin bütün yaşamın ilk kaynağı olduğunu düşünen, tanrıça-yönelimli inananlar için de önemli bir dayanak oluşturur. Ancak Erken Mısır tanrılarının en iyi tanınanlardan biri de Ra ya da Re'dir. Genelde doğmakta olan Güneş'i simgelediği görülür. Karanlık ya da saklı Güneş ise doğmadan önceki ya da battıktan sonraki durumunda Atum adını alır. Ra'nın esas tapınağı Heliopolis'teydi. Efsaneye göre ilk kez bu yerde bir taş obelisk biçiminde tezahür etmiştir, bu obeliske ''benben" denilir ve Het Benben adlı tapınakta yıllarca korunduğu anlatılır. Het Benben, "Obeliskin Sarayı" demektir. Öyküye göre Ra ya da Atum başlangıçta Nun/un kucağında eyleşiyormuş, sonra iradi bir gayretle bu karanlıktan çıkmış ve bugün gördüğümüz Güneş biçiminde ışıl ışıl kendini göstermiş. Bu anlatılanlar, bugünkü bilimin, güneş sistemimizin doğuşu ve sarı yıldızların erken dönemi hakkında bildikleri ışığında çok mantıklı gözükmektedir.
    Ra (ya da bazılarına göre Nun ya da Neith) Şu ve Tefnut'un, ikiz aslan tanrıların babasıdır ve bu çocuklar annesiz doğmuşlardır. Onlar da Geb ve Nut'a yaşam verirler. İsis ve Osiris ailesi bu zinciri takip eder. Bu ifadelerdeki metafizik kavramsallık açıktır; burada androjen yapının eril ve dişile bölünmesi vardır. Buna Yang ve Yin de diyebiliriz. Genetik dünyasındaki hücre bölünmesi de aynı şeyekarşılıktır. Ra-Atum'un kendisiyle birlikte Şu, Tefnut, Geb, Nut (Neith), İsis, Osiris, Set ve Neftis Heliopolis Ennead'ının (dokuzlusunun) büyük tanrılarıdır. Ayrıca Ra'nın bir eşi ya da dişi! cephesi de vardır ve Rat olarak bilinir. Bazı otoriteler Rat'ın en eski metinlerde bulunmadığını yazarlar. .
    Ra'nın bugünkü dünyadan farklı olan "ilk evreni" yarattığı düşünülür. Efsaneye göre genç ve şeykli olduğu dönemde tanrıları ve insanları barışsever biçimde yönetmiştir. Ancak yaşı ilerleyince, halk zayıfladığını hissedip kendisine başkaldırır. Bu "halk" hakkında başkaca bilgi verilmez; ancak bu "ilk evrenin" bir parçası oldukları anlaşılır. Ancak Ra, tanrısal olduğu için kısa sürede olan bitenin farkına vanr ve diğer tanrılarla görüştükten sonra tanrısal gözünü tanrıça Hathor/Sekhmet biçiminde isyankarlara yöneltmeye karar verir. Bu da başlı başına bir öyküdür. Bu "Göz" hikayesi, burada ya da başka bir güneş sisteminde meydana gelmiş kozmik bazı felaketlerin sosyal hafızadaki
    yansımaları da olabilir.

    Yarattığı varlıkların şükran yoksunluğu, yaşlı tanrıda "ilk evren" den soğuma hissi yaratmış olmalıdır. Bu nedenle bu evrenin sınırlarının çok ötesine çekilir. Nun'un emriyle tannça Nut ya da Neith kendini bir ineğe dönüştürür, Ra’yı sırtına alır ve onu gök kubbenin yukarılarına çıkarır; bugünkü dünyamız da bu sıralarda yaratılmıştır. Buradaki öykü, şu an bulunduğumuz sisteme öncüllük eden başka bir yıldız ya da yıldızlar hakkındaki kozmolojik dramanın bir benzetmesi gibidir. Efsane şöyle devam eder: Böylece Ra’nın (ya da temsilcisinin) yaşamı çok düzenli hale gelir. Aydınlık saatlerde güneş gemisini doğudan batıya doğru ötürür ve bu sırada eski düşman Yılan Apep'ten (cehalet karanlığı) sakınmaya özen gösterir. Apep daha sonraları kızı kedi tanrıça Bast ya da animusu Mau tarafından mağlüp edilir.
    Şu ve Tefnut
    Şu ve Tefnut öyküsünü daha önce "Köken ve Anormallikler" adli bölümde ele aldık. Şu, genellikle insan biçiminde gösterilir. Kız kardeşi Tefnut ise aslan biçimlidir. Sirius açısından düşünenler, yaşlı Ra'nın olasılıkla hem insan hem de aslan türünde canlıların yaşadığı bir başka güneş sistemindeki bir yıldız olduğunu; tarih öncesi Mısır kıyılarına çıkan ilk öğretmenlerin de bu gerçeği çok iyi bildiklerini söylerler. İleriki dönemlerde Şu ve Tefnut "Dün ve Bugün"ün ikiz Aslan tanrılarına dönüşürler. Bu aslında neyi ya da kimi simgeliyorsa, bu şeyin zamana hakim olduğunu ima etmektedir!
    Nut
    Nut, Neith gibi, başka hiçbir şeyi yokken göklere hayat veren Göksel İnek'tir. Belki bu iki tanrıça başlangıçta bir ve aynıydılar. Çünki her ikisinin de çocuk doğurmayla hiç ilgisi olmayan bir biçimde Ra'ya hayat verdikleri söylenmektedir. Nut, bazen Ra'nın kızı olarak verilir. Daha eski efsanelerdeyse Ra' nın annesidir ve her şeyi kucağından çıkaran Büyük Ana ya da dişil tanrıya denktir.
    Neith (Batının Sahibesi)
    Neith, Neit ya da Net, Sais'in koruyucusudur ve son derece eski bir ilahtır. Fetişi olan iki çapraz ok deseninin hayvan derisi üzerindeki görünümü, tarih öncesi bir klandan alınmıştır. İki birinci hanedan kraliçesi de isimlerini ondan alırlar. Başka bir adı olan "Libyalı" Tehenut sanı, kökenIerinin olasılıkla batıya gittiğini gösterir. Yıllarca Aşağı Mısır'ın esas ilahı kabul edildi ve genellikle yine "Net" denilen eski kırmızı tacıyla resmedildi. Elinde ok ve iki yay vardı. Savaşçı tanrıça ve ev sanatlarında maharemi kadın şeklindeki çifte rolü nedeniyle, Greklerin Athena'sıyla özdeş tutuldu. Athena'nın da benzer vasıfları vardır. Elindeki dokuma mekiği, isminin bir ideogramı gibi olup erken Mısır yaradılış mitoslarından birinde anahtar görevi üstlenir. Bir kadının giysi dokuduğu gibi dünyayı dokuduğuna hükmedilmişti. Mehueret adıyla, başka hiçbir şey yokken gökleri doğuran Göksel İnek de odur. "
    [B]Oera Linda Kitabı' nın eski Firizye halkının kayıtları olduğu sanılıyor; İskandinavya kıyısındaki ülkeleri M.Ö. 5000-2500'lerde batmıştı. (Bu konuda farklı görüşler olmakla beraber, bilimsel veriler daha eski tarihlemeyi doğruları) Bu kitapta düz saçlı, mavi gözlü ve 2 m boyunda ana erkil savaşçı bir kadın ırkından söz edilir. Eski Firizye geleneğine göre, adı Minerva olan bu hoş ve savaş ustası kadınlardan biri, eski Atina'nın doğuş ve büyümesinden sorumludur; sonradan Grek tanrıça Athena'ya dönüşür. Athena'nın ilk heykelleri, Firizye Kadın savaşçılarını hatırlatan silah ve öğelerle süslüdür. Neith de böyle bir karakter miydi diye sormadan edemiyoruz. Eski Firizye' deki Atland ülkesinin bir Atlantis kolonisi olduğu iddia edildiği için, belki de yeniden, Atlantik'in iki kıyısında da faaliyet göstermiş, zamanla "Tanrı Oğulları" olarak ünlenmiş ve yerli tanrıların yerini almış yabancılarla bir kez daha karşı karşıya olabiliriz. Bazı otoriteler, Neith ve Net'i iki ayrı kimlik şeklinde verirler. Ok ve Yay Neith'e aittir, dokuma mekiği de Net'e. " Bu bir üst üste bindirmeyi hatırlatmaktadır. [/B]
    [I][B]Tıpkı İsis ve Neftis gibi ya da Nekhebet (Güneyin şahin-tanrıçası) ve Uaçet veya Buto gibi (Kuzeyin yılan tanrıçası) Neith de sık sık Selkit'le birlikte bulunur. Selkit, akrep"tanrıçadır. Ölülerin mumya ve eşyalarının koruyucusu ya da evliliğin koruyucusudur. Bu iki kutuplu "kız kardeşlik" ilişkilerine modern psikologlar şuur / şuuraltı yorumları getirirler. Eski panteonlarda Sümerli kız kardeşler İnanma ve Ereşkigal da bunlara örnektir.[/B][/I]
    [I][B][B]Khepera [/B][/B][/I][B]
    [I][B]Khepera'nın hem ''bokböceği'' i hem de "olan" anlamına geldiği söylenir. Heliopolislilere göre, Khepera doğan güneşi simgelerdi. Çünki tıpkı bokböceği gibi "kendi maddesinden çıkar ve kendiliğinden yeniden doğardı".' Başka deyişle, bokböceği ve onu temsil eden ilah, doğum-ölüm tekrar doğum döngüsünün sürekliliğini anlatırlardı. Bu süreçten tüm canlı varlıkların geçmesi gerekirdi. Ben bu ilahı şamanik nüansları olan teozofik bir kavram olarak düşünmeyi, bir göksel enerji ya da arşetip olarak düşünmeye tercih ediyorum.[/B][/I]
    [B][I][B]Hathor[/B][/I][/B]
    [I][B]Budge, Hathor'u eski dönemin dört büyük tanrıçası olan Nekhebet, Uaçat, Bast ve Neith'le bir tutar. Hathor bir gökyüzü tanrıçasıydı; başlangıçta Ra'nın kızı olarak biliniyordu, sonradan Horus'un eşi Het Heru olarak tanındı. Het Heru "Horus'un evi" ya da "Horus'un yerleşkesi" demekti. Tıpkı Neith gibi o da bir inek şeklinde resmedildi, kutsal hayvan inekti; insan biçiminde gösterildiği zaman başı boynuzlarla suslenirdi. ve bu boynuzların arasında Güneş diski yer alırdı. Aslında Hathor'a·ait olmakla birlikte ilerki hanedanlar döneminde bu saç süslemesi tanrıça İsis' e aktarıldı. Oysa İsis, heykelcilik ve sanatla ilgiliydi. Budge şöyle aktanyor: [/B][/I][B]
    [I][B]Mısırlılar teogonilerini ilk denklemleştirdikleri zaman, Hathor kuşkusuz kozmik bir tanrıçaydı ve Güneş-tanrı Ra'yla ilintiliydi. Ra'nın başlıca dişil ortağı oydu. Heliopolis rahiplerinin teolojik sisteminde, Brugsch'un aktardığı gibi, ışığın anası oldu; onun doğumu, yaradılışın ilk hareketiydi; ikinci yaratıcı hareket, Şu ve Tefnut'un ortaya çıkışıydı, yani bu tanrıların belirli unsurlarının ortaya çıkışı; çünki çok eski bir geleneğe göre, onların ebeveyni veya yaratıcısı rolünü. Temu oynamıştır? [/B][/I][B]
    [I][B]Burada Hathor'un Rat'la bir olduğu şeklinde bir ifade de vardır. Rat, Ra'nın dişil cephesidir; Hathor, evrenin yaratıcı anası rolü açısından da Nut ya da Neith'e denktir. Denderalı'ın büyük tanrıçası olarak başında bir urayus (Mısır tanrı ve krallarının sembolü olan kutsal engerek) taşıyan bir dişi aslan biçiminde karşımıza çıkar. Ya da bir sistrom (çıngırak benzeri çalgı) veya skeptr (kral asası) taşıyan bir kadındır. Sikamorun Sahibesi, Annu'nun Sahibesi, Türkuvaz Tanrıçası ve Punt Ülkesi Kraliçesi gibi adları da vardır. Bu sonuncu ad, eski dönemlere giden yabancı kökenini gösterir.[/B][/I]
    [I][B]Hathor, kadınların koruyucusudur; süslenmeleri ve güzellikleriyle o ilgilidir. Horus'la evlenmesi çok daha geç tarihlerde karşımıza çıkar ancak genelde İhi ya da Ahi adında "Sistrom Çalan" bir oğlu vardır.[/B][/I][B]
    [I][B]Şimdi bir an tanrı Ra'nın ilahi gözünü harekete geçirme öyküsüne dönelim. Bu göz, " kızı Hathor şeklinde kişileşir ve kurallarını yıkanlara yönelir. Ancak güneş tanrısının Ianetini, Göksel İnek, beslenme tanrıçası, güzellik, kadınlık ve astrologların hamisi sıfatıyla .yapmaz; dişi aslan Sekhmet kimliğiyle yapar; Sekhmet sadece "kuvvetli" demektir. Efsaneye göre, Sekhmet, Ra'nın düşmanlarına öyle bir dehşetle saldırırki, hatalı kavmin tamamen yok edileceğinden korkan Ra (belli ki niyeti bu değildir) bir hileye başvurarak tanrıçayı durdurur. Tanrıçanın yoluna bira ve nar suyu testileri yerleştirir. Susamış olan tanrıça bir süre sonra uyuya kalır ve katliam da durdurulmuş olur!
    Hathor /Sekhmet ilintisi konusunda büyük karışıklık vardır. Sekhmet aynı zamanda Ptah'ın karısı ve Nefertum'un (İmhotep) annesidir; Nefertum ünlü Memfis Triadına dahildir; Hathor ise ileride Horus'un eşi rolünü üstlenir. Burada' olasılıkla hanedanlar öncesi dönemde olmak üzere, Mısır tarihinde erken bir dönemde birbiriyle "birleşen" iki farklı ilahe var gibidir. .[/B][/I][/B][/B][/B][/B]
     
  7. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.298
    Beğenileri:
    7.486
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    224 ÇTL
    Sekhmet
    Diğer benliği Hathor bir yana, Sekhmet kendi başına da ilginç bir tanrıçadır. Aslan tanrıça motifi çok eskilere gider ve en eski metin ve panteonlarda bile rastlanan bir şeydir. Ashnda Latopis'li bir tanrıça olmakla birlikte. Sekhmet "Ptah'ın Sevgilisi" sanını hak etmiştir çünki zanaatkar tanrının eşi sıfatıyla Memfis Triadını o biraraya getirir. Aslında bir yıkım ve yeniden canlanma tanrıçasıdır ve Büyük Duvarcı Ptah'la ilgisi hem felsefi hem de metafizik açıdan ilginçtir. Yıkım ve Yeniden'Canlanma Tanrıçası pek çok panteonda yer alır; yani Sekhmet Hint'teki Kali, Irlanda' daki Morrigan ya da Iskoçya' daki Cailleach ile karşılaştırılabilir.
    Memfis rahiplerinin ne yaptıklarını bildikleri, ona yandaş ya da destek olarak Büyük Duvarcı yada İnşaatçıyı seçmelerinden anlaşılıyor. Yani, tanrıça; ateşi vasıtasıyla sağlıklı büyüme için gerekli yıkımları yaparken, eşi Ptah da zarar gören yapıları onarıyor ve bu çiftin birbirini tamamlayan enerjilerinden üçüncü' bir tanrı doğuyor: Şifa ve Tıp tanrısı Nefertum; ki ileride İmhotep olarak bilinecektir!
    Ben bu eski Mısır tanrı ve tanrıçalarının büyük kısmını prensiplerin kişileştirilmiş biçimleri olarak düşünüyorum; bunlar yaşam ve dünya tecrübeleri için hayati arşetip enerjilerdir. Böylece dua edenlerin kalbinde doğru nota tınladığı anda hemen kişileşmeleri mümkündü (ve hala da mümkün). Sonuçta çoğu 'modern yazarların bu varlıklara "benliğin" farklı dışavurumları gibi bakmalarına rağmen, benim de benimsediğim kuramda belli bir gerçeklik payı bulunuyor. Elbette bilmecenin farklı cepheleri(arşetipik ruhun parçalan) bireysel olarak bizlerle karşılıklı bağlantılı olarak bulunabilir ve vardır da.
    Wallis Budge, Sekhmet ve Tot arasında yakın bir ilişki kuruyor ve hatta tanrıçanın; Tot'un animası, Maat, Doğruluk Tanrıçası olduğunu bile söylüyor. Tot (birazdan söz edeceğiz) bugünkü dille Zamanın Efendisi diyebileceğimiz bir tanrıdır; o halde Sekhmet'in onunla ilgisi nedir? Bunu anlamak için o dönemlerin bu bölgedeki çok sayıda aslan tanrıçasına göz atmak gerekiyor. İşte Budge'ın aktardıklarından bazıları: ŞU. ve TEFNUT tanrı ve tanrıça çifti; aslan tanrılar ARİ HES-NEFER, NEFER-TEM (Sekhmet'le Ptah'ın oğlu.); HEBİ, HERU-NEB-MESEN, MAHES (Greklerdeki Mihos) yani kedi tanrıça, Bast'ın oğlu; aslan tanrıçalar PAKHETH, SEKHET (Sekhmet); MENAT, RENENET, SEB'KET, URT-HEKAU ve ASTHERTET, bunlar da aynı zamanda hem Hathor hem de Nekhebet'in birer biçimidir. Budge, Sekhmet'in "Kudretli" anlamına geldiğini yazıyor, "kuvvetli olma" hiyeroglifinden türetilmiş. Bazen Sekhmet/Ubastit/Ra üçlemesinde yer alıyor; Ubastit sık sık kedi başlı bir kadın şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Tapınımı, İkiz Aslan tanrılar olan Şu ve Tefnut'la birlikte Mısır'a Sudan'da bir yer olan Bugem' den gelmişe benziyor. Budge şöyle yorum yapar: "Sekhmet/Ubastit/Ra şeklindeki olağan dışı üçleme. Ölüler Kitabı'nda geçiyor (Bölüm CLXIV) ve olasılıkla Sudan kökenli. Ubastit iyi niyetli bir tanrıça gibi ve Hathor' a yakın."6 Bu son sözler "Sirius ve Beş Epagomenal Neter" adlı bölümde incelenecek özel Mısır kaynaklarından alınan bilgi ışığında önem kazanacaktır. (Bu Mısır dilinden alınmış isimlerin farklı telaffuzları zihin karıştırıcı gibi gelebilir ancak uzmanlar bu konuda hemfikir değiller.
    Karşılaştırmaları yapmak okuyucuya kalıyor.) Aslan tanrıçalarla Sirius ilintisini zaten kurmuştuk. Sirius da tıpkı Tot gibi zamanla ilgili olunca, kayıp parçalar usulca yerlerine yerleşir gibi oluyor.
    Tot
    Hermopolis teologlarına göre, Tot ya da Doğu Mısır adıyla Tehuti; gerçek evrensel Demiurge idi, Hermopolis Magna'da dünya yumurtası üzerinde kuluçkaya yatan ilahi balıkçıldı. Yaradılışı sadece sesini kullanarak gerçekleştirdi (Yuhanna İncili'nin açılış cümlesini nasıl' da hatırlatıyor: "Başlangıçta söz vardı ... "). İlahi kökeni elbette tartışmaya açıktır. Piramitler Kitabı'nda Ra'nın en büyük oğludur, Gebve Nut'un çocuğu ya da İsis'in erkek kardeşidir. Başka kaynaklarda ise Osiris ve ailesinin veziri ve kralın katibi olarak geçer. Majik şifa gücünü, sesi vasıtasıyla gerçekleştirir bebek Horus'u bir akrep sokmasının öldürücü etkisinden kurtarması gibi- ayrıca-sanat ve bilim, aritmetik, geometri, gözlem, astronomi, doğru sözlülük. maji, tıp, cerrahi, müzik, ve yazı bilgeliğini de kullanır. Tüm bunlar, geleceğe aktarılmak üzere anıt cephelerine işlenmiştir. Tot gerçekten de tüm Mısır tanrıları arasında en ilginçlerinden biridir. Piramit metinlerinde kendi kendini yaratmış, üretmiş bir tanrı ve Bir olarak anlatılır. Budge aktarıyor:
    Gökler, Yıldızlar, Yeryüzüyle ilgili hesapları o yaptı çünki Ra'nin kalbi oydu; fizik ve moral kavramlarıyla yasanın efendisi oydu, "Tanrısal Konuşma" bilgisi de onda vardı; pek çok pasajdan sanat ve bilimlerin yaratıcısı ve tanrısı olduğunu anlıyoruz; "kitapların tanrısıydı", "Tanrılar Katibi" ve "diline kuvvetliydi" yani sözleri etkiliydi, ölmüşlerin ebedi yaşam kazanmasını sağlayan pek çok cenaze kitapları yazdı. Ölüler Kitabı'nda ona tanrılar arasında özel bir yer verilir; Osiris'in ve Ra'nın dahi sahip olmadığı bazı kudretleri anlatılır?
    Daha önce anlatıldığı gibi klasik yazarlar Tot'tan, Mısır toprağına, Yengeç Zodyak Çağında inmiş bir yabancı olarak söz ederler. Özellikle Os iris ailesi ile ilgili olarak neredeyse amca veya dayı gibi bir rol üstlenir; belki de Mısır' a onlardan birkaç yıl önce inmişti. Birçok klasik yazar ve tarihçiye bakılırsa, bu kıyılara eski ülkenin uygarlaştırıcı etkilerini taşıyan ilk Atlantisli o olabilir. Efsanevi sesine gelince, bunun sonik bilgisi anlamında bir "voce" olmadığı ve ses yoluyla maddeyi harekete geçirmediği anlaşılıyor. Aslında sesle harekete geçirilen aletler modern teknolojide de kullanılıyor; Tot'un bilimsel olarak gelişmiş bir toplumun temsilcisi olduğu düşünülecek olursa, bu çeşit bazı gösteriler yaptığı düşünülebilir.
    Unlü "kudretli sözleri" ya da "hekau"nun bir başka açıklaması da, Tot'un asıl dilinin olasılıkla eski Khemu (Mısır) dilinden farklı olmasıyla ilgiliydi. Bu bilimsel ya da majik konulan, meslektaşlarıyla ana dilinde konuşma alış kanlığındaydı ve bu garip dil, gerçekleştirdiği ileri bilgi çalışmalarıyla özdeşleşmişti. ''Maji'' denilen şeyin hep gelişmiş bir bilimin sosyal hafızadaki izleri olduğunu düşünmüşümdür; uygulama için gerekli teknoloji olmayınca, ilerdeki kuşaklarca "doğaüstü" olarak nitelenmişti. Birçok milleti tıp, mühendislik,kimya ve genelde bilimlerle ilgili teknolojiden mahrum bırakacak bir felaket yaşanacak olsa, çeşitli icatlarla ilgili hikayeler ilerdeki kuşaklarca maji ya da doğa üstü yetenekler olarak karşılanır. Operasyon masaları, lazer ışınları ve jetler onların Sinbad masalları olacaktır; dinlerin etkisiyle belki de kötü ruhlara ya da intikamcı tanrılara atfedileceklerdir.
    Schwaller de Lubicz'in Sirius'un iklimimizi etkileyebileceği konusundaki fikirlerini daha önce görmüştük (Bkz. "Köken ve Anormallikler" adlı bölüm). Sirius enerjileri ve zaman kaymaları, zaman bükümleri, zaman kapsülleri ve evrimsel kuantum sıçrayışları gibi çeşitli zamansal öğeler arasındaki ilişkiler de dikkatli gözlemi hak ediyorlar [Bu, Eski Mısırlıların da gözünden kaçmamış ve Sothis (Sirius) takvimine büyük önem vermişler].

    Tüm bu öğeler, 3. binlere yaklaşırken, gezegenimizin karşılaşabileceği sorunlarla yakından ilgililer. Güneş sistemimizde bir kuantum sıçrayışı yaratacak ya da zamanın ivmesini hızlandıracak dışsal bir etki, etki sığasındaki bütün yaşam formlarını derinden etkiler. Asıl Tot ya da Tehuti'yi Sirius enerjilerinin kullanıcısı olarak düşünecek olursak, bu ister doğrudan ister doIaylı yoldan olsun, zamanla ilgisi ve (yeryüzünün Güneş ve Ay' a göre hareketiyle ilgili bir konu olan) takvimlere 5 artık günün eklenmesiyle alakası da açığa çıkmış olur.
    Tot'un Maat adında bir yardımcısı olduğu anlatıla gelir. Maat, Doğruluk tanrıçasıdır; belki de Tot'un animasını simgeleyen teozofik bir kavramdan başka şey değildir. Çünki Mısırlılar eşi olmayan bir tanrı ya da tanrıça düşünemiyorlardı ve çifte bir deçpcuk eklenirse, çok mutlu olurlardı. Tot'un zaten bir karısı vardı: Tanrıça Seşat ya da Seşeta. Seşat yazı ve tarih tanrıçasıydı ve Maat gibi, başlı başına ele alınmaktan çok, Tot'un bir alt benliği hükmündeydi. Efsaneye göre, aynı zamanda zamanı ölçmekle görevli bir yıldiz ilahıydı. Diğer adlan arasında "kitaplar evinin hanımı", "mimarlar evinin hanımı" da bulunuyordu. Kendisinden "katiplerin tanrıçası" ve "tarihçilerin tanrıçası" olarak da söz edilmektedir. Aynca "tanrıların kayıtlarını da o tutuyordu". Yıldızsal kökeni bana ilginç geliyor. Tıpkı Tot gibi bir Atlantisli olabileceğini düşünüyorum. Belki de eğitimini Sirius Sisteminde almıştı (telepatik ya da daha doğrudan olabilir) ya da doğrudan yıldız bölgelerinden inmiş olabilir. Ben ilk görüşü destekliyorum; .Temple ve diğer bazı yazarlarınsa, ikinci fikri destekleyeceklerine kuşku yok.
    Tot'un totem hayvanı, balıkçıl kuşudur. Ancak sinosefalus ya da köpek başlı babunda sıkça beraberinde görülür. Bazen tanrılarının kendisiyle karıştırılmakla birlikte, Güney Mısır' da Tot'un bu özdeşlik içinde düşünülmesi fikri de gelişmiştir.
    Anubis
    Anubis (Anpu) Mısır' da psikopompus'tur (ruhların yöneticisi); ileride.Tot ile karıştırılacaktır, gerçi iki arşetipin enerjileri hayli farklıdır ve farklı alanlarda çalışırlar. Mitoslar ve insan psikolojisi açısından bu böyledir. Anubis hem beden içinde, hem de beden dışında olmak üzere yolcuların baş tanrısıydı. Bu dünyayla öte dünya arasında elçi olduğu için çakal ya da koyu renkli, yoğun kuyruklu bir av köpeği olarak düşünülür. Budge, ikinci fikrin doğruluğunu öne sürer. Anubis, alt dünyanın her köşesine güvenli biçimde girip çıkabilirdi. Bu onu, ölmüşler için, alt dünyadaki ruhsal yolculuklarında ideal yol arkadaşı yapıyordu.
    Tot gibi Anubis'in de İsis ailesiyle yakınlığı aşikardı, Piramit Metinlerinde Ra' nın 4. oğlu olarak geçmekle birlikte -bu, eskiliğinin bir işaretidir- daha çok Neftis ve Osiris'in soyundan geldiği düşünülürdü. Tekrar prensipler açısından düşündüğümüzde ise, önceki ifadelerin ardındaki psikoloji açığa çıkar: Neftis -gizli ve sırlan açığa çıkaran- psikolojide derin bilinçaltını simgeler, aslında Set'in kansıdır (Kaos) ve bu ilişkinin kısır olması da anlamsız. değildir. Osiris'le -kararlılık ve düzen- beraberliğinin sonucu ise Anubis'tir. Kara bölgelerde ruhun koruyucusu olma motifi, Kaos'un, derin şuuraltlarına hakim hale gelmiş olanlara korku veremeyeceği ve bu kişilerin, gerçek ve uyumun parlak gerçekliği ile yüz yüze gelebileceklerini belirtmektedir. Anubis anestezistlerin koruyucusuydu (hala da Anubis enerjilerine ulaşabilenler için öyledir), ayrıca psikiyatrist ve psikologların da koruyucusu oydu; kayıp ya da eksik her şeyin bulunmasına da o yardım eder. ''Yolları Açan" şeklinde bir sıfatı da vardır; pratik anlamda zihin karışıklığı ya da kuşku labirentine rehberlik eder.
    Bast (Doğunun Hanımı)
    Bast, Bastetya da Paşt, hem Tefnut hem de Sekhmet'in bir unsuru olarak bilinir; Memfis Triadıyla ilgisi de buradan gelir, burada Ptah'ın eşi bazen aslan değil de bir kedi başıyla gösterilir. Kedi kimliği sık sık Ay'la birleştirilmekle beraber aslında bir güneş tanrıçasıdır ve Mısırlı rahiplerin Herodot'a aktardıklarına göre, Horus'un ikiz kardeşi ve İsis'le Osiris'in kızlarıdır. Bast muskası olarak kedi heykelcikleri satılmasına karşın, asıl gösterimi kedi başlı bir kadın şeklindedir. Sağ elinde bir sistrom vardır; sol elinde ise bir kalkan bulunur: Bu, yarım daire şeklinde bir kaide ve bir kedi başından ibarettir. Sol elinde bir de sepet taşır. Bazen sepette yavru kediler bulunur. Başka resimlerde, kedicikler ayakları dibindedirler.
    Kökeni ile ilgili çok daha tanınmış bir efsane, Bast' ı Ra'nın kızı olarak anlatır. Hatta, Ra'mn dişil yanı ya da animası, Rat olduğu söylenir. Yaşlanan babasını, tek gerçek düşmanı yılan Apep'e karşı koruyan odur. Sekhmet de Ra'nm kızı olduğu için bu iki arşetiple ilgili bir karışıklık vardır. Mısırlılar bu iki tanrıçayı, Sekhmet' e kırmızı, Bast' a ise yeşil bir giysi giydirerek ayırıyorlardı. Yukarıdaki simgelere ek olarak, Bast; Urayus, yani Bilgelik Yılanı biçiminde, Ra'nın tanrısal gözlerinden birine atanmıştır. Bir versiyona göre bu işi, kardeşi Horus' tan almıştır ancak daha çok Ra tarafından Apep'e karşı kendisini korumak için görevlendirildiği düşüncesi yaygındır. Urayus Sağ Gözü temsil etmekle birlikte, Horus Gözü de Sol Göz olmaktadır; en eski dönemlerde bile bu konularda bazı karışıklıklar olduğu anlaşılıyor çünki gözler karışık olarak Horus, Ra ve hatta Osiris'Ie denk tutuluyorlar.
    Budge; Bast' a, diğer Libya ilahları arasında bir köken tayin etmektedir; İsis ve Neith'le birlikte Bast tapınımı da antik dönemIere uzanıyor. Doğu tanrıçası sıfatıyla, dört temel yönden birinin yöneticisi oluyor; Batı, Neith'e adanmıştı. Güney, Nekhebet' e, Kuzey de Uaçat' a aitti. Bast bazen Pekhet ya da Pakht'la da karıştırılır; onda da kedi ya da aslan sıfatları vardır. "Sept'in Hanımı" unvanı Pekhet'e aitti. Yani Sothis (Sirius) yıldızıydı ve hem İsis hem de Hathor'la özdeşti .
    [​IMG]
    M.Ö. 950' de, Şeşonk ve. Yirmi ikinci hanedan firavunları. Bubastis'i krallık başkenti olarak belirleyinceye dek, Bast tapınımı özel bir önem taşıyordu. Horus ve Bast rahatlıkla Şu ve Tefnut'la bir tufulabilir. Hem Horushem de Şu gök tanrılarıydı; Bast ise, tıpkı Tefnut gibi sadece aslan biçimindeydi. Bu durum, Bast'ın epagomenal Neterler arasında sayılmamakla birlikte, Horus/un dişiI cephesi ya da Horus'un animası şeklinde, tüm diğer kedi tanrılar gibi, Sirius bağlantısı olduğuna işarettir.
    Ptah
    Memfis'in Ptah'ı, kuşkusuz Eski Mısır'ın en güçlü ve etkili tanrılarından biriydi. Bu zarif zanaatkar tanrı, yapı işçileri ve el sanatçılarının koruyucusuydu ve Evrenin Mimarı sanı da, o dönemlerde bile, masonik çağrışımları akla getirmektedir. Yaratıcı vasfıyla Ptah'ın, güneş sistemimiz dışındaki başka bir evrenden geldiği ve Tot'un eğitimini izleyerek bu görünür dünyayı, güneşi. gezegen ve tüm yaşayanları yarattığı düşünülür. Böylelikle derhal Osiris ailesinden eski tanrılar arasına, Tot, Ptah'ın eşi, Sekhmet ve babası Ra'nın yanına geçer.
    Birçok modern filozof ve yazar Memfis dininin en ince metafizik kavramları içeren Eski Mısır inanç! felsefe sistemi olduğunda birleşirler. Bu erken dönemlerde geçerli olmakla birlikte, Memfis Mısır' ın başlıca merkezleri arasına girince eski bilginin sadece parçaları kaldı ve alegoriye o kadar yoğun biçimde sarmalandılar ki,bunlar ancak inisiyelerce anlaşılan şeyler haline geldiler.
    Nefertum (Nefer-tem)
    Nefertum, Ptah (yapıcılık) ve Sekhmet'in (yıkım ve yeniden yapılanma) oğludur ve zarif, şifa verici bir tanrıdır: sonraları İmhotep' e dönüşür. Grekler, tıpla ilgili yarı tanrı Asklepios'la Nefertum'u eş tutarlar. Bu tanrı isimlerinin bir çoğunun antik geçmişten aktarılan unvanlardan ibaret olduğu ve belli bir konuda sıra dışı beceri gösteren bir kişinin adıyla anıldığı anlaşılıyor.
    Nefertum, Teb Triadı'nın üçüncü ismi Khonsu'yla da ortak özellikler taşımaktadır. O da bir şifa tanrısıdır. O da sıkça bir aslan başıyla gösterildiği için bir Sirius etkileşimi var gibidir.
    Amon, Mut ve Khonsu: Teb Triadı
    Bütün Mısır triadları arasında en iyi bilinenlerinden biridir. Bu, ünlü on sekizinci hanedan bulgularının bir sonucudur (Howard Carter ve ekibinin kral Tutankhamon'un mezarını bulmaları). Bu üç tanrı, egemen oldukları dönemi çok iyi yansıtırlar. Amon, Ammon ya da Amen, "tanrılar kralı" sıfatı nedeniyle, Grek Zeus'uyla eş tutulmuştur. Eski krallıkta hemen hiç bilinmez gibidir. Adı "gizli" anlamında bir kökten gelir. Piramitlerin Heliopolis metinlerinde sadece dört kez anılır. Ancak on ikinci hanedan döneminde firavunlar adlarına onun sanını da eklemeye başlarlar; artık Teb bölge dininde önemli bir yer edinmeye başlamıştır. Ancak, Amon gelenekselolarak Tebnom'uyla bağlantılıysa da, Wallis Budge, Eski Teb'in hami tanrıçasının Hathor olduğundan emindir. O halde, büyük Amon'un kökeni neresidir?
    Egyptian Belief and Modern. Thought (Mısır İnancı ve Modern Düşünce) adlı kitabında Amerikalı yazar James Bonwick, Amon'u, Sarnilerin Baal'iyle eş tutar; bu tanrı, sonradan Kelt Bel'ine dönüşür, ona Beltan adını verirler; başka otoriteler ise, Amon' un Mısır'a Hiksos'la birlikte geldiğini ve Yaveh ya da Yehova'yla özdeş olduğunu savunurlar. Koç başlı Amon, üstünlüğünü temin için Teb'te bile güçlüklerle karşılaşmış olmalıdır. 3. Amenhotep devrinde Ra lehine bir hareket başlar; aslında Ra asla otoritesini kaybetmiş değildir; Ra-Harahkte adıyla kendi kültü vardır. Bunlar, Amon'la ilgili çeşitli ilahi ve metinlere de yansımıştır. Ancak sonunda iki tanrı Amen-Ra biçiminde birleşirler ve iki grup da memnun olur.
    Bonwick'in dikkat çektiği başka bir garip olgu da, Amon ismini gösteren hiyerogliflerin ters yöne bakmasıdır: "Gerçekten de bu tanrı, çok özel bir esrar sergiliyor"," Amon'un esas muhalifi 4. Amenhotep idi; 4. Amenhotep bir güneş diskiyle gösterilen Aten tek tanrıcı tapınımını kuran Akhenaton olarak tanınmıştı. Bir kez daha Amon'la ilgili metinler tahrif edildi, kabartma ve eşyalar yakıldı. Akhenaton'un ölümüne dek bu durum devam etti. Amon rahipleri dinin denetimini yeniden ele aldılar ve Atenitlere benzer bir şekilde davranmaya başlayıp, öçlerini aldılar,"
    Amon'un eşi Mut, anlarnca "anne" demektir. Kötü tanımlanan ancak uygun eş nitelikleri sergileyen tanrıçalardan biridir; önceki birçok anaç tanrıyı simgelemektedir. Amen-Ra'nın çok revaçta olduğu dönemlerde, Mut bir güneş ilahesiydi ve bazen Bast'la eş tutulurdu; Bast onun kedi biçimi olarak düşünülürdü. Ayrıca aslan ve güneş le ilgili vasıfları nedeniyle de Sekhmet'le bir tutulmuştu.
    Amon'la Mut'un oğlu sıfatıyla Mont'un yerini alan Khonsu, Teb triadındaydı ve bence,bu üçlemenin en ilginç tanrısıdır. Adı "kılavuz" ya da "göğü gemisiyle geçen" anlamına gelir. Aslında bir Ay tanrısı olmakla birlikte, Teb bölgesi dışında pek bilinmez; şeytan çıkarıcı ve şifacı becerileri, Amon ve Mut ailesine ait olmasıyla Hintili gözükür. Bu tanrının, kudretlerinin özünü içeren bir put ya da heykel vasıtasıyla gerçekleştirdiği şifa mucizeleri çok ünlüdür. Ombos'ta da tapınımı vardır. Sebek triadında üçüncü kişidir; bu bölgede Khons-Hor adını alır; şahin başlı bir adam olarak gösterilir; başının üzerinde, hilal şeklinde bir Ay içinde bir disk vardır.
    [B]Şahin başı Horus'u hatırlatır, o da kız kardeşi Bast gibi şifacı yetenekleriyle ünlüydü, Mut ve Khonsu'nun, Horus ve Bast ikilisiyle birçok ortak yönü vardır; tabi Şu ve Tefnut, Sekhmet ve Nefertum ikilileriyle de. Belki de bu eski arşetipler, Mısır'ın bildik aile temasına uygun olsun diye, Amon' a eklenmişlerdi. Amon, Atum ve Ra olasılıkla tek bir tek tanrıcı kavramdan doğmuşlardır; ancak Amon'un, genel skolastik görüşlerin kabul ettiği gibi, yabancı kaynaklı cepheleri de vardır. Budge, Amen ve eşi Ament'i en eski Mısır tanrıları arasında sayar; isimleri Piramit Metinlerinde (Unas, satır 558) geçmektedir. Burada aslan tanrılar Şu ve Tefnut'la birlikte anılırlar. Beşinci hanedandan itibaren, öncelikli tanrılar arasında geçer; esas tanrılardan olmasalar da onların bazı tamamlayıcı biçimleri olarak yer alırlar.[/B]
    [B]( Eski Mısır ve Sirius Bağlantısı - Murry Hope )[/B]
     

Sayfayı Paylaş