1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Mısralarda Şiir Tadında Hayat

Konusu 'Şiir' forumundadır ve wien06 tarafından 31 Mayıs 2010 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Mısralar arasında dolaşmak; Tarihi yeniden yaşamak, yaşadığınız anın manasını derinleştirmek,farkında olmadıklarınızı kalbi bir huzurla fark etmek, kelimelerin sesini bir musiki zevkinde duymaktır.Tıpkı tarihin bütün izlerinin canlı olduğu sokaklarda dolaşırken geçmişin büyüsünü içinize çekmek, damarlarınızda ecdadınızın kanının dolaştığını hissetmek ,bu büyük ve uhrevi gururla kendinizi daha iyi tanımak, aldığınız enerjiyle geleceğe daha bir gururla ve emin bakmak. gibi.

    İnsan için duygularını en etkili ve en güzel ifade etme aracıdır şiir.Bunun içindir ki şiir, insanlık tarihinin en eski sanatlarından biridir..Bir çok kelimenin söyleyemediğini bir mısrada birkaç kelimeyle söyleyiverir, duyuverir insan.Tabi ki her insan değil ilk olarak şairler söyler bütün insanlığın ortak konularını ortak temalarını şiir tadında.Sonra da toplumun diğer bireyleri o mısraları okur , ezberler.Mısralar,gün gelir bir sevgiliye methiye ,gün gelir bırakıp gidenlere mersiye (ağıt)olur dillerde.An gelir geçmiş serilir ayaklarınızın altına birkaç mısrayla,an gelir bu gününüze ve yarınlarınıza bir ışık olur bütün ziyasıyla

    Şi’r için “göz yaşı” derler ; onu bilmem, yalnız,
    Aczimin giryesidir bence bütün asarım!
    Derken Akif:

    bir taraftan edebi bir hassasiyetle şiiri gözyaşı kadar samimi, saf ve içten bir sanat olarak tarif ederken bir taraftan da mütevazi bir tarifle kendi şiirini anlatmaktadır. Sonuçta onun şiiri de gözyaşı kadar içten, ahenkli ve derindir.
    Şiirin dilinde her şey yeniden şekillenir. Şiir toplumun gözü, kulağı, hissiyatı ve sesidir. Milletin geçmişinden beslenip geleceğe daha güçlü gidebileceği bir hakikattir.

    Yoksa şu yaprakta Yavuz
    Yoksa şu sayfada Oğuz
    Biz de yoğuz , biz de yoğuz! Diye feryat ederken şair bir taraftan da
    Siz gelin imdadımıza,
    Elimizden siz tutunuz,
    Mevlana, Yesevi, Yunus! (Arif Nihat Asya Destan)Diyerek yolu, ışığı ve kaynağı göstermektedir mısralarında.

    Bir gün söylemek istedim içimdekini…
    “Niçin” diye açılırken ağzım,
    Lügatlerden çıkardılar “niçin”i;
    Dediler:”Nene lazım!”(Arif Nihat AsyaYaşamak)

    Kim muzdarip değildir ki bencil hep banacı ve bana neci bir toplum olduğumuzdan.Artık sofralarımız yalnız,sohbetlerimiz tadsız, dertlerimiz ortaksızdır.Komşumuzun hastalığını kapıya yanaşan bir ambulansın sirenlerinden, ölümünü belediye anonslarından borcunu kapıya dayanan haciz memurlarından duyar olduk.Şaire niçinlerin yerine nene lazımı koyduran sebeb bu sonuçları doğurmadı mı?
    Şair geçmişin izlerini arar kendi içinde ve öz değerlerinde ama bulamaz .Çünkü bakışlar yön değiştirmiş anlayışlar değişmiştir.

    Yıkılan sarayımdan tek bir nakış kalmadı;
    Dışa mıhlandı gözler , içe bakış kalmadı.(Necip Fazıl Kısakürek Kalmadı)

    Kimi zaman mısraların penceresinden seyrederiz tekerrür eden tarihi.Kerkük Türk dünyasının acıyan ve kanayan yarasıdır, kurumayan gözyaşıdır.Onun için boynu büküktür ağıtları yanıktır.

    Perdeleri örtük,
    Lambaları sönük,
    Sırtında yıllar yük,
    Hatıraları kırık dökük,
    Bir yer olacak orada …
    Adı “Kerkük”!(Arif Nihat Asya Kerkük)

    İstanbul şairlerin sevgilisidir,ilham kaynağıdır.Kimi ondan ayrılığı bir ızdırap halinde yaşar,kimi ona dönüşü vuslata ermenin derin hazzıyla kucaklar mısralarında.Hele onda bir ömür yaşama saadetine erenler dünyanın en bahtiyarlarıdır.

    Ana gibi yar olmaz İstanbul gibi diyar;
    Güleni şöyle dursun , ağlayanı bahtiyar…(Necip Fazıl Kısakürek Canım İstanbull)

    Şehirlerin sultanının her bir anı bir başka güzeldir.Hele anamızın ak sütü kadar temiz Türkçemiz, onun çatısı altında bir musikiye dönüşür.

    Gecesi sümbül kokan ,
    Türkçesi bülbül kokan,
    İstanbul,
    İstanbul…(Necip Fazıl Kısakürek Canım İstanbul)

    Her şeyimizi uğruna seve seve verdiğimiz üzerinde yaşayan her canlının mutluluk içinde yaşadığı bir memleket isteriz.Kimimiz kendini tarihe verir mertebelerin en yücesine kavuşur onun uğrunda,kimimizse onun yaşayan güzelliklerinin yaşam kaynağı olur.

    Memleket isterim
    Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
    Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.(Cahit Sıtkı Tarancı Memleket İsterim) diyen bir şairin temennilerine katılmamak onunla aynı fikirleri seslendirmemek mümkün mü?

    İlm kesbiyle paye-i rif’at
    Arzu-yı muhal imiş ancak
    Aşk imiş her ne var alemde
    İlm bir kıl ü kal imiş ancak(Fuzuli Gazel) diyecek kadar aşkı yeryüzündeki her şeyden üstün gören şairin mantığı her ne kadar günümüz insanına ters gelse de aşkın içinde olmadığı her işin yavan ve hakiki gayesine ulaşmaktan uzak olduğunu söylemeye hacet var mıdır?

    Yeryüzüne geliş gayemizi:
    Ben gelmedim dava için
    Benim işim sevgi için,
    Dostun evi gönüllerdir,
    Gönüller yapmağa geldim . diye haykıran Yunus’un mısralarında bir kez daha teyit etmenin mutluluğuna erişiriz.

    Ben bu gönül tezgahında
    Aşk dokudum , aşk okudum
    Erenlerin dergahında
    Aşk okudum,aşk dokudum (Ümit Yaşar Oğuzcan Aşk Okudum) Aşkın ince ince, gergef gergef ,nakış nakış dokunması gerektiğini ve aşkın erenler dergahında okunan bir ilim olduğunu da mısraların dilinde okuruz,gönlümüze dokuruz.
    İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir,

    Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır. Yunus’un yüzümüze haykırdığı ilim öğrenmekteki hakiki gayenin sırrına da bu mısralarla erdik. Daha nice mısralarda nice güzelliklerin sırrına ermek şiir tadında bir hayat yaşamak. Neden olmasın? Buyurun şiirin iklimine…


    ALINTI: Türkcemiz.net
     

Sayfayı Paylaş