1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Mitoloji ve Çiçekler

Konusu 'Mitoloji' forumundadır ve Çağlayağmur tarafından 3 Kasım 2012 başlatılmıştır.

  1. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.093
    Beğenileri:
    4.417
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    811 ÇTL

    Mitoloji ve Çiçekler

    Yunanlılar için doğa Olimpus dağının tepesinde yaşayan tanrı ve tanrıçaların idare ettiği bir düzen. Rüzgarın suyun ateşin güneşin (…) tanrıları tanrıçaları kendi insani (!) ilişkileri içinde doğa olaylarını şekillendiriyor insanlara da bunun içinde yer alma lütfunu bağışlıyor.
    Tek tanrılı dinlerde doğa tanrının varlığının bir yansıması. Tanrı her şeyin sahibi ve doğadaki düzenin yaratıcısı. Bu düzen dikkatle bakıldığında akıllara durgunluk veriyor. Ve insan yine kendisi ile doğa arasında sağlam bir ilişki kurmak istiyor hikayeler yaratıyor…
    Hangi kaynaktan gelirse gelsin bu hikayeler tarih boyunca dilden dile yurt ırk din dinlemeden anlatılıp gelmiş ve her dilde kendi yerini almış. Ortak olan özellikleri ise aşkın her türlüsünü ölümsüz kılmaya çalışmaları olmuş…
    Bakalım bu aşklar ölümsüzleşirken neler anlatmışlar doğaya hangi işareti bırakmışlar…

    Manisa Lalesi
    Ölümlü Adonis ile aşk tanrıçası Afrodit birbirlerine aşıktır. Adonis bir gün avlanırken Afrodit'in eski sevgilisi olan ve bir ölümlüye olan aşkından dolayı Afrodit'i kıskanan savaş tanrısı Ares tarafından ormanda vurulur. Afrodit yetişine kadar Adonis ölür. Afrodit bir törenle sevgilisinin vücudunu kokular ile ovar ve onu ölüler diyarına götürmek üzere kucaklar bu sırada Adonis'in kan damlaları ile kokular birbirine karışır ve yeryüzüne dökülerek birer çiçeğe dönüşürler. Bu çiçeğe Adonis ile Afroditin aşkı anısına Anemon denir.

    İris - Mezarlık Zambağı
    Zeus ve Hera'nın habercisi olan gökkuşağı tanrıçası İris cennetten aldığı haberleri gökkuşağından geçerek dünyaya taşımaktadır ve latincede adı "cennetin gözü" anlamındadır. İris çiçeği taşıdığı renkler ve çizgiler nedeni ile adını bu tanrıçadan alır. Göz bebeğimize de iris denir ve bu nedenle eski yunanda her insanın cennetten bir parça taşıdığına inanılırmış

    Narcissus
    Narcissus inanılmaz güzellikte bir delikanlıdır. Annesi ona eğer kendi güzelliğine bakmaz ise uzun bir ömür yaşayabileceğini söyler. Ama Narcissus annesini sözünü dinlemez ve nehirdeki aksine bakar bu akse aşık olur ve onu yakalamak için suya eğilir dengesini kaybederek düşer ve boğulur. Öldüğü yerde bir çiçek biter. Bu çiçeğin adı boynu bükük yere bakan Nergis dir.

    Sümbül
    Hyacinthus Spartalı yakışıklı bir gençtir. Bu gence hem Güneş tanrısı Apolla hemde batı rüzgarının tanrısı Zefirus aşık olurlar. Onun dikkatini çekmeye çalışırlarken bir disk atma yarışı düzenlerler. Yarış sırasında bir rivayete göre Apollo yanlışlıkla genci vurur ve genç ölür bir rivayete göre de Zefirus kıskançlık nedeni ile hafif bir rüzgar çıkararak Apollon'un diskinin yolunu kaydırarak genci öldürür. İşte Sümbül adını bu gençten alır.

    Ağlayan gelin
    Hakkari'nin Cilo Dağları'nda yetişen "Ters Lale" dünyanın en nadide çiçeklerinden biridir. Ağlayan gelin diye de anılan bu çiçeğin ismi temelde dinsel bir temaya dayanır. Hıristiyan aleminde var olan bir inanışa göre; İsa çarmıha gerilmeye giderken geçtiği yoldaki tüm çiçekler saygı ile eğilmişler bir tek Ters Lale dik durmuş ama İsa'nın ona bakışları ve onun çarmıha gerilişi bu çiçeği o kadar utandırmış ki başını eğip o gün bu gündür ağlarmış. O nedenle bunu çiçeği Hıristiyanlar kutsal sayıyorlar. Ayrıca geçmişte Hakkari Bölgesi'nde yaşayan Asuri'ler inde her sabah göbeğinden su yaydığı için 'Ağlayan lale' adını verdiği ve bu yüzden kutsal saydığı "Ters Lale" günümüzde de çok değerli ve koruma altına alınmış durumda. (Fritillaria İmperialis 'Kejan lalesi' halk arasında ise Ağlayan Gelin Kerbela ve Kral lalesi olarak da bilinmektedir.)

    Lale

    Şirin'in aşkından çöllere düşen Ferhat kırılan kalbi ile dolaşırken gözyaşları çöle dökülür ve her damla kum tanelerinde kırmızı bir çiçeğe dönüşür. Bu çiçeğe lale denir. Lale Anadolu’dan köken alan yüzyıllar boyu bahçelerin baş tacı olmuş bir çiçektir. Osmanlıda bir döneme ismini vermiş daha sonra Osmanlının çöküşü ile Anadolu'da unutulup Hollanda da yeniden doğmuştur. İlginç olansa bugün Hollanda’nın sahiplendiği bu Anadolu çiçeği o yıllardaki kıymeti nedeni ile oralara padişahların hediyesi olarak gitmiştir.

    Rose

    Gül çiçeklerin kraliçesidir.Yunan mitolojisine göre Chloris adlı çiçek tanrıçası tarafından yaratılmıştır. Chloris birgün ormanda ölü bir orman perisi bulur ve onu bir çiçeğe çevirir. Aşk tanrııçası Afroditi şarap tanrısı Dionysus'u bu çiçeğe birer hediye vermek üzere davet eder. Hediye olarak Afrodit çiçeğe güzellik Dionysus ise güzel ve hoş kokması için bir nektar verir. Batı rüzgarı tanrısı Zephirus bulutları uzaklaştırır güneş tanrısı Apollo parlayarak çiçeğin açmasını sağlar. Ve böylece "çiçeklerin kraliçesi" gül doğmuş olur.

    Doğadaki çiçeklerin hikayeleri insanlık tarihi kadar eski. Her çiçek için aynı anlamı taşıyan ama kültüre göre değişen bir hikaye bulmak mümkün. Burada yalnızca bir kaçını duyabildik diğerleri belki daha sonra…
    Güneşli çiçekli hikayeleri çiçeklerle biten barış dolu bir doğa dileği ile…
     

Sayfayı Paylaş