1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Mitolojide sarımsak

Konusu 'Mitoloji' forumundadır ve dderya tarafından 13 Temmuz 2014 başlatılmıştır.

  1. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.296
    Beğenileri:
    7.486
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Mitolojide sarımsak

    Tıbbi varlığının yanı sıra sarımsağın mitolojik varlığı da çok eskidir. Kadim çağlardan beri sarımsağın kötü ruhlara karşı koruyucu olduğuna inanılmış bu inanç da mitolojik inançlara ve öykülere yansımıştır.
    Alternatif tıbbın en güçlü antibiyotik ve mucizevi bitki olarak tanımladığı Sarımsak, Liliaceae (Zambakgiller) familyasından Allium sativum adıyla bilinen türün üyelerindendir. 25 - 30 santimetre yüksekliğinde, yeşilimsi beyaz veya pembe çiçekli otsu bir bitkidir. Nadiren tohum bağlar bu nedenle soğancıkları ile üretilir. Özel ve keskin kokulu uçucu bir yağ, şekerler, fermentler, protein, fosfor, demir ile A, B, C Vitaminleri içerir. Sadece günümüz TIP doktorları ve alternatif TIP hekimleri değil, tarih boyunca tüm tebabet ehli sarımsağın özelliklerini mucizevi olarak yorumlamış, ilk tıp bilginlerinden Hipokrat da sarımsağı terletici ilaç olarak sınıflandırmıştır.
    Kökeni eskilere dayansa da modern zaman mitolojelerinde de vampirlere karşı koruyucu olduğu inancı süren
    Sarımsak, tarih, nerdeyde insanlığın tarihi kadar eski şifalı bir bitkidir. İnsanların tarihin çok eski çağlarından beri sarımsağı bildikleri ve ilaç olarak kullandıkları elde edilen arkeolojik bulgulardan anlaşılmaktadır.
    Mevcut bilimsel bulgularla anavatanın Hindistan olduğu tespit edilen sarımsağın kadim Mısır, Sümer, İbrani, Arap, Yunan ve Türk medeniyetince tanındığı saptanmıştır. Milattan 4 - 5 bin yıl önce inşa edilmiş Mısır piramitlerinde ve Sümer yazıtlarında sarımsak resmleri bulunan ve adı yazılı taş tabletler mevcuttur.
    Mısır Firavunu Keops‘un Gizek piramidinin inşası sırasında işçilere bol miktarda sarımsak yedirdiği ünlü tarihçi Heredot'un kayıtları arasında yer almaktadır. Bu kayıtlara göre Mısır Piramitlerini yapan işçi ve kölelere hastalıklardan korunmaları, sağlıklı ve diri kalmaları için sarımsak yedirilmiştir. Roma Ordusu askerlerine de sağlıklarını korumaları için sarımsak yedirildiği bilinmektedir.
    MİTOLOJİDE SARIMSAK
    Tıbbi varlığının yanı sıra sarımsağın Mitolojik varlığı da çok eskidir. Kadim çağlardan beri sarımsağın kötü ruhlara karşı koruyucu olduğuna inanılmış bu inanç da mitolojik inançlara ve öykülere yansımıştır. Hâlâ pek çok evin çeşitli yerlerine sarımsak asılır. Eski Mısırlıların çocuklarını zararlı yaratıklardan korumak için boyunlarına sarımsak astıkları bilinmektedir.
    Lokman hekimin bulduğu ölümsüzlük iksirinde kullandığı ana maddenin sarımsak tohumu olduğu rivayet edilmiştir..
    Vampirler başta olmak üzere doğaüstü varlıkların karşısında sarımsak koruyucu tılsım olarak kullanılmıştır. Özellikle de Avrupalılar Haçlı Seferlerinden sonra şeytani güçlerle savaşmak için sarımsağı bol bol kullanmıştır.
    Çin mitolojisinde şans getirdiğine inanılan ve bereketli sayılan sarımsak, Çingene mitolojisinde de özel bir yere sahiptir.
    Çngene Mitotlojisine göre; insanların başına bela olan hastalık cinlerinin en meşhurlarından Melalo (kirli) babasına bir sarımsak verir. Adam Melalo'nun öğüdü üzerine sarımsağın üzerine işer ve karısına yedirir. Sarımsağı yiyen kadın hamile kalır ve Bitoso (oruçlu) adındaki kurtçuğu doğurur. Bitoso insanların midelerine ve başlarına sancı yaparak öksürük ve iştahsızlığa yakalanmalarına sebep olur...
    Eski Yunan'da ölüler ülkesi tanrıçası Hekate ile ilişkilendirilir ve tanrıça için kavşaklara sarımsak bırakılırdı. Yunan Mitolojisinde tıbbın ve sağlığın tanrısı. Apollon ve Koronis'in oğlu, Hygieia, Meditrina, Iaso, Aceso, Aglæa ve Panacea' nın babası Asklepios'un öyküsüne Anadolu'da yapılan katkıda da Sarımsak dikkat çekmektedir.
    Asklepios (Asclepius), yılanlı asası ile Yunan söylencelerinde Apollon’un oğlu olarak geçer. Söylenceye göre sürekli elinde asayla dolaşırmış. Asklepios'un asası, hekimler hastalarına giderken ona destek olur; asasına yaslanan hekim ondan güç alır; yorulmadan hastadan hastaya koşarak şifa dağıtırmış.
    ASKLEPİOS EFSANESİ

    Teselya Kralı’nın kızı Koronis tanrı Apollon ile sevişir ve ondan gebe kalır. Ne var ki, tanrının çocuğunu karnında taşırken Arkadya’dan gelen bir yabancıyı da yatağına alır. Kutsal kuşu karga,Koronis'in kendisini aldattığını Apollon'a haber verir. verir.
    Apollon Koronis'i cezalandırması için kız kardeşi Artemis'i görevlendirir. Artemis de onu bir odun yığınının üzerinde diri diri yanmaya mahkûm eder. O ateş öyle büyüktür ki, o zamanlar köpükler gibi ak olan karga tüyleri, o günden sonra is karası rengi olur. Kadın alevler üzerinde can vermek üzereyken, Apollon çocuğunu Koronis’in karnından alır ve yetiştirmesi için at adam Kheiron’a teslim eder..
    Bu olay mitolojide hekim-tanrının son anda kurtarıcı olarak yetişmesinin sembolü olarak yorumlanmaktadır.
    Asklepios’a hekimlik sanatını öğreten Kheiron bütün at adamlar gibi doğanın içinde yaşayan, doğanın sırrına ermiş bir varlıktır. Sağlığın kaynağı da doğada olduğuna göre; Kheiron’un açık havada, güneşin altında şifalı otlardan ve sulardan yararlanma yollarını bilmesi de gerçek olarak ortaya çıkmaktadır. Asklepios böylece usta bir hekim olarak yetişir, hekimliğin ve cerrahlığın tüm bilgilerini edinir
    Asklepios, elindeki asasını (tıbbın simgesi olan yılanlı asa) yanından hiç ayırmaz, gittiği her yere onu da götürür, yorulduğu zaman da ondan destek alır. Daha öteye giderek, ölüleri bile diriltmeye çalışır. Bunun sırrını efsane şöyle açıklar: Tanrıça Athena, Gorgo canavarı öldüğü zaman bedeninden akan kanı toplamış ve Asklepios’a vermiştir. Gorgo’nun sağ tarafındaki damarlarda zehirli, sol tarafındaki damarlarda şifalı kan varmış. Asklepios bu şifalı kanla ölüleri diriltme yoluna gitmiş.
    Ancak insanların ölümsüz olması fikri hem Zeus'un iktidarını sarsmış, hem de yeraltınının tanrısı Hades'i çok kızdırmış. Ölülerin diriltilmesi ve sihirli reçetelerin kullanılması dünyanın düzenim bozabilirdi. Hades kardeşini bir şeyler yapması için kışkırtınca, Zeus Asklepios'un aşırıya kaçtığına kanaat getirmiş ve Asklepius'un başına bir şimşek fırlatarak onu öldürmüş.
    Efsanin bu kısmı Anadolu'da yapılan katkıdır ve aynı söylence Lokman Hekim için de anlatılmaktadır. Asklepius'un elinde reçete yazılı olan kâğıt toprağa düşmüş ve yağan yağmurla üzerindeki yazılar toprağa karışmış. Oradan da her derde deva bir bitki yetişmiş. İşte o bitki bin derde deva olduğu söylenen sarımsakmış.
    Apollon ise Zeus’a yıldırımları bağışlayan Kykloplar’ı öldürerek, oğlunun öcünü almış. Asklepios’un yok oluşundan sonra hekimlik sanatını kızı, Hygieia (Yunanca sağlık anlamına gelir) ve oğulları Asklepiades adında bir lonca düzeni içinde sürdürmüşlerdir.
     

Sayfayı Paylaş