1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Mondros Ateşkes Anlaşması 30 Ekim1918

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 3 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    M. Kemal 1. Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre önce ileri sürdüğü isâbetli fikirler,Osmanlı Devleti’nin son on yılında iktidara sahip İttihat ve Terakki hükümeti tarafından başarılı bir şekilde uygulanabilseydi, devlet daha o zaman kurtarılabilirdi. Tarihin akışını anlamayan İttihat ve Terakki liderleri bu cesareti gösteremediler. I. Dünya Savaşı Almanya ve müttefikleri aleyhine gelişiyordu. 29 Eylül 1918 tarihinde Bulgaristan savaştan çekilmiş, 4 Ekim 1918 tarihinde de Almanya barış istemişti. İstanbul'da Talat Paşa Hükümeti istifa etmiş, yeni Hükümeti Ahmet İzzet Paşa kurmuştu. Bu gelişmeler karşısında Mustafa Kemal Paşa yetkili makamlara, askeri ve siyasi önerilerine devam etti fakat yine kabul ettiremedi. Sonunda 30 Ekim 1918 tarihinde de Osmanlı Devleti, İtilaf Devletleri ile Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalayarak l. Dünya Savaşı'ndan çekildi.

    I.Dünya Savaşı’na girilmesi, büyük kayıpların yanında, devletin sonu olmuş, bu devlet içinden yeni bir Türk devleti çıkarılmasını da iyice zorlaştırmıştır. Dört yıl süren savaştan yenilmiş olarak çıkan devlet, 30Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalmıştır.


    MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI

    Birinci Dünya Savaşı’na Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan’ın oluşturduğu İttifak Devletleri Grubu’nda savaşa katılan Osmanlı Devleti’nin durumu 1918 yılına gelindiğinde pek iç açıcı değildi. 1911 yılından beri sürekli savaşmakta olan Osmanlı Devleti, son büyük savaşta insan ve malzeme kaynaklarının çoğunu tüketmek zorunda kalmış, devletin temel dayanağı olan Anadolu, sosyal ve ekonomik açıdan çökmüştü. Aktif iş gücünün askerlik hizmetinde bulunuyor olması nedeniyle üretim düşmüş, fiyatlar alabildiğine yükselmiş, yoksulluk artmıştı. Ekonomik çöküntü, sosyal çöküntüyü de beraberinde getirmiş; ordudan kaçan askerlerin gruplar halinde soygun, talan vb. suçları işlemesi nedeniyle devlet otoritesi kalmamıştı.
    Savaşın İttifak Devletleri grubunun aleyhine sonuçlanacağı 1918 yılının ortalarına doğru anlaşılmaya başlanmış; hatta Osmanlı Sadrazamı Talat Paşa, 3 Eylül 1918’de Avrupa’ya yaptığı seyahatinde müttefiklerin barış hakkındaki düşüncelerini öğrenmeye çalışmıştı. Ancak bu çabalardan bir sonuç alınamamıştı.
    1918 yılının Ekim ayından başlayarak; savaşta birlikte çarpıştığımız müttefiklerimiz, birer ateşkes antlaşması yapmak için değişik kanallardan İtilâf Devletleri’ne başvurmaya başlamışlardı. Bunun üzerine, Talat Paşa hükümeti 8 Ekim 1918’de istifa etmişti. 4 Temmuz 1918’de Osmanlı tahtına oturmuş olan Sultan Vahdettin, yeni hükümeti kurma görevini Tevfik Paşa’ya vermişti. Ancak, Tevfik Paşa’nın hükümet kuramaması üzerine hükümeti kurma görevi Ahmet İzzet Paşa’ya verilmişti.
    Ahmet İzzet Paşa, memleketin içinde bulunduğu kritik durumu göz önünde tutarak, vakit kaybetmeksizin, bütün gayreti ile bir ateşkes antlaşması imzalamak için çalışmalara başlamıştı. Çünkü İngilizler ve Fransızlar, Trakya’da yedi tümenlik yeni bir askerî kuvvet oluşturmaya başlamışlardı. Bu kuvvetlerin İstanbul ve boğazlar üzerine yürümesini önlemek isteyen İzzet Paşa, ateşkes çalışmalarını hızlandırmıştı. Hatta 5 Ekim 1918’de barış yapma isteğimiz A.B.D. Başkanı Wilson’a değişik yollardan iletilmiş, ancak olumlu bir cevap alınamamıştı.
    Ahmet İzzet Paşa, 19 Ekim 1918’de Mebusan Meclisinde okuduğu hükümet programında yapılacak bir antlaşmanın temel esaslarını ortaya koymaya çalışmıştı ve Wilson prensipleri çerçevesinde bir barış yapabileceğimizi belirtmişti.
    Ahmet İzzet Paşa Hükümeti’nin antlaşma yapma yollarını arayıp, bir türlü sonuç alamadığı sıralarda; Kutülammâre’de esir düşerek Büyükada’da esirlik günlerini geçiren İngiliz Generali Townshend, eskiden beri tanıdığı ve hükümette Bahriye Nazırlığı görevinde bulunan Rauf Bey’e bir mektup göndererek “esirliği süresince gördüğü hoş ve şerefli muameleye karşılık olarak, İngiltere ile görüşmelere başlandığı takdirde, Osmanlı Hükümeti’ne yardıma hazır olduğunu” bildirdi.
    İngiliz Generali sayesinde, Osmanlı Hükümeti’nce bulunmaz bir fırsat elde edildi. Çünkü, Hükümet, mütareke yapabilmek için çeşitli yolları denemiş, fakat olumlu bir sonuç alamamıştı. Bu nedenle Townshend’in teklifine sıcak bakılmış ve 17 Ekim 1918’de Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Bahriye Nazırı Rauf Bey ve General Townshend arasında bir görüşme yapılmıştı. İngiliz yetkililer ile görüşen General Townshend, bu girişimden olumlu sonuç almıştı.
    Diğer taraftan İngiliz Hükümeti de Osmanlı Hükümeti ile yapılacak bir ateşkes antlaşmasının sadece kendi temsilcilerinin katılacağı görüşmelerle yapılmasını istemekteydi. Bu nedenle, Osmanlı Devleti’nin ateşkes teklifini kabul etmiş ve Akdeniz Filosu Komutanı Vis Amiral Calthorpe’ye İngiltere adına ateşkes antlaşması görüşmelerini başlatması konusunda yetki vermişti. Amiral Calthorpe de Osmanlı Sadrazamı Ahmet İzzet Paşa’ya bir an önce Osmanlı delegelerinin ateşkes antlaşması için Mondros’a gönderilmesini isteyen bir mektup göndermişti.
    Mütarekenin İmzalanması ve Hükümleri
    Amiral Calthorpe’nin bu mektubu üzerine Padişah Vahdettin’le görüşen Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, bir heyet hazırladı. Heyete Bahriye Nazırı Rauf Bey, Hariciye Müsteşarı Reşat Hikmet Bey, o zaman İzmir’de bulunan yarbaylardan Sadullah Bey seçildi.
    26 Ekim 1918’de Limni Adası’nın Mondros Limanına ulaşan heyetimiz, 27 Ekim 1918’de İngilizlerin meşhur Agemennon zırhlısında görüşmelere başladı.
    [​IMG]
    HMS Agamemnon (1915)​

    İlk oturumda -önceden Osmanlı heyetine verilmemiş olan- ateşkes antlaşması metni okunarak maddeleri üzerinde görüşmelere geçildi. Beş oturum olarak yapılan görüşmeler sonucunda, 30 Ekim 1918’de çalışmalar tamamlanmış ve antlaşma aynı gün akşam saat 20. 00’de imzalanmıştır.
    30 Ekim 1918 günü İtilâf Devletleri adına İngiliz Akdeniz Filosu Komutanı Vis Amiral Calthorpe ile Osmanlı Devleti adına Rauf, Reşat Hikmet ve Sadullah Bey’lerin imzaladıkları Mondros Ateşkes Antlaşması 25 maddeden oluşmaktaydı.
    Mondros Ateşkes Antlaşması'nın başlıca maddeleri şunlardır:
    1. Çanakkale ve İstanbul Boğazları açılacaktır. Karadeniz'e serbestçe geçiş sağlanacak ve Çanakkale ve Karadeniz yörelerinin İtilaf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktır.
    2. Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecektir. Bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir.
    3. Karadeniz'deki torpiller hakkında bilgi verilecektir.
    4. İtilaf Devletlerinin bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul'da teslim olunacaktır.
    5. Sınırların korunması ve iç güvenliğin sağlanması dışında, Osmanlı ordusu terhis edilecektir.
    6. Osmanlı savaş gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacaktır.
    7. İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır.
    8. Osmanlı demiryollarından İtilaf Devletleri de yararlanacaklar ve Osmanlı ticaret gemileri onların hizmetinde bulundurulacaktır.
    9. İtilaf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki araçlardan yararlanacaktır.
    10. Toros Tünelleri, İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecektir.
    11. İran içlerinde ve Kafkasya'da bulunan Osmanlı kuvvetleri, işgal ettikleri yerlerden geri çekilecekler.
    12. Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilaf Devletlerine geçecektir.
    13. Askeri, ticari ve denizle ilgili madde ve malzemelere zarar verilmeyecektir.
    14. İtilaf Devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye'den sağlayacaktır. Bu maddeler ihraç edilmeyecektir.
    15. Bütün demiryolları, İtilaf Devletleri tarafından kontrol altına alınacaktır.
    16. Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak'taki kuvvetler en yakın İtilaf Devletlerinin kumandanlarına teslim olunacaktır.
    17. Trablus ve Bingazi'deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan kuvvetlerine teslim olacaktır.
    18. Trablus ve Bingazi'de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim olacaktır.
    19. Asker ve sivil, Alman ve Avusturya uyruğu, bir ay içinde Osmanlı topraklarını terk edeceklerdir.
    20. Gerek askeri malzemelerin teslimine, gerek Osmanlı Ordusunun terhisine ve gerekse ulaşım araçlarının İtilaf Devletlerine teslimine dair verilecek herhangi bir emir, hemen yerine getirilecektir.
    21. İtilaf Devletleri adına bir üye, iaşe nezaretinde çalışacak bu devletlerin ihtiyaçlarını temin edecek ve isteyeceği her bilgi kendisine verilecektir.
    22. Osmanlı esirleri, İtilaf Devletleri’nin gözetimi altında kalacaktır.
    23. Osmanlı Hükümeti, merkezi devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir.
    24. Altı vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşa olursa(Erzurum, Sivas, Elazığ, Van, Bitlis, Diyarbakır), İtilaf Devletleri’nin bu vilayetlerin herhangi bir yerinde işgali hakkı vardır.
    25. Müttefiklerle Osmanlı Devleti arasındaki savaş, 31 Ekim 1918 günü öğle zamanı sona erecektir.

    Türk Milleti’nin kaderini büyük ölçüde etkileyen ve altı yüz yıllık Osmanlı Devleti’nin sonunu hazırlayan Mondros Ateşkes Antlaşması’nın en ağır maddeleri, ya da sık sık ihlâlinden şikayet edilen maddeleri şunlardır:
    Madde 1: Karadeniz’e geçiş için, Çanakkale ve Karadeniz Boğazlarının açılması ve Karadeniz’e geçiş güvenliğinin sağlanması için Çanakkale ve Karadeniz İstihkamlarının müttefikler tarafından işgali.
    Madde 5: Hudutların korunması ve iç güvenliğin sağlanması için, lüzum görülecek askerî kuvvetten fazlasının derhal terhisi (İşbu askerî kuvvetin sayısı ve durumu İtilâf Hükümetleri tarafından Devlet-i Aliye ile müzakere edildikten sonra kararlaştırılacaktır. )
    Madde 7: Müttefikler (İtilâf devletleri), güvenliklerini tehdit edecek durumda stratejik noktalarını işgal hakkına sahip olacaklardır.
    Madde 10:Toros Tünellerinin Müttefikler tarafından işgali.
    Madde 12: Hükümet haberleşmeleri dışındaki telsiz ve kablolar İtilâf devletleri memurları tarafından denetlenecektir.
    Madde 15: Bütün demiryollarına İtilâf kontrol subayları memur edilecektir.
    Madde 20: Beşinci madde gereğince terhis edilecek Osmanlı kuvvetlerine ait teçhizat, silah, cephane ve nakil vasıtalarının kullanma tarzına ait verilecek malumata riayet olunacaktır.
    Madde 21: İtilâf devletlerinin menfaatlerini korumak için İaşe Nezaretinde İtilâf mümessilleri bulunacak ve kendilerine bu yolda gerekli görülecek bütün bilgiler verilecektir.
    Madde 24: Vilayat-i Sittede (İngilizce metinde altı Ermeni vilayeti olarak geçen bu vilayetlerimiz şunlardı:Erzurum, Van, Harput, Diyarbakır, Sivas, Bitlis) karışıklık çıkması halinde bu vilayetlerin bir kısmının işgal hakkını İtilaf devletleri muhafaza ederler.
    İtilâf devletleri bu antlaşmaya, dış görünüşte Osmanlı Devletini ve Türk Milletini yok edici kayıtsız ve şartsız teslim hissini verecek açık hükümler koymaktan kaçınmışlardı. Buna karşın, savaş içinde aralarında imzaladıkları gizli paylaşım projelerinin ve antlaşmalarının uygulanabilmesi için de yoruma açık bir metin düzenlemişlerdi.
    Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasını her iki hükümet de kendi açısından bir başarı saymıştı. Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Rauf Bey’e bir teşekkür yazısı yazmış ve ateşkes antlaşmasının onaylanması amacıyla Meslis-i Mebusan’da yaptığı konuşmada antlaşmanın ılımlı olduğunu söyleyerek, meclisin oy birliği ile antlaşmayı onaylamasını sağlamıştı. Diğer taraftan, İngiliz Savaş Kabinesi de 31 Ekim’de Calthorpe’ye görüşmeleri “kudret ve başarı ile yürüttüğü için” tebrik telgrafı göndermeye karar vermiş; Calthorpe’yi İngiltere’nin İstanbul’daki “Yüksek Komiserliğine” getirmiştir.
    Aslında antlaşma, Osmanlılar için, diğer müttefik devletlerin yaptıkları antlaşmalara bakarak daha hafif gibi görünüyorsa da, uygulamada Türk Milleti için bir felaket habercisi olmuştur.

    Mondros Ateşkes Antlaşması’nın Hükümlerinin Uygulanması ve İşgaller
    Antlaşmanın hükümlerinin esnek ve karmaşık olması bir çok güçlüklerin çıkmasına yol açmıştır. Bu şartlardan yararlanan İtilâf Devletleri, Osmanlı Devleti’ni parçalamak amacıyla önceden hazırladıkları gizli plânlarını artık açıkça uygulamaya koyabileceklerdi.
    Antlaşmanın imzalanmasından sonra İngilizler, Osmanlı topraklarını kolaylıkla işgal edebilmek için, öncelikle Osmanlı Ordusu’nun dağıtılmasını istemişlerdi. Bunun üzerine Ahmet İzzet Paşa Hükümeti, ordu komutanlarına yolladığı emirlerle, birliklerinin terhis işlemlerini başlatmalarını ve müttefik işgallerine tepki göstermemelerini istemişti.
    Ayrıca mütarekenin 7. maddesini kendi arzu ve amaçları doğrultusunda yorumlayan İtilaf devletleri Türk topraklarını işgale başladılar.1 Kasım 1918’de İngilizlerin, Türk olmayan halkın baskı altında olduğunu ileri sürerek Musul’un 20 km güneyinde bulunan Hamamalık’ı işgal ettiler. O bölgede bulunan 6. Türk Ordusu Komutanı Ali İhsan Paşa’nın bu işgali şiddetle protesto etmesine rağmen, İngiliz askerî kuvvetleri ilerlemeye devam ederek 3 Kasım 1918’de Musul’u işgal ettiler. İşgallere tepki gösteren Ali İhsan Paşa da görevden alınarak İstanbul’a çağrılmış ve tutuklanmış; bir süre sonra da diğer tutuklananlarla birlikte Malta’ya sürgüne gönderilmiştir.
    Ateşkes Antlaşmasının imzalandığı tarihte; yani 30 Ekim 1918’de Adana’da bulunan Yıldırım Ordu Grubu Komutanlığı’na atanmış olan Mustafa Kemal Paşa, Mondros Mütarekesinin maddelerine en sert tepkiyi gösteren kişilerden biri olmuştu. Mustafa Kemal Paşa, “bu hükümlerin aynen uygulandığı takdirde bütün vatanın işgal ve istila edilebileceği” gerçeğini görmüş ve bu konuda yetkilileri uyarmaya çalışmıştı.
    Musul’dan sonra İngilizlerin İskenderun’a asker çıkaracaklarını ve şehri işgal edeceklerini öğrenen Mustafa Kemal Paşa, buna oldukça sert bir tepki gösterdi. Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği telgraflarda, bu işgallerin haksız olduğunu, İskenderun’a çıkacak İngiliz kuvvetlerine karşı mücadele edeceğini bildirdi. Bunun üzerine telaşlanan Ahmet İzzet Paşa, İngilizlerle olan ilişkinin tekrar bir çatışmaya dönmemesi için Yıldırım Ordu Grubu’nu görevden aldı. Yetkisiz ve makamsız kalan Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’a çağrılmıştı. Bu nedenle 7 Kasım 1918’de de İstanbul’a gitmek üzere trenle Adana’dan ayrıldı.
    Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a gelmesinden sonra İngilizler İskenderun’u 9 Kasımda işgal ettiler.
    6 Kasım’da Çanakkale’ye gelen bir İngiliz Heyeti ile yapılan protokol ile, burada bulunan Türk askerî birliklerinin İstanbul’a gönderilmesi kararlaştırılarak, silah ve cephaneler uygun depolara yığıldı. Boğazları teslim almak amacıyla, 10 Kasım 1918’de İngilizler Çanakkale’ye girdiler ve şehri işgal ettiler.
    Diğer taraftan 9-12 Kasım 1918 tarihleri arasında 73 parça savaş gemisinden oluşan İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan savaş gemileri Çanakkale Boğazı’ndan geçerek, 13 Kasım 1918 günü İstanbul önlerine geldi ve Dolmabahçe önlerine dizildi. Böylece Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul fiili bir işgale maruz kaldı.
    Bir İtilâf devletleri donanması da İzmir limanı önlerine gelmişti. İzmir’de bulunan 8. Türk Ordusu Komutanı Nurettin Paşa direnmek için kuvvetlerinin takviye edilmesini İstanbul’dan istemişti. Ancak, Harbiye Nezareti bunu da kabul etmedi ve kuvvetlerin terhisinde ısrar etti. İzmir’e giren İtilaf Donanması burada “Abluka ve seyrüsefer Kumandanlığını” kurdular.
    Aralık 1918’de de Fransızlar, Dörtyol, Mersin, Osmaniye ve Adana’yı işgal ettiler. İngilizler ise Batum, Antep, Konya istasyonunu, Ocak ve Şubat 1919’da ise Maraş ve Bilecik, Mart’ta Samsun ve Merzifon ile Urfa’yı, Nisan’da ise Kars’ı işgal ettiler.
    İtalyanlara gelince, onlar başlangıçta işgaller için acele etmemişlerdi. Ancak Paris Barış Konferansı ‘nda Yunanistan lehine olan gelişmeleri görünce 28 Mart 1919’da Antalya, 4 Mayıs’ta Kuşadası, 11 Mayıs’ta da Fethiye, Bodrum ve Marmaris’i işgal ettiler. Konya ve Akşehir’e kuvvet gönderdiler.
    Antlaşmanın hükümlerine aykırı olarak yapılan bu işgallerin yanı sıra; İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un, İngiliz Avam Kamarası’nda yaptığı bir konuşmada “Kürt, Arap, Ermeni, Rum ve Yahudilerin Türk egemenliğinden kurtarılacağını” söylemesi, İtilaf devletlerinin gerçek niyetlerini ortaya koyuyordu. İngilizler, azınlıkların bağımsızlıklarına yönelik sözler vererek onların Türklere karşı cephe almalarını sağladılar. Türklere esaret dolu bir hayat hazırlıyorlardı. Bunun bir an önce gerçekleşmesi için de işgallere hız verdiler.
    Mütarekenin imzalanmasından 15 Mayıs 1915 tarihinde İzmir’in işgaline kadar gerçekleşen işgaller şu sırayı takip etti:
    -Fransızlar 11 Aralık 1918’de Dörtyol’u, 17 Aralık 1918’de Mersin’i, 26 Aralık 1918’de Pozantı’ya kadar bütün Adana vilayetini, 3 Şubat 1919’da Çiftehan’ı, 16 Nisan 1919’da Afyonkarahisar istasyonunu;
    -İngilizler 24 Aralık 1918’de Batum’u, 13 Ocak 1919’da Karkamış’ı, 23 Ocak 1919’da Konya İstasyonu’nu, 22 Şubat 1919’da Maraş’ı, 27 şubat 1919’da Bilecik’i, 24 Mart 1919’da Urfa’yı, 13 Nisan 1919’da Kars’ı işgal etmişlerdi. İngilizler, ayrıca 9 Mart 1919’da Samsun’a asker çıkarmışlar ve bir kaç gün sonra Merzifon’a bir kıta göndermişlerdi.
    -İtalyanlar 28 Mart 1919’da Antalya’yı, 4 Mayıs 1919’da Kuşadası’nı, 11 Mayıs 1919’da Fethiye’yi, Bodrum ve Marmaris’i işgal ettiler. İtalyanlar, ayrıca 2 Nisan 1919’da Konya’ya bir tabur ile 14 Mayıs 1919’da Akşehir’e bir müfreze yerleştirdiler.
    -Yunanlılar ise 9 Ocak 1919’da Uzunköprü-Hadimköy Demiryolu’nu; İngiliz-Fransız birlikleri de 1 şubat 1919’da Turgutlu-Aydın Demiryolu’nu işgal ettiler.

    Mondros Ateşkes Antlaşmasının Ardından Ülkenin Durumu
    Mustafa Kemal Paşa, 31 Ekim 1918 tarihinde Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na getirildi ise de artık yapacak bir şey kalmamıştı. 7 Kasım 1918 tarihinde bu Grup Kumandanlığı'nın da Padişah iradesiyle kaldırılması üzerine Adana'dan hareketle 13 Kasım 1918 günü İstanbul'a geldi. Artık Türkiye, Mondros Ateşkes Antlaşmasının şartlarını yaşıyordu ve kendisi de Harbiye Nezareti emrine verilmiş bir Ordu Kumandanı idi.
    Atatürk II. Ordu Komutanı iken, Diyarbakır'da Avusturya-Macaristan Birliği'ni denetlerken görülmektedir.
    Memleket ve milletin içinde bulunduğu şartlar çok ağırdı. Büyük bir savaş sonunda, yenilmiş bir devlet olarak 30 Ekim 1918'de "Mondros Ateşkes Antlaşması " adı verilen şartları ağır bir anlaşma imzalanmış, bu anlaşma şartlarına dayanılarak memleketin birçok bölgesi galip devletlerce işgal edilmiş, ordumuz dağıtılmış, bütün silah ve cephane galip devletlerin emrine verilmişti. Osmanlı memleketleri tamamen parçalandığı gibi, Türk'ün ana yurdu, Anadolu da galip devletler arasında paylaşılıyordu. Anadolu'nun her şehrinde yabancı subaylar dolaşıyor, İtilaf Devletleri temsilcisi sıfatıyla talimatlar veriyorlardı. Yunanlılar da İzmir'i işgal hazırlıklarıyla meşguldu; bu yolda büyük çaba harcıyorlar, İtilaf Devletleri'ni iknaya çalışıyorlardı. Nihayet 15 Mayıs 1919'da bu amaçlarına ulaştılar.
    Olayların bu şekilde gelişeceğini Mustafa Kemal, önceden sezmişti.Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan 5 gün sonra, 5 Kasım 1918'den itibaren Harbiye Nezareti'nden Mondros Ateşkes Antlaşması gereğince ordulara terhis emirleri gelmeye başladı. Atatürk, aynı gün Adana'dan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa'ya ilk ikaz telgrafını çekti: “Ciddi olarak arz ederim ki gereken tedbirleri almadıkça orduyu terhis etmeyiniz! Şayet orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak düşman işgallerinin önüne geçmeye imkan kalmayacaktır.” Bu, Atatürk'te, her şey bitti zannedilen bir zamanda da kurtuluş ümidinin sönmediğini, pek çoklarının düştüğü ümitsizliğe asla kendisini kaptırmadığını gösterir.
     
  2. jeniferr

    jeniferr Üyecik

    Katılım:
    15 Kasım 2008
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    20
    Banka:
    0 ÇTL
    bunun slyt olanı yok mu:S
     

Sayfayı Paylaş