1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Motivasyon Denen Gizemli Güç

Konusu 'Kariyer' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 10 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    "Birçok yönetici, elemanlarının topu alıp koşması konusunda çekingen. Bilgilendirilmiş ve motive edilmiş birinin ne kadar hızlı hareket ettiğini görünce şaşıracaksınız." - Iacocca

    Gerek spor hayatında, gerekse iş yaşamında aynı koşullarda bulunan ve benzer niteliklerdeki iki kişiden biri sürekli yüksek performans gösterip zirveye demir atmışken, diğerinin inişli çıkışlı bir grafiği olabilir. Çoğu kez kişinin kendisi de, antrenörleri de (veya yöneticileri) bunun nedenlerini bulup çıkarmakta zorlanırlar.

    Özellikle ülkemizde, kolay mazeret üretme gibi salgın bir hastalık var. Başarısızlıklar veya performans düşüklüğü durumunda mutlaka geçerli bir neden bulunur. Yerli yersiz sebeplerle kendimizi ve başkalarını kandırmaktansa, durumu yaratan nedenlerin temeline inmek daha doğru olmaz mı? "Niçin" sorusunu tekrarlayarak, içerisinde bulunduğumuz durumu ünlü filozof Sokrates tarzında bir yaklaşımla sorgularsak, temelde çoğu kez motivasyon faktörüne ulaştığımızı göreceğiz.

    Diyelim ki motivasyon ile ilgili bir sorunun farkına vardık. İyi de şimdi ne olacak? Ha deyince artmıyor ki şu motivasyon denen şey! Uzmanlar motivasyon faktörlerini, içten gelen ve dış etkenler olarak iki ayrı kategoride değerlendiriyorlar. İlk bakışta dış faktörlerin daha etken olduğu düşünülebilir: Unvan, prim, ödül veya ceza, verileni geri alma... Havuç ve sopa olarak da adlandırabileceğimiz bu yöntemlerin modası hızla geçmekte. Artık, çoğu yönetici ve koç biliyor ki, esas güç, içten gelen motivasyonda saklı. Ancak, iç motivasyonu harekete geçirmek için dış etkenlere duyulan ihtiyaç bir çelişki doğurmuyor mu dersiniz? Belki biraz; ama bu noktada iki ayrı insan tipi karşımıza çıkıyor. Büyük çoğunluk, iç motivasyonun harekete geçmesi için dışardan bir tetikleme beklerken, bazıları için nedense buna hiç gerek kalmıyor.

    Yeni işe başlayan satış temsilcisi, tecrübeli iş arkadaşına söylenmektedir: "Her gittiğim yerde hakarete uğradım bugün." Tecrübeli arkadaşı yanıtlar: “Deme yahu! Şu on yılda beni terslediler, kapıları yüzüme çarptılar, sövdüler, merdivenden aşağı yuvarladılar... Ama hiç hakarete uğradığım olmadı.”

    Neyse ki ben kendimi ikinci kategoride yer alan biri olarak şanslı görüyorum. 25 yılı bulan aktif spor yaşamımın ve 18 yıllık iş hayatımın pek nadir zamanlarında motive olmak için birşeylere veya birilerine ihtiyaç duydum. Bunun nedenini zaman zaman kendime sorarım: Nasıl oluyor da böylesine bir disiplinle, farklı koşullarda motivasyonumu koruyabiliyorum? Sonunda kendimce bir formül geliştirdim ve bunun adını da “başarımın formülü” koydum: En iyiyi yapmak için kararlılık, tümüyle kendini adamak, istek ve tutku. Asla mazeret yok!

    İzin verirseniz bunları biraz açayım. Öncelikle hedef “en iyiyi yapmak”. Bu, yaratılabilecek koşullar altında ulaşılabilecek en yüksek hedef. Yani kesinlikle “elimden gelenin en iyisi” değil; çünkü “elimden gelen bu” demek, hem hedef düşürmek anlamına geliyor, hem de mazeret yaratmaya çok açık. Kişinin motivasyonunu yitirmemesi için, mazeret yaratamayacağı ortamı kurması gerekiyor. Ardından kararlılık geliyor. Koyulan hedefe ulaşmak için kararlı olmak lazım. Bizi hedeflerimizden uzaklaştırabilecek o kadar çok dış etken var ki: Sosyal çevre, pohpohlayanlar, yerenler, hastalık, sakatlık, başarısızlık, maddiyat, yorgunluk, angarya işler... Saymakla bitmez! Eğer bunlardan bazılarına kapılırsak, aynı motivasyona yeniden ulaşmak zorlaşacaktır. Mümkün olan her şeyi yaptığını bilen bir sporcu, başarısızlıkla da kolay başa çıkar. Başarısızlık, yenilgi değildir. Aslında kazananlarla kaybedenler arasındaki temel fark, kaybedenlerin o güne dek yeterince başarısız olmadığı gerçeğidir. Motivasyonunuzun seviyesi ile performansınız doğru orantılıdır. Hedefiniz her neyse, onu çok ama çok istemelisiniz. Hedeflerine ve isteklerine tutkuyla bağlı olanlar, gerekirse beklemeyi bilirler; ancak, asla vazgeçmezler.

    Başarılı olmak ve yüksek hedeflere ulaşmak için kendinizi amacınıza tümüyle adamanız şarttır. Bunu yaparsanız, kazanmayı hak ettiğinize inanırsınız. Bu, bir yaşam tarzıdır. İnsanın inanmadığı bir şeye kendini motive etmesi, bence olanaksızdır. Dış etkenlerle belki kısa süreli motivasyon sağlanabilir; ama içten gelen bir motivasyon, ancak kişi inanırsa gerçekleşecektir. Birey, hedeflerine, yöneticisine/koçuna, mentoruna, sisteme, kendi bilgi ve becerilerine inanmalıdır.

    Burada yöneticilere/koçlara da ciddi bir sorumluluk düşüyor: Performans beklenen kişiden nelerin ve neden talep edildiğinin çok açık ve net olarak anlatılması gerekir; çünkü hiçbirimiz, sebepsiz yere bir işi yapmak için motive olamayız. Kaldı ki bunu öğrenmeye hakkımız da var. Kişi başarıya açsa ve bu ihtiyacı ruhunda hissedebiliyorsa, içten gelen motivasyon sürekli artar. Elbette ki elde edilen başarıların takdir edilmesi de son derece önemli. Aksi halde, gol atan futbolcunun boş tribünlere koştuğu gibi bir durumla karşılaşan bir eleman/sporcu, benzer veya daha zorlu hedeflere ulaşmak için aynı sıkıntılara göğüs germekte zorlanabilecek veya nedenleri sorgulamaya başlayacaktır. Cevapsız kalan "neden"lerin uzantısı da inanç kaybı olacaktır. Hem iş hem de spor hayatında, sıcak bir takdirin pek çok maddi motivasyon kaynağından daha fazla sonuç verdiği birçok kez gözlemlenmiştir.

    Yine de günün sonunda, her birimiz "nasıl hissettiğimiz" konusunda sorumluluk taşıyoruz. Karşımıza çıkan temel gerçek, dış etkenlerin bize neler hissettirdiği değil, bizim oluşan koşullar altında nasıl hissetmeyi tercih ettiğimizdir. Bu, tümüyle kendi seçimimizdir.

    Ortaya çıkan çoğu olumsuzlukların temel nedeni, yaptığımız düşünce hataları. Ayrı bir yazı konusu olmakla birlikte, bunların başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:

    "Ya hep ya hiç"
    Aşırı genelleme
    Akıl okuma
    Geleceği okuma
    Durumu büyütme
    Artıları görmezden gelme
    "Hissediyorsam doğrudur"
    Kişiselleştirme

    Bu düşünce hataları, günlük yaşantımızda sıklıkla yaptığımız; ancak, çoğu kez fark etmediğimiz hatalardır. Sonuçları ise çoğu kez motivasyonumuzu düşürmenin yanı sıra depresyona kadar varabilen negatif durumlara yol açar. Her biriyle başa çıkmanın türlü yolları vardır; ancak, bunların farkına varmak bile başlangıç aşamasında performans açısından önemli gelişmeler yaratacaktır.

    Sanırım, sporda motivasyon sağlamak, iş hayatına oranla daha kolay; çünkü, çoğu kişi için spor daha fazla keyif veren bir yaşam tarzı. Yine de iş yaşamının gerektirdiği nitelikler ve yaklaşımlar açısından, yüksek performanslı bir sporcu ile bir çalışan arasında pek çok benzerlik bulmak mümkün. Özellikle, bireyin yaptığı işe tutkuyla bağlı olması temel şart. Belirlenen yüksek hedeflere ulaşmak için gidilecek yolun zorlu ve sancılarla dolu olduğu zaten belli.

    Hayatta sürekli karşımıza çıkan yol ayrımlarından biri burada da bizi bekliyor: Zirveye giden dik yolu isteyerek kat etmek de mümkün, zorlamayla da... İstekle kat edilirse, iç motivasyon, gereken tüm itici gücü sağlayacaktır. Ama zorlamayla olacaksa, dışarıdan destek şart. Benim tercihim belli; peki, ya sizin tercihiniz hangisi olacak?
     

Sayfayı Paylaş