1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Müdafaa-i Hukuk Dernekleri

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve LoSt_LoVe tarafından 15 Aralık 2008 başlatılmıştır.

  1. LoSt_LoVe

    LoSt_LoVe Forum Onuru

    Katılım:
    12 Ekim 2008
    Mesajlar:
    4.011
    Beğenileri:
    29
    Ödül Puanları:
    2.880
    Yer:
    En sevdiğimin yanından :=)
    Banka:
    119 ÇTL
    MÜDAFAA-İ HUKUK DERNEKLERİ
    Türkiye'nin parçalanmak istendiği, Batı Anadolu'nun İtalya ve Yunanistan'a özellikle "Güzel İzmir"in Yunanistan'a verileceği, Doğu Anadolu'da Ermenistan Devleti kurulmak istendiği, Mondros Ateşkesi'nden sonra sezilmeye başlamıştı. Paris Barış Konferansı'nın sürdüğü sıralarda bu gibi haberlerin Avrupa gazetelerinde yer alması ile bunların gerçekleşmek üzere olduğu anlaşıldı. Bu gelişmeler karşısında Padişah ve Osmanlı Hükümeti, acizlik içinde, sadece nasihat heyetleri göndererek halkı işgaller karşısında sükunete ve işgallere direnmemeye çağırıyorlardı. Türk Ulusu tarihinde ilk kez bu kadar perişan, çaresiz umutsuz hir durumdaydı. Tüm dünya, Türkler'in bu durumundan memnundu. Avrupa'dan çıkarılıp atılan Türkler'in Asya içlerine sürülmesini bekliyorlardı. Yüzelli yıllık bir kin ve yağma hırsı içinde bulunan "Uygar Dünya"nın politikacısı, düşünürleri, ilim adamları, şairleri ve sanatkarlarının amaçları, en büyük arzuları gerçekleşiyordu. "Yer yüzünde her ulusun hakları, hakikatleri, yurdu ve tanrısı vardır. Yalnız Türk Ulusu haksız, hakikatsiz, yurtsuz ve Tanrısızdı. Tıpkı, büyük Perseküsyon devirlerindeki Beni-İsrail gibiydik. Gökten inecek mesihi bekliyorduk ve iki asır hasreti ile yandığımız ulusal kahraman, hala bir türlü görünmüyordu." diye yazan Yakup Kadri Karaosmanoğlu bu çaresizliği dile getiriyordu. Çanakkale'de dünyanın en güçlü donanmasını ve ordularını dize getirmiş olan, yüzyıllardır efendi yaşamış Türk Ulusu özgürlüğünden vazgeçip, boynuna vurulmak istenen kölelik zincirini kabul edecekmiydi?

    Yunanistan'a ve Ermenistan'a Türk topraklarının verileceği haberi Türk Ulusu'nun aydınlarını harekete geçirdi. Öncelikle Yunanistan ve Ermenistan'a verilecek toprakların savunmasını sağlamak için yurdun çeşitli yerlerinde Müdafaa-i Hukuk Dernekleri kuruldu. "Müdafaa-i Hukuk" dar anlamında kurulan yerel dernekleri tanımlar. Geniş anlamda ise M. Kemal'in önderliğini yaptığı hareketin tümüdür. Bu anlamıyla "Müdafaa-i Hukuk", Osmanlı Devleti'nin asırlık hatalarından sorumlu tutulan, Mondros Ateşkekesi'nin haksız uygulanmasıyla zulüm ve adaletsizlik baskısı altında ezilmek, sömürge halinde yaşatılmak suretiyle cezalandırılmak istenen Türklerin; ulus olarak ve bu topluluğun siyasi ifadesi olan ulusal bağımsız bir devlet kurarak yaşamak hakkını, Osmanlı Hükümeti'ne, İmparatorluğun diğer unsurlarına ve bu hakkı tanımayan Birinci Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı fiili bir mücadele sonunda elde etmesidir. Fakat bu duruma gelinmesi için M. Kemal Paşa'nın Anadolu'ya geçmesi gerekecektir.

    Başlangıçta kurulan Müdafaa-i Hukuk Dernekleri, tarih, nüfus üstünlüğü haklarına dayanarak, propaganda yöntemiyle bölgelerinin kurtarılmasını amaçlıyorlardı. Bütün bir yurdu, bağımsız bir devlet ve ulus olarak kurtarmayı ve bunun silahlı bir savaşla gerçekleştirilebileceğine hemen hiç kimse inanmıyordu. 1. Dünya Savaşı'nda müttefiklerimizle birlikte yenemediğimiz İtilaf Devletleri'ni şimdi tek başımıza yenmemiz olanaksız görülüyordu. Boşyere hayale kapılmadan İngiltere'nin himayesinin sağlanması İstanbul Hükümeti'nin ve basınının genel görüşü idi. Tek kişi, düşman donanmasını gördüğü gün "Geldikleri gibi giderler." diyen M. Kemal (Atatürk) bağımsız bir Türk Devleti'nin, ancak topyekün ulusal bir savaşla gerçekleşeceğine ve emperyalistlerin yenileceğine inanıyordu.

    Sivil dernekler Anadolu ve Trakya topraklarının kurtuluşu için dağınık ve merkezi otoriteden yoksun olarak, yalnızca kendi bölgelerinin kurtuluşunu sağlamak için örgütlenmeye başladılar. Derneklerin kurulmasındaki temel duygu Türklük duygusuydu. Temsil ettikleri bölgelerin tarih, coğrafya ve nüfusça Türklere ait olduğunu ispat etmek ve ve böylece Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılmamayı sağlamak amacıyla kurulmuş olan dernekler, programlarında silahlı mücadeleyi benimsememişlerdi. Bilimsel araştırma, istatistik bilgi ile büyük devletlere haklı olduklarını kabul ettirmek için propaganda yolunu yeterli görüyorlardı. Programları vatanın bütünlüğü ve Türk Ulusu'nun bütünü düşünülerek hazırlanmamıştı. Taşıdıkları adlar da bunu açıkça göstermektedir. Müdafaa-i Hukuk Dernekleri'nin hemen hepsinin merkezi İstanbul idi. Dernekler bölge esaslarına göre kurulduklarını ve siyasetle ilgili olmadıklarını ilan ettikleri için siyasal görünümleri yoktu. Dernekler İ.T veya Hürriyet ve İtilaf Partileri'ne resmen bağlantıları bulunmadıklarını da belirttiler. Yalnızca kurtuluş amacıyla kurulmuş olan bu dernekler, siyasi partiler mücadelesine karışmak istemiyorlardı. Fakat şurası da bir gerçekti ki, hemen bütün Müdafaa-i Hukuk Dernekleri'nin tabanını eski İttihat Terakki mensupları oluşturuyordu. Birinci Dünya Savaşı süresince milliyetçilik temelleri atılmıştı. Enver Paşa'nın "Turan" hülyaları sona erdiğine göre, milliyeçilik akımının yeni bir temele oturtulması gerekiyordu. Bunu da M. Kemal Paşa başaracaktır. Bu dernekler içinde bazıları İ.T.'yi yeniden yaşatmak ve Enver Paşa'yı yeniden başa geçirmek isteyeceklerdir. Müdafaa-i Hukuk Dernekleri'nin kurulmasının yakın sebebi, Trakya'nın Batı Anadolu'nun Yunanistan'a, Doğu Anadolu'nun Ermenistan'a verileceği ve Kilikya'nın Osmanlı Devleti'nden alınacağı, Karadeniz kıyılarında Samsun-Trabzon yöresinde Pontus Rum Devleti kurulacağı endişeleri oldu. Bu sebeple bu derneklerin önemlilerini şöyle sayabiliriz:

    1-Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Heyeti Osmaniyesi

    2-İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Derneği Hareket-i Milliye Reddi İlhak İlhak-ı Red Heyeti Milliyesi

    3-Kilikyalılar Derneği

    4-Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Derneği

    5-Trabzon Muhafaza-i Hukuku Milliye Derneği


    1. Trakya Paşaeli Müdafaa-i Heyet-i Osmaniyesi

    2 Aralık 1918 tarihinde merkezi Edirne'de kurulan bu dernek, Mondros Ateşkesi'nin azınlıklara tanıdığı taşkınlık ve haksızlıklar karşısında Trakya'da yaşayan Türkler'in direnişini sağlamak, gerekirse silahla karşı koymak amacıyla çalışmışır. Venizelos tarafından önerilen, Yunan idaresinde Trakya muhtariyeti önerisini red ederek, Sivas Kongresi kararıyla Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği'ne ve sonra T.B.M.M. Hükümeti'ne bağlandı. Sivas Kongresi kararlarının 9. maddesine uyularak adı, "Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Derneği"ne çevrildi. Bu derneğin kurulması için ilk öneriler Sadrazam Talat Paşa tarafından yapılmıştı. Balkan Savaşı'nda Batı Trakya'nın nasıl elden gittiği henüz tüm canlılığı ile yaşanıyordu. Ateşkes döneminde ise Ahmet İzzet Paşa gibi devlet adamları, Trakya heyetine "Türkiye'de kalmıyacağı anlaşılınca Trakya'nın bağımsızlığını ilan ediniz." öğüdünde bulunmuşlardı.

    Merkez Edirne olmak üzere, Kırklareli, Çatalca, Tekirdağ ve Gelibolu'da kuvvetli teşkilat kurmuş olan dernek daha ilk günden itibaren Avrupa merkezlerine Osmanlı Hükümeti'nden ayrı olarak heyetler göndererek notalar vermişlerdi. 31 Mart 1920'de Lüleburgaz ve 9-13 Mayıs 1920'de Edirne kongrelerini yaptı. Bu son kongrede, Trakya'nın silahlı savunmasını sağlamak için, derneğin, halktan asker toplamak yetkisi kabul edildi ve tamamen T.B.M.M.'ne bağlanıldı.

    Dernek, 1919 Meclis-i Mebusan seçimlerine ve onun kapatılmasından sonra da Heyet-i Temsiliye'nin ilanı üzerine T.B.M.M. seçimlerine katılarak , buralara mebus gönderdi. "Yeni Edirne", "Ahali" Gazeteleri derneğin yayın organı kabul edildi, fakat "Teminat" Gazetesi muhalif olarak kaldı.


    2. İzmir Müdafaa-i Hukuku Osmaniye Derneği
    2 Aralık 1918 tarihinde, tüccar Moralızade Halit ve Nail Beyler tarafından kuruldu. Derneğin kuruluş girişimleri, Mondros Ateşkesi'nden bir hafta sonra başlamış, fakat Hürriyet ve İtilaf Partisi'nin, bu girişimleri İttihatçı ve Bolşevik çabalar olarak suçlaması yüzünden gecikmişti. İzmir'in Yunanlılara verilmesini engellemek için, İzmir'in Türklüğü hakkından dünya kamuoyunu propaganda yoluyla inandırmak, Paris Barış Konferansı'na başvurarak haklarını korumak istiyorlardı. 2-19 Mart 1919 tarihinde İzmir'de büyük bir "Müdafaa-i Hukuk Kongresi" toplamayı sağladı. İtilaf Devletleri'ne sunduğu bir bildiri ile İzmir üzerindeki muhtemel tehlikeleri ilan ve gerekirse silahlı direnmeyi kabul etti. Vali Nurettin Paşa zamanında, onun geniş desteğini gören dernek, Nurettin Paşa'nın alınıp, yerine İstanbul Hükümeti'nin sadık ajanı İzzet Bey'in atanmasından sonra çalışmaları baskı altında tutuldu. İzzet Bey'in de derneği İttihatçı ve Bolşevik olmakla suçlaması nedeniyle kuvvetli bir örgüt oluşturamadı.


    3. Müdafaa-i Vatan (İlhak-ı Red Heyet-i Milliyesi)
    Yine aynı tarihlerde İzmir Türk Ocağı'nda kurulan Müdafaa-i Vatan, İzmir'in işgalinden bir gün önce adını "Reddi-i İlhak" olarak değiştirdi. İzmir'deki diğer "Müdafaa-i Hukuk" kuruluşlarıyla ilişki kurdu ve İzmir'in işgaline karsı İzmir'in Türk halkını yayınladığı bildirilerle uyardı. İzmir'in işgalini bütün illere telgrafla duyurarak, Türk kamuoyunun galeyana gelmesini sağladı. Olağanüstü kongreler ve protesto mitingleri tertipleyerek işgal kuvvetleri üzerinde baskı yaptı. Çabaları sonucu, Balıkesir ve Alaşehir Kongreleri'nin toplanmasının hazırlamış oldu. İzmir'in işgalinden bir gün önce bir beyanname yayınlavarak, eski "Maşatlık" denen bugünkü Bahri Baba Parkı'nda İzmir halkını İzmir'in savunması için toplantıya çağırdı Bu beyanname aynen şöyledir:

    "EY BEDBAHT TÜRK"

    Wilson prensipleri ünvanı insaniyetkaranesi altında senin hakkın gasp ve namusun hetkediliyor (saldırılıyor). Buralarda Rum'un çok olduğu ve Türkler'in Yunan halkını memnuniyetle kabul edeceği söylendi. Ve bunun neticesi olarak güzel memleketin Yunan'a verildi.

    ŞİMDİ SANA SORUYORUZ?.. RUM SENDEN DAHA MI ÇOKTUR?..


    YUNAN HAKİMİYETİNİ KABULE TARAFTAR MISIN?..

    Artık kendini göster... Tekmil kardeşlerin maşatlıktadır. Oraya yüz binlerle toplan. Ve kahir ekseriyetini orada bütün dünyaya göster. İlan et ve ispat et... Bu sana düşen en büyük vazifedir. Geri kalma Hüsran ve nikbet faide vermez. Binlerle, yüzbinlerle maşatlığa koş. Ve Heyet-i Millye'nin emrine itaat et.

    "İlhak-ı Red Heyet-i Milliyesi"

    Vali İzzet Bey'in düşmana teslimiyetçi ve işbirlikçi politikası yüzünden İzmir'in işgali kolayca sağlanınca derneğin çalışmaları etkili olamadı.


    4. Kilikyalılar Derneği
    21 aralık 1918'de İstanbul'da kuruldu. Mondros Atreşkesi sonrası, Yıldırım Orduları'nın dağıtılması üzerine, Ordu komutanlığında kalan Ali Fuat Paşa'nın girişimi ile Dernekler Kanunu'na uygun olarak kuruldu. Nizamnamesi'nin birinci maddesinde "Madde-l Kilikya namı kadimi altına bulunan Adana ve mülhakatı (bağlı yerler) ile İçel ve Maraş Sancakları'nda ve buralara komşu olan Ayıntap Sancağı ile Antakya, İskenderun, Beylan ve Reyhaniye kazalarında nüfusu umumiyenin yüzde doksanı aşan bir ekseriyet teşkil eden Türkleri temsil etmek ve bu mahallerin efkar ve amali ekseriyete uygun olarak kemekan Devleti Osmaniye'ye bağlılıklarını kuvvetlendirmek için iç ve dış lazım gelen teşebbüsat ve neşriyat ve mesaide bulunmak üzere Dersaadette (İstanbul) "Kilikyalılar Cemiyeti namıyla bir cemiyet teşkil ediimişti." şeklinde geniş bir amaç belirtmesine rağmen etkili olamadı.


    5- Vilayet-i Şarkiye (Doğu Anadolu) Müdafaa-i Hukuk Derneği
    Doğu Anadolu'da bir Ermenistan Devleti kurulmak istendiği Mondros Ateşkesi hükümlerinden ve özellikle Paris Barış Konferansı ile Batılı ülkelerin basınlarında yayınlanan haberlerinden anlaşılıyordu. Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın bu haberler karşısında teslimiyetçi bir politika izleyerek, Saltanat-Hilafet'in Mekke ve Medine'de manevi varlığını sürdürmesi pahasına, öz Türk olan Erzurum ve çevresini feda etmek politikasına karşı, illerinin bütün Müslüman halkının haklarını savunmak için, merkezi İstanbul'da kurulan bu derneğin başında Süleyman Nafiz Bey vardı. Savaşın sona ermesi üzerine terhis olan Cevad (Dursunoğlu) Bey, memleketi Erzurum'da öğretmenlik yapmak için Maarif Vekaleti'ne (Milli Eğitim Bakanlığı) başvurduğunda "Erzurum'un mukadderatı, yani hudutlarımızın içinde kalıp kalmayacağı henüz belli olmadığından, orada bir Dar'ül-muallimin açmaya lüzum kalmamıştır." yanıtını almıştı. Dernek merkezinden, Erzurum'da Şube açma yetkisi alan Cevat Bey Erzurum'a gelerek, bir şube açtı. 10 Mart 1919'da kurulan "Erzurum Müdafaa-i Hukuk Şubesi"hızla örgütlenmeye, çevre illerle özellikle Trabzon ile ilişki kurarak Doğu Anadolu'nun Ermenistan'a verilmesini engellemek için çalışmaya başladı. Bir süre sonra İstanbul merkezine bağlılıktan kurtulan Dernek, Mustafa Kemal Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Rauf Bey gibi Ulusal Mücadele liderlerini de bünyesine almak ve Erzurum Kongresi'ni toplamakla en önemli dernek oldu. Ermenilere karşı mücadeleyi amaç edinen dernek,

    1. Asla göç etmemek

    2. Derhal bilim, iktisat ve din alanında teşkilat yapmak

    3. Doğu_illerinin saldırıya uğrayacak herhengi bir bucağının savunmasında birleşmek kararlarını alarak uygulamaya koydu.

    Doğu illerinde Türkler'in Ermenilere sayıca üstün olduğu kadar tarih, kültür ve uygarlık eserleriyle de üstün olduğunu göstermek için propagandaya girişti. "Albayrak" Gazetesi derneğin yayın organı haline geldi. Sivas Kongresi kararıyla da "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği" nin bir şubesi oldu.


    6. Trabzon Muhafaza-i Hukuk Milliye Derneği
    Trabzon ve Samsun'u içine alan Karadeniz kıyılarında bir Rum Pontus Devleti kurmak için çalışan Rumların, çabalarının İtilaf Devletleri tarafından desteklenmesi ve yöredeki Amerikan Kolejleri'nin de bu çalışmalara araç haline gelmesi üzerine Trabzon ve çevresinin hukukunu korumak üzere 12 Şubat 1919 tarihinde kurulan dernek içinde çoğunluk ve etkinlik İttihat ve Terakki'nin eski üyelerinin elindeydi. Yerel bir amaçla kurulmasına rağmen, etkili oldu. Pontus çeterinin çevrede silahlı saldırılarına karşı Türkler de silah kullanarak karşı koyunca olaylar genişledi. Dernek 22 Şubat ve 22 Mayıs 1919 tarihlerinde iki kongre topladı. İstanbul Hükümeti'ne bağlılığını bildiren dernek, 7 Haziran 1919'da Padişah'a çektiği telgrafla, Fatihlere ve Kanunilere yakışır hareket etmesini istedi. Örgütünü çevre kazalara da yaydı. Erzurum Kongresi'nin toplanmasında çok etkili rol oynamış olan dernek, daha sonra Kongre sırasında Ömer Fevzi isimli üyesinin, kongrenin Padişahın izni olmaksızın toplandığı yolundaki iddiaları ve Servet ve İzzet Beyler'in zorluk çıkarması nedeniyle Mustafa Kemal Paşa'ya karşı sorun yarattı. Özellikle derneğe egemen olan eski İttihatçılar'ın M. Kemal Paşa'nın yerine, Rusya'da bulunan Enver Paşa'yı getirmek için çalışmaları Sakarya Savaşı sonuna kadar endişe kaynağı oldu. Kayıkçılar kahyası Yahya tarafından Mustafa Suphi'nin öldürülüşü ayrı bir sorun oldu. Diğer yandan derneğin Trabzon Limanı'na giren ve çıkan mallardan kendi başına vergi alması ve bu paraların yolsuzluk konusu olduğu suçlamaları üzerine T.B.M.M. dernek hakkında soruşturma açtırdı. Soruşturma ile ilgili olaylar ve derneğin savunucusu Trabzon Mebusu olan Ali Şükrü Bey'in Topal Osman tarafından öldürülüşü ve Topal Osman'ın da Hükümet kuvvetlerince öldürülmesi olayların sürmesine sebep olduğu için Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti (Madüfaa-i Hukuk) nin sorunları Cumhuriyet'in İlanı'ndan sonra da bir süre daha devam etti.
     

Sayfayı Paylaş