1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Muhibbi Kimdir?

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 19 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    [​IMG]
    Muhibbi


    MuhibbiAsıl adı Süleyman olup Osmanlı Devleti’nin onuncu hükümdarıdır.
    Babası Yavuz Sultan Selim’in altı kızından başka tek oğlu olup, annesi Hafsa Sultan’dır. Yavuz’un Trabzon valiliği sırasında dünyaya gelmiş ve ilk eğitimini Trabzon’da görmüştür. Henüz on beş yaşında iken önce Karahisar sancak beyi, amcası Ahmed’in itirazı üzerine de Bolu sancak beyi olarak atanmıştır.

    1509′da bir aralık Kefe’ye nakledildikten sonra İstanbul’da kaymakamlık vazifesiyle kal*mış ve ardından 1513′te Saruhan sancakbeyliğine getirilmiştir. Babasının ölümü üzerine 26 yaşında bulunduğu 17 Şevval 926/30 Eylül 1520 tarihinde tahta geç*ti. Belgrat, Rodos, Mohaç, Viyana, Alaman, Irakeyn, Pulya, Karaboğdan, Istabur, Estergon, İran, Nahcivan ve nihayet Sigetvar olmak üzere bizzat on üç sefere ku*mandanlık eden Kanunî, seferde ölen dördüncü Osmanlı padişahıdır.

    Sokollu tarafından ordudan ve hatta hazı önde gelen devlet adamlarından dahi başarıyla gizlenmiştir. O sırada Kütahya valisi olan oğlu Şehzade Selim’in yaklaşık yirmi gün sonra Sigetvar’a gelişi kadar, cesedi tahnit edilerek iç organları Otağ-ı Hümâyûn’da bir yere defne*dilmiş, cesedi ise gizlice yaptırılan ve otağa sokulan bir tabut içinde tahtın altına gömülmüştür. Daha sonra İstanbul’a getirilen naşı, kendi inşa ettirdiği Süleyma-njye Camii avlusuna defnedilmiştir.

    Yuvarlak çehreli, ela gözlü, kaşlarının arası açık, doğan burunlu, seyrek diş*li uzun boylu olarak tarif edilen padişahın söz ve hareketleri son derece ölçülü ve nazik olarak nitelendirilmektedir. Ebussuud Efendi’ye kendi el yazısıyla yaz*dığı mektubundaki “Halde haldaşuın, sinde sindaşıım, âhiret karıııdaşuın. tarîk-i Hak’da yoldaşımı Molla Ebû Sıı’ûd Hazretleri’ne dii’â-i bî-had iblâğından son*ra- Nediir hâliiniiz ve nicediir müzâc-i lâzınıü’l-iıntizâcuiiuz?’” ifadesi, hakkın*daki bu görüşün doğruluğuna delil oluşturmaktadır. Bilginler, hekimler ve şair*lerle bulunup sohbet etmekten ve şiirlerine nazire yazılmasından hoşlanılmış.

    Muhibbi II. Murad’la başlayan şair Osmanlı padişahlarının beşincisidir. Büyük dedesi Fâtih, dedesi II. Bayezid ve babası Yavuz gibi o da şiir sanatıyla yakından ilgilenmiş ve Osmanlı edebiyatının çoğu gazel olmak üzere 3000 civa*rında şiiriyle en hacimli dîvanlarından birini vermiştir. İlk devirlerinde yazmış olması muhtemel bazı gazellerinde görülen aksaklıklara karşılık, eserlerinin önemli bir kısmı son derece ustaca söylenmiş şiirlerden oluşur.

    Muhibbî‘nin dev*let meselelerinin ağır yükü ve yorucu seferlerle geçen bir ömür içerisinde, eski*lerin sürekli yazıp söyleyen anlamında “pür-gû” diye nitelendirdikleri türden bir şair olmasına karşılık, eserlerinde hiçbir zaman bu tipteki sanatkârların düştükle*ri özensizliğe düşmediği görülmektedir. Gazelleri inceden inceye işlenmiş hayâl*ler ve söz oyunlarıyla doludur. Sade yazmaktan ve zaman zaman ustaca kaleme alınmış kahramanlık şiirleri nazmetmekten hoşlanan bir şairdir.

    Kânûnî, eğer ci*han hakimi sultanlardan biri olmasaydı bile şair olarak edebiyat tarihimizde yer alması gereken şahsiyetlerden biri olurdu. Arapça, Farsça ve Türkçe şiirleri olup Çağatayca da biliyordu. Farsça Dîvân’ı Coşkun Ak tarafından tercümesiyle birlikte yayınlanmıştır Muhibbî’nin Farsça Divan’ı Coşkun Ak tarafından neşredilmiştir.

    Kanûnî hakkında bilgi veren kaynaklar onun hem Farsça hem de Türkçe şiirlerini övmüşlerdir. Nitekim Ahdî, “Türkî dilinde eş’âr-ı bî-nihâyesi lıûb ve zebân-ı risîde güftâr-ı bî-gâyesi mergûbdur” diyerek şiirlerinin güzel olduğunu ve beğenildiğini ifade ederken, Lâtîfî ise Farsça ve Türkçe güzel gazelleri ile nazik şi*şeri olduğunu söylemiştir. Oğullarından Şehzade Mustafa, Bayezid ve Selim de kendisi ve dedeleri gibi şair olarak yetişmişlerdir.


    [​IMG]
    Dilber Hub Açılmış


    Dedim: Dilber hub açılmış
    Dedi: Güldür yanağımda
    Dedim: Anber mi saçılmış
    Dedi: Terdir dudağımda

    Dedim: Yüze çekme perde
    Dedi: Uğramışım derde
    Dedim: Ab-ı kevser nerde
    Dedi: Damlar dudağımda

    Dedim: Muhibbi yem bilür
    Dedi: Halvet kılsak n'olur
    Dedim: Korkam uykum gelür
    Dedi: Baş koy kucağıma


    [​IMG]
    Dinleyin Ehbablar Tarif Edeyim


    Dinleyin ehbablar tarif edeyim
    Yetmiş iki dertten baştır bu sevda
    Yandırır odlara pervane gibi
    Daim sönmez bir ateştir bu sevda

    Felek hisar çekmiş yolum açılmaz
    Bir bülbülüm gonce gülüm açılmaz
    Felek kırdı kanat kolum açılmaz
    Yazı gelmez yaman kıştır bu sevda

    Muhibbi'nin elif kaddin dal eyler
    Ağlatuben gözyaşını sel eyler
    Hicran haddesinden çeker tel eyler
    El sanır ki bir cümbüştür bu sevda


    [​IMG]
    Pencereden Melul Melul

    Pencereden melül melül
    Bakan dilber kiminsin sen
    Yarin koyup yad illere
    Akan dilber kiminsin sen

    İnci dizilmiş dişine
    Kalem çekilmiş kaşına
    Aşıkı aşk ataşına
    Yakan dilber kiminsin sen

    Muhibbi'yim ettin Mecnun
    Leyla cemaline meftun
    Ziynet için kızıl altun
    Takan dilber kiminsin sen​


    [​IMG]

    Dostum; ben gönlümü senden yana yolladım..

    onun bir daha benden yana gelmesi mümkün değil..

    ey yay kaşlı, okun ne zaman göğsümden yana doğrulsa,

    o okun ucundaki demirden yana göğsümü germezsem,erkek değilim..

    ey dost gönlümü aldın..

    şimdi maksadın cânım ise,ben cânımı ve bâşımı çoktan koydum bu yolun üstüne..
     

Sayfayı Paylaş