1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Münafiklik Küresel Bir Fitnedir

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve atessbeyy tarafından 19 Ocak 2016 başlatılmıştır.

  1. atessbeyy

    atessbeyy Üye

    Katılım:
    18 Ocak 2016
    Mesajlar:
    12
    Beğenileri:
    41
    Ödül Puanları:
    230
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    Kamu-Emekli
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    181 ÇTL
    Dini Analiz:

    Yüce Allah (c.c.), insanlar arasında adaleti, güveni, barışı, hoşgörüyü, samimiyeti, yardımlaşmayı, hak ve hukuku sağlamak için Hz. Muhammed’i (s.a.v.), bir elçi ve bir uygulayıcı olarak göndermiştir. O Kutlu Elçi, Yüce Allah’ın (c.c.), tüm emirlerini ve yasaklarını ümmetine ayrıntılarıyla anlatmış; hayat çizgisini İslam’ın hayat çizgisine göre biçimlendirmiş ve ümmetinin de bu şekilde yaşamasını sağlamıştır. Kutlu Elçi’nin vefatından sonra (634) halifeler dönemi başlamış; halifeler de Kutlu Elçi’nin izinden yürüyerek İslam’ın yayılmasına hizmet etmişlerdir. Müslümanlar arasında zuhur eden fitneye savaş açarak Müslümanlar arasındaki dengenin alt-üst olmasına izin vermemişlerdir. Bu nedenle diyebiliriz ki; Müslümanları bekleyen en büyük tehlikelerin başında bir çeşit fitne olan münafıklık gelmektedir. Münafıklık öyle bir hastalıktır ki, Müslümanların kalbine sinsice yerleşir ve Müslümanların ahiret yurdunu cehenneme çevirir.

    İslam’a göre münafıklığın üç alameti vardır:

    a-) Münafık kişi yalan söyler,

    b-) Münafık kişi sözünde durmaz,

    c-) Münafık kişi emanete ihanet eder.

    Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, münafıklarla ilgili şu açıklamaları yapmıştır: “Münafık erkeklerle münafık kadınlar birbirinin aynıdırlar. Kötülüğü emredip, iyiliği yasaklarlar. Ellerini sıkı tutar, mallarını hayır yollarında harcamazlar. Onlar Allah’ı unuttular, Allah’ta onları unuttu. Şüphesiz ki münafıklar, kâfirlerin ta kendileridir.” (Tevbe: 67)

    Bir başka ayet-i kerimede şu açıklamalar yapılmıştır: “Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar, sanki elbise giydirilmiş kütüklerdir. Her çığlığı kendileri için sanırlar. Onlar düşmandır. Onlardan sakının.” (Münafikun: 4.)

    Başka bir ayet-i kerimede şu açıklamalar yapılmıştır: “Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın. Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’a sarılanlar ve Allah için dinlerine samimi olarak bağlananlar müstesna. İşte bunlar müminlerle beraberdirler. Allah, müminlere büyük bir mükâfat verecektir.” (Nisa: 145-146)

    Peygamber Efendimiz de (s.a.v.), münafıklardan çekindiğini şu sözleriyle açıklamıştır: “Ümmetim için en çok çekindiğim husus şudur: Ağzı laf yapmasını bilen, bilgili münafıklardır.”

    Münafıkların projesi, İslam ülkelerini kuşatmıştır:

    Münafıklar, amaçlarına ulaşmak için düzgün giyinirler, güzel konuşurlar ve insanlara çeşitli vaatlerde bulunurlar. Yapamayacağı işler için yemin dahi ederler. Sözlerine besmeleyle başlayıp, samimi Müslüman olduklarına insanları inandırmaya çalışırlar. Özellikle bu sözler, Hıristiyan-Haçlı dünyasına hizmet etmeyi gaye edinmiş sözde Müslüman yöneticiler tarafından özenle seçilip söylenmektedir. Hatırlatmakta fayda vardır ki; Hıristiyan dünyası, Hıristiyanlığı bir dünya dini haline getirmek için hedef seçtikleri ülkelerden çeşitli vaatlerle çekip, yanlarına aldıkları taşeron yöneticileri kullanırlar. Bu tür taşeron yöneticiler, dini söylemleri ve simgeleri kullanarak Müslümanları aldatırlar. Haçlı dünyası, Hıristiyanlığı bir dünya dini haline getirmek için taşeron yöneticilerine sermaye aktarımı yaparlar. Böylece taşeron yöneticiler kendilerine sunulan basın, medya, gazete, dergi, aydın, yazar ve çizerleri kullanarak iktidar koltuğuna otururlar. İslam dünyasına baktığımızda; Körfez ülkelerinin ve Suudilerin Batı ile her konuda ittifak halinde olduğunu görürüz. Bu şer ittifakı Suriye’nin, Irak’ın, İran’ın, Libya’nın, Afganistan ve Pakistan’ın yıkılmasına hizmet etmektedir. Unutmayalım ki, Batı’nın şer ittifakı Türkiye’yi de kuşatmıştır: Bir Vatikan-Batı projesi olan Dinlerarası Diyalog çalışmaları, kendilerini Müslüman gibi gösteren yöneticiler tarafından övülerek Müslüman Türk insanına takdim edilmektedir. Oysa bu proje, Müslüman Türklerin ve diğer ülkelerde yaşayan Müslümanların Hıristiyanlaşmasına hizmet etmektedir. Bu projenin kuru bir iddia olmadığını anlamak için Papa 2. Paul’un açıklamalarına bakmamız yeterlidir: “Dinlerarası diyalog, bütün insanları kiliselerde toplamayı amaçlayan misyonunun bir parçasıdır. Bu misyon aslında Mesihi ve İncil’i bilmeyenler ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir. Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya’yı Hıristiyanlaştıralım” demiştir. Bir başka bilgi daha ekleyelim: Vatikan Konsül Sekreteri Pietro Rossanoz şöyle demiştir: “Bütün insanlar Hz. İsa’ya döndürülmelidir. Bütün insanlar vaftiz olarak kiliselerde birleşmeli ve onun vücudu olan kiliseye girmelidir. Yollar, usuller, metotlar değişir ama hedefler hiç değişmez. Amacımız; bütün insanları Hıristiyan dinine sokmaktır.” Bu projeyi tüm dinlerin kardeşliği olarak gösteren yerli işbirlikçiler, dinlerin kardeşliği ile dünyaya huzurun, barışın ve adaletin geleceğini söylüyorlar. Böylece münafıklığın alametlerinden biri olan yalanı küresel bir projeye dönüştürüyorlar. Bu konuda Yüce Allah (.c.c.) Müslümanlara ve Müslüman yöneticilere ayetleriyle şu mesajı veriyor: “Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar birbirinin dostlarıdırlar. Ve sizden kim onları dost edinirse artık o mutlaka onlardandır. Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.” (Maide: 51)

    Hz. İsa’nın (a.s.) havarisi olduğunu iddia eden Matta, Luka, Markos ve Yuhanna isimli din adamları, kendi yorumlarını ve akıllarında kalan ayetleri ekleyerek kendi isimleriyle anılan dört İncil kitabı yazmışlardır. Yazdıkları kitapları da Hıristiyan dünyasına orijinal İncil diye anlatmışlardır. İstanbul, İznik ve Vatikan konsüllerinde toplanan pek çok Hıristiyan din adamı, bu dört İncil dışında kalan onlarca İncil’i yakarak yok etmişlerdir. Şu anda insan yazması olan İnciller kiliselerin, din adamlarının ve emperyalist ülkelerin amacına hizmet etmektedir. Hıristiyan din adamları, kendi kutsal kitaplarını değiştirerek emanetlerine ihanet etmişlerdir. Yahudi din adamları da, Tevrat’ı değiştirerek Tora ve Talmud adında iki din kitabı yazarak Yahudileri aldatmışlardır. Böylece Yahudi din adamları da, tıpkı Hıristiyan din adamları gibi emanetlerine ihanet ederek münafıklığı bir dünya projesi haline getirmişlerdir: ‘Arz-ı Mevut’, Tevrat kaynaklı bir Yahudi projesidir. Amacı; Siyonizm’i ve masonluğu devreye sokarak bir Yahudi imparatorluğu kurmak ve Müslümanları köleleştirmektir.

    Yüce Allah (c.c.) değiştirilen din kitaplarıyla ilgili şu ayetleri indirmiştir: “Gerçekten onlardan (ehli kitaptan) bir fırka vardır ki, kitapta olmadığı halde onu kitaptan sanasınız diye, kitabı okurken (doğru kelimeyi değiştirerek) dillerini eğip bükerler. Ve Allah tarafından olmadığı halde ‘bu Allah katındandır’ derler. Bu surette onlar, Allah’a karsı bile bile yalan söylerler.” (Al-i İmran: 78)

    Bir başka ayet-i kerimede de şöyle buyurmuştur: “Ey müminler! Onlardan bir fırka var ki, Allah’ın kelamını işitirler, sonra onu anlamalarının ardından bile bile tahrif ederlerdi.” (Bakara: 75)

    Yüce Allah (c.c.) değiştirilmiş din kitaplarına iman etmenin sapkınlık olduğunu Kur’an-ı Kerim’de şu ayetlerle açıklamıştır:

    "Şüphesiz, Allah katında tek din, İslâm'dır." (Âl-i İmran: 19)

    "Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır."(Âl-i İmran: 85)

    "(Resulüm!) O, sana kitabı hak ve önceki kitapların (asıllarını) tasdik edici olarak tedricen indirmiş; daha önce de insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ve İncil'i ve Furkan'ı indirmiştir."(Âl-i İmran: 3)

    "Şüphesiz ki, bu Kur'an, en doğru yola iletir."(el-İsra: 9)

    Ayetler ve hadisler ışığında gördüğümüz üzere münafıklık, Allah ve Resulü tarafından şiddetle men edilmiştir. Bu durumda Müslümanlara mühim görevler düştüğü de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Öyleyse Müslümanlar, öncelikle kendilerini bu hastalıktan koruyarak vazifelerini yerine getirmelidir. Vazifeler tam olarak yerine getirildiğinde toplumda huzur, barış, adalet, güven ve samimiyet kendiliğinden tecelli edecektir. Müslümanların ikinci görevi; ülkeyi yönetenlere dikkat etmesidir. Müslümanlar, yalan söyleyen, iftira atan, kamu hazinesine el uzatan, devlet imkânlarını siyasi ikballeri uğruna heba eden ve verdiği sözlerde durmayan gösteriş meraklısı yöneticilere itibar etmemelidir ve bu konuda etrafındaki Müslüman kardeşlerini uyarmalıdır. Bu davranış, İslam’ın da bir emridir. Çünkü İslam’da herhangi bir kötülüğe karşı bir Müslüman diğer Müslümanı o kötülüğe karşı veya kötü alışkanlığa karşı uyarmakla mükelleftir. Asr-ı Saadet döneminden bir örnek vererek konumuzu noktalayalım: Hz. Ömer (r.a.) halife seçildiğinde, müminleri etrafında toplayıp şöyle demiştir; “Ben yanlış bir iş yapsam, siz ne yaparsınız?” Etrafındaki müminler şöyle cevap vermiştir; “Ya Ömer! Vallahi seni kılıçlarımızla düzeltiriz.” Ve Hz. Ömer (r.a.) aldığı bu cevaba çok sevinmiştir. Buraya kadar verdiğimiz bilgiler ışığında; “dürüstlük pahalı bir mülktür; ucuz insanlarda bulunmaz.” Diyorum.

    06.01.20157
     
    dderya ve bivatandaş bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş