1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Mustafa Kemal çaresizliği Nasil Yener?

Konusu 'Devrimleri, İlkeleri' forumundadır ve wien06 tarafından 23 Aralık 2007 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    MUSTAFA KEMAL

    ÇARESİZLİĞİ NASIL YENER

    "Aralıksız damlayan su, taşı deler"
    Lucretius (MÖ 55, Romalı şair)

    Bilinen bir deyişle "ona ordu yok" dediler, "kurulur" dedi, "ona para yok dediler bulunur dedi, düşman çok dediler yenilir dedi." Ve "Sonunda tüm dedikleri oldu."

    Şirketinde yöneticileri ona "Organizasyonumuz yok" dediklerinde "kurulur" diyecektir "nakit yok" dediklerinde "bulunur" diyecekti, rakip çok dediklerinde "yenilir" diyecektir.

    "Gençliğe hitabesinde niçin "vazifeye atılmak için içinde bulunduğun şartların imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin" dediğini sanırım daha iyi anladınız." (Sekman, s: 133)

    Mustafa Kemal Çaresizliği nasıl yendi?

    "Zafer, zafer değildir, yenilen düşman yenilgiyi kabul etmedikçe", demiş Claudianus yüzyıllar önce. Mustafa Kemal'de karşısına çıkan her engeli bir engel olarak değil, çok önceden belirlediği büyük hedeflerine ulaşmak için bir araç olarak görmüştür. Her olumsuz sonucu da bir yenilgi olarak değil, sadece bir sonuç olarak görmektedir.

    Mustafa Kemal hayata başladığında tamamen çaresizliklerle dolu bir ortam hüküm sürmekteydi. Dr. Vamık Volkan'a göre Mustafa Kemal, bir ölüler evinde doğmuştu. Onu hem daha önce ölen çocuklarının yerini alan bir bebek, hem de yeni bir umut olarak gören kederli bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Doğmuş olduğu psikolojik ortam onun daha küçükken "Görkemli Benlik" geliştirmesine neden olmuştu. Yetiştiği evdeki kurtarıcı çocuk rolü, Mustafa Kemal'in kendi kendisine yeterlilik ve diğer insanlara gereksinim duymadan yaşabilme gücünü vermişti.

    Hayata kederli bir anne ve kederli bir ulus ile başlamıştı Mustafa Kemal. Çok büyük bir adam olmayı çok küçükken kafasına koymuştu.

    Ancak, Mustafa Kemal HAT'tını çok iyi tayin ederek çaresizliklerle başa çıkmıştı.

    Hazırlık
    Aksiyon
    Takip

    Hazırlık

    Mustafa Kemal her fırsattan ve her şarttan yararlanarak kendisini karşısına çıkacak engellere hazırlamıştı. Dolayısı ile Kendisini Yönetici olarak hazırlamış olurdu.

    Gerçek bir kurtuluşun birinci koşulu; hiç kuşkusuz, insanın kendisine inanmasıdır. "The techniques of Leadership" kitabının yazarı Fredrick Dyer diyor ki: "İnsanlar aradıkları şey olurlar."

    Başlangıçta Mustafa Kemal'in ilk şansı; eski metotla çalışan bir mahalle okuluna gitmektense zamanına göre oldukça modern kabul edilebilecek, ezber yerine aktif çalışma yöntemlerini uygulayan Şemsi Efendi okuluna gitmesiydi. Şemsi Efendi hem okulun kız bölümünü açmış hem de başarılan dolayı 1873 yılında Selanik'te Valiliğe başlayan Mithat Paşa'dan Padişah Nişanı almıştı. Belki de hayatında şansla başardığı iki şeyden biri buydu.

    Bu şansı iyi değerlendiren Mustafa Kemal, ilkokuldan sonra, annesinin kaşı koymasına bakmaksızın kendi girişkenliği ile subay olmaya karar veriyordu. Kendi cüret etmesiyle kendi kaderine yön veriyordu. Bilinçli bir şekilde hazırlık başlamıştı.

    Mustafa Kemal'in bütün askeri eğitimi boyunca yabancı dil, dans, şiir, güzel konuşma gibi konularla ilgilendiğini ve kendisini yetiştirdiğini görüyoruz. Arkadaşları tarafından yazılan kitaplarda; zamanın tüm danslarını çok iyi bildiği yazılır. Çok iyi vals yapan bir asker!

    Arkadaşları ile sürekli ve saat tutarak belli konularda fikir münakaşası yaptığı, o dönemdeki arkadaşları tarafından anlatılır.

    Sonra Manastır İdadisi'nde okumaya başlayan Mustafa Kemal'in ilk devrimci düşünceleri ve aksiyonları oluşmaya başladı. Tevfik Fikret ve Namık Kemal gibi şairlerin şiirleri ile düşünce yaşamı şekillenmektedir. Bu okuldayken Fransızcasını ilerletmek için 3 ay Frerler Okulunun özel sınıfına gider. Kendisinin bu çabasının asıl nedeni iyi bir kurmay subayın mutlaka lisan bilmesi gerekliliğidir. İşte buna hazırlanıyordu.

    Mustafa Kemal, Suriye'ye sürgün edildikten sonra Şam'da yaşarken gerçekleşen bir olayı arkadaşı Kılıç Ali şöyle anlatıyor;

    "...kendilerinden habersiz olarak bazı kıtaların Havran Havalisine hareket etmek üzere olduklarını anlayınca her ikisi de hayretler içinde kalmışlardı. Buna bir mana verememişlerdi. Bu durum karşısında Mustafa Kemal fena halde sinirlenmiş. Kendilerine karşı lakaydi gösteren kıtaların kumandanına yaptığı şikayetten bir sonuç alamayınca doğrudan doğruya ordu komutanına şikayete karar vermiş. Fakat bu seferde ordu komutanından beklediği hassasiyeti görememiş. Bunun üzerine işi enerjisi ile halletmeye karar vererek harekete geçmiş ve arkadaşı Lütfü Müfit Bey'e de kendisini takip etmesini tavsiye etmiş. Kumandanların istihfaf ve istememelerine rağmen onlarda bu harekata iştirak etmişler. Meğer süvari kıtasının aldığı vazife aynı zamanda 10 senelik verginin tahsiliymiş. Mustafa Kemal, bu vergi tahsilatı esnasında köylülerin çektiği zahmeti, uğradıkları mezalimi ve o sırada yapılan suiistimalleri nefretle, hırsla anlatırlar ve kıtanın aldığı vazifeyi "haydutluk" olarak tavsif buyururlardı. Bir gün alay zabitlerinden biri Lütfü Müfit Bey'e da yapılan yolsuzluklara göz yumması için altın para teklif etmiş. Müfit Bey'de bu teklifi reddetmekle beraber Mustafa Kemal Bey'i de haberdar etmiş".

    İşte bu öykünün bu noktasında Mustafa Kemal'in geleceğe ilişkin beklentilerini bütün açıklığı ile ortaya koyuyor ve diyor ki;

    "Müfit sen bugünün adamı mı olmak istiyorsun, yoksa yarının mı?" Müfit Bey derhal, "Elbette yarının adamı olmak istiyorum" demiş. Bu öyküden açıkça anlaşılıyor ki, Mustafa Kemal'in kafası gelecek düşüncesi ile doldur. Bir rüşvet olayın bile namustan önce, geleceğe hazırlık bilinci ile ele alıyordu.

    Hazırlık yapmaya o derece odaklanmıştı ki, Selanik'teki Olimpos birahanesinde gelecekteki tüm bakanlık ve diğer önemli üst görevleri arkadaşlarına nasıl dağıtacağını anlatıyor ve herkes ona alaylı bir şekilde kendisinin o zamanlarda ne yapacağını sorduklarında, Mustafa Kemal kendilerine şöyle yanıt veriyordu; "Bu memuriyetleri, bu kişilere veren ne olursa işte ben o olacağım."

    Çetin Altan'ın her zaman söylediği gibi Türk Hamasi edebiyatı yapanlar bunu geleceği görme başarısı diye göklere çıkarırken biz bu durumu şöyle yorumlamaktayız. Hazırlık yapmalısınız. Nasıl?

    Önce geleceği kafanızda kurmanız gerek.
    Sonra bunu yapacak gücün kendinizde var olduğuna inanmanız gerek.
    Ondan sonrada kararlılıkla harekete geçmeniz gerek. Mustafa Kemal gibi.

    Çanakkale Savaşındaki büyük başarısının temellerini aslında savaştan iki sene önce atmıştı. 1913 yılında Bulgarlarla yapılan savaş için özel olarak hazırlanan Kuva yi Mürettebe Harekat Şubesi Müdürlüğüne atanır. Aynı birliğin Kurmay Başkanın da yakın arkadaşı Fethi Beydir. İşte bu görev sırasında Mustafa Kemal, Gelibolu'nun savunmasını ayrıntılı bir biçimde inceleme ve bu konuda bir rapor hazırlama fırsatı bulmuştur. Rapor tarihi: 18 Şubat 1913. Anafartalar kahramanı 2 sene önceden hazırlık yapabilmişti. Başarısının temelini bu şekilde atmıştır.

    Kendisini hem fiziksel olarak, hem ruhsal olarak hazırlamıştı. Daha çocukken Selanik'te birdir bire benzeyen bir oynarlarken (Mançık), oyun gereği bir kişi eğiliyor, diğerleri de onun üzerinden atlıyordu. Mustafa Kemal bu oyuna katılmazdı. Bir gün arkadaşları yaka paça onu da oyuna zorla katmış. O da sırayla herkesin üzerinden atlamış ancak kendisinin eğilme sırası geldiğinde eğilmemiş. Herkes ona eğil diye bağırken, Mustafa Kemal, "Ben eğilmem, böyle atlarsanız atlayın" diyordu. Kendisini eğilmemeye, hiç bir zorluğun karşısında eğilmemeye bilinçsizce programlıyordu. Bu sayede, Enver Paşa'nın da, Padişahın karşısında da, İngiliz'in karşısında da, parasızlığı karşısında da eğilmedi.

    "İhtiraslar, geminin yelkenlerini şişiren rüzgardır:
    Bazen gemiyi batırdığı olur, ama onsuz gemi, yerinden kımıldayamaz."
    Voltaire

    Aksiyon

    Mustafa Kemal için en çok söylen sözlerden biri de "Aksiyon adamı" olduğudur. Karşısındaki engelleri geçmek için uzun ve ciddi bir hazırlık yapar ancak aksiyona yani uygulamaya ve hayata geçirmeye de çok önem verirdi.

    Mustafa Kemal gerektiğinde adeta yemez içmez ve uyumazdı. Sonuca ulaşana kadar. Hiç uyumadan üç gün geçirdiği defalarca gözlenmiştir. Eline aldığı H.G.Wells'in tarih (Tarihin Ana Hatları) kitabını iki gün iki gecede hiç uyumadan okumuştur.

    Mustafa Kemal'in şu sözü okuduğuna, inandığına ve uyguladığına eminim:

    "Yapabileceğiniz ya da yapabileceğinizi düşlediğiniz şey neyse, cesaretle aksiyona geçin. Cesaret; deha, güç ve sihir içerir."
    Goethe

    Kaçmak yerine veya hareketsiz kalıp bir şeylerin olmasını beklemek yerine aksiyona geçmek her şeyi çözmenin başlangıcıydı. Çanakkale savışında olan şu olay bunun en güzel örneği idi. Kendisi anlatıyor;

    "Alay ve batarya kumandanlarına efradı tamamen toplayıp küçük bir istirahat vermelerini söyledim. Denizden mestur olarak on dakika dinlenecekler, sonra beni takip edeceklerdi. Ben de burada bir Aptalgeçidi vardır, o Aptalgeçidi'nden Conkbayırı'na gidecektim. .......evvela atlı olarak yürümeye başladık. Fakat arazı uygun değildi. Hayvanları bıraktık ve yaya olarak Conkbayırı'na vardık. Şimdi burada karşılaştığımız sahne en enteresan bir sahnedir. Ve vaka'nın en önemli anı bence budur. Bu esnada Conkbayırı'nın batısındaki 261 rakımlı tepeden ......bir müfreze efradının Conkbayırı'na doğru kaçmakta olduğunu gördüm..... Bizzat bu efradın önüne çıkarak:

    --"Neden kaçıyorsunuz? Dedim.

    --"Efendim, düşman" dediler.

    --"Nerede?" diye sorunca parmaklarıyla 261 rakımlı tepeyi gösterdiler. Filhakika düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeyi yaklaşmış ve ilerliyorlardı. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetlerimi dinlenmeye bırakmışım. Düşman da bu tepeye gelmiş. Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın. Düşman benim bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek fena bir vaziyette çaresiz kalacaklardır. Kaçan efrada;

    --"Düşmandan kaçılmaz" dedim.

    -- "Cephanemiz kalmadı" dediler.

    --"Cephaneniz yoksa süngünüz var" dedim.

    Bunlara bağırarak süngü taktırdım. Yere yatırdım. ..... bu efrat süngü takıp yere yatınca düşmanlarda yere yattı. İşte kazandığımız an bu andır."

    İşte en çaresiz bir anda bile bunu düzeltmek için yapacağınız en ufak bir aksiyon, çaresizliği yenmeniz için çok önemlidir.

    Latin Alfabesine geçişte de aynı yaklaşımdadır. Bir işi başarmak için hemen aksiyona geçmek. Türk Halkını Latin Alfabesine geçirmek için hazırlıklar tamamlandıktan sonra senelerce sürecek bir uygulama devresi önerirlerken kendisi derhal geçilmesini emretmiş ve 2 aylık bir sürede gazetelerin bile tamamının Latin Alfabesinde çıkmasını sağlamıştır. Sonuca götüren ve engelleri yıkan şey hemen aksiyona geçmekti.

    Mustafa Kemal, kararlılıkla Aksiyona geçmeyi, çaresizliği yenmek için en önemli parametre olarak görmekteydi.
    1 Kasım 1922'de tekrar toplanan Millet Meclisi'nde konuşan Atatürk, Vahdettin ve İstanbul Hükümeti'nin Kurtuluş Savaşı'nı baltalamak için yaptıklarından söz etti ve saltanat ile hilafetin birbirinden ayrılarak saltanatın kaldırılması gerektiğini belirtti. Fakat Meclis, önergeyi Anayasa, Adalet ve Dışişleri komisyonlarından oluşan bir karma komisyonda incelemeye karar verdi.
    Bu komisyonda kimi din adamı kökenli milletvekillerinin "saltanatsız, iktidarsız hilafet olamayacağını" savunmasının ardından komisyon çalışmalarını izleyen Atatürk, ünlü konuşmasını yaptı:
    "Bu bir oldubittidir. Söz konusu olan ulusa egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorusu değildir. Sorun, gerçekleşmiş bir olayı yasa ile saptamaktan başka bir şey değildir. Bu, ne olursa olsun yapılacaktır. Burada toplananlar, meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur. Yoksa yine gerçek, yöntemine göre saptanacaktır ama belki bir takım kafalar kesilecektir."
    Bu kararlı ifadeden sonra hızla yasa önerisini hazırlayan karma komisyon, teklifi meclise sundu. Teklif, aynı gün, Millet Meclisi'nde oy birliği ile kabul edildi.
    Çaresizliği yenmek için değişimi başlatacak aksiyona ihtiyaç vardır.
    Bir işletmede yöneticiden beklenen şey; şirket içinde değişimi başlatmak suretiyle değişime aracı olmasıdır.
    Mustafa Kemal'in kullandığı aksiyona geçme cesareti, hem karar vermek, hem de kararı uygulamak olarak iki şekilde ortaya çıkar. Mustafa Kemal'in bir çaresizlikle baş etme sanatı olarak kullandığı cesaretle aksiyona geçmek, en temelde bilinmeyene karşı hareket edebilme, karşı koyabilme ve harekete geçebilme cesaretidir. Çanakkale savaşı sırasında şöyle demiştir:

    "Muhaberede yağan mermi yağmuru, o yağmurdan ürkmeyenleri ürkenlerden daha az ıslatır."

    Ne olursa olsun aksiyona geçeceksin.

    Yine şöyle der:
    "Muhabere için düşmanı ordugâhımızda beklemek olmaz, onu uzaktan karşılamak güzeldir, ileri gitmek beklemekten iyidir."

    Öyle durumlar vardır ki, karar alma biçimi ve aksiyona geçme biçimi çok keskindir. Örneğin Sakarya Savaşı sırasında Başkomutanlık yetki yasası Mecliste uzatılmadığı zaman bakın nasıl bir yaklaşım sergiliyor;

    "Meclisi Alinin, Başkomutanlığın lüzumuna kani bulunduğuna şüphe olmamakla beraber, muhalefetin hiç bir esasa müstenit olmayan tezahüratı, Meclis kararını, şayanı arzu olmayan noktada tezahür etti. Bunun neticesi ne oldu, Efendiler biliyor musunuz? Başkumandanlık 2 gündür, muğlak ve muallak bulunuyor. Bu dakikada ordu kumandansızdır. Eğer ben orduya komuta etmekte devam ediyorsam, kanun dışı kumanda ediyorum. Mecliste tecelli eden reye göre derhal kumandadan keffiyedetmek isterim.......fakat gayrikabili telafi bir fenalığa meydan bırakmamak mecburiyeti karşısında bulundum. Düşman karşısında bulunan ordumuz, başsız bırakılamazdı. Binaenaleyh, bırakmadım, bırakamam ve bırakmayacağım."

    Bu tutum karşısında Meclis, yeni bir oylamaya gider ve 11 red, 15 çekimsere karşı, 177 oy ile, Mustafa Kemal'in Meclisin bütün yetkilerini kendinde toplanmasına olanak veren Başkumandanlık kanunu uzatılır.

    Goethe diyor ki;

    "Tüm inisiyatif ve yaratma eylemleriyle ilgili tek bir basit gerçek vardır. Kişi kendini gerçekten adadığı anda 'kader'de harekete geçmektedir."
    Takip

    Takip'ten kastımız, ulaşılması istenen amacı hiç bir zaman gözden kaçırmamak, ısrarcı ve kontrolcü olmaktır.

    Atay kitabında diyor ki; "Kendine has bir reisliği vardı. O zamanlar takrirlerin oya konmadan önce reis tarafından açıklama yapılması adetti. Mustafa Kemal'in açıklaması öyle olurdu ki, takririn kabulü mü, yoksa red mi edilmesini istediği anlaşılırdı. Bir defasında böyle takrirlerden biri oya sunuldu. Beklenenin aksi çıkınca, "Lütfe ellerinizi indiriniz, galiba iyi izah edemedim..." dedi ve yeniden red kararını istediğini hissettirerek izah etti. Büyük devrim başlangıcında hiç bir şeyi oluruna ve tesadüfe bırakmak niyetinde olmadığı belliydi."

    Mustafa Kemal hiç düş kırıklıkları yaşamadı mı? Elbette yaşadı. Gelibolu zaferinden sonra İstanbul'a geldiğinde büyük bir ilgi ve karşılama töreni bekliyordu ama hiçbir şey yapılmadı. Bu onun için düş kırıklığıydı. Sofya'da evlenmek istediği kızla (Miti) evlenemedi. Kızın anne ve babası bu evliliği uygun bulmadı. Bunu, davetli oldukları Osmanlı Elçiliğindeki bir baloya gelemeyerek gösterdiler. Bu da Mustafa Kemal için düş kırıklığıydı. Bu durum Mustafa Kemal'in özgüvenini derinden sarsmıştır. Bununla birlikte bu olay üzerine kara kara düşünüp yazıklanmaya pek zaman bulamadı. Birinci Dünya Savaşı onun İstanbul'a dönmesini gerektirdi.

    En büyük rakibi Enver, hem bir paşa hem de bir saray damadı iken Mustafa Kemal sadece bir yarbaydı. Yaşantısının bu aşamasında geleceğine ilişkin ümitlerini yitirmiş görünen Mustafa Kemal'in ordudan ayrılarak öğretmen olmayı ya da ticarete atılmayı düşünmeye başladığı söylenir. (s: 115, V.D.Volkan, 1980). Ancak bu planlarını gerçekleştirmedi. Umutsuzluğu onu yenemedi. O umutsuzluğu yendi ve aksiyona ve takibe devam etti.

    Enver, Mustafa Kemal'in İstanbul'daki varlığından rahatsızdı. Onu Rus cephesine tayin ettirdi. Mustafa Kemal, doğuya yolculuk ettiği sırada yolda 1 Nisan 1916 günü generalliğe terfi ettiği haberini alır. Otuz beş yaşındaydı. Terfisi yıllarca ertelenmişti. Enver İstanbul'da Mustafa Kemal için şöyle demişti :

    "General yapsak, Genel Kurmay Başkanlığı ister, Onu versek, padişahlık ister". Bu görüşler yıllar sonra Mustafa Kemal'e söylenince şöyle demiştir: "Enver'in bu kadar ileri görüşlü olduğunu bilmezdim". (s: 279, Aydemir 1969).

    Mustafa Kemal her zaman üst rütbeli subaylara çeşitli eleştirel mektuplar yazmaktaydı. Duruma karşı çıkmaktaydı. Osmanlının çökmekte olduğunu ve Birinci Dünya Savaşına girmemiz gerektiğini haykırmaktaydı. Bu tip mektuplar ancak Mustafa Kemal kişiliğine sahip kişiler tarafından cesaretle yazılabilirdi. Yukarıdakiler kendisi ile aynı görüşü paylaşmıyorlardı. Fikirleri dinlenmiyor ve uygulanmıyor diye Suriye'deki 7. Ordu Komutanlığını savaşın ortasında bıraktı. Bu olaydan dolayı kendisini Doğu cephesindeki 2. Ordu komutanlığına atadılar. Ama o bunu da reddetti.

    Bütün yolları denemiş olan Mustafa Kemal, İstanbul'a dönmeye karar verdi. Yeterince parası yoktu. Cemal Paşanın yardımıyla kendi atlarını sattırdı ve buradan elde ettiği parayla başkentte kendi kendini isyankar komutan olarak niteleyen bir komutan olarak döndü. Bu durumun kamuoyu tarafından bilinmesini istemeyen hükümet ona 3 aylık bir sağlık raporu vermiştir. Arabulucular Mustafa Kemal ile Enver Paşanın arasını yapmak için bir yemek düzenlediler ancak bir sonuç alınamadı. Yemeğin çok resmi bir ortamda geçtiği söylenir ve bu yemekte Mustafa Kemal'e ordudan ayrılarak siyasete girmesi önerilir. Mustafa Kemal bunu kabul etmez. Çünkü hedeflerine uygun değildir. Enver'den umudu kesen Mustafa Kemal, o zamanki veliahdı devlet işlerine daha çok karışmaya ve aktif rol üstlenmeye teşvik etmeye çalıştı. Ondan, İstanbul'a döndükten sonra kendini 5. Ordunun Komutanlığına getirmesini istedi ve kendisine başkomutan olarak hizmet etmeyi önerdi. Ancak bu girişimleri de sonuç vermedi. Aylar sonra veliaht padişah olunca tekrar görüşmeye gitti. Onun kendisini çok samimi karşılamasından cesaret alan Mustafa Kemal fikirlerini ve yapması gerekenleri tekrar padişaha açıkladı. Padişahla iki defa görüştü. Ancak fikirlerini ve yapılması gerekenleri padişaha kabul ettiremedi ve yine Enver kazandı. Padişahtan tüm ümidini kesen Mustafa Kemal'in durumu Ölümsüz Atatürk isimli kitapta Sayın Volkan tarafından şöyle anlatılmakta: "Padişahtan umudu kesen Mustafa Kemal, kendini çaresiz hissetmeye başladı. Enver'in yörüngesinden çıkamayan bu güçsüz adamdan ülküleştirebileceği bir padişah yaratma çabasından vazgeçti."

    Ancak Mustafa Kemal, ümidini yitirmiş olmakla birlikte Yıldız Sarayı'ndaki resmi Cuma selamlıklarına katılmayı sürdürdü. Hedefini sonuna kadar "Takip" ediyordu. Bu selamlıklarda bir gün padişahın iki yanında iki tane Alman generalini görünce yine düş kırıklığına uğramıştı. Kendisi Suriye'deki aslında olmayan Ordunun başına tayin edildiğini yine bu selamlıkta öğrenmiş ve karşılaştığı Enver'e; "Bravo tebrik ederim. Gene Muaffak oldunuz!" der.

    7 Ağustos 1918'de Suriye'ye tayin edilen daha doğru bir ifadeyle ikinci defa sürgüne gönderilen Mustafa Kemal, hemen yola çıktı. Yolda ve Suriye'ye vardığında Osmanlı birliklerinin çökmesiyle birlikte etrafta hasta, yaralı ve aç askerler kol geziyordu. Birliklerin yeniden yapılanması gerekiyordu. İnsana tam bir karamsarlık veren bu genel tabloda Mustafa Kemal yine umutsuzlu içinde ama eski tanıdığı silah arkadaşları İsmet (İnönü) ve Ali Fuat ile beraberdi. Türk mevzilerinde yaptığı üstünkörü bir gezinti bile Mustafa Kemal'in İngilizlerle yapacağı muhaberenin şimdiden kaybedilmiş olduğu fikrine yöneltmişti. Yapabileceği tek şey, mümkün olduğu kadar çabuk az asker kaybedecek bir geri çekilme operasyonu gerçekleştirmekti. Bunu da gerçekleştirdi. Gerçek savaş sırasında tüm ordusunu Ürdün'e geçirerek yenilmekten kurtardı. İngilizlerle kıran kırana savaşırken, Mondros Mütarekesi gereği silah bırakma emrini aldı. Ama hala gönlünde Harbiye Nazırlığı vardı. Kendisini bu göreve çok layık görüyordu ve sabırsızlıkla atanmasını bekliyordu. Eski komutan ve arkadaşı İzzet Paşa, ateşkes antlaşmasının imzalanmasından önce sadrazamlığa atanmıştı. Osmanlıyı savaşa sokan Enver Paşa ve arkadaşları kaçmışlardı. Yeni kabinede kendisini çok iyi tanıyan (Rauf Orbay, Sofya Büyükelçisi Fethi gibi) kişilerde vardı. Bütün bunlara rağmen Mustafa Kemal Harbiye Nazırı olarak tayin olunmadı. Yine bir hayal kırıklığı yaşanıyordu Mustafa Kemal için. Tüm doğudaki orduların başına tayin edildi. Daha sonra İzzet Paşa Mustafa Kemal'e "size İstanbul'da ihtiyacım var diyerek geri çağırmıştı. Mustafa Kemal yine heveslenmişti. Ancak İstanbul'a vardığında İzzet Paşa kabinesi istifa etmişti. Tam ayağını kapının eşiğinden içeri atacakken, bir kez daha kapı yüzüne kapanmıştı. Talihindeki bu sürekli terslik karşısında Mustafa Kemal'in moralinin bozulmasına rağmen bunu düzeltmek için sürekli çaba göstermeye devam etti.

    Birçok defa en üsttekilerden kendisini Genel Kurmay Başkanı yapmalarını istemiştir. Bu talepleri hiçbir zaman ciddiye alınmadı. Ancak Mustafa Kemal tüm çaresizliklere karşı geri çekildi mi? Hayır.

    Yeni kurulacak olan Talat Paşa kabinesine güven oyu verilmemesi için kulis yapmaya başladı. Fethi ve İzzet Paşayı kendi planı doğrultusunda hareket etmeye ikna etti. Tüm meclis üyeleri ile konuştu ve çoğunu ikna etti. Hatta Tevfik Paşa kabinesinin ilk işinin parlamentoyu dağıtmak olacağını söyledi. İzzet Paşanın tekrar kabine kurması gerektiğini herkese telkin etti. Pek çoğu Mustafa Kemal'in görüşleri doğrultusunda oy kullanacağını belirtmişti.

    Oylamayı Meclisin ziyaretçi yerinden izleyen Mustafa Kemal, zaferden çok emindi. Ancak mebusların kendisine söylemiş olduğunun tam aksine, Talat Paşa kabinesi açık farkla güven oyu aldı. Mustafa Kemal'in iyimserliğinin yerine tekrar bir çaresizlik hissi gelmişti. Bir plan ve aksiyon daha suya düşmüştü. Hemen oteline döndü ve padişahla görüşme talebinden bulundu. Ancak bir hafta bekletildi. Beklendiği gibi Mustafa Kemal'in Padişahla görüşmesi düş kırıklığı ile hiçbir şey olmadan sonuçlandı.

    İstanbul da işgal edilmişti.

    Daha sonraları Şişli'de bir ev kiralayan Mustafa Kemal, ülkenin nasıl kurtulacağı konusunda sürekli herkesle görüşmeyi sürdürdü. Anadolu'da yeni bir ulusal Kurtuluş Savaşı hareketi fikri esas olarak Mustafa Kemal ve Ali Fuat'a ait bir fikir olarak yeşillenmeye başladı. Pek çok kişi ile bu konunun fikir değerlendirmesini sürdürdü.

    Kurtuluş Savaşını kafaya koyan Mustafa Kemal, şimdi de Anadolu'ya tayin olmak istiyordu. Ne var ki büyük ölçüde ikinci plana itilmiş bir general olarak Anadolu'ya tayin edilme şansı yok denecek kadar azdı. Sürekli bunun için bir çare arıyordu, ancak sonuç alamıyordu. Güvendiği herkesle görüşüyordu. Yani aksiyon ve takip halindeydi. Kurtuluş görüşlerini o zamanki Dahiye Nazırı Mehmet Ali'ye de açmıştı. Mehmet Ali Mustafa Kemal'in görüşlerine sempati ile bakıyordu.

    Tam o sıralarda Samsun Bölgesi'nde huzursuzluklar ve oradaki Rumlara karşı yapılan zulümler(!) konusunda İngiliz Hükümeti huzursuzdu ve Osmanlının çözüm bulmasını istiyordu. Mehmet Ali, Samsun Bölgesine güvenilir başarılı bir general'in gönderilerek işlerin halledilmesi fikrini Sadrazam Damat Ferit'e bildirdi ve Mustafa Kemal'in ismini verdi. İşte sonuna kadar yapılan uğraşlar Mustafa Kemal için sonuç verebilmişti. Mustafa Kemal bölgedeki asayişi sağlamak üzere Samsun'a tayin oldu.

    Takipçilik sonunda sonuç vermişti. Mustafa Kemal karşısına çıkan engelleri hiçbir zaman engel olarak görmemiştir. Öğrenilmiş çaresizliğe düşmemesinin en önemli nedeni; karşısına çıkan engel ve yenilgileri birer olumsuzluk olarak değil birer sonuç ve çözüm için de bir araç olarak görmesidir. Dolaysı ile yolundan hiçbir zaman dönmemiş veya kendisini çaresiz hissetmemiştir.

    Aynı tutum ve davranış Kurtuluş Savaşında da sonuç vermişti. Örneğin; Türk ordusu Kütahya ve Afyon Savaşlarında Yunanlılara yenilmişlerdi. Bu durumu, Mustafa Kemal bir avantaja dönüştürmüş, orduyu geriye çekerek toparlamış, meclisten tam başkomutan yetkisi almış ve dünyanın en uzun meydan muharebelerinden biri olan Sakarya Meydan Muharebesini kazanmıştır. Yenilgiyi, kuvvetlenmek için fırsat bilmiştir. Hem ordu adına , hem de kendi adına.

    Mustafa Kemal, büyük yetkilerle kendisini Samsun Bölgesine tayin ettirmişti.
    Burada Goethe'nin sözünü yinelemek istiyoruz;

    "Yapabileceğiniz ya da yapabileceğinizi düşlediğiniz şey neyse, cesaretle aksiyona geçin. Cesaret; deha, güç ve sihir içerir."
    Goethe

    Şimdi de Samsuna tayin belgesini eline aldığı gün, Mustafa Kemal'in düşündüklerine bakalım;

    "Ne ala şey, Talih bana öyle müsait şartlar hazırlamıştı ki, kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duydum tarif edemem. Nezaretten çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önümde geniş bir alem vardı. Kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydim." ( s: 392, Aydemir,1969)

    Mustafa Kemal, HAT'tını iyi tayin etmişti.

    Mümin Sekman kitabında soruyor: "Bir kapıyı kırk kez mi, kırk kapıyı bir kez mi çalmalı?"

    Bizce Doğru cevap: "40 kapıyı, 40 kez çalmak lazım".

    Hazırlanarak, Aksiyona geçerek ve sonuna kadar Takip ederek...... Evrende çaresizliği yenerek başarıya ulaşmanın tek yolu bu gibi....

    HAT'tınızı iyi takip edebilmek için kendi kendinizi yönetmek zorundasınız.

    Başarılı oldunuz varsayalım. Bitti mi? Hayır. Bakın Mustafa Kemal ne diyor;

    "Bir insan hayatında başarılı bir iş yapmışsa o iş tarihe mal olmuştur. O şahıs sadece onunla övünerek kalmak isterse, bu insanı tembelliğe götürür ve yeni başarılardan yoksun kılar. Onun için çalışmak ve daima başarı aramak herkes için esas olmalıdır."


    Kendi Kendini Yönetmek;

    MUSTAFA KEMAL'DEN YÖNETİCİ ADAYLARINA TAVSİYELER;

    Kendi kendinizi yönetmek için; "Başarı" sözcüğünün ne anlama geldiğini kesin bir biçimde tanımlayınız. Mustafa kemal'e mutlu musunuz diye sorduklarında şu cevabı vermiştir: "Mutluyum, çünkü Muaffak oldum" demiştir.
    "Başarı kavramını uzun, orta ve kısa vadeli somut hedefler olarak ayırınız. Hedeflerinizin gerçekçi olmasına dikkat ediniz. Hedeflerinizi başkalarına açıklamaktan çekinmeyiniz.
    Bu hedefleri zaman zaman yeniden gözden geçirerek boşluklar var ise dikkatli bir şekilde analizini yapınız.
    Faaliyetlerinizi önceden planlayınız.
    Hazırlık yapmak için zaman ayırınız.
    Zamanınızı iyi ve kontrollü kullanmayı iyi biliniz.
    Gerektiğinde karar verme riskini göze alınız.
    Başkalarının düşüncelerine açık olunuz ve onlara karşı olumlu davranınız.
    Kendi kendinizi kontrol ediniz.
    Gerektiğinde kendi görüşlerinizi savuna cesaretini gösteriniz.


    Ö Z E T

    Mustafa Kemal yönetici olsaydı nasıl bir yönetici olurdu?

    15 tane başarılı yönetim stratejisi;

    1. Açık, anlaşılır ve spesifik bir yön gösteren ve eylem içeren bir vizyonunuz olsun.
    2. Belirli hedefler kilitlenin. Dikkatinizi çok fazla ayrı şeylere odaklamayın.
    3. Vizyonunuza herkesi (çalışan, yönetici, hissedar, patron vb) ortak edin. Onların buna ortak olması başarının temel koşullarından biridir.
    4. Gerektiğinde "Kararlı-Cesaret", gerektiğinde "Katılımcı-Empatik" yönetim tarzınızı uygulayın.
    5. Herkesi dinleyin. Olumlu ve olumsuz feedback'leri dikkate alın. Ama son kararı siz verin ve mutlaka uygulamaya sokun.
    6. Çok kuvvetli ve başarılı insanlarla çevrenizi doldurun ve iyi bir takım kurun.
    7. Çalışanlarınıza iyi davranın, onlara kendilerini gerçekleştirecek ortamı yaratın ve kariyerlerine yardımcı olun.
    8. Sevdiğiniz ve ihtiraslı olduğunuz işte olun.
    9. Sürekli olarak innovasyon yapmaya çalışın ve müşterilerinize (kendi karlılığınızı kaybetmeden) en iyiyi sunmaya çalışın.
    10. Her şeyi planlamaya çalışın. Hiçbir şeyi şansa bırakmayın. Ama şansında yanınızda olması için dua edin.
    11. Zor kararları alabilin ve örnek olarak liderlik yapın.
    12. Pazara ve müşteriye en yakın elemanlarınızı daima dinleyin. Size en iyi fikirleri onlar vereceklerdir.
    13. Çalışanlarınıza performans hedefleri koyun. Bu hedefler ölçülebilir ve ulaşılabilir olsun ve sürekli bunları ölçün ve buna göre feedback verin veya öğretin.
    14. Hizmet temelli olun. Çalışanlarınızın, müşterilerinizin ve hissedarların (patron) hayatlarını nasıl daha kolay ve güzel yapabileceğinize kafa yorun.
    15. Piyasadan, müşterilerden, çalışanlardan gelen feedback'lere göre davranış veya stratejinizde gerekli değişiklikleri yapın.

    MUSTAFA KEMAL ÇARESİZLİĞİ NASIL YENER? -"MUSTAFA KEMAL ŞİRKET YÖNETSEYDİ" İSİMLİ KİTAPTAN
    Koray Tulgar
     

Sayfayı Paylaş