1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Mutluluğun efendisi bilinciniz mi zihniniz mi?

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve Suskun tarafından 19 Aralık 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Mutluluğun efendisi Bilinciniz mi Zihniniz mi?

    Çocukluktan başlar gelecekte neler olacağı düşüncesi. “Bunu büyüyünce yapabilirsin”, “Bunu büyüyünce anlayabilirsin” gibi ifadelerle yada “Büyüyünce ne olacaksın?” gibi sorularla şartlandırılırız.

    Önce büyüyünce ne olacağını merak eder çocuk. Sonra yapmak istediği pek çok şeyi yapabilmesi için büyümesi gerektiğini öğrenir. Geleceğe odaklı yaşamaya şartlanmanın temelleri o zamanlardan atılır. Ve zanneder ki istediği pek çok şeyi büyüyünce elde edecektir. Kendilerinden daha iyi şartlarda yaşamasını istedikleri çocuklarına anne babaları ellerinden gelen tüm imkanları vermeye çalışırlar. Ancak çocuk biraz daha büyüyüp yaşı gereği de, ailesiyle yada çevresiyle birtakım problemler yaşamaya başlayınca, bu kez aile yada çevresinden birileri “sen hayatın toz pembe olduğunu mu zannediyordun ki!” şeklinde ifadelerle ona hayatın zor olduğunu anlatmaya çalışırlar.

    Çocuk büyür, ancak geleceğe odaklı yaşamak alışkanlık haline gelmiştir artık. İyi bir iş ister, çünkü daha fazla parayla daha mutlu olacağı öğretilmiştir. Mutluluk için beklemesi gerekmektedir. Öğrenimi sırasında gerçekten seveceği birini tanır, ama iş sahibi olmadan onunla birlikte olamayacaktır. Sevgiyi de geleceğe ertelemeyi öğrenir. Huzur zaten asla bu ortamda bulabileceği bir şey değildir. Huzurun da gelecekte iyi bir iş, güzel bir ev, bir araba sahibi olup, evleneceği ve evinde çocuklarıyla birlikte oyun oynayacağı yada ayaklarını uzatıp oturacağı gün (tabi hali kalırsa) geleceğini zanneder. Çocuklarının evlendiğini görünce mutlu olacağı umudu, torunlarını kucağına alınca huzur duyacağı umudu yada daha pek çok şey.

    Üzgünüm ama, ne huzur, ne mutluluk, ne de sevgi bu şartlarda hiçbir zaman gelmeyecektir. Her şey ama her şey akıp gitmiştir. Hayat tüm bu yaşananların kendisi değil midir zaten? Hayat sadece ve sadece bir yolculuk ve sizin bu yolculukta nasıl davrandığınız ve olanları algılayış biçiminize göre öyle yada böyledir. Elinizdekiler sizi şu anda mutlu etmeye yetmiyorsa emin olun ki o hep beklediğiniz (ev, araba, çocuklarınızın büyümesi yada her ne ise beklediğiniz) onları elde edince de mutluluk gelmeyecektir.

    Umut olmalıdır elbette, hayaller de, amaçlar da. Amaçsız bir yaşam düşünülemez. Ancak bu “her şeyi geleceğe erteleme” davranışına dönüşüyorsa tehlikelidir. Mutsuzluğunuzun mimarı olmaya başlıyorsunuz demektir.

    Benzer bir biçimde mutluluğu, huzuru yada sevgiyi geçmişte de arayabilir insanlar. Adına “nostalji” der ve bir de bunu yüceltirler. Hatta bu bir kazanç kapısı haline dönüştürülmüştür. Bunun bize mutluluk verdiğini zannederiz. Halbuki bu sahte bir mutluluktur. Geçmişe dönüp pişmanlıklar içinde yaşamak kadar, yine geçmişe dönüp mutluluğu, huzur ve sevgiyi orada aramak da en az onun kadar yanlış ve tehlikelidir.

    Mutluluğu neler getireceği belli olmayan bir geleceğe ertelemek de, geçmişe dönüp mutluluğu aramak da bizim yaşam yolculuğumuzun farkına varamamamızdır. Tıpkı bir yere gitmek için seyahate çıktığımızda gideceğimiz yere odaklanarak oraya gidince mutlu olacağımızı, dinleneceğimizi hayal etmek yada dönüp arkamıza bakarak kayıp gittikten sonra fark ettiğimiz bir görüntünün güzelliğini tekrar görmek istemek gibidir. Halbuki arkamıza döndüğümüzde yine şu an olanları kaçıyoruzdur.

    Olması gereken zamanı yakalamaya çalışarak, yapılması gereken işleri alelacele yetiştirmek, bir an önce eşimizle, çocuklarımızla yada sevdiklerimizle birlikte olabilmek için kendimizi parçalamak ve stres yaratmak da değil. Zamanı yakalamaya çalışmayın, sadece onunla birlikte hareket edin. Yapılması gereken tek şey şu anda her ne yapıyorsanız yaptığınız o şeyin ne olduğunun farkına varmak. Zihninizi ona odaklamak, zihnin kendi başına kalmasına izin vermemek. Çünkü bütün bunlar zihnin bilinciniz tarafından başıboş bırakılmasından kaynaklanıyor. İpler zihnin elindeyken bunların yaşanması gayet doğal bir durumdur.

    Yaşam yolculuğunuzda varacağınız yeri mi, geçtiğiniz yerleri mi düşünmek istiyorsunuz, yoksa sadece “an”ı yaşamak ve gerçek huzuru, gerçek mutluluğu ve gerçek sevgiyi mi deneyimlemek istiyorsunuz elbette buna siz karar vereceksiniz.

    Eğer efendinin kim olduğunu hatırlarsanız (zihniniz mi, yoksa bilinciniz mi) işte o zaman mutluluk, huzur ve sevginin her anınızda zaten sizinle olduğunuzu göreceksiniz.
     

Sayfayı Paylaş