1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Narsisizm

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve e-PaCk tarafından 23 Ağustos 2009 başlatılmıştır.

Etiketler:
  1. e-PaCk

    e-PaCk Forum Gururu

    Katılım:
    12 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.481
    Beğenileri:
    44
    Ödül Puanları:
    1.880
    Banka:
    331 ÇTL
    NARSİSİZMİ KENDİNE GÜVENLE KARIŞTIRMAYIN!


    Yazan: Dr. Ümit Yazman

    Narsisizm pskiyatride kendini aşırı sevme ile eş anlamlı kullanılmıştır. Narsistler kendilerini, zekalarını, güzelliklerini diğer insanlardan üstün tutarlar. Bir psikiyatrın karşısına oturmaya yanaşmayan narsistler, bunun bedelini sadece kendileri değil, kendilerini sevenlere de ödetirler.

    Çevremizde değişik karakterlerde birçok insanla etkileşim halindeyiz. İlişki kurulması ve sürdürülmesinde en fazla zorluk çekilen kişilik yapılarından birisinin narsisistik kişilikler olduğunu düşünüyorum. Narsisizm terimi pek çoğunuzun gayet iyi bildiği gibi; eski Yunandaki kendisinin bir su birikintisindeki yansımasına aşık olan Narcissus, adındaki genç bir adamdan esinlenerek psikiyatri literatürüne girmiş ve kendini aşırı sevme ile eş anlamlı olarak kullanılan bir terimdir. Bu kendini aşırı sevme durumunu sakın kendine aşırı güvenle karıştırmayın, çünkü çevrelerine verdikleri o çok güven dolu ve karizmatik duruş ve davranış görüntüsünün altında ciddi bir güvensizlik yatmaktadır. Onları toplum içinde lafa “ben” diye başlayan, başkalarını tanımadan kendini tanıtmak uğraşında olan insanlar olarak görürsünüz.

    Gelin ilk önce narsisistik kişilik ile neyi ifade ediyoruz onu biraz açalım. Bu kişiler kendileri ile ilgili ciddi bir üstünlük duygusuna sahiptirler. Kendilerinin çok önemli olduğuna inanırlar. Kendi yetenek ve başarılarını abartma eğilimine sahiptirler. Çevrelerindeki herkesin de kendi içlerindeki o müthiş cevherin farkında olacağını varsayar ve kendilerine buna göre yaklaşılmasını beklerler. Hatta beklentilerinin dışında bir davranış ve hareketle karşılaşınca şaşkınlığa uğrarlar. Başardıkları işlerde nedense başkalarının katkısını pek görmeye yanaşmayıp, olayı kendi zaferleri olarak nitelemeyi severler. Ulaştıkları noktalarla ilgili birilerine pay biçiyor olsalar bile, bunu öyle bir yolla yaparlar ki, başkalarının kendisine “Yok canım, hiç tevazu gösterme sen olmasan bunların hiç biri olamazdı” demesini içten içe bekler ve bunu hak ettiklerini düşünürler.

    GÜVENLERİ KIRILGANDIR

    Onların başarıları sınırsız, güçleri üstündür. Kimisi zekasına, kimisi güzelliğine aşırı anlam yükler. Yaşadıkları ve yaşatacakları sevgi bile ideal ve kusursuzdur. Nedense “özel ve üstün” olduklarına ve ancak “özel” insanlarla anlaşabileceklerine inanırlar. Hayatlarında paylaşım yaşadıkları insanları “en iyi ve en tepedekiler”den seçmeye gayret ederek aslında kendi değerlerini şişirme uğraşları vardır. Onlar en iyi avukata, en iyi doktora, en iyi kuaföre giderler, gittikleri yerlerde özel muameleyi hak ettiklerine inanırlar, hayal kırıklığına uğradıkları anda bu insanlara karşı birden aşağılayıcı ve olumsuz tavır takınırlar.

    Beğenilmeyi çok isterler. Kendilerine güvenleri aslında çok kırılgandır. Sürekli dikkati ve ilgiyi kendi üzerlerinde tutma uğraşlarının kendi ruhlarına ne büyük bir yük getirdiğinin ne yazık ki farkına varmazlar.

    Sıra beklemeyi sevmezler. Her yerde ayrıcalıklı davranış beklentileri vardır. Başkalarının duygularını ve gereksinimlerini anlamaya çalışmak konusunda isteksizdirler. Çünkü başkaları onları anlamak zorundadır! Onların yaptığı iş “çok önemli”dir, diğerlerinin ki o kadar da önemli değildir. Arkadaşlık ilişkileri, hatta duygusal ilişkileri kendisine güvenini besleyecek ve artıracak şekilde devam ettiği sürece vardır. Eleştiriye karşı çok hassastırlar. İlk anda tepki veremeseler bile kendilerini eleştirenleri pek unutmaz ve mutlaka bir karşı atak zamanını kollarlar. Pek çoğu ya başkalarını kıskanır veya başkalarının kendilerini kıskandığına inanırlar.

    Her insanın kişiliğinde olumlu ve olumsuz yönlerin bir arada bulunduğunu kabul etmemiz gerekir. Normal budur. Yani benim içimdeki becerikli, güçlü ve olumlu parçayı, gene kendi içimde yüzleşebildiğim kişisel zaaflarım ve olumsuzluklarımla bütünleştirebildiğim takdirde ben sağlıklı ve normal bir birey haline gelirim.

    KENDİLERİNİ SEVERLER

    Narsisistik kişilikte ise bir paradoks vardır. Bir yandan kendilerini çok sever ve güçlü hissederken, diğer yandan üstünü örtmeye çalıştıkları, değersizleştirdikleri ve sevgi açlığı çektikleri bir bölüm vardır. Bu bölümden uzak durmak ve onun kendi hayatlarındaki eziciliği ile yüzleşmek istememelerinin yolunu diğer yönlerini abartarak kapama uğraşında olurlar. Özellikle çocukluk yıllarında engellenmeler, aşağılanmalar ve yoksunluklar yaşayan kimseler, bir savunma olarak narsisistik kişilik geliştirebilirler. Kendi iyi yönlerini herkesin hayran olması için sergilerken, olumsuz taraflarını kendileri de dahil olmak üzere herkesten gizleme uğraşı içinde olurlar.

    Narsisistik kişiler genelde bir psikiyatrın karşısına oturmaya pek yanaşmazlar. Bu durumun bedelini de sadece kendileri hayat boyu ödemekle kalmaz, kendilerini sevenlere de ödetirler.
     
    Hecem bunu beğendi.
  2. Papatya
    Meşgul

    Papatya Sözlerimi Geri Alamam.* Süper Moderatör

    Katılım:
    6 Ağustos 2012
    Mesajlar:
    16.256
    Beğenileri:
    5.753
    Ödül Puanları:
    10.980
    Yer:
    Seattle.
    Banka:
    4.890 ÇTL

    Narsisizm veya özseverlik, kişinin kendisine tapması, kabaca tabirle kişinin kendisine aşık olması olarak tanımlanan bir terimdir. Farklı tanımları ve kullanımları mevcuttur.

    Sigmund Freud Narsisizmi ‘Dış dünyadan soyutlanan libidonun (cinsel enerji) egoya (ben) yönlendirilmesi’ şeklinde açıklamıştır. Yani libidonun büyük bir depoda toplanır gibi egoda toplanması ve daha sonra nesnelere yönlendirilmesi; fakat kolaylıkla tekrar soyutlanarak egoya yönlenmesi durumudur.

    Bebek dış dünya ile ilişki kuramadığı erken bebeklik döneminde gerçek bir narsisizm durumu içindedir. Libido dış dünyaya yönlendirilmemiştir. Bebeğin nesneleri 'ben olmayan nesneler' olarak algılaması aylar alır. 'ben' ve 'ben olmayan' arasında bir ayrım yapamaz. Dış dünyaya ilgi duymuyordur ve dış dünyada bile değildir. Bebek için tek gerçek kendisidir. Acıkması, susaması, üşümesi bebek için tek gerçekliktir. Bu durum 'birincil narsisizm' olarak tanımlanır.

    Bebek büyüdükçe dış dünya ile ilişkileri artar ve dış dünya kurallarını öğrenir. Giderek libidosunu nesnelere yönlendirir; nesne sevgisi ve giderek nesnel düşünce ağırlık kazanır. İnsan her ne kadar libidosuna nesne bulabilse de mutlaka görece olarak bir ölçüde narsisist kalır. Bu durumu 'ikincil narsisizm' olarak tanımlanmıştır.

    Narsisizm insan için yaşamını sürdürebilmesi açısından bir ölçüde gereklidir.
    Bazı durumlarda; kişinin narsisizmi toplum için, hatta kendi akıl sağlığı için makul oranlarda değilse; kişi akıl hastalıklarıyla karşılaşabilir. Önemli psikiyatrik rahatsızlıklar olan nevroz, paranoya hatta psikozda narsisizm etkileri görülmektedir. Birincil narsisizmde bebek dış dünyanın ayrımına varmamışken; ikincil narsisizmde dış dünya gerçekliğini yitirmiştir.


    [​IMG]

    Narsisizmin çok özel bir türü de; Roma sezarları, Mısır firavunları, diktatörler gibi çok güçlü kişilerde bulunan türüdür. Bu insanlar adeta nefes alıp yürüyen yeryüzü tanrıları gibidirler kendi gözlerinde. Yaşam ya da ölüm gibi önemli doğa olaylarına bile bir tek cümleyle karar verebilmekteydiler.
    En büyük korkuları güçlerini kaybetmeleri, ölüm, etraflarındaki herkesin kendilerine düşman olmasıydı.
    Güçlerinin ve şehvetlerinin bir sınırı yokmuş gibi davranmaya çalışırlar, sayısız insan öldürüp, sayısız şatolar kurarlardı. Varlıklarının kendilerinin de çözemediği sorununu insan değilmiş gibi çözmeye çalışsalar da aslında durumları düpedüz deliliktir. Dış dünya 'ben' olmadığı için, narsisist kişi dış dünyayı anlayamaz/algılayamaz ve bu durum kişide korku yaratır. Diktatör gitgide daha yıkıcı, daha yalnız ve korkak olur.

    Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir.
    Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynı Narkissos gibi erirler, çökerler. Başkalarının hakkına saygı göstermeden ve gerçeklerle bağdaşmasa bile daima kendilerini haklı göstererek ve o hedefi, gerekli emeği vermeden bile haketmiş sayarak en önde, en gözde ve tek olmak isterler.
    Kendilerini başkalarının yerine koyamaz ve başkalarini anlayamazlar. Sanki her şey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun her şeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir.

    Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa vardır, aksi halde bu fikir ve hareketler tahammül edilemez düşüncelerdir.
    Gerçekle bağdaşmayan, başkalarinin zararına olup sadece kendi çıkarlarına uygun, kendi plan ve hedeflerine hitap eden maddi ve manevi kazanç sağlayabilecek plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında öfkelerine hakim olamaz, saldırganlaşır, çöker, hatta ağır psikotik tablolara girerler.


    Sevginin ve Şiddetin Kaynağı. Payel yayınları, 5. basım, Sayfa:63/67

     
    dderya ve Hecem bunu beğendi.
  3. Hecem

    Hecem Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    17 Kasım 2015
    Mesajlar:
    172
    Beğenileri:
    236
    Ödül Puanları:
    1.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Banka:
    944 ÇTL
    bana karsi cok kullanirlar ama kesinlikle narsist değilim sadece davranmam gerektiği sekilde davranıyorum.
     
    dderya bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş