1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ne Sen Gitme Dedin Ne Asfalt

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve ÇağanCan tarafından 27 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. ÇağanCan

    ÇağanCan Aktif

    Katılım:
    2 Kasım 2012
    Mesajlar:
    334
    Beğenileri:
    87
    Ödül Puanları:
    830
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    Turizm
    Yer:
    Ankara-Antalya
    Banka:
    32 ÇTL
    Saçlarımda uğulduyor insan sesleri. Güneşin gözleri kör kendi ışığından. Düzensiz kalabalıkların içinden kılıbık inançlarımla yürüyüp giderken ardımda şehrin buram buram terkedilmişlik kokusunu duyuyordum. Gitme demiyordu yollar ama asfalt ağırlaşıyordu adımlarımın altında. Eziyordum her bir aksi düşünceyi beden ağırlığımı yüklediğim lastik pabuçlarımın altında.
    Hüznün yarıçapını hesaplıyordum kafamda gitme demiyordu asfaltlar ama ağırlaşıyordu gökyüzü kafamın üzerinde. Durup bir yerlerde dinlenmeliydim. İki adım sonra bir bankın üzerine bıraktım köhne bedenimi. Çekip kapıyı çıkmıştım ardımda bırakmıştım seni yerde kırık dökük onarılamayacak camdan eşyaları. Ardımda bırakmıştım koca bir aşkın son satırlarını. Gitme dememiştin ama ağlıyordu eşyalar yerde un ufak kıvranırken acısından. Hayatta radikal kararlar alırken duygu diskalifiye edilmeliydi derhal akıldan… Öyle yaptım bende… Sen gitme demezken gözlerin ağlıyordu ardımdan…
    Kızıl saçlı kadınındım senin sense benim ruhu sendeleyen adamım…
    Ne zaman uzaklaşmıştık böyle birbirimizden?
    Allah'ım ne zaman tıkamıştı kulaklarımızı aklı başında olmayan öfkeler? Hani aşk vardı yaralara bile iyi gelen?
    Ne zaman yara saranlardan yaralanır olduk?
    Allah'ım biz ne zaman silahları çıkartıp sakladığımız yerlerden birbirimize doğrulttuk?
    Yağmur geçirmiyordu gözyaşları anlamadım nasıl bu kadar ıslandığımı… Tekrar yürümeye başladığımda desen çiziyordu arabaların sıçrattığı çamurlar montumun üzerinde. Sesim çıkmadı bağıramadım… Bir paçavra gibi atmalıydı aklımdakileri yağmur mazgallarına. Sonra orada unutup suya karışmasına şahit olmadan dönüp yürümeye devam etmeliydi… Rengârenk şemsiyeler örtüyordu insan yüzlerini. Islanmaktan kaçıyor koşuşuyorlardı dört bir yana.
    Neydi bu kadar korkutucu olan?
    Islaklık mı?
    Sanmıyorum…
    Şemsiyelerin görevi kılıf uydurmaktı bu korkuya… İnsanlar koşuşuyorlardı ben ise inadına yavaştım yollarda…
    Demek ki vardiyasını doldurmuştu aşk yorgun bedenlerimizde. Tasını tarağını toplayıp gidiyordu işte. El bile sallamıyorduk ardından. Sanki biz kaçırmamışız gibi hayretle bakakalıyorduk peşi sıra. Gitme demiyorduk ama tasfiye nedeniyle satışa çıkartıyorduk hislerimizi.
    Ameliyatla mı aldırmıştık sağduyuyu?
    Sence de biz bizi yok edebilmek için çok çaba sarfetmemişmiydik zehirlemek için kelimeleri alet etmemişiydik aşkı?
    Uzak menzillere yol açasım çekip gidesim vardı ama asfalt ağlıyordu adımlarımın ardında… Gitme diyemediğine bin pişmandı sanki. Yerle bir ettiğim bir hayattı ve ardımda bırakıp gitmeye çalışıyordum sağduyusuz bir inançla.
    Kim bilir ne haldeydin şimdi?
    Anladım ki hislere kıymet biçilemiyordu ve kalbi kaçıranlardan fidye olarak ömür alınıyordu…
    Öyle bir öykü ki şimdi bu; yol katıyor yollarına özlem dolu anılarımı… Ve topluyorum araba lastiğinin ezdiği asfalttan yarınlarımı…

    Dönüp ardıma gittiğim yollardan ince bir müzik sesi kulağımı tırmalayan…

    * ''''Kelimelerden alacaklı bir sağır gibi
    İçimi döktüm bugün yokluğunla konuştum
    Tutsak gibi enkaz gibi kendim gibi
    İçimden çıktım bugün içimle konuştum

    Yüzünü ilk kez gören bir çocuk gibi
    Gördüm kendimi gördüm
    Kırıldı ayna paramparça
    Paramparça ne varsa kadınım
    Yokluğunda kaç damla gözyaşı eder adın
    Ne olur gel gel gel gel
    Ben sensiz İstanbul’a düşmanım.

    Kestiğim ümitlerden yelkenler yaptım ama
    Yokluğunda ne gidebildim ne de kaldım
    Gerçek miydi tutunmaya çalıştıklarım
    Hediye süsü verilmiş ayrılıklarım

    Kaybetmenin tiryakisi bir çocuk gibi
    Sustum kendime
    Kırıldı ayna paramparça
    Paramparça ne varsa kadınım
    Yokluğunda kaç damla gözyaşı eder adın
    Ne olur gel gel gelgel
    Ben sensiz İstanbul’a düşmanım.’’
     
    KıRMıZı bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş