1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Neden?Niçin?Niye?Nasıl?(sız)

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 23 Aralık 2006 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    ''İnsanlar'' mı beni yoruyor'',ben'' mi ''insanlar'' yoğuruyorum? Bir türlü bulamıyorum bu sorunun cevabını.Hani sadece bu olsa cevabını bulamadığım soru,''aman boşver'' diyeceğim.Ama bakıyorum da ben de dahil bir çok insanın hayatının yarısı soru işaretleriyle geçmiş,diğer yarısına da elimizde soru işaretleri hazır bekliyoruz kapının önünde..Acaba diyorum,''neden'',''niçin'',''niye'',''nasıl'' dedikçe ama sesli,ama suskun;farkında olmadığımız bir savunma mekanizmasını mı devreye sokuyoruz?Yoksa bilerek,isteyek mi sorguluyoruz insanları;insan olduğumuzu unuturak?Kurulan her cümleye,dokunan her göze,işitilen her sese bir kulp bulup,sonuna yapıştırdığımız anda zaten sonunu getirmiş olmuyor muyuz?

    Doğum anından itibaren başlıyor sorgulama,ölüm anına kadar nefesimizden daha yakın yaşıyor bizimle.3,5,7 hatta 10 yaşında,''merak'' diyoruz,''öğrenmek istiyor'' diyoruz,''çocuktur,soracak elbet'' diyoruz.Sevimli geliyor sormaları,sorgulamaları;bir filozof edasıyla başlıyoruz anlatmaya,öğretmeye çalışıyoruz.Belki bilmediklerimizi o öğretiyor bize,farkına bile varmadan biz ondan bişeyler öğreniyoruz.Sonra bir bakıyoruz boyu uzamış,bıyıkları çıkmaya ya da genç bir hanım olmaya adım atmış.Tabii yine hazır kılıf, ''kimlik bunalımı'' diyoruz,''ergenlik'' diyoruz,''kişiliğini oturtmaya çalışıyor'' diyoruz,''sordukça öğrenecek'' diyoruz,yalan- yanlış,eksik- doğru,bilir-bilmez cevaplıyoruz sorularını.Hiç susmuyoruz,o soruyor,biz anlatıyoruz.Hiç düşünmüyoruz;''yanlış öğretmektense,hiç öğretmemek en iyisidir.''

    Sonra daha da büyüyor.Ergenlikten çıkıyor,''yetişkin'' oluyor.Bildikleri,bilmedikleri,ama en çok ta soruları,sorgulamaları var yüreğinde,beyninde.Perde kalkıp,oyun başladığında,ilk rolünü,''sorgulamacı'' olarak seçiyor zorunlu olarak.Sahneye adımını atar atmaz,''yaradan''dan ''yaradılan''a,''geçmiş'inden,''bilemeyeceği geleceğine'' kadar,önüne çıkan çıkmayan ne varsa bölüp bırakıyor soru işaretleriyle.Ama kimse öğretmiyor ki ona ''sorgularsan yaşayamazsın,ancak yaşadıkça cevapları bulursun'' diye...

    Sorgularken ''aşk'' nedir diye,aşka düşüyor,yanıyor..Sorgularken ''para'' nedir diye,esiri oluyor.Sorgularken soruların içinde boğuluyor,nefes almayı,unutuyor.Sorgularken ''yaşam''ı,ölüyor...

    ''Hayat'' bişeyleri sorgulayacak kadar uzun mu?Birilerinin karşısına cevaplarla çıkmak yerine,soru işaretleri ile çıkmak neden?''Seni seviyorum'' diyen birine,''neden seviyor acaba beni'' diye dönmek ne kadar samimi?Gülen birine ''bu şimdi neden güldü bana '' diye bakmak ne derece anlamlı?Uzanan bir eli,çalan telefonda ki eski bir dostun sesini,uzatılan bir demet papatya'yı,kurulan bir cümleyi kaydederken yaşamın bir yerlerine,kurgulamalara gerek var mı düşünme zamanı bulunan ilk boş saniyede?Kabul etsek de ,etmesek de bir kaşık suda fırtınalar kopartıp,mutlulukları sorgulamalarla yok ediyoruz.Ediyoruz etmesine de,bu kadar soru sormayı becerip,bir soruyu pas geçiyoruz;''Hakkımız var mı bu kadar soru sormaya''?

    Hayır yok.Sorgusuz yaşamayı öğrenmemiz lazım.Hesap verecek,hesap soracak,yargılayacak,eleştirecek kadar dev aynasında görmemeli insan kendini.Dev aynalarının yanlış bir yansıma olduğunu kabul etmeli.İlk önce aynaya bakmalı;boyunu posunu ölçüp,sonra çıkmalı karşıdakinin karşısına.Karşıdakinin gözüyle görmeli karşısındakini,''sen ben ol,ben sen''diyebilmeli..Ben 5 adım attım,o 3 adım attı dememeli;ayak ölçülerimiz,bacak uzunluğumuz aynı olmayabilir;kabul etmeli...

    Herşeyden önce kendine inanmalı,güvenmeli insan.Kendine güvenmeyi öğrenmeden,kimseye güvenemeyeceği gerçeğini hazmederek çıkmalı yola.Bildiğini tam bilmeli,kendini bilmeli, kendini tanımalı.Tanımalı ki,tanıtabilmeli.Tanıtabilmeli ki,soru işaretleriyle boğulmasın.Boğulmasın ki ,boğmasın.Boğmasın ki bir kısırdöngü içinde savrulup gitmesin ruhu.Ruhu onda kalırsa akıtabileceği şeyler olur karşısındakine.Karşıdakinin ruhu,yüreği,beyni ne kadarını alabilirse,o kadarınla yetinmeyi öğrenmeli.Öğrenmeli ki;kalplerinde bir kapasitesi var,ne yaparsa yapsın,eşit olmuyor herkezin ki...

    ''Seni seviyorum'' diyorsa biri diğerine,''ben de seni seviyorum'' cevabını yapıştırmalı futursuzca.''Aşk'' ve ''sevgi'' arasında ki farkı öğrenmeli,öğrenmeli ki yaşadığını anlayabilsin.Anlayabilsin ki,mutluluğun ''iki ucu keskin bıçaklarla'' dolu kapısından içeri adım atabilsin.Adım atabilsin ki mutluluğu keşfedebilsin.Keşfedebilsin ki adımlarını hızlandırabilsin.Hızlansın ki,elinde bir bilet,kaçan bir trenin,kalkan bir geminin,başlamadan biten dostluğun ardından ''tüh be'' demesin yıllar geçip,geçmişe dönüp baktığında.Baktığı her yerde, cevaplarını yaşadıkça öğrendiği cevaplar olsun,kucaklar dolusu soru işareti yerine...

    Her gülüşe karşı gülüş,her bakışa karşı bakış,her dokunuşa dokunuşla cevap vermeli hesapsızca.Hesaplamadan gülmeli ki,tebessümler kahkahaya dönüşebilsin.Dönüşebilsin ki,insanlar olumlu düşüne bilsin.Olumlu düşünebilsin ki,arkasına gizlenilen maskeler düşebilsin.Düşen maskelerin altında ki pırıldayan bakışlar keşfedilebilsin.Keşifler yetmesin,dokunuşlar sarılmaları,sarılmalar kuçaklamaları getirsin beraberinde.Beraberlikler doğursun sorgulamadan,sorgulanmadan yaşanılan,gittiği yere kadar devam eden...

    Ayrılık kapının önüne kadar geldiyse eğer,ne kadar engellerse,o kadar acı çekeceğini bilmeli insan.Bitişleride en az başlangıçlar kadar olgunlukla davet etmeli kapısından içeri.İçeri giren ayrılık olmalı sadece;sorgulayıp,sorgulanıp yormamalı,alacağını alıp,usulca çekip gitmeli.Gitmeli ki,geride kalan güzellikler zedelenmesin.Zedelenmesin ki,korkmasın insan kaldığı yerden geri başlamaya.Başlayabilecek gücü bulduğunda,geçmişin ona verdiği acı tatlı,doğru yanlış tecrübelerle gidebilsin ilk ''merhaba''yı hediye ettiği insanın karşısına.Karşısına dikildiğinde yeni bir sayfa açabilmeli en renklisinden;her rengin sonunda beyaz olduğunu unutmadan,''beyaz sayfa açmak zorundayım'' saplantısına kapılmadan...

    Az ya da çok,zaman zaman ''kader'' denizinde boğulmayı kabullenmemeli insan.Ne kadar çok soru sorarsa,o kadar kaderini yönlendirme riskini göze alabilmeli.İstisnai durumlar haricinde ''dümen''in elinde,''rota''nın cebinde olduğuna inanmalı..İnsanları sorgulamaya başlamadan önce'',ben o değilim ki,onun yerine cevap veremem,vermemeliyim'' diyebilmeli içindeki insanın karşısına dikilip.İçinde ki sesin her zaman doğru söyleyeceğini düşünmemeli;günübirlik doğrular değil,ömürlük doğrularla yaşamayı öğrenebilmeli...

    Bol virgüllü,az noktalı ama soru işaretsiz sevgiler,sevgilililer,gülüşler, ''GÜLÜMSE'' meler en kocamanından kahkahalar,en miniğinden gözyaşları eşliğinde sorgusuz,sorgulamasız,doğrulu yanlışlı;ama unutulmaz,içinde ''neden'',''niçin'',''niye'',''nasıl'' katılmamış en güzel hayatı yaşamanız dileğiyle...
     

Sayfayı Paylaş