1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Neşet Ertaş

Konusu 'Sanatçılar, Müzisyenler' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 9 Eylül 2008 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.180
    Beğenileri:
    4.772
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    369 ÇTL

    [​IMG]

    1960’lı yıllardan itibaren ismi bağlama ile birlikte anılan, sadece geniş halk kesimlerinde değil, ciddi musiki çevrelerinde de taktir ve hayranlıkla dinlenen Neşet Ertaş’ı farklı bir bağlamda değerlendirmek gerekiyor. Çünkü o da aslında tam bir yöre sanatçısı, yani mahalli bir sanatçı olmasına rağmen yaygın şöhreti ve söylediği türkülerin popülaritesi ile ülke genelinde tanınan biri olarak diğerlerinden ayrılır.

    İşte Neşet Ertaş Orta Anadolu bozkırlarının tam göbeğinde, “ay dost deyince yeri göğü inleten” gönül delisi bir babanın evladı olarak 1938’de Kırtıllar’da dünyaya gelir. Hiç çocuk sahibi olamadığı ilk karısı Hatice’yi genç yaşında kaybeden Muharrem Ertaş, ikinci evliliğini Kırtıllar köyünden Döne ile yapar ve bu evlilikten, Necati, Neşet, Ayşe, Nadiye ve muhterem adında beş çocuğu olur. Kırtıllar nüfusunun tamamı abdallardan ibaret olan bir aşiret köyüdür. Köyün çevrede “abdallar” adıyla anılması da bundan olsa gerek. Daha altı yedi yaşlarında iken, kendisini yöre düğünlerinin aranılan sanatçı babası Muharrem Ertaş’ın sazı önünde oynarken bulan Neşet Ertaş, hayatını, bir nevi hayat destanı diyebilceğimiz 1960’lı yıllarda yazdığı uzun bir şiirinde şöyle anlatır.

    TÜRKÜ BABANIN HAYAT DESTANI ŞİİRİ


    Bin dokuzyüz otuzsekiz cihana
    Kırtıllar köyünde geldin dediler
    Babama Muharrem, anama Döne
    Dediysen Ata’yı bildin dediler

    Dizinde sızıydı anamın derdi
    Tokacı saz yaptı elime verdi
    Yeni bitirmiştim üç ile dördü
    Baban gibi sazcı oldun dediler

    O zaman babamdan öğrendim sazı
    Engin gönül ile Hakk’a niyazı
    O yaşımda yaktı bir ahu gözü
    Mecnun gibi çölde kaldın dediler

    Zalım kader devranını dönderdi
    Tuttu bizi İbikli’ye gönderdi
    Babam saz çalarken bana zil verdi
    Oynadım meydanda köçek dediler

    Anam Döne İbikli’de ölünce
    Tam beş tane öksüz yetim kalınca
    Beşimiz de Perişan olunca
    Babamgile burdan göçek dediler

    Yürüdü göçümüz Tefleğe doğru
    Bu hali görenin yanıyor bağrı
    Üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı
    Bunlara bir ana bulun dediler

    Yozgat’ın Kırıksoku Köyü’ne vardık
    Bize ana yok mu diyerek sorduk
    Adı Arzu dediler bir ana bulduk
    İşte bu anadır buldun dediler

    En küçük kardaşı kayıp eyledik
    Onun için gizli gizli ağladık
    Üstelik babamı asker eyledik
    Yine öksüz yetim kaldın dediler

    Zalım kader tebdilimi şaşırttı
    Heybe verdi dalımıza devşirtti
    Yardım etti Yerköy’üne göçürttü
    Biraz da burada kalın dediler

    Yerköy’den Kırıkkale’ye geldik
    Babam saz çalarken biz çümbüş aldık
    Kırşehir’e varınca kemanı çaldık
    Aferin arkadaş çaldın dediler


    Yarin aşkı ile arttı hep derdim
    Babamı bir yere dünür gönderdim
    Başlık çok istemişler haberin aldım
    İstemiyor yarin seni dediler

    Kırşehir’de yedi sene kalınca
    Düğün düzgün hepsi bize gelince
    Burada herkese yer daralınca
    Ankara’ya gider yolun dediler

    Ankara’da (sünnetçi) Veysel Usta’yı buldum
    Epeyce eğleştim, evinde kaldım
    Yüz lirayı verip bir yatak aldım
    Etti isen böyle buldun dediler

    Bir ev kiraladım münasip yerde
    Kaldı kavim kardaş hep Kırşehir’de
    Bu aşk hançerini vurdu derinde
    Çaresini bulamazsan ölün dediler

    Yarin aşkı ile döndüm şaşkına
    Arada içerdim yarin aşkına
    Canan acımaz mı garip dostunaBuna da içeriye alın dediler

    Bu hasretlik duygusu Türkü babanın sanatına olumlu etki yaparak, memleketin taşına,toprağına, insanına hasret ve özlemle dolu pek çok türkünün doğmasına sebep oldu.
    Ana vatanımsın, baba yurdumsun
    Ozanlar diyarı şirin Kırşehir
    Uzak kaldım gurbet elde derdimsin
    Hasretin bağrımda derin Kırşehir.

    Feleğin yazdığı kara yazıynan
    Çok yürüdüm bağrımdaki sızıynan
    Kara kaşlarıynan, kara gözüynen
    Aşık etti beni birin Kırşehir

    Gerçekten de “gönül” kelimesinin Ertaş’ın şahsi lügatinde çok özel bir yeri var. O adeta, tıpkı Yunus gibi, Hacı Bektaş-i veli gibi kendisini”gönüller yapmaya” adamış biri... “gönül”ün geçmediği türküsü yok dense yeri...

    Şu garip halimden bilen işveli nazlım
    Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
    Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm
    Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

    Bir başka türküsünde:

    Küstürdüm gönlümü güldüremedim
    Baharım güz oldu yazım kış oldu
    Gönüle yarini bulduramadım
    Baharım güz oldu, yazım kış oldu
    Diye dert yanar.

    Bir türküsünde babası Muharrem Ertaş’ı “gönül delisi” olarak niteler:

    Sazını çalarken kendinden geçen
    Gönülden gönüle kapılar açan
    Aşkın dolusunu nefessiz içen
    Gönül delisini neyledin dünya

    Muharrem Babaya ağıt

    Uzak yoldan geldim hasretim için
    Hani nerde babam Muharrem nerde
    Yaralı bülbülüm ses vermez niçin
    Yüreği yanığım o kerem nerde

    O garip gönüllüm, dertli bakışlım
    Feleğin elinde sinesi taşlım
    Yüreği yaralım, gözleri yaşlım
    Gönül evi yıkık, viranım nerde

    Fetholurdu feryadını dinleyen
    Feryadı içinde derdin anlayan
    Kuşlar gibi viranede ünleyen
    Ecinnice deli boranım nerde

    Okula gidemedim bu dert benimdi
    Hemi benim derdim, hem babamındı
    Hemi babam, hemi öğretmenimdi
    Garibim dersimi verenim nerde
    NEŞET ERTAŞ




    NEYLEDİN DÜNYA

    Ay dost deyince yeri göğü inleten
    Muharrem ustaydı bunu dinleten
    Gönül kırmazıdı bilerekten, bilmeden
    İnsan velisini neyledin dünya

    Sazını çalarken kendinden geçen
    Gönülden gönüle kapılar açan
    Aşkın dolusunu nefessiz içen
    Gönül delisini neyledin dünya

    Garibim babamdı Muharrem Usta
    Bilirim aşıktı sevdiği dosta
    “sazımın emaneti...” diyen en son nefeste
    Sazın ulusunu neyledin dünya,
    NEŞET ERTAŞ
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 2 Ağustos 2014
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    Neşet Ertaş
    Neşet Ertaş, (d. 1938) Kırşehir'in Çiçekdağ'ı ilçesine bağlı Kırtıllar köyünde doğan bir ozan ve halk müziği sanatçısıdır. Babası saz ustası Muharrem Ertaş annesi Döne hanımdır. Ertaş, ilkokul gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde sazı ile çalıp sesi ile türküler söylemeye başladı. Ertaş, etkilendiği tek kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söyler. Kendi ifadesi ile bunu şu şekilde ifade eder; "Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız.".

    [​IMG]
    Neşet Ertaş, 1950'li yılların sonunda İstanbul'a gelerek ilk plağını "Neden garip garip ötersin bülbül" adı ile babası Muharrem Ertaş'a ait bir türküyle çıkardı. Halk tarafından çok beğenilen bu plağı ardından diğer plak, kaset ve halk konserleri takip eder. Daha sonra Neşet Ertaş Ankara'ya yerleşir. Burada yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle kardeşinin daveti üzerine Almanya'ya gider. Çocuklarının eğitimi ve sanatsal çalışmalarından dolayı uzun bir süre Almanya'da kalan sanatçı, 2000 yılında İstanbul'da verdiği konserle sahne hayatına geri döndü

    [​IMG]


    Albümleri

    * 1988 – Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde
    * 1988 – Kendim Ettim Kendim Buldum
    * 1988 – Kibar Kız
    * 1989 – Hapishanelere Güneş Doğmuyor
    * 1989 – Sazlı Sözlü Oyun Havaları
    * 1990 – Gel Gayri Gel
    * 1992 – Türküler Yolcu
    * 1992 – Gitme Leylam
    * 1993 – Kova Kova İndirdiler Yazıya
    * 1995 – Seçmeler 2
    * 1995 – Seçmeler 3
    * 1995 – Seher Vakti
    * 1995 – Altın Ezgiler 3
    * 1996 - Polis Lojmanları
    * 1997 – Benim Yurdum
    * 1998 – Gönül Yarası
    * 1999 – Zülüf Dökülmüş Yüze
    * 1999 – Gönül Dağı
    * 1999 – Muhur Gözlüm
    * 1999 – Zahidem
    * 1999 - Neredesin Sen
    * 1999 - Gönül Dağı Yağmur Dağı
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 2 Ağustos 2014
  3. cemree
    Eğlenceli

    cemree =)=) Süper Moderatör

    Katılım:
    16 Şubat 2011
    Mesajlar:
    12.004
    Beğenileri:
    3.730
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    1.170 ÇTL
    Biyografi
    (Neşet Ertaş: Bir Saz Söz ve Ses Ustası...)



    Neşet Ertaş türkü demek; binlerce yıldır söyleyen ve söylenecek olan... Neşet Ertaş bağlama demek;binlerce yıldır çalınan ve çalınacak olan...Kırk yıldır ismi türkü ve bağlama ile özdeşleşmiş Neşet Ertaş'ın yoksulluk, gurbet ve ayrılıklarla dolu hayat hikayesi 1938'de Kırtıllar Köyünde bağlar. Anası Keskin'in Hacelobası köyünden Döne, babası Yağmurlu Büyükoba'dan Muharrem Ertaş... Baba Ertaş, orta Anadolu Türkmen/Abdal Müziği geleneğinin bilinen en güçlü temsilcilerinden biri ve gelmiş geçmiş en büyük bozlak ustası.

    "Yağmurlu Büyükoba, Hacelobası, Kırtıllar, İkibikli, Tezrek, Barak, Kırıksoku, Keskin, Kırıkkale, Yerköy ve Çiçekdağı... "
    Buralar, asırlar öncesinin gezginci ozanlık geleneğini sürdürürcesine köy köy gezen Baba Ertaş'ın çocukluk ve ilk gençlik yılları, başta Kırşehir Ve Yozgat'a ait Bu köyler olmak üzere çevre il ve ilçelerde babası ile düğün çalarak geçer.

    Hayatının anlattığı bir şiirinde şöyle der:

    "Dizinde sızıydı anamın derdi
    Tokacı saz yaptı elime verdi
    Yeni bitirmiştim üç ile dördü
    Baban gibi sazcı oldun dediler"

    Derken bir gün elinde sazı, cebinde iki buçuk lirayla ver elini Ankara diyerek Kırşehir'den ayrılır. Ankara, İstanbul, kısa bir süre için tekrar Kırşehir ve nihayet hiç bitmeyecek bir gurbet hayatına başlamak üzere tekrar Ankara... Gazinolar, pavyonlar, eğlence yerleri, düğünler ve konserler... Ve turneler; Anadolu turneleri, Sarısözen'in tabiri ile "Kırşehirli mahalli sanatçısı" Neşet Ertaş, 1960'ların sonlarına doğru artık yurdun dört bir tarafında zevkle dinlenen ve herkesin sevdiği bir sanatçı olmuştur. O'nun türküleri ortanadolu bozkırlarının bin yıllık hüznünü anlatır Lisan-1 hal ile. İşte bunun için, "türkü" denince O'nun o gür, parlak ve bir o Kadar da içli ve duygulu sesiyle söylediği yürek burkan ezgiler gelir aklımıza. Bağlama denince de O'nun elinde adeta sihirli bir alet haline gelen bin yıllık sazımız akla gelir hemen. 1976 yılında geçirdi ani bir rahatsızlığın tedavisi için Almanya'ya gider ve iyileştikten sonra sanatçı olarak oturma izni alıp orada kalır. Yirmi üç yıldır "Alaman gurbetinde", ülkesine insanlarına duyduğu aşkla çalıp söylememektedir.

    Neşet ERTAŞ'ın Kendi Kaleminden Biyografisi:

    [​IMG]

    Bir sanatçıyı tanımanın en iyi yolu, hele de bu Neşet Ertaş gibi Türküler de hep kendini anlatan, kendi ruh ve gönül macerasını saza, söze döken bir usta ise, en güzeli sanatçının kendisini dinlemek. Neşet Ertaş, sazı türkü'ye; türkü'yü saza o kadar yakıştırır ve yakınlaştırır ki, dinleyenlere derin iç çekmek ya da göğüs geçirmek kalır.

    İşte size bu türkülerden bir demet...
    Bayram Bilge Tokel
    Neşet ERTAŞ'ın Kendi Kaleminden Biyografisi:



    BOZKIRIN TEZENESİ HİKAYESİ

    Neşet Ertaş, yıllardır Bozkırın Tezenesi sıfatıyla anılıyor. Ona bu sıfatı veren Erdoğan Atakar, o günlerde yaşadıklarını ilk kez burada okuyacağınız yazısında anlatıyor.
    Sayın Saltuk,

    Sayın Neşet Ertaş'ın günün moda deyimi ile Bozkırın Tezenesinin çeşitli kayıtlarını yayınladınız bir süre önce de TRT'de Bozkırın Tezenesi adıyla bir belgesel yayınlandı. Bu belgeselde Neşet Ertaş kendisine Yugoslavya'da hapishanede iken Yaşar Kemal'in Bozkırın Tezenesine geçmiş olsun yazılı bir kitap yolladığını ifade etti. Aynı sözler Sayın Bayram Bilge Tokel'in Kanal-7'de yayınlanan bir Bayram Programında ise Ertaş, bana bir kitap yollandı ama, kim yolladı hala bilmiyorum diye konuştu.
    Gönül isterdi ki, bir belgesel yapımcısı, bir kitap yazarı bir deyimi kendinin olmayan bir deyimi bir belgesele isim olarak vermeden önce daha citti bir çalışma, daha citti bir araştırma içinde olsun.
    Sitemim elbette size değildir. Yalnızca gerçeğin ilgililere ulaşmasında zahmetinizi rica ediyorum.
    Has halk müziğine verdiğiniz emeğe saygılar, teşekkürler.

    15.Temmuz.2000
    Erdoğan Atakar


    BOZKIRIN TEZENESİ'NİN HİKAYESİ

    O yıllarda Karakötde, Haliçin kıyısında bir büroda çalışırdık, Karaköy köprüsünün gözünün içine bakan bir dördüncü katta. Gerilerde Haydarpaşa, Topkapı Sarayı.

    Sabah büroya ilk giren emektar Grundigin tuşuna basar, Ankara Radyosundan alınmış bir makara bant dönmeye başlar, odayı efkarlı bir ses doldururdu; karadır bu bahtım kara.

    Ardından öbürleri gelirdi; kendi edip kendi bulanlar, seher vakti çalınan yar kapıları, çıkagelen gözleri sürmeliler, yine bir laf duyup belli kırılanlar, görülmeyi görülmeyi ne güzel olan gözeler, iki baş bir yastıkta uykuyu neyleyen gözler, gelinlerin geçtiği köprüler.Sonunda Biter Kırşehirin gülleri biter der, bitirirdi. Sabahtan akşama, bittikçe başa dönülen bu bant dönüp dururdu o işhanının dördüncü katında, o yıllarda, Halicin kıyıcığında.

    Bir gün, arkadaşlarımızdan biri Unkapanında çalışan bir arkadaşından aldığı bir mektubu getirdi. Yugoslavyanın bir mapusanesinden yollanmış, plakcısına bir ricasını ileten bir mektup. Mektubun altındaki imza Neşet Ertaştı. Yaşar Kemal?in bir kitabını alıp yanlış hatırlamıyorsam,Üç Anadolu Efsanesi ön sayfasına bozkırın büyük tezenesine geçmiş olsun yazıp imzaladım:Erdoğan Atakar, sonra da öbür arkadaşlarım imzaladılar, yani Erdal Taşçıoğlu ve Ömer Köseli ve Nejat Kutsal ve Hüseyin Atasoy Yolladık kitabı Yugoslavyanın mapus damına. Aradan bir süre geçtikten sonra Ertaştan bir mektup aldık; teşekkür edip, İstanbul cennetinde buluşmak üzere diye bitiriyordu. Aradan uzun bir süre geçti. Ses soluk çıkmadı Ertaştan.makara bant dönüp duruyordu.
    Bir gün gazetelerde bir ilan çıktı; Neşet Ertaş Çakıl gazinosunda. Bir sepet çiçek yolladık ilk akşamında programın. Bozkırın Büyük Tezenesi, İstanbul Cennetine Hoşgeldin yazılı bir kart iliştirdik. Altında aynı imzalar: Erdoğan, Erdal, Ömer, Nejat, Hüseyin. Akşam da soluğu Çakılda aldık. Geç vakit sahneye çıktı. Perde açıldığında sağ yanında bizim çiçek sepeti duruyordu. Eğildi, mikrofona, aranızda dostlarım var, ilk türküyü onlar için okuyorum diyerek bir uzun havaya girdi. Bizim masada herkes ayağa fırlamış, çığlık çığlığa Program sonunda gidip onu kuliste buldum; ertesi buluşmak üzere sözleştik.

    Onun Çakılda program yaptığı o sürede sık sık gidip onu dinledim. Program sonrası beraber çıkar, bir yerlerde yer içer, konuşurduk. Daha sonrada o konuşur, ben dinlerdim; zor geçen çocukluk yılları, baba Muharrem Ertaş, Sayın Nida Tüfekçi..

    Bir seferinde Neşet, geç vakit sahneye çıkıyorsun, herkes sarhoş, programa bir uzun havayla girip on onbeş dakika uzun hava okuyorsun; o kafayla dinleyemiyorlar, dikkat dağılıyor. Uzun havayı kısa kesip, kırık havaya geçsen daha iyi olmaz mı?demiştim. Cevabını hiç unutamam: Ben bu uzun havaya girince, beş dakikada çıkamam ki.

    Bir akşam eve davet etmiştim; kabul etti. Akşam gel beni stüdyodan al dedi. Tünelden çıkınca, biraz ilerde, sağda bir binanın üst katlarından birine çıktım. Kapıyı açtılar, camlı bir bölgenin arkasında son türküyü okuyordu: Haydar, Haydar.(Yanlış anlaşılmasın, hani şu melanet hırkasını giyen Haydar.)Çıktı geldi,bunu niye söylüyorsun? diye söylendim.Kırk plaklık (aklımda yanlış kalmadıysa)bir anlaşmam var.Napıyım dedi. Onun arabası da benimki de o zamanlar Evlendirme Dairesi olan yapının karşısındaki parktaydı. O yıllar onun burunlu, benim de burunsuz birer Volkswagenimiz vardı. Onun arabasını ben kullanarak, eve geldik. Hazırlanmış masaya kafasını koydu, koyuş o koyuş. Ben de tuttum, onun bandını koyup bantçalara, kadehimi doldurdum. Son türküye gelmiştik, kafasını kaldırdı:?Ben bunu da mı okumuşum?diye sordu: Biter Kırşehirin gülleri biter. Kalktı, bir güzel oynadı. Bir iki lokma aldı mı almadı mı masadan kalkıp, geçtik oturduk. Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Aldı sazı eline ben şelfe lafını o günlerden 15-20 yıl sonra duydum sanırım tezenesiz o güne kadar duymadığım mistik, dini havalar çalıp söyledi, usul usul. Sonra da sazı odanın duvarına asıp, binip arabasına gitti.(İki gün sonra geri götürdüm sazı elbette.)
    O program, Çakıldaki program bitince, Ertaş İstanbul'dan gitti;bir daha da görüşmedik.

    15.Temmuz.2000
    Erdoğan Atakar


    Kaynak: nesetertas.com.tr
     
  4. cemree
    Eğlenceli

    cemree =)=) Süper Moderatör

    Katılım:
    16 Şubat 2011
    Mesajlar:
    12.004
    Beğenileri:
    3.730
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    1.170 ÇTL
    Muharrem ERTAŞ
    (Muharrem ERTAŞ HAYATI)


    1913 Yılında Yağmurlubüyükoba köyünde başlayan yoksul ve çileli hayatı, Kırşehir’in Bağbaşı mahallesindeki yoksul gecekondulardan birinde noktalandığında 71 yaşındaydı. Ömrünün neredeyse tümünü çalıp çağırarak geçiren Muharrem Usata’nın bütün bir hayatı bir bakıma bu iki kelimede saklı: "Çaldı ve söyledi." Musiki kültürümüzün en orijinal ve sanatkarane örneklerini içeren hususi repertuarı ve icra üslubu üzerine değil akademik çalışmalar yapılması, ciddi bir makalenin bile yayınlanmadığı göz önüne alınırsa, ülkemizde Muharrem Ertaş’ı derli toplu değerlendiren elinizdeki yayın olduğu söylenebilir. Ülkemizde diyoruz, zira çeşitli zamanlarda A.B.D. ve Japonya’dan gelen müzikolog ve etnomüzikologların Muharrem Ertaş üzerinde çalıştıklarını biliyoruz. Kimdir Muharrem Ertaş? O’nu farklı ve orijinal kılan nedir? Temsil ettiği o güçlü geleneğin neresindedir?

    Muharrem Ertaş zurnacı Kara Ahmet ile Ayşe Hanım’ın 5 çocuğundan biri dedelerinin deveci kabilesi mensup olduğu ve Horasan’dan gelip Kırşehir’in Yağmurlubüyükoba köyüne yerleştiğini daha sonra bir tek kişi (Yusuf Usta) hariç, bu köyün tamamını 1940 lı yılların başında Kırşehir’in Bağbaşı Mahallesine göç ettiğini biliyoruz. Henüz 7-8 yaşında iken ilk bağlama derslerini aldığı dayısı Bulduk Ustadan sonra, Muharrem Ertaş’ın asıl ustası bu Yusuf Ustadır. Yusuf Usta yöresinin anonim ezgilerinin yanı sıra, daha çok Toklumen’li Aşık Sait’in (1835-1910) şiirlerini ustaca çalıp söyleyen ve bütün bunları Muharrem Ertaş’a da öğreten yörenin en ünlü saz ustalarından biridir. Muharrem Ertaş o günleri şöyle anlatıyor :

    "Çalıp söyleme merakım küçük yaşlarda başladı. Bulduk adındaki dayımın çok güzel sesi vardı. Bir köyde türkü söyledi mi diğer köyde dinlenirdi. Hatta seferberlikte asker kaçaklarını yakalamak için subaylar dayımı yanlarına alıp köy köy dolaşırlarmış. Dayıma türkü söylettirip kendileri de pusuya yatarlar ve dayımın sesine dağlardan köye inen kaçakları yakalarlarmış. Derken Yusuf Usta beni çok severdi, merakımı görünce beni yanına aldı her gittiği yere götürdü. Düğünler de, bayramlarda, eğlencelerde yanından ayırmayarak ustalarından öğrendiğini bana da öğretirdi. Yedi yıl O’nun la çalıştıktan sonra artık tek başıma çalıp söylemeye başladım."

    İlk karısı Hatice Hanım’ın kısa bir süre sonra vefatı üzerine evlendiği ikinci karısı Döne Hanım’dan Necati, Neşet, Ayşe ve Nadiye adında dört çocuğu olur. Daha sonra Döne Hanım’da vefat eder ve bir düğün için geldiği Yozgat’ın Kırıksoku köyünde kader karşısına Arzu Hanım’ı çıkarır.

    Bu son evliliğinden Ekrem, Ali, Muharrem ve Cemal adlarında dört çocuğu daha olur ve ömrü, yöresel tabirle sekiz baş horantaya ekmek parası kazanmak uğruna son derece zor ve kötü şartlarda çalışıp çırpınmakla geçer.

    Muharrem Ertaş’ın adı bir TV programında okuduğu sözleri Dadaloğlu’na ait ünlü ‘Avşar Bozlağı’ ile yurt genelinde duyulur. Bu öyle bir okuyuştur ki şimdiye kadar saz çalıp okuyanların hiç birine benzememektedir. Tok ve davul gibi gümbürdeyen, ama alabildiğine duygulu bir divan sazı eşliğinde ; tiz, gür, parlak ve bir o kadar da içli ve yanık bir sesin okuduğu, bir buçuk oktavı aşan ses genişliğine sahip bir Dadaloğlu gürlemesi :

    Kalktı göç eyledi avşar elleri
    Ağır ağır giden eller bizimdir
    Arap atlar yakın eyler ırağı
    Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

    Repertuarındaki diğer eserler de kimsenin bilmediği, söylemediği, bilenlerin ise asla bu derece güzel ve etkileyici okuyamayacaklarını itiraf ettikleri türküler, bozlaklar, ağıtlar ve halay havaları.... Her biri tümünün en güçlü ve orijinal örnekleri...

    Muharrem Ertaş, 1970’li yıllardan itibaren, o yıllarda büyük bir şöhrete sahip olan ‘Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş’ olarak ismi daha çok duyulur olmuş fakat hiçbir zaman layık olduğu gerçek şöhrete erişememiştir. O şan şöhret için, büyük paralar kazanmak için sanat yapan biri olmadığı hiçbir zaman, olamazdı da. Çünkü çalıp söylemek, O’nun için doğal yaşam biçimiydi.

    Bu dünyada 71 yıl yoksul kendi halinde ve sessizce yaşayan Muharrem Usta , 1984 yılının 3 Aralık günü yine yoksul ve sessizce öldü. Dünya durdukça sesi gökkubemizde yankılanacak bir sanatçının “garip” ölümüydü bu. Son sözleri gerisini tamamlayamadığı “sazımın emaneti...” oldu. Muharrem Usta‘nın adı, yaşarken kıymeti bilinmeyen sanatçıların başında anılsa yeridir. Ruhu şad olsun.
     
  5. cemree
    Eğlenceli

    cemree =)=) Süper Moderatör

    Katılım:
    16 Şubat 2011
    Mesajlar:
    12.004
    Beğenileri:
    3.730
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    1.170 ÇTL
    Galeri
    (Neşet Ertaş ve Muharrem Ertaş Fotoğraf Galerisi)


    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
     
  6. cemree
    Eğlenceli

    cemree =)=) Süper Moderatör

    Katılım:
    16 Şubat 2011
    Mesajlar:
    12.004
    Beğenileri:
    3.730
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    1.170 ÇTL
  7. cemree
    Eğlenceli

    cemree =)=) Süper Moderatör

    Katılım:
    16 Şubat 2011
    Mesajlar:
    12.004
    Beğenileri:
    3.730
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    1.170 ÇTL
  8. cemree
    Eğlenceli

    cemree =)=) Süper Moderatör

    Katılım:
    16 Şubat 2011
    Mesajlar:
    12.004
    Beğenileri:
    3.730
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    1.170 ÇTL
    Albümler
    (Neşet Ertaş Albümleri)







    [​IMG]


    ZÜLÜF DÖKÜLMÜŞ YÜZE
    1.Zülüf Dökülmüş Yüze
    2.Şad Olup Gülmedim
    3.İki Büyük Nimetim Var
    4.Kar Yağar Kar Üstüme
    5.Gel Yanıma Gel
    6.Ayva Turunç Narım Var
    7.Başında Pare Pare Karın Var
    8.Yare Gidem
    9.Bir Kökte Uzamış
    10.Yine Haber Gelmiş
    11.Tatlı Dile Güler Yüze
    12.Karanfil Suyu Neyler
    13.Halime Gız
     
  9. cemree
    Eğlenceli

    cemree =)=) Süper Moderatör

    Katılım:
    16 Şubat 2011
    Mesajlar:
    12.004
    Beğenileri:
    3.730
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    1.170 ÇTL
    [​IMG]


    GÖNÜL DAĞI
    1.Gönül Dağı
    2.Ahu Gözlerini Sevdiğim
    3.O Şirin Sözlerine
    4.Çırpınıp da Şen Ovaya
    5.Karadır Bu Bahtım Kara
    6.Şu Garip Halimden
    7.Küstürdüm Gönülü
    8.Kızılırmak
    9.Kaşların Karasına
    10.Dane Dane
     
  10. cemree
    Eğlenceli

    cemree =)=) Süper Moderatör

    Katılım:
    16 Şubat 2011
    Mesajlar:
    12.004
    Beğenileri:
    3.730
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    1.170 ÇTL
    [​IMG]



    Mühür Gözlüm

    1.Mühür Gözlüm
    2.Ben Melamet Hırkasını
    3.Suda Balık Oynuyor
    4.Kara Gözlüm Efkârlanma
    5.Ay Gibi Yüzler Sende
    6.Dağlar Dağladı Beni
    7.Sevda Olmasaydı
    8.Geleli Gülmedim Ben Bu Cihana
    9.Kar Mı Yağmış
    10.Açma Zülüflerin
    11.Karşıdan Karşıya Elmalı Dağlar
    12.Nedir Bu Başımda Bu Sevda
    13.Köprüden Geçti Gönül
    14.Kayalar Merdin Merdin
     

Sayfayı Paylaş