1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

O ahenk ve eksilmeyen bereket…

Konusu 'Mustafa CİLASUN' forumundadır ve MustafaCİLASUN tarafından 22 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. MustafaCİLASUN

    MustafaCİLASUN Twitter:@mustafacilasun Özel üye

    Katılım:
    20 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    2.164
    Beğenileri:
    729
    Ödül Puanları:
    3.830
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    Kamuda yönetici- http//www.facebook.com/mcilasun
    Yer:
    Kayseri
    Banka:
    0 ÇTL
    [​IMG]



    Hoca efendi ile camide buluşmak için evine gittik.
    Kapının önünde taş yığınını, kumu, çimento paketlerini görünce, vakit geçirmeden ve yardımlaşarak hemen harcı kardık, bismillah diyerek duvar örme işine başladık, eyvallah üç gün içinde duvarı ördük bitirdik. Fakat bu üç gün içinde, o kadar sıcak ilgi ve samimiyet gördüm ki, şu zamana kadar hiçbir yerde görmediğim kadar!
    Kendimi onlardan biri zannettim, üç, dört tane kızı, iki tanede oğlu vardı, hepside birbirinden edepli ve hizmetkârdı. Kızları dışarıda bahçe kenarında, erken saatlerde halıya oturuyorlar, son derece hızlı ve istekli dokuyorlardı. Her zaman önlerine bakıyor ve bana bir şey ikram ederlerken yüzleri kızarıyordu. Kendi aralarında konuşurlarken, seslerini hiç duyurmuyorlardı.

    Düşündüm, benim kız kardeşlerim köyde yaşıyorlar, babam son derece sinirli, ağabeylerim de ondan farksız, annemin ağzında dili yok, oldukça rahatlar. Üstelik halıda dokumuyorlar, böyle olmasına rağmen; bacılarımın çemkiren, ukalâ, buyruk tutmaz ve şımarık birer huysuz kız, olmalarını anlaya bilmiş değilim diyerek, İbrahim usta biraz soluklandı ve sonra yine devam etti.

    Bizim aile sevgiden, şefkatten, muhabbetten sanki bihaber, ahenksizlik hat safhada, asabiyet, adavet istemediğin kadar bol. Fakat hoca efendinin ailesinde ve her nedense haddinden fazla huzur ve güven bulunuyor, bunun sebebi, hikmeti ne olabilir diye çok merak ederek düşündüm. Sanki mutlak talimat verilmiş gibi, hiç aksatmadan sabah kahvaltısı, öğle yemeği, hemen arkasından çay ve meyveler.

    Bu mükemmel düzen, ahenk ve eksilmeyen bereket, o kadar dikkatimi çekti ki; ey Allah’ım, sonsuz şükürler olsun diye hamt ettim. Hoca efendi emeğimin karşılığını hiç ihmal etmedi, beklemediğim miktarda beni memnun etti. Çalıştığım günlerde bana eşlik ederek, gönlümü sohbetleriyle zenginleştirdi.

    İşte onun için; Allah bilir ki, seni sever ve sayarım, bulunmadığın ortamlarda her zaman seni örnek gösterir ve gıyabında muhabbetle yâd eder, anarım. İşte hocanın evinin duvarını örerken, hemen aklıma sen geldin ve keşke hocanın kızlarından birine talip olsa da, mutlu bir yuva kurmak nasip olsa, diyerek içimden geçirdim.

    Onun için sordum sana; ne dersin, düşünmez misin böylesi şahit olduğum güzelliği, paylaşmak istemez misin diyerek yine bana sordu. Sen daha layıksın böyle güzelliğe tek başına kalıyorsun, kendin için neden düşünmüyorsun, diyerek karşılık verdim. Nerde bizde o şans, tek başıma karar vermem mümkün değil, çünkü bizim köy adetlerinde sıralama vardır.

    Beklemek zorundasın, aksi davranış töreye karşı gelmek olarak anlaşılır, bunun bedelini ödemek, çok ağırdır düşünemezsin bile. Sen kişilik ve karakter bakımından sevdiğim, muhabbet beslediğim bir kişi olarak, evinizin de tek oğlu bulunduğun için, senin ihya olmanı istedim dedi.

    Böyle samimi bir itiraf karşısında ne diyeceğimi bir an bilemedim, hem sevindim, hem de şaşırdım, ne söyleyeceğimi düşünürken, açziyeti yaşadım.
    Hemen toparlanıp bu sevgiye layık olmaya çalışacağım, teşekkür ederim, bahsettiğin aile hakikaten çok ilginç ve farklı bir yapıda hoş insanlarmış. Allah hanelerinin bereketini ve kısmetlerini açık etsin, yaşantı bakımından maneviyat yönümü oldukça zayıf olarak görüyorum, o bakımdan kendimi bu aileye uygun görmüyorum.

    Çünkü aramızda yaşantı ve anlayış farkı oldukça fazla, ayrı dünyalarda yaşıyoruz diyebilirim. Ayrıca içimde bulunan manevi boşluk hat safhada, bizlere zor kısmet olur, böylesi güzellikler, hayırlısı olsun diyerek mevzuu kapattım. O akşam; enteresandır ama rahatlamış bir keyifle ve dalaştım, efkârımı dağıtmış ve mutlu olarak İbrahim’e teşekkür ederek ayrıldım.

    Doğruca hızlı adımlarla evimize geldim.
    Gönlümün sevincini, paylaşmak istiyordum, ama kiminle!
    Ne yazık ki; yine sinemin derinliğine serpiştirdim. O yıllara kadar, nasıl çalışarak okudum ise, yine çalışıyor ve okuyordum, sanat okulunun metal işleri bölümünde ikinci sınıfına devam ediyordum. Ne hikmetse annem, sürekli evlenmemi isteyerek, oğlum ölmeden önce mürüvvetini göreyim diyerek beni her zaman sıkıştırıyordu.

    Kendi ölçeğine göre, kızlara bakıyor, gözüne kestirdiği bir kızı görünce, bana dahi sormadan, kendi kendine karar veriyor ve gereğini yapmaya çalışıyordu. Eve geldiğim her fırsatta, akrabalarımızla, mahalle komşularımızla, ne zaman bir araya gelsek bu mevzuu açıyor ve kendine mutlaka bir destek arıyordu.
    Önceleri utanıyordum, zamanla sıkıldım, bıktım ve annemi kırmadan izah etmeye çalışıyordum, fakat nafile çünkü annem biran önce netice almak istiyordu. Usul hatasında bulunuyor ve farkında olmadan beni üzüyordu.

    Anne şu anda evlenmeyi düşünmüyorum, düşündüğüm şartların oluşması lazım; ısrarcı olmayın, diyerek, gönlünü almaya çalışıyordum. Ama gayretlerim maalesef nafileydi, annem bildiğini okumaya devam ediyor, yılmıyor ve yorulma bilmiyordu.

    Mustafa CİLASUN
     

Sayfayı Paylaş