1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Obsesif Kompulsif Bozukluk

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve imposibel tarafından 18 Aralık 2008 başlatılmıştır.

  1. imposibel

    imposibel Usta

    Katılım:
    14 Aralık 2008
    Mesajlar:
    588
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    1 ÇTL
    Obsesyon kelimesi halk arasındaki ifadesiyle saplantı veya takıntı latince rahatsız etme anlamında kullanılan “ obsideratum” ya da “obsidere” kelimesinden alınmıştır.

    18. yüzyıl Trevoux cizvitlerinin düzenledikleri sözlükte “obsesyon” kavramı zararlı düşünce takıntıları olan ya da öyle sanılan kişilerin durumu olarak tanımlamıştır.

    Efsanelere, edebi bir çok esere konu olmuş olan saplantı hastalığı en çarpıcı ve meşhur örneğini Shakespeare’in Macbeth adlı eserinde bulmuştur. Lady Macbeth’in etkisiyle kocası Macbeth , Kral Duncan’ı öldürür ve L. Macbeth’de bir el yıkama hastalığı başlar. “Arabistan’ın bütün parfümleri getirilse bu elin kirleri temizlenemez” der ve ellerini yıkamaya devam eder.

    Toplum içinde saplantı hastalığı yüz kişiden iki veya üçünde görülebilir. Başlangıç yaşı ortalama 20 yaş civarındadır. Hastaların yaklaşık üçte ikisi 25 yaşın altında hastalığa yakalanırken, yüzde on beş kadarı da 35 yaş sonrasında hastalığa yakalanmaktadır. Erkeklerde görülme yaşı kadınlara göre daha küçüktür. Erkeklerde 6- 15 yaş arası sıklıkla görülürken, kadınlarda 20- 29 yaş arasında daha sık görülmektedir.

    Sosyo-kültürel faktörlerden de etkilenebilen saplantı hastalığı bekarlarda evlilerden daha fazla görülmüştür.

    Birinci derece akrabası hasta olanlarda görülme riski daha fazla bulunmuştur.

    TANIM

    Obsesyon ( saplantı-takıntı) insanın aklına istenmeden, elinde olmadan gelen rahatsız edici düşüncelerdir. Bu düşünceler geldiği zaman kişide büyük bir sıkıntı oluşur ve kişi bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için bazı uygunsuz, kendini yapmaktan alıkoyamadığı ve saçma bulduğu yineleyici hareketler yapmaya başlar. Bu hareketlere de kompülsiyon (zorlantı) adı verilir. Mesela kirlilik düşünceleri olan kişilerin sık sık ellerini yıkaması kompülsiyona bir örnektir. Bu düşünceler ve eylemlerin zamanla şiddeti artar ve kişinin günlük hayatının büyük bir kısmını işgal etmeye başlar. Sonuçta kişinin işlevselliği önemli ölçüde etkilenir ve bu durum tedavisi şart olan bir hastalık haline gelir.

    Obsesyonlar (takıntılar);

    Kişinin aklına istemeden gelen düşünceler, hayâller veya dürtülerdir. Kişi bunların saçma olduğunu bilir, ama kafasından uzaklaştıramaz. Çocuklar bâzen bu takıntıların saçma olduğuna dâir ayrımı gerçekleştiremeyebilirler. Bu takıntılar gün içinde bir saatten fazla zaman alır. Kişinin soysal, akademik ve meslekî uyumunu bozar.
    Obsesyonlar en sık şu şekillerde görülür;

    Dinî obsesyonlar:
    Bir yere bakınca, bir hareketi yapınca, bir yerden geçince Allah’a küfür ediyormuş gibi düşünme, Allah’a şart koşuyor gibi olma şeklinde ortaya çıkar.

    Mikrop kapma ve hastalanma obsesyonları: Kapalı yerlerdeyken veya hasta birisinden enfeksiyon kapacağına dâir aşırı kaygı duyma, halka açık yerlerdeki koltuklara oturamama, kapı kulplarına veya musluklara dokunamama, kendi evinin dışındaki tuvaletleri kullanamama şeklinde ortaya çıkar.
    Cinsel obsesyonlar: Kafasından uygun olmayan kişilerle cinsel ilişki yaşadığına/yaşayacağına dâir senaryolar geçmesi, bunları düşünmekten ötürü aşırı suçluluk duyma, sosyal ilişkilerin bu nedenle bozulması şeklinde ortaya çıkar.

    Zarar verme obsesyonları: Elinde olmadan sevdiği birisine zarar verme kaygıları, elindeki bıçağı birisine saplayacağına dâir endişe duyma veya başka şekillerde zarar verme korkusu şeklinde ortaya çıkar.
    Simetri obsesyonları: Evde veya ofisinde eşyaları belli bir düzen içinde durmazsa kendisinin veya sevdiklerinin başına olumsuz bir şey gelme endişesi duyar.

    Kompulsiyonlar: Obsesyonları etkisiz hale getirmek için, kişinin kendini yapmaktan alıkoyamadığı zorlantılı davranışlardır. Kişi, bu hareketlerin saçma olduğunu bilir. Ancak bunları gerçekleştirmediği takdirde aşırı sıkıntı ve gerginlik yaşar. Çocuklar, bâzen bu hareketlerin saçma olduğunu düşünemeyebilirler.

    Kompulsiyonlar en sık şu şekillerde görülür;


    El yıkama kompulsiyonları: Kişi ellerinin yeteri kadar temizlenmediğini düşünerek, tekrar tekrar sabunlar. Bazı vak’alarda bir el yıkamada bir kalıp sabun biter. Banyo yaparken kişinin saatlerce banyodan çıkamadığı olur. Bu vak’alarda kişinin ellerinde veya vücudunda deterjanla ilişkili olarak cildiye rahatsızlıkları ortaya çıkabilir. Eller tipik olarak deterjan hasarı nedeniyle bembeyazdır, kurumuş ve çatlamıştır.

    Tekrarlama kompulsiyonları: Kişi bâzı hareketleri tekrar tekrar yapar. Örneğin, kapıyı açma kapama, koltuğa oturup kalkma, yürürken geri gidip bastığı yere tekrar tekrar basma, söylediği sözcükleri tekrarlama, baktığı yere tekrar bakma, etrafına bakarken geometrik cisimlere benzettiği şekillere tekrar tekrar bakma gibi klinik belirtilerle ortaya çıkar.

    Dokunma kompulsiyonları: Kişi deydiği yere tekrar tekrar dokunur. Örneğin masaya, koltuğa, kapıya, sıraya tekrar tekrar dokunmak gibi belirtilerle ortaya çıkar. Bu dokunmalara bâzen ardışık şekilde koklama hareketleri eşlik edebilir.Kontrol etme kompulsiyonları: Kişi evden veya işyerinden çıkarken kapıları, muslukları, ocağı, pencereleri, prizleri tekrar tekrar kontrol eder. Ağır vak’alarda kişi evden çıktıktan sonra emin olmayarak geri döner ve kontrolünü birkaç kez daha tekrarlar.

    Sıralama ve simetri kompulsiyonları: Kişi özel eşyalarını veya gereçlerini kendine göre mutlak bir düzen içerisinde tutar. Aksi olursa gerginlik yaşar. Duvarda duran eğri bir tabloyu veya masada yamuk duran bir tablayı mutlaka düzeltme ihtiyacı yaşar.

    Sayma kompulsiyonları: Kişi yolda giderken araba plâkalarını okur ve sayar. Merdiven basamaklarını veya adımlarını sayar. Sohbet ederken aklından ikişer veya üçer atlayarak sayma ritüelleri gerçekleştirebilir. Bunları yapmazsa gerginlik duyar.

    TEDAVİ

    OKB, alevlenme ve yatışmalarla ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu durum, beyinin nörokimyasında bir bozukluk neticesinde ortaya çıkar. Genetik faktörlerin rolü büyüktür. Tedavisinde ilâçlı tedavi ve bilişsel davranışçı psikoterapi yöntemleri yer alır. Tedavi sonrasında sosyal uyum büyük ölçüde yerine gelir.Bu hastalık tedavi edilmediği takdirde, belirtiler kişinin okulu, işi ve sosyal hayatıyla ilgili performansını olumsuz yönde etkiler. Normâl günlük programını plânlaması ve yürütmesi imkânsız hâle gelebilir. Bu durum kişide ciddi bir sıkıntı yaratır.

    Alıntı.


    1970’lere kadar tedavisi bulunamayan hastalık biraz inatçı da olsa artık alt edilebiliyor.

    Halk arasında ‘evham’ olarak da nitelendirilen takıntı hastalığı tıp dilindeki adıyla pek bilinmiyor. 1970’lere kadar psikolojik bir sorun olarak bilinen ve çaresi olmayan obsesif kompülsif bozukluk (OKB), aslında biyolojik de bir rahatsızlık. Beyindeki serotonin isimli hormonun yeterli düzeyde salgılanmaması sonucunda, çevresel faktörlerin de etkisiyle ortaya çıkıyor. Tabii genetik faktörünü de unutmamak lazım. Kimi hastalara “Keşke kanser olsaydım!” dedirtecek kadar acı veren bir rahatsızlık bu. Beynin emin olma mekanizmasının bozulduğu OKB sebebiyle hastalar günlük hayatlarını diğer insanlara göre daha zor geçiriyor. Aslında pek çok şeyi başarabilecekken potansiyellerini kullanmıyor, bilakis öldürüyorlar. Biz de insan hayatını bu derece olumsuz etkileyen hastalık hakkındaki sorularımızı ‘Takıntılar’ kitabının yazarı Psikiyatrist Dr. Oğuz Tan’a sorduk.

    -Obsesif kompülsif bozukluk (OKB) nedir?

    OKB takıntı veya saplantı hastalığı adıyla Türkçeleştirilebilir. Takıntı (obsesyon) insanın aklına gelen ve bir türlü gitmek bilmeyen fikirdir. Bu düşünceler bazı şeyleri insana tekrar tekrar yaptırır. Bunlara da kompülsiyon denir. En sık görülen türü temizlik hastalığıdır. ‘Dokunduğum yerde kan mı vardı, idrar mı? Çöpün yanından geçtim, bana pislik bulaştı mı? Hastanenin yanından geçtim, mikrop kaptım mı?’ gibi temizlik üzerine fikirler insanın aklına gelir ve bir türlü gitmez.

    Mesela 33 yaşında bir ev hanımı hastam nereye dokunsa el yıkama ihtiyacı duyuyordu. Bilhassa ev dışında çok kötüydü durumu. Koltukta bile kolları değmeden oturuyordu. Banyoda 4 saat duruyordu, zorla çıkarıyordu ailesi. Hastanelerden aşırı derece rahatsız oluyor, eve gittiğinde yıkanıyordu. Dışarıda tuvalete gitmiyor, gitse bile evde bütün kıyafetlerini kapıda çıkarıyordu. Eşine ve çocuklarına da aynı şeyi yaptırıyordu. Ellerinin derileri soyulmuş, kıpkırmızı olmuş yıkamaktan. Zaten ağlayarak yıkıyor. Tuvalette kalma süresi bir saati buluyor. Beline kadar taharet alıyor. Her gün bir kalıp sabun tüketiyor. Su ve elektrik faturası normalin iki-üç katı geliyor. Çamaşır makinesinde aynı çamaşırı üç-dört kere yıkıyordu...

    -Hasta bu tarz mantıksız şeyleri yaptığında kendisine güveni azalmıyor mu?

    Hastalık akli dengeyi bozmaz. Bunlar gayet normal, sağlıklı, dürüst ve çoğu başarılı insanlar. Dışarıdan normal görünürler; ama içlerinde fırtınalar kopar. Çoğu bu hastalığı kendilerine yediremediğini söyler. Beyinde emin olma mekanizmaları bozuluyor. Emin olamadıkça aynı eyi tekrar tekrar yapıyorlar. Kendilerine güvenleri elbette azalıyor, çok mutsuz oluyorlar. Depresyon riskinin en sık görüldüğü hastalık türü OKB. Her zaman birlikte seyretmez; ama seyri esnasında sık sık depresyon ortaya çıkar. Çoğu hastamdan “Bu rahatsızlığa yakalanacağıma keşke kanser olsaydım.” sözünü duymuştum. Hastalığın özelliği şu: Mesela kapıyı kapattığını hatırlıyor. Dönüp bir daha kontrol ediyor. Üç, beş, on kez ediyor, yirmi dakika kapının önünde bekliyor; ama tekrar gidip bakıyor. Bakmazsa dayanılmaz bir sıkıntı duyuyor içinde. Zaten hastalığın temel özelliği tekrarlayıcı düşünce ve hareket.

    - Peki bu tekrarlamalar hastaya iyi geliyor mu?

    Geçici olarak azaltıyor sıkıntıyı; ama hastalığı da kronikleştiriyor.

    -Yani kısa vadede faydalı, uzun vadede zararlı.

    Kesinlikle öyle. Tedavide zaten ilaç dışında en etkili yöntem ERP’dir (Explosure Response Provention). ‘Explosure’, İngilizcede kendini maruz bırakma, üstüne gitme; ‘response provention’ da tepkiyi önleme demek. Mesela “Sana pis gelen şeylerden kaçınma, otobüsün tutamaklarını tutamıyorsan tut, kimseyle tokalaşmıyorsan tokalaşmaya başla, elini yıkayacaksan geciktirerek yıka veya hiç yıkama.” diyoruz. Ama bu o kadar zor ki. Tedavide ancak bu çok yavaş ve belli bir program dahilinde yapılıyor. Hiç yıkamamayı beceremeyebilir hastalar. Ama buna günde beş saat ayırıyorsa dört saate indirmek mümkün.

    -Peki sebebi nedir takıntıların?

    Bu hastalığın biyolojik kökenli olduğu artık iyi biliniyor. Beyinde ‘mutluluk hormonu’ diye şöhret bulan serotonin adlı bir madde var. Bu madde aynı zamanda düşünceyi de düzenliyor. Serotonin azalırsa kişi düşüncesini de kontrol edemez hâle geliyor. OKB’nin kritik noktalarından biri de kişi aklından geçen düşüncenin mantıksız olduğunu biliyor; ama atamıyor ve büyük bir sıkıntı duyuyor.

    -OKB’nin tedavisi nedir? İyileştikten sonra tekrarlama riski var mı?

    Hastalığın yarısında ilaç tedavisi yeterli geliyor. Bir seneden önce ilaç kesilirse tekrarlama riski neredeyse yüzde 100. Bu bir buçuk-iki seneye uzatılırsa tekrarlama riski daha da azalıyor. Ama yine de OKB tekrarlama riski yüksek olan bir hastalık. Psikoterapinin zaten en önemli faydası davranış değiştirmeye yönelik olması. Bu terapi ilaçla beraber verilirse tekrarlama riskini epey azaltıyor. İlaçsız uygulanırsa yine yarısı düzelme gösteriyor. İlaçla psikoterapi yarı yarıya önem arz ediyor. İkisi birlikte uygulanırsa yüzde 90 iyileşme görülüyor.

    -Bu hastalık kişinin karakterinden mi kaynaklanıyor, yoksa çevrenin ve yaşadıklarının etkisiyle mi ortaya çıkıyor?

    Genlerin etkisi yüzde 60, çevrenin etkisi yüzde 40 diyebiliriz. Yani biyolojik faktör ön planda. Fakat yetiştirilme tarzı ve kişisel özellikler etkili olabiliyor hastalığın başlamasında. Bu özelliklerin başında mükemmeliyetçilik gelir; ‘her şey kusursuz olsun’ düşüncesi yani. Yine kısmen bunun yol açtığı suçluluk duygusu. Hastalar genelde aşırı sorumluluk sahibi, en ufak bir aksamayı kabul edemeyen, bu yüzden hemen suçluluk duygusuna kapılan, şekilci ve dolayısıyla değer yargıları katı olup esneklik gösteremeyen, gergin, kaygılı ve karamsar, ince eleyip sık dokuyan, zor karar veren kişilerden oluşuyor.

    -Obsesif kompülsif kişilikle OKB’yi birbirinden ayırıyorsunuz. Kişiliği âdeta taşıyıcı konuma yerleştiriyorsunuz. Nedir bu ikisinin arasındaki ince fark?

    OKB adı üstünde bir bozukluk, bir hastalık. Genellikle 20 yaşında başlıyor. Çocukluk çağında başlayan vakalar da çok. Çocuklukta da ender bir hastalık değil. 20 yaşında başlayanların ergenlik dönemlerine bakıldığında ilk nüveleri görülebiliyor hastalığın. Tedaviye büyük oranda cevap veriliyor. Ama obsesif kompülsif kişilik bir karakter özelliği. Bütün kişiliklerde olduğu gibi çocukluk yıllarında oluşmaya başlıyor. 18 yaş civarında oturuyor ve genellikle hayat boyu devam ediyor. Kişilik hayatımızda çok yavaş ve geç değişir. İlaçla da değişmez. Ancak psikoterapiyle ve kişinin kendini tedavi etmesiyle obsesif kompülsif kişilik değişebilir. OKB’si olanların büyük bölümü bundan rahatsızdır, farkındadır, tedavi arar ve çok mutsuz olur. Ama obsesif kompülsif kişiliği olanlar genellikle farkında değildir. Başka herkesi yanlış görür. Mutlu insanlar değillerdir; fakat herkes benim gibi olmalı düşüncesindedirler.

    -İrsiyet söz konusu mu OKB’de?

    İrsiyet faktörünün etkisi var. Ama her OKB görülen kişinin ailesinde bu hastalık görülecek diye bir şey yok. İlk örnek de olabilirler. Yine de genetik etkenlerin küçümsenmeyecek bir rolü var.

    -Neden OKB hastaları kendilerini dünyadaki tek örnekmiş gibi algılıyorlar?

    Saçma bir şey yaptıklarını düşünüyorlar. Bize bile anlatmaya utanıyorlar. Hatta daha önce doktor doktor gezmiş ama “Hiçbir doktora takıntılarımı anlatamadım, ilk kez size anlatacağım.” diyen çok hasta var. Hastayla güven ilişkisi kurmak psikiyatride çok önemli. Ama hafifi bile çok rahatsız edici olduğu için hastaların çoğu doktora başvuruyor.

    -OKB’nin görülme sıklığı nedir?

    Çok sık görülen bir hastalık. Bütün vakalar hesaplandığında dünyanın yüzde 2,5 - 3’ünde görülüyor. Türkiye’de toplum taramalarından elde edilen sonuca göre bu 1,5 - 2 milyon kişi, yani gizli bir salgın demek. Tabii bu sayıya ufak tefek takıntıları olanları katmıyoruz. Ancak kişi ve çevresi ciddi şekilde etkileniyor, performansı düşüyorsa bu durum hastalık olarak kabul ediliyor.

    -Tedaviye cevap verme oranı nedir?

    Tedavisi zor olan hastalıklardan biri OKB, depresyondan daha zor. 1970’lerin ortalarına kadar tedavisiz bir hastalık olarak biliniyordu. Hâlâ eski kitaplara bakıldığında buna rastlanır. Hâlbuki günümüzde ilaç ve psikoterapi ile yüzde 90 düzeliyor. Ama yine de en az bir buçuk-iki sene ilaç tedavisine ve psikoterapiye devam etmek gerekiyor. Üç-dört haftadan önce bir düzelme olmuyor. Çoğu zaman ayları buluyor düzelmenin başlaması.

    -Farklı türlerdeki takıntıların bir insanda görülmesi mümkün mü?

    Bir dönem temizlik takıntısı olan kişide başka bir dönem düzen takıntısı görülebiliyor. Önemli bir bölümünde de hastaların iki-üç takıntı birden görülür. Aynı anda sekiz-on takıntının görüldüğü vakalar olabiliyor. Tekrarladığı zaman hastada ümitsizlik duygusu ortaya çıkarır. Ama önceden tedaviye cevap veren yine cevap verir. Çoğu kişi “Kendimden bıktım.” diyor.

    -Neden kararsız OKB hastaları?

    Hastalık emin olma mekanizmasını bozduğu için. Aslında ciddi işleri başarıyla yürütebilirler, evlenebilirler. Başarılarını engelleyen, bu takıntılara fazlaca zaman ayırmaları, peşi sıra depresyona girmeleridir. Düşüne düşüne beyinlerini yorarlar. OKB hastalarında hücre sayısı fazladır, beyinlerinde aşırı çalışma olduğu için kabukları kalındır diğerlerine göre. Düşünmekten işini yürütemez hâle gelirler. Psikiyatride OKB anksiyete bozuklukları arasında yer alıyor. Anksiyete kaygı demek. Mesela depresyon duygu durumu bozukluğudur. OKB ise kaygı bozukluğudur; panik bozukluk, sosyal fobi gibi.

    -Ufak çapta takıntıları olan kişiler bunlarla nasıl mücadele edebilir?

    En pratik yol mantık dışı şeyi yapmamak veya daha seyrek yapmak. Tedavide temel prensip budur. Mantıklı davranış, mantıklı düşünceyi geliştirir. Mantıksız bir düşünce akla gelse bile bu mantıklı davranışla ortadan kaldırılabilir. Ve bir zaman sonra o yanlış hareketi yapmak içinden gelmez. Bir zaman kendisini zorlarsa davranışı birden olmasa da belli bir zaman geçtikten sonra değişir. Birebir üstüne gitme. Ama OKB hastaları için bir uzman yardımı olmadan bunu yapmak mümkün değildir. Kendi kendilerine yapmaya kalkıp başaramazlarsa ümitsizliğe kapılabilirler. ‘Basamaklı davranışçı terapi’, yani kişiyi en az rahatsız edenden başlamak bu yüzden önemli.

    -Ya obsesif kompülsif bozukluğu olanlar?

    Kötü düşüncenin gelmemesi için mücadele ettikçe daha çok gelir. Buna ‘paradoxical intention’ denir. Kişi bunlarla mücadele ettikçe bataklıkta çırpınan kişi gibi daha çok batar. Tam tersine, bırak gelsin diyeceksiniz.


    BELLİ BAŞLI TAKINTI TÜRLERİ

    Bulaşma: Halk arasında bilinen tabiriyle temizlik hastalığı.

    Şüphe ve kontrol: Temizlikten sonra en sık görülen tür. Bir işi tekrar tekrar kontrol etme, ‘paranın üstü eksik mi’ diye sürekli hesaplama…

    Düzen: ‘Her şey yerli yerinde olacak, masanın örtüsü her taraftan eşit sarkacak, perde asla potluk yapmayacak’ gibi düşünceler...

    Sayma: İbadet niyetiyle değil de kötü bir şey olacak hissiyle tekrar tekrar dua etme, plaka numaralarını çarpıp bölme…

    Hastalık: ‘Bir rahatsızlık var’ endişesiyle devamlı doktora gitme...

    Dinî: Şüphe üzerine namaz ve abdestleri sürekli tekrarlama. İnançlı olduğu hâlde Allah’ın varlığını sorgulama, yasak şeyleri yapar mıyım korkusu yaşama…

    Metafizik: Yıllarca insanların cevap aradıkları sorulara yeni cevaplar arama: Dünyadan önce ne vardı, dünyanın sonu ne olacak, kıyamet kopacak mı kopmayacak mı?..

    Büyüsel: Mesela kapıdan girerken aklına babasının öleceği gelir? Gerçekleşir korkusuyla çıkıp bir daha girer, bunu tekrarlar…

    Saldırganlık: ‘Acaba birine vurur muyum, yeğenimi sekizinci kattan atar mıyım, arabayla geçerken falancayı ezdim mi’ şeklindeki düşünceler…

    Biriktirme: En iyi örneği meşhur çöp evler. Sahipleri aslında pisliğe meraklı kişiler değildir. Takıntı önce atamamakla başlar. ‘Bir gün lazım olur’ diyerek hiçbir şeyi atamaz hâle gelirler.

    Obsesif yavaşlık: Belli bir takıntı türü değil. Fakat doğru yapma, yanlış yapmama hisleriyle her işi çok yavaş yaparlar. ‘Mükemmel iş yapacağım’ diye hiç iş yapamaz hâle gelirler.

    (Aksiyon)

    Arkadaşlar bu hastalık gerçekten insanın hayatını kökten etkiliyor.Çok yakınımda bir arkadaşım yaşıyor bunları.Ne dersek ne anlatırsak anlatalım olmuyor.Yenemiyor bir türlü.Dikkat etmek gerekiyor yani.

    Arkadaşınız doktora gitsin faydasını görecektir. Ayrıca bu bir hastalık sonuçta bu sebepten makaleler yerine sağlık forumuna alınmalıydı. Arkadaşına geçmiş olsun dileklerimi iletiyor ve derhal bir uzmana , psikiyatriye görünmesini öneriyorum.
    Hastalığı tetikleyecek davranışta olan insanları kınıyor ve onlara acı acı gülüyorum. Neredeyse tüm forumlarda olan bu kopyala yapıştır için teşekkür etmeyip okuyan olursa alacakları bilinç adına teşekkürlerimi sunuyor arkadaşınız eğer doktora gitmediyse öneriyi iletmenizi öneriyorum =)

    teşekkürler zaten ben bu konuyu buraya açmaan önce direk doktor tavsiyesinde bulundum.

    Rica ederim =) Ayrıca konuyla ilişkili bir konuyu daha önceden açmıştım.

    teşekkürler ben bile teşekkür etmişim araştırmadan açtım konuyu galiba saol ilgine.
     
  2. Kayıtsız Üye

    Kayıtsız Üye Ziyaretçi

    Ileri yaşlarda görülen obsesyonlar
     
  3. Rastababa

    Rastababa Üye

    Katılım:
    17 Temmuz 2012
    Mesajlar:
    10
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    20
    Banka:
    0 ÇTL
    bilgilendirme için teşekkürler
     

Sayfayı Paylaş