1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Öfkesini yutanlardan mısınız?

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve Suskun tarafından 8 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    ÖFKESİNİ YUTANLARDAN MISINIZ?


    Yüce Mevlâ, insanoğlunu negatif ve pozitif duygular üretecek mekanizmalarla beraber yaratmıştır Vahyin ışıklarıyla aydınlanan akıl ve fıtratı bozulmamış irade mekanizmasını devreye koyarak ürettiği duygular, insanı pozitif/olumlu yönde davranış sergilemeye yöneltecektir
    Nefsinin, insan ve cin şeytanlarının tetiklemesiyle ürettiği duygular da negatif/olumsuz/zararlı davranışlar sergilemeye yöneltecektir İşte insan; iyi ile kötünün, hayırla şerrin, olumluyla olumsuzun, faydalı ile zararlının çarpıştığı savaş alanıdır Bu savaştan, dünya ve ahirette kazançlı çıkmanın tek şartı vardırO da, pozitif davranışlar sergileten mekanizmaların, negatif davranışlar üreten mekanizmalara gâlip gelmesidir Başka bir ifade ile selim aklın ve iradenin, nefis ve şeytan çetesine yenik düşmemesidir

    İşte öfke, kin, nefret ve düşmanlık da, nefis ve şeytan çetesinin ayartmasının ürünüdür Bunlar kontrol altına alınmadığı, eğitilerek dizginlenmediği zaman, kişi önce kendinden başlamak üzere etrafındakileri darma duman eder Barış ve güveni dinamitler Sevgiyi sellere, dostluğu ellere verir Yiğitlik/pehlivanlık, et ve kemik gücüne dayanılarak yapılan efelenmeler değildir

    Asıl yiğitliğin ne olduğunu Ulu Önderimiz, gaye insan, Ufuk Peygamber Nebiyi Muhterem (sav) bakın nasıl belirtiyor:
    Rasûlullah (sav): “Siz aranızda kimi pehlivan olarak kabul edersiniz?” diye sordu Ashap:“Erkeklerin yenmeyi başaramayacağı kimseyi” diler Rasülullah da: “ Hayır, gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hakim olabilen kimsedir” buyurdu
    Görüldüğü gibi hadis, yoruma ihtiyaç duymayacak kadar açık ve mesaj vericidir Pehlivanlığını ortaya koyacak olanlar bunu, bileği ile değil, yüreği ile ispat etmelidirler Ahiret bilekle değil yürekle kazanılıyor, sûretle değil sîretle elde ediliyorYürek ülkesine hakim olamayanlar, bedenin doyumsuz taleplerini dizginlemeye muktedir olamazlar Öfkesine yenik düşen bir insan, züccaciye dükkanına giren fil gibidir, her tarafı kırar, döker

    Yuttuğumuz lokmalar ve yudumlar, beden ülkesinin güçlenmesini sağlayan gıda paketleridir Pekiyi bu beden ülkesini dizginlemekle görevli, yürek başkentini besleyen gıda ve yudum yok mudur? Sözü sahibine veriyor ve bu konuda Efendimizi (sav) dinliyoruz: “Abdullah b Ömer anlatıyor: Rasülullah buyurdular ki: “Allah katında kişinin yuttuğu en sevaplı yudum, Allah’ın rızasını düşünerek kendini tutup, yuttuğu öfke yudumudur”

    Yüce Mevlâ’mız da, Allah’a karşı sorumluluk bilincine ulaşanların özelliklerini sayarken şöyle buyuruyor: “Onlar bollukta da darlıkta da infak ederler/verirler, ÖFKELERİNİ YUTARLAR, insanların kusurlarını affederler” Allah’a karşı kulluk ve sorumluluk bilincinde olan o saygı değer kullar, öfkelendikleri zaman kendilerine hakim olur ve öfkelerinin tetiklediği uygulamaya girişmezler Öfke, kızgınlıktan sonra kalbin alevlenmesi halidir Onun yenilmesi ise, kişinin kendisini sabra yöneltip tutması ve öfkenin herhangi bir etkisini ortaya çıkarmamasıdır İşte takvâ sahipleri/Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olanlar öfkelendikleri zaman onu yutarlar

    Ebû Hureyre (ra)’nin naklettiğine göre bir adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! Beni cennete götürecek amel konusunda bana kısa bir nasihatta bulun Uzun yapma ki, nasihatini unutmayayım” demişti ve bunu birkaç kere tekrar etmişti de Rasûlullah:“ÖFKELENME” diye cevap vermişti
    Hadisteki “öfkelenme”nin manası, öfke sebeplerinden kaçın, öfkeye sebep olacak şeylere yer verme demektir Bizzat öfkenin yasaklanması söz konusu değildir Çünkü öfke tabîi ve fıtrî bir haldir İnsan bundan soyutlanamaz Öyleyse yapılması gereken, öfkeye yenik düşüp onun emrettiklerini yapmamaktır Bu konuda manevî donanım ve egzersizle, onu gemleyerek terbiye etmektir Öfkenin beslendiği sebepleri ortadan kaldırmaktır Öfkenin kaynaklandığı en büyük sebep kibirdir Çünkü kişinin arzu ettiği bir şeye muhalefetten kibir vukûa gelir Kibir de onu öfkeye atar Bu durumda mütevâzı olan kimseden izzet-i nefis çabuk yok olacağı için öfkenin şerrinden selamette kalır Yani öfkenin emrettiğini yapmamanın yolu, kibre kapılmamak ve mütevâzı/alçak gönüllü olmaktır
    Öfkeyi yenmenin başta gelen tedavi şekli, hiddetlenince affetmenin, hilmin ve tahammülün faziletleri hakkında Allah ve Rasülü’nün talimatlarını düşünerek, sevabı almak maksadıyla intikam hırsından vazgeçmektir Malik b Evs anlatıyor: Hz Ömer bir adama kızdı ve dövülmesini emretti Ben de kendisine: “Affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir” ayetini okudum Hz Ömer de bunu tekrar tekrar düşünerek okudu Zaten kendisine bir ayet-i celile okunduğu zaman o, manası üzerinde böyle düşünürdü Burada da düşündükten sonra adamı salıverdi
    Rasülullah bir hadislerinde şöyle buyurur: “Bilmiş olunuz ki, insanlar muhtelif tabakalarda yaratılmıştır Kimi geç kızar, çabuk barışır Kimi çabuk kızar çabuk barışır Bunlar birbirine benzer Kimi de çabuk kızar, geç barışır Bilin ki, bunların en hayırlısı, geç kızıp çabuk barışan; en kötüsü de çabuk kızıp geç barışandır”
    Abdullah b Mes’ud naklediyor: Rasûlullah buyurdular ki: “Öfkesinin gereğini yerine getirebilecek güçte olduğu halde öfkesini yutan kimseyi Yüce Allah, kıyamet günü, mahlukatın başları üstünde davet eder; tâ ki, onlardan önce dilediği huriyi kendisine seçsin”
    “Kıyamet günü “Nerede ecirleri Allah üzerine olanlar, cennete girsinler” diye bir çağırıcı nida edecek “Ecirleri Allah üzerine olanlar kimlerdir ki? diye sorulacak Bunun üzerine; dünyada affedici olanlardan başkası kalkamayacaktır”

    İşte mü’min kadın ve erkek, bu talimatları düşünerek “Ne zaman hiddetini yenerse Allah ü Teâla’nın da kendisini bu şekilde affedeceğini ve cennette nimetlendireceğini” hatırlamalıdır Bu düşünce Allah katında kendisini yüceltir
    Bu söylenenler “dünyevî öfke” hakkındadır Fakat İbni Hacer “dînî öfke” tâbiri ile, meşru olan hak için, Allah için izhar edilen öfkeden bahseder ve bunun caiz olduğunu, sünnette uygulamasının bulunduğunu ifade eder Nitekim, Rasülullah, şahsını ilgilendiren meselelerde sabredip öfkelenmediği halde, dini ilgilendiren meselelerde öfkelenmiştir Bunun bir örneği şu hadistir: “Abdullah b Mesud anlatıyor: “Bir adam gelerek Rasûlullah’a: “Ben sabah namazına falanca yüzünden gelemiyorum, çünkü fazla uzatıyor” dedi Ben Rasülullah’ın o günkü kadar öfkelendiğini hiç mi hiç görmedim Öfkeyle şöyle dedi: “Ey İnsanlar! Sizden bazıları nefret ettiricidir Hanginiz halka namaz kıldırırsa kısa tutsun Zira cemaatte hasta var, yaşlı var ve ihtiyaç sahibi var”

    Bir başka örnek de şunu verebiliriz: Rasülullah’ın döneminde sosyal ağırlığı olan, asaletiyle ünlü Mahzûm kabilesine mensup bir kadın hırsızlık yapar Henüz cahiliyyenin tasallutundan kurtulmamış, tam anlamıyla Allah’ın boyası ile boyanmamış o günün değer yargısına göre, bu asalet sahibi kadın cezalandırılmamalıdır İlâhî kanun gereği elinin kesilmesi gereken bu kadını, cezadan muaf tutulması için Peygamberimizin çok sevdiği genç olan Üsame b Zeyd devreye sokulur Rasülullah, “Sizden öncekiler kanunları kimsesizlere uygulayıp nüfuz sahiplerine uygulamadıkları için helak oldular Kızım Fatıma da hırsızlık yapsa idi onun da elini keserdim” diyerek bu cahilî anlayışa sert bir tavır koymuştur Üsâme de, Rasülullah’ın öfkeden mübarek yüzünün renkten renge girdiğini görünce yaptığı hatayı anladı ve “Yâ Rasûlullah! Allah’tan beni bağışlamasını dile” diye yalvardı

    Rasûlullah’ın bu çeşit öfkelendiği durumlar çoktur Demek ki; öfke yasağı, mutlak bir yasak değildir Bu fıtrî halin kullanıldığı meşru olan durumlar vardır “Dünyevî öfke”mizi yenerken, “dînî öfke”mizi de, inanç değerlerimizi korumak için yeri geldiğinde ortaya koymalıyız Çünkü dinin suç saydığı işleri yapanlara kızmak caizdir Bu, dînî gayretin ve hassasiyetin bir dışa vurumudur, Nebevî bir uygulamadır.
     

Sayfayı Paylaş