1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Oğlum'a

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 5 Nisan 2007 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Dinle oğlum: Bunları sen küçük ellerinden biri çenenin altında
    yumruk olmuş, sarı saçların terden ıslanmış, alnına yapışmış
    bir halde uyurken söylüyorum. Odana gizlice, tek başıma girdim.
    Sadece birkaç dakika önce, kütüphanede oturmuş gazetemi
    okurken, güçlü bir pişmanlık dalgası her tarafımı sardı.
    Suçluluk içinde kalkıp, yatağının başucuna geldim.

    Düşündüklerim şunlardı oğlum: Sana kızmıştım. Okula gitmek için
    hazırlanırken, yüzünü havluyla şöyle bir sildin diye sana bağırmış,
    ayakkabılarını temizlemediğin için seni azarlamıştım.
    Eşyalarını yere attığın için öfke içinde haykırmıştım.

    Kahvaltıda da hata buldum. İçeceklerini etrafa sıçrattın,
    yiyeceklerini alel acele yedin. Dirseklerini masaya koydun,
    ekmeğine tereyağını çok kalın bir tabaka halinde sürdün. Sen
    oynamak, ben de trene yetişmek için çıkarken, bana döndün,
    elini salladın ''Güle güle baba'' dedin. Ben ise irkildim ve
    ''omuzlarını dik tut'' cevabını verdim.

    Öğleden sonranın geç saatlerinde herşey yeniden başladı.
    Eve gelirken seni dizlerinin üstünde eğilmiş, misket oynarken
    gördüm. Çoraplarında delikler vardı. Seni arkadaşlarının önünde,
    benimle eve gelmeye zorlayarak aşağıladım. Çoraplar çok
    pahalıydı ve eğer parası senin cebinden çıkıyor olsaydı,
    daha dikkatli olurdun. Bir düşün oğlum, bunlar bir babanın lâfları.

    Daha sonra, ben kütüphanede okurken, gözlerinde
    acı dolu bir bakışla nasıl çekingen çekingen içeri girdiğini
    hatırlıyor musun? Gazetenin üstünden, rahatsız edilmiş
    olmanın verdiği sıkıntıyla sana baktığımda, kapıda durakladın.
    Ben ise ''ne istiyorsun'' diye kükredim.

    Hiç birşey söylemedin ama aceleyle bana doğru koştun, kollarını
    boynuma dolayıp beni öptün. Küçük kolların Tanrı'nın yüreğine
    yerleştirdiği, sana yaptıklarımın bile solduramadığı o büyük sevgiyle
    boynumu sıkıyordu. Sonra koşa koşa merdivenlerden çıkıp gittin.

    Evet oğlum, bundan hemen sonra gazetem ellerimden kaydı ve
    müthiş bir korku her yanımı sardı. Adetlerim bana neler yaptırıyor?
    Hata bulma adetim, azarlama adetim. Sana bir çocuk olduğun
    için verdiğim ödül bu mu? Seni sevmediğimden değil
    ama bir çocuktan çok fazla şey beklemiştim.
    Seni kendi ölçütlerimle değerlendirmeye kalkıyordum.

    Oysa karakterinin o kadar iyi o kadar güzel yanları vardı ki.
    Küçük yüreğin, dağların ardından söken şafak kadar büyüktü.
    Ve bunu gelip bana iyi geceler öpücüğü vererek gösterdin.
    Bu akşam başka hiçbir şeyin önemi yok oğlum. Karanlıkta
    yatağının başucuna geldim ve utanç içinde diz çöktüm.

    Bu çok yetersiz bir af dileme çabası. Bunları sana sen
    uyanıkken söylersem anlamayacağını biliyorum.
    Ama yarın gerçek bir baba olacağım. Seninle dost olacak, sen
    acı çektiğinde bende çekecek, sen güldüğünde ben de güleceğim.
    İçimden kötü sözler etmek geldiğinde dilimi ısıracağım.
    Sonra kendime hep şu sözleri söyleyeceğim:
    O sadece bir çocuk, küçük bir çocuk.

    Korkarım seni sanki bir yetişkinmişsin gibi gördüm.
    Ama şimdi seni yatağında dertop olmuş, yorgun, uyurken
    görüyorum da oğlum, hâlâ bir bebek olduğunu anlıyorum.
    Daha dün başını omzunun üstüne koyduğun anneciğinin
    kucağındaydın. Senden çok fazla şey bekledim, çok fazla...


    W. Livingston Larned
     

Sayfayı Paylaş