1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Öğrencim kuzu gibi olsun

Konusu 'Öğretmenler Odası' forumundadır ve Hazangülü tarafından 20 Mart 2009 başlatılmıştır.

  1. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    991 ÇTL
    Birçok öğretmenin en çok sevdiği ve sevindiği şey öğrencisinin bir kuzu kadar uysal ve sorunsuz olmasıdır.
    Anne-babalar için de durum bundan farklı değil. Eğitimcilerin bu mesleği seçerken ya da icra ederken öncelikle şunu kabullenmeleri gerekiyor: “İnsanla uğraşıyoruz ve her insanın ayrı bir dünyası, ayrı güzellikleri, farklı özellikleri, sorunları, sıkıntıları, becerileri, ilgileri, kabiliyetleri var.”
    Sınavlarda birinci, derslerde başarılı, kendini programlayabilen, söz dinleyen, uslu öğrenciler ne kadar bizim öğrencimiz ve onları ne kadar kabullenmişsek; algılama düzeyi düşük, dersleri zayıf, ilişkilerinde sorunlu ve dağınık öğrenciler de bizim öğrencilerimizdir. Belki de bir öğretmenin mesleğini daha maharetlice yapabileceği ve bize göre asıl başarısını da ortaya koyacağı saha bu ikinci grup öğrencilerin yer aldığı sahadır.
    Sorunun kaynağı bulunmalı
    Sorunun kaynağını “kabulleniş” yetersizliğinde arayabiliriz. Bir çocukta kabullenmeyi zorlaştıracak davranışlar neler olabilir? Ders dinlemeyip gözü sürekli başka işlerde olabilir; kavga edip sınıfı birbirine katıyor olabilir; dağınık, programsız, ilgisiz olabilir; dersi anlayamayan, algılama problemi olan bir öğrenci olabilir; bazı ahlaki zaafları olabilir. Bu olumsuzlukların bazılarını, tamamını ya da daha fazlasını sergileyen öğrencilere sahip olabiliriz.
    Eğer mesafe aldırmak, iyileştirmek, sahip çıkmak gibi bir iyi niyetimiz varsa ki her öğretmen bu iyi niyet üzeredir. “Ben bu öğrencimin bu yönünü görüyorum, kabul ediyorum ve mutlaka aşmalıyım.” mesajını öğretmen önce kendine sonra da veliye vermelidir. Fakat bu tarz öğrencileri kazanmanın ve mesafe aldırmanın en önemli yolu çok sıkı bir veli-öğretmen diyalogu iken, birçok öğretmen aile ile görüşme yerine adeta suçlu kendisiymiş gibi veliden kaçıyor. Bu durum sorunlardan kaçma, ağrısız başı ağrıtmama kolaycılığı olarak yorumlanabilir.
    Bu zorlukta çocukların sınıfa oranları ortalama % 10-15’tir. Dolayısıyla hedefler belirlenip, bu hedefler doğrultusunda çok sıkı çalışılması gerekirken genelde başarılı öğrencilerin başarıları gündemde tutuluyor, ideal öğrencilerle tatmin olunuyor. Sınıfının en yaramaz öğrencisi kabul edilirken bugün çok başarılı bir yönetici, siyasetçi veya öğretmen olmuş kişilerin sayısı az değildir. Silik, kendi halinde, sosyalleşememiş bir gençken şu an atıldığı sektörde çok ileri gitmiş, çok para kazanan işadamlarını tanımışızdır. Kimin hangi alanda ve ne zaman yıldızının parlayacağını hiç kimse bilemez. Dolayısıyla her bir çocuk en orijinal şekliyle ele alınmalı ve geleceğe hazırlanmalıdır.
    alıntı:martı yayınları
     
    AngeL bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş