1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Okültizm - Evolüsyon ve Envolüsyon

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 7 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Okültizm - Evolüsyon ve Envolüsyon

    Evolüsyon, Fransızca kökenli bir kelime olup, anlamı, "evrim, tekâmül"dür. Envolüsyon da aynı dile bağlı olup, "gerileme" anlamına gelmektedir. Okültizm ise, bu anlamlardan bir prensibin izahına doğru kaymakta ve çok geniş kapsamlı olabilecek bir ilkeyi araştırmaktadır. Şimdi değişik kaynaklardan da yararlanarak, evolüsyon ve envolüsyonun neler ifade edebileceğini anlamaya çalışalım.

    İnsanda dolanmakta olan akışkanlar, bu hareketlerinde belirlenmiş pek çok istikamete yönelirler. Bu yönler, bu akışkanların başlıca etki merkezlerinin işlevleri ve karşılıklı konumlarına göre oluşurlar. Okültistlerin, insan bedenini baş, göğüs ve karın olmak üzere üç ana bölümde ele aldıklarını görmüştük. Bu üç merkezden her birinin, başlıca etki merkezim oluşturdukları üç akışkan vardır: sinir gücü, kan ve kilüs.

    Bir akışkanın, aşağı bir merkezden, örneğin karından, daha yüksek bir merkeze, yani göğüse yükselmek için yaptığı harekete evolüsyon denir.

    Bir akışkanın, bunun tam tersine olarak, daha üstün, daha yüksek derecedeki bir merkezden, daha aşağı seviyede bir merkeze, örneğin baştan göğüse alçalmak için yaptığı harekete de envolüsyon denir. Demek ki, insanda bir evolüsyon ve envolüsyon hareketi cereyan etmektedir. Bunları biraz daha genişletelim.

    Her bir merkez (baş, göğüs veya karın) pek çok akışkan akımına uğrayan organlarla donatılmıştır. Her merkezde öncelikle dışarıdan gelen ve bu merkezden geçtikten sonra geldiği yere tekrar geri dönen bir akım vardır: Karın için besinler, göğüs için solunan hava, baş için duyumlar gibi.

    Bundan başka, ayrıca, bir de aşağı merkezden gelen, evolüsyon hâlinde bir seyyal akım vardır: göğüse gelen kilüs, başa yükselen kan. Bir merkezin etkisinin sonucu şu üç faktöre bağlıdır:

    1- Alıcı ya da transformatör organın kalitesi;
    2- Dışarıdan gelen akımın kalitesi;
    3- Gelişmiş (evolüsyon) akımın kalitesi.

    Demek oluyor ki, örneğin kanın maddî ve dinamik kalitesi bir taraftan alıcı organların (ciğerler) kalitesine, diğer taraftan solunan havanın kalitesine bağlıdır. Evolüsyon doktrinini etüt eden okültistler, doğada (ve insanda) güçlerin alt plânlardan en yüksek plânlara doğru olan derece derece ilerlemeleri gözlemi üzerinde dururlar. Bu gelişimin sebebi nedir? Bu değişim neden olmaktadır?

    Sindirim sistemi organları içine girmiş bir besin parçasını ele alalım. Bu besin parçası, ancak kendisini insanî organik madde, yani kilüs hâline dönüştürecek bir evolüsyona uğradığı takdirde sindirilebilecektir. Bu evolüsyonu, sadece organizmanın doğal fonksiyonunun bir sonucu olarak nitelendirip bırakmak eksik olur. Sindirim organlarının işleyişinin sebebi nedir? Bunun cevabını araştırdığımızda, sindirim organlarına bir yandan kanın, diğer yandan hareket ettirici sinir gücünün doluştuğunu görürüz.

    Bu iki akım da yüksek merkezlerden gelmektedir, birincisi göğüsten, diğeri de baştan gelmektedir. Görüyoruz ki, alınan besin maddesinin evolüsyona uğrayıp kilüs hâline dönüşmesi, sindirim organına etki eden güçlerin çifte envolüsyonu ile gerçekleşebilmiştir. Bu, bir yasaya bağlıdır: Her evolüsyonun öncesinde bir envolüsyon mevcuttur.

    Mikrokozmosta vuku bulanlar, benzer şekilde makrokozmosta da cereyan ederler. Çünkü "Yukarıdaki aşağıdakine, aşağıdaki de Yukarıdakine benzer." Ve doğal evolüsyonun anahtarı, formların uğradığı değişimlerin gözlenmesinde değil, bu şekil değişimlerinin sebebi olan envolüsyona uğramış (alçalan) güçlerin araştırılmasında yatmaktadır.

    Doğum ve Ölüm

    İnsanın ölümsüz ruhu, bir dünya hayatında, ondan önceki yaşamlarında yaptığı işlerin sonuçlarıyla karşılaşmaktadır. Dünya hayatımız esnasında, gelecekteki kaderimizi de bizzat tayin etmekteyiz.

    Fizik beden öldüğünde, ruh varlığı aşağı bir hâlden yüksek bir hâle geçer: Bu bir evolüsyondur. Tersine, yeni bir bedende doğmak icap ettiğinde ise varlık, yüksek bir hâlden aşağı bir hâle geçer: Bu da bir envolüsyondur.

    Bu evolüsyon ve envolüsyon dizileri esnasında fizik, astral ve psişik evren, zamanda ve mekânda ileri doğru olan yürüyüşünü sürdürmektedir. Küresel olarak ifade edersek, genelde geçerli olan Tekâmül Yasası'dır. Gerileme yoktur. Zaten evolüsyon gelişim, envolüsyon da gerileme anlamına gelmekle beraber, her ikisi de bir merkezde, Tekâmül Yasasında birleşirler. Yani gerileme yoktur. Yine tekâmül içinde oluşan bir hâl değişimi, şuurlu ve maksatlı bir kabalaşma, bir alçalma söz konusudur. Amaç, evrimin hızlandırılması, belli bir tekâmül merhalesinin katedilmesidir.

    Evreni büyük bir transatlantiğe benzetelim. Köprüden, en aşağılardaki kamaralara dek inip çıkan yolcuların bu hareketleri, şaşmaz şekilde rotasını takip eden geminin seyrim etkilemez. Geminin belli bir amaca ve yöne doğru seyretmesine bağımlı olmaları dışında, yolcular tam anlamıyla özgürdürler.

    Evolüsyon (ölüm) ve envolüsyon (doğum, bedene bağlanma) dizileri esnasında ölümsüz varlık, geçmiş yaşamlarına bağlı olarak farklı koşullarda tecrübeler yapar. 5. yüzyıl düşünürlerinden Hierocles şöyle diyor:

    İnsan, kaçınılmaz şekilde yaşadığı bahtsızlıklarının kaynağını tanımak zorundadır. Liyakatine ve geçmişteki eylemlerine göre iyileri ye kötüleri kendisine dağıtan İlâhî Hikmet'i itham etmekten sakınarak, şayet geçmiş hatalarından dolayı engelleyemediği bir dizi ıstırap yaşamaktaysa, bundan sadece ve sadece kendini sorumlu tutmalıdır. Çünkü Fisagor, geçmişteki birçok yaşamı kabul ediyordu ve bizi etkilemekte olan şimdinin ve tehdit etmekte olan geleceğin, eskiden meydana getirdiğimiz eserlerin, geçmişin bir ifadesi olduğunu savunuyordu.

    Malını ve servetim kötüye kullanan bir zenginin, gücünü kötüye kullanan bir imtiyaz sahibinin tüm hayatı boyunca talihsizliklerle mücadele eden bir insan bedenine enkarne olmaları gayet doğaldır.

    diyor, Papus ve şunu da ekliyor:

    Bu talihsizlikler Tanrı'dan gelmemektedir. Bunlar, ölümsüz ruh varlığının geçmiş yaşamlarında, kendi iradesi ile yaptığı uygulamalardan gelmektedir. Ama bu hayatı esnasında varlık, eprövlerindeki sabır ve mücadelelerindeki sebatı sayesinde yitirdiği bölgeyi yeniden fethedebilir.

    16. yüzyıl teolog ve okültistlerinden Agrippa ise şöyle diyor:

    Tanrı'nın yasalarının önlenemez gücü, gelecek yüzyıllarda her bir kişiye, geçmiş yaşamlarını sürdürüş biçimi meticesinde, lâyık olduklarını verecektir. Öyle ki, bir yaşamında haksızlıklar yaparak hüküm süren bir kişi, diğer bir hayatında hizmet eden olacaktır.

    Tekâmül tüm evrende mevcuttur. Her varlık bu yasaya bağımlıdır ve gelişmek zorundadır. Ayrıca her varlık, toplum yaşamında gerek hayatı esnasında, gerek tekrardoğuşları esnasında, inişler ve çıkışlar gösterme durumunda kalır. Envolüsyon ve evolüsyonun her türlüsünü yaşamakta ve şuurlanmaktadır.

    Ezoterik öğretiye göre, dünya beşerinin macerası da bir envolüsyon-evolüsyon düalitesi içindedir. Bir yükselişe geçmeden önce aşağılara iniş vardır. Ayakların tabana değmesi olarak da ifade edilebilecek olan bu hâl, günümüzde tamamen maddî değerlere tutunan insanın durumu ile örneklenmiş olmaktadır. Bu tam bir envolüsyon hâlidir. Okültistler bu düşüşün bir çıkış tarafından izleneceğini belirtirler. Kıyamete dek süren bu düşüş, envolüsyon, bunun akabinde bir yükselişi doğuracaktır. Tabiî kastedilen kıyamet, insanın kendi iç kıyametidir. Uyanışı, yaşamının amacını kavramaya başlayışıdır.

    Bu, alışılmış, bağlanılmış pek çok değerlerin batması, insanın içindeki o kıtaların sulara gömülüşü ve yaşanacak yeni iç kıtalar bulmaya mecbur olunuşu nedeniyle bir iç kıyamet olarak nitelenmektedir. Yoksa fizik kıtaların batması değil. O, dünyanın kendi yaşamı ile ilgili bir husustur. Ve denmektedir ki, artık bu iç kıyametin oluşması için tüm insanlık, giderek artan bir hızla hazırlanmaktadır.

    Eski devirlerde binlerce yıl zarfında oluşan değişimler günümüzde artık, sadece 10-20 sene zarfında gerçekleşebilmektedir. Tüm bu hızlanışa uygun olarak da insanların realiteleri süratle değişikliğe uğramaktadır. Geçmişte binlerce yılda oluşan iç hâl değişimleri, günümüzde çok kısa sürelerde gerçekleşmektedir.
     

Sayfayı Paylaş