1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Öldürücü Nükleer Artıklar

Konusu 'Canlılar Dünyası - Doğa' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 20 Nisan 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Öldürücü Nükleer Artıklar


    Bundan 50 sene önce, nükleer enerjinin hava kirliliği için bir çözüm yolu olacağı düşünülmüştü. ilim adamlarının nükleer enerjinin kullanılabileceği sahalar hakkındaki sözlerine bakılırsa, bu gayet mümkündü.

    Hemen hemen sınırsız bir enerji, düşük maliyet ve havayı kirletme ihtimalinin olmayışı cazip görünüyordu. Hatta hayalperest bazı ilim adamları, bunun otomobiller ve uçaklar için de istifade edilebilecek bir enerji kaynağı olduğunu iddia etmişlerdi. Kısacası ilim adamları nükleer enerjinin insanlığın menfaati ve umumi sulhun temini için kullanılacağından oldukça emin bulunuyorlardı.

    Fakat hiç de öyle düşünüldüğü gibi olmadı. ABD'deki "Three Mile Island" ve Sovyet Ukrayna'daki müthiş Çernobil felaketi büyük halk kitlelerinin bu enerjiye olan güvenini sarstı ve bu enerjinin insanlığa çok pahalıya mal olabileceğini gösterdi.

    Nükleer enerji kullanımında karşılaşılan mühim engellerden biri de nükleer artıklardır. 1942'de Chicago Üniversitesi'nde ilk zincirleme reaksiyonun gerçekleşmesinden itibaren ortaya çıkan ve sürekli artış gösteren bu nükleer artıklar günümüzde insanlığı tehdit eden büyük bir tehlike haline gelmiştir.

    Halen ABD'de tahminen 20 bin ton radyoaktif artık uzun zamandan beri bekletilmektedir, önümüzdeki 40 sene içinde ise bu rakamın 100 bin tona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Atom reaktörlerinin ürettiği bu artıklar emniyetle nasıl muhafaza edilecekti?

    Mesele, sadece yaygınlaşarak artan radyoaktif artıklara hakim olmakla çözülmüyordu. Komple bir santralı oluşturan tonlarca çelik ve çimentonun her geçen sene radyoaktivitesi arttığından, zararlı hale gelen bu unsurların da sökülerek imha edilmesi gerektiği düşünülmektedir. Bunun için Önümüzdeki 25 sene içinde, ticari maksatla kurulmuş olan 200'den fazla reaktörün faaliyeti durdurulacak ve yerlerinden sökülecektir. Aksi takdirde, bu unsurlar uzun zaman aslını muhafaza ettikleri için, mutlu bir gelecek açısından tehlike oluşturacaktır.

    Bütün bunlar gözardı edilerek, artan enerji üretiminin ticari maksatlar için kullanılması uğrunda oldukça fazla para sarfedilirken, meydana gelen zararlı maddelerin imhası için yeteri kadar para sarfedilmemektedir. Bu yetmiyormuş gibi, mütemadiyen artan bu artıkların imhası için, şimdiye kadar henüz uygun ve kalıcı tedbir ve çarelere baş vurulmamıştır.

    Mesela, bu mevzuda çalışmalarını sürdüren ilim adamları, bunları belli bir yönde fezaya göndermeyi, kutuplardaki buz kütlelerinin altına gömmeyi veya güneşe fırlatmayı düşünmektedirler. Şu anda ise gündemde olup üzerinde durulan metod bunları toprak altına gömmektir.

    Bu iş için "sızıntı geçirmez" tanklara konulacak olan artıklar zeminden 1000 metre aşağıya, bir kaya veya buz tabakası arasına yerleştirilecektir.

    Bahis mevzuu artıklar; kirli elbiseler gibi düşük dereceli, filtre ve çamurlar gibi orta dereceli, yakıt çubukları (atom enerjisi üretmek için kullanılan uranyumlu çubuklar) ve ikinci dereceli kimyevi maddeler gibi üst seviyeli artıklar olmak üzere üçe ayrılmaktadır.
    Bir grup ilim adamı bunların çoğunun 1000 sene içinde radyoaktif hususiyeti olmayan elementlere dönüşebilmesi için izolasyon fikrini savunurlarken diğer bir grup ise bunun için, yaklaşık 10 bin sene geçmesi gerektiği fikrini müdafaa etmektedirler.

    Bu iş bir neticeye bağlansa bile halledilmiş sayılmaz. Şu anda milyonlarca insan, çok değil on sene önce toprağın hemen altına gömülen ve şu anda nereye gömüldükleri neredeyse unutulmaya yüz-tutmuş "düşük dereceli radyotoksik" artıkların üzerinde yaşamaktadır. Bir kısmı da nükleer artıkların, diğer bazı maddelerle karıştırılarak kanuna aykırı olarak büyük insiniratörlerle yakıldığı muhitlerde oturmaktadır.

    Böyle bir vasatta farkına bile varmadan yüksek dozlarda radyasyona maruz kalmak her zaman için makadderdir. Radyasyona maruz kalma ile yakından alakası olan kanser başlangıcı arasında 20 sene veya daha fazla bir zaman geçmesine mukabil, bazı hallerde bir kaç ay gibi kısa bir süre, küçük çocukların aynı duruma düşmesi için yeterlidir.

    Siyaset ve ilim adamları böyle bir çıkmazı, daha nükleer santrallerin yapımı yaygınlaşmadan ciddi bir şekilde düşünmediklerinden, gelecek nesillerin, ne çeşit meselelerle karşılaşacaklarını tam manâsıyla tahmin etmek çok zordur.
    İlahi bir nimet olan nükleer enerjiyi, sırf maddi menfaat uğruna, dünyada bir nevi kıyamet koparacak bir unsur haline getiren süper güçler, bunun mesuliyetini idrak edip, insanlık adına doğru kararı vermek mecburiyetindedirler.
     

Sayfayı Paylaş