1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

ölü bir kentin morg alfabesinden...

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve UmuT ÇiÇeĞİ tarafından 23 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. UmuT ÇiÇeĞİ

    UmuT ÇiÇeĞİ Usta

    Katılım:
    16 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    500
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    ERZURUM
    Banka:
    0 ÇTL
    Uyandığımda ağır ağır ilerleyen bir otobüsün içinde buldum kendimi. Ölü bir kentte, yıkıntılar arasında yol alıyorduk. Başım cama yaslıydı. Uyuyakalmıştım. Bir an o cama başka alınların da yapıştığını düşünüp tiksindim. Neden bu otobüsün içindeydim? Hafızamı zorluyorum ama hiçbir şey hatırlamıyorum. Arka koltukların birinde uyuyakalmışım işte. Nereye gittiğimi bilmiyorum (ya da nereden geldiğimi). Birden otobüsün içinde benden başka hiç kimsenin olmadığını fark ettim. Şoför mahalline doğru baktığımda ise dehşete kapıldım.
    Aracı kullanan kimse yoktu. Otobüs kendi kendine ilerliyordu…
    Tanrım bu bir rüya olsa gerek dedim ve oturduğum yerden kalkmaya çalıştım fakat başaramadım. Çünkü vücudumun hiçbir uzvunu oynatamıyordum. Sadece gözlerimle etrafa bakabiliyordum.
    Otobüs kirli gri bir kentte ilerlemeye devam ediyordu. Dışarıda kimseler yoktu. Peki şimdi hiçbir sokağını tanımadığım bu şehirde ve bu otobüste ne işim vardı?
    Bedenim hiçbir sarsıntıyı hissetmiyordu.
    Uyuşukluk hali geçiriyor olsam bunu da hissederdim ama hiçbir yanım karıncalanmıyordu. Zihnim bomboştu. Sanki hiç yaşamamıştım ve bu dünyaya ait biri değildim. Yok yok bu bir düştü ve ben birazdan uyanacaktım.
    Yine de düşün sonunu merak ediyordum. Eğer düşün sonunda değilsem göreceğim bir şeyler var demekti. Nasıl olsa bir yerde uyanırdım düştü bu…
    Dışarı baktım. Geçtiğimiz duraklar bomboştu. Hiçbir tabela yoktu şehirde. Ortalık pusluydu. Işık ne vardı, ne yoktu. Güneş hiç yüzünü göstermemiş gibiydi şehre…
    Otobüsün daha da yavaşladığını hissettim ve görebildiğim en uzak noktaya bakmaya çalıştım. Bir durağa yaklaşıyorduk ve durakta bir karaltı vardı. Daha iyi görebilmem için otobüsün biraz daha yaklaşması gerekiyordu. Tam o sırada dizlerimin üstünde duran dosya kağıtlarına takıldı gözüm.
    Üzerine bir şeyler yazdığım kağıtlardı bunlar ve bir tanesi dizlerimden kayıp düşmek üzereydi (Sanırım bir şeyler yazarken uyuyakalmıştım).
    Kağıtta ne yazdığını okumaya başladım.
    … ve koridor içime batarak uzamaya başladı.
    Beni çocukluğuma götüren her şey, eski ve yıkık bir duvarın dibinde, kırık dökük anılara sargın duruyordu. Okul duvarları gibi soğuk ve nemli, bir arka bahçe hüznü kadar iticiydi her şey. Teras, rüzgarları besliyor ve içimi ılıyordu.
    Seni ilk gördüğümde dünlerinden bozma uçurumlarını gizliyordun yüzünde. Bir şeyleri saklarcasına gülüyordun. Yalnızlığına kalkan yapmıştın geçici kalabalıkları. O çok konuşmaların içinin susuşlarındandı. Ağlamak özneli gülmelerini biriktiriyordun yüzünün deltasında. Ve hüzün örtülü bakışların geçtiğin her koridoru imzalıyordu…
    Benimse sırtımdaki kambur biraz daha büyüyor ve bir sırtlan kemiriyordu beni ince ince. Terastaki o hoş esintiyi istiyordu yüzüm ama sırtlanım buna izin vermiyordu.
     

Sayfayı Paylaş