1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ölülerin Haykırışları

Konusu 'Kıssadan Hisse' forumundadır ve Celal28- tarafından 12 Eylül 2007 başlatılmıştır.

  1. Celal28-

    Celal28- Forum Gururu

    Katılım:
    10 Şubat 2007
    Mesajlar:
    2.622
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    1.880
    Meslek:
    Bilgisayar Teknik Elemanı Ek Olarak Fotoğrafçılık
    Yer:
    FINDIKCI:)
    Banka:
    2 ÇTL
    İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir sebebi rabıta-i mevttir.

    Dünyaya gelmeden önce, bilemezdik, hangi erkeğin sülbüne geçeceğimizi, hangi hanımın rahminde büyüyeceğimizi. Şimdi de bir başka cehalet tablosuyla karşı karşıyayız. Üzerinde seyahat ettiğimiz bu arz küresinden, berzah âlemine hangi vasıta ile göç edeceğiz? Bu yolculukta trafik kazasına mı bineceğiz, kalp sektesine mi? Hangi hastalık bizi ölümün eşiğine getirip, ölüm meleğine teslim edecek? Beşer olarak bu sorumuza cevap vermekten son derece âciziz.

    Azrail (a.s.) hergün beşyüzbini aşkın insanın ruhunu kabzediyor. Hergün bir deste insan, bir bağ beşer kaldırıyor bu dünyadan. İçinde ihtiyarı da var genci de... Zengini de var fakiri de... Hepsinden önemlisi; içinde salihi de var, fasıkı da. Mü mini de var kâfiri de...

    Bu bağ ve desteler bize şunları haykırıyorlar:
    Ölümde herkes eşit... Bir gün de siz biçileceksiniz. Dikkat edin de gafil yakalanmayın. Ölüm meleği sizi isyan üzere bulmasın.

    Kendinizi sefâhete değil, ibadete kaptırın. Gözünüzü başkasının şusuna busuna değil, kendi ebedî hayatınıza dikin; onu düşünün, onun için bir şeyler yapmaya gayret edin. Ölümünüz, vazifesini hakkıyla yapan bir askerin, kışlasını terk etmesi gibi olsun; yahut, imtihan kâğıdını doğru cevaplarla dolduran bir öğrencinin sınıftan çıkışına benzesin.

    İhtiyarladığınızda sizi artık taşıyamayan ayaklarınıza eskimiş ayakkabılar nazarıyla bakın. Ağrılı sızılı bedeninizi yırtık elbise gibi değerlendirin. Bunlara fazla önem vermeyin. Yeter ki siz eskimeyin; ruhunuz dinç kalsın; bedeniniz yıprandıkça gönlünüze güç gelsin, kalbiniz kuvvetlensin...

    Gönlünüz iman ve ibadet ile güçlü olursa, elbisenizden tamamen soyunacağınız o son günde sıkıntınız az olur. Kalbinizi ne kadar az şeye bağlarsanız, dünyadan kopmanız da o kadar kolay olur.

    Bu sizin elinizde... Lâkin tatbikatınız bu yolda değil. Ölümü düşündükçe dünyaya daha fazla sarılıyorsunuz. Ondan ayrılmanız, ruhunuza her geçen gün biraz daha zor geliyor. Bilmeden kendi kuyunuzu kendi elinizle kazıyorsunuz.

    Halbuki bu kabir âlemi, öyle pek korkulacak gibi değil. Aksine dünyadan daha güzel. O âlemden bu âleme sağlam doğabiliyor musunuz, gerisini hiç düşünmeyin. Buraya berzah âlemi demeleri boşuna mı? Berzah, yâni perde... Dünya ile âhiret arasında bir geçit, bir köprü... Müminler için dünyadan daha güzel, Cennetten daha geri... İnanmayanlar için ise tam tersi; Dünyadan daha elim, Cehennemden daha ferah. Bir bakıma ilkbahar ve sonbahar gibi. Bu mevsimler de birer perde değil mi? Birisi kış ile yaz arasında, diğeri yaz ile kış arasında...

    Fırsat elinizde iken, kabrinizi orada güzelleştirmeye bakın. Öyle çalışın ki, bu âlem sizin için seher vakti gibi olsun, akşamın alaca karanlığına benzemesin.

    Biz bütün fırsatları kaybettik. Artık ne elimiz bizim, ne de dilimiz... Gafletinizi gördükçe, size bir şeyler söylemek, ondan da öte, bir şeyler haykırmak istiyoruz. Ama artık ne dudaklarımızla, ne dilimizle, ne ses tellerimizle ve ne de hava tabakasıyla bir alâkamız kalmadı... Şimdi bedenimiz, aslına rücû etmek üzere çürümeye terkedilmiş durumda. Artık istesek de ayaklarımızı hak yola bir adım olsun attıramıyoruz. Bir gün siz de bizim gibi olacak ve ömrünüzü daha iyi değerlendiremediğiniz için, ah lar çekeceksiniz.

    Ölüm, insana verilen cüz i iradenin son sınırı. Ömür, nefis ve cüz i irade... Üçünün cenazesi birlikte kalkıyor. Artık bizim için bu üçü de çok gerilerde kaldı. Şimdi yaptıklarımızın karşılığını görmenin ilk durağındayız. Cüz i irademizin acı ve tatlı meyvelerini burada tadıyoruz. Bize tanınan bütün fırsatlar şimdi son bulmuş durumda. Allah ın mutlak iradesinin tam hükmü altındayız. Onun lütfettiği kadar zevk alabiliyor, yahut Onun irade buyurduğu kadar azap çekiyoruz. Bu âlemden mahşere yine Onun iradesiyle çıkacak ve kendi keyfimizce değil, Allah ın hâkimiyeti altında hesabımızı vereceğiz.

    Biz mahşeri bekliyoruz, siz ölümden kaçıyorsunuz; ne garip değil mi?
    Ölüm sizin önünüzde duruyor, bizim ise çok gerilerimizde kaldı. Yine de siz bize acıyor, bizim için elem çekiyorsunuz.

    Kabir, Cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut Cehennem çukurlarından bir çukurdur. Hadis-i Şerifini duymuşsunuzdur. Bizler bu âlemde o Hadis-i Şerifin mânâsını yaşıyoruz. Size ilk ve son tavsiyemiz: Ömrünüzü öyle geçiriniz ki, kabriniz sizin için bir küçük cennet olsun.
     

Sayfayı Paylaş