1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ölüm ne anlatır..

Konusu 'Kıssadan Hisse' forumundadır ve iLk_NuR tarafından 7 Ağustos 2008 başlatılmıştır.

  1. iLk_NuR

    iLk_NuR Üstat

    Katılım:
    7 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    1.332
    Beğenileri:
    21
    Ödül Puanları:
    1.130
    Yer:
    meLekLerin arasından:)
    Banka:
    93 ÇTL
    Gidenler Rabbine gidiyor ve ağlamıyor.Kalbin atışları, doğumla başlayan ölüm bestesinin mırıldanmaları mıdır?

    Her beşik, içinde yatana ‘nereden?’ ve her kefen, içindekine ‘nereye?’ diye sorar mı?

    Hayat, iki dipsiz karanlık ortasında bir kibrit alevi.

    Kundak ile kefen arası kaç adım?

    Neden ölür insanlar?

    Soğuk mudur ölümün elleri?

    Ölüm ne anlatır geride kalanlara? Ölüp gidenler, neyin ve nelerin habercisi?


    İşte yine bir ölüm haberi... Yine esen soğuk rüzgarlar!..

    Yine nereye baktığı belirsiz yaşlı gözler; yine o acı haberle hüzne boğulmuş yürek!

    Yine doğum, hayat ve ölümle ilgili soruların sağanağı altında karmakarışık akıl; yine bir başına insan...

    Aslında bilmiyor muyuz; insan, Yaratan’ın adıyla yokluk aleminden varlık alemine uyanan garip bir yolcu! Her zerresi fanilik yüklü. Acizlik en belirgin vasfı...

    O bir yolcu. Hayat, yürüdüğü yolun adı...

    Ölüm doğumun ikiz kardeşi. Her şeyin zıddıyla bilindiği bu alemde doğum gerçeğinin yegane zıddı; kaçınılmaz son!...

    Yolculuk biletini alan her yaratılmış, gözlerini bu aleme açar. Yaşar ve ölür. Bu süreç kesindir, değişmez...

    Ölümü bir son olarak görenler, ya ondan yüz çevirip kaçmak ister ya da ona karşı kayıtsız davranırlar. Bu yönüyle bir yanlışın, bir küçümsemenin içindedirler.

    Peki, ya hayatını o kaçınılmaz sonun gölgesinde karartanlar? Onlar da bir aşırılıkla yüz yüze değiller midir?

    Herkesin başına gelmesi mutlak olanın bir insanı örselemesi, iç dünyasını tahrip etmesi tabii midir? Acı bir haberle sarsılmak, ağlayıp-sızlamak, hayata küsmek inanan bir insan için normal olabilir mi? Hele de ölüm gibi kaçınılmaz gerçeğe hazırlıksız olmak?.. Bu bir zaaf elbette.

    Allah Rasul’ü s.a.v., ‘Ağızlarınızın tadını bozan ölümü, çok zikrediniz.’ buyuruyor. Yani ‘onu unutmayınız’ diyor. Demek ki ölüm unutulabiliyor. Öyle ya, nimetler sayısız, dünya güzel. Ölümü unutturacak, menzilini şaşırtacak göz boyayıcıların haddi hesabı yok...

    Öyleyse sadece misafiri olduğumuz bu dünyaya kapılıp gitmemek için, ölüm bir denge unsuru...

    Sevdiklerimizin gittiğini bildiren her haber, elbet üzecek, yüreklerimizi burkacaktır. Fakat, ölçüsüz bir matem ne onları geri getirecek, ne de bize bir şey kazandıracaktır...

    Ölüm, gerçek ve kaçınılmaz. Ömür ise çok kısa. Ama ölüm asla bir son değil.

    Sadece bize dar gelen fanilik elbisesinin yırtılışı ve ondan ebediyen sıyrılışımız...

    Bu dünya, madem ukbâya göre bir zindan hükmünde, gidenlerin ardından böyle üzülmek, ağlamak niye? Gidenleri gerçekten kaybediyor muyuz ki, derinden sarsılıyoruz?

    “Siz hiç kafesi açılan bir kuşun ağladığını gördünüz mü? Ölüm, işte o kafesin açılışıdır.”
     

Sayfayı Paylaş