1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Olumlu Kelime ve Cümlelerin Gücü

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve Çağlayağmur tarafından 5 Ocak 2015 başlatılmıştır.

  1. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.092
    Beğenileri:
    4.415
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    794 ÇTL
    İnsan beyni kelimelerle düşünür. Düşünceleriyle duygulanım yaşar. Duygulanım durumuna göre de davranış sergiler. Bazen bu zincir duygu, düşünce, davranış yada davranış, duygu, düşünce olarak da gelişebilir. Sonuçta davranışları, etkileyen bir düşünce boyutu vardır. İnsanlara tanrının bahşettiği en büyük güç ve yine bahşettiği en zayıf yön nedir biliyor musunuz? Cevabı AKIL’ dır. Akıl bazen insanın kendi kendini başarıya ulaştırırken bazen de insanın kendi kuyusunu kazmasına sebep olabilir. Düşünceler insanın kaderini çizer. Kendini gerçekleştiren kehanet dediğimiz olayı bazen çevre bazen de insanın kendisi yaratır. Genellikle insanın kendisi yapar. Sonuçta çevrenin söylediklerine inanıp bunu kendi kaderi gibi algılamak bireyin elindedir.

    Örn: “Bir insana 40 kere deli derseniz deli olur” atasözü bizden çıkmadır ve çevrenin bizlerde yarattığı kendini gerçekleştiren kehanetlere çok güzel ışık tutmaktadır.

    Örn: “Ben üniversite sınavını asla kazanamam” diyen bir genç üniversiteyi asla kazanamaz. Ama belki kazanabilir o da bilgisayar hata yaparsa. Çünkü genç ağzından bu sözleri söylediğinde düşünceleri duygularına yön verecek ve üzülecek, kaygısı artacak bu da stres yaratıp ders çalışmasını iyice engelleyecektir.

    Yapılması gereken zincirin zayıf halkasını güçlendirmektir. Bu da sorunun kaynağı olan düşünme biçiminin değiştirilmesi ile olur. Olumsuz cümlenin yerine olumlu kelimelerden oluşan olumlu cümleler kurmak paradoksu kırmak için yeterlidir.

    Örn: “Ben çok kazanırsam üniversiteyi kazanabilirim” cümlesi bir öncekine göre güzel olmakla birlikte yeterli değildir. Çünkü cümlede –se ya da –ise dediğimiz şart eki var ve beyin daha doğrusu bilinçaltı şartları sevmez. Yine aynı bilinçaltı –ebilmek dediğimiz içinde olasılık bulunan yeterlilik ekini de sevmez. Bu söylenilenlerin ışığında yeni bir kendini gerçekleştirecek kehanet cümlesi yapalım. Cevabı basit olan bu cümle tabii ki “ben üniversiteyi kazanabilirim” yada kazanacağım şeklinde olacaktır.

    Bilinçaltının bir zaaf noktası da olumsuzlukları sevmediği için olumsuzluklara saplanıp kalmasıdır. Çok klasik bir test vardır. Bu test şöyledir. “şimdi sana iki soru soracağım ve bu soruya en fazla 2 saniye düşünerek evet ya da hayır şeklinde cevap vereceksin. Soru 1: Eşekden farkın var mı? Soru 2: Şeytan senden daha mı kötü ?” soruları istedigimiz kadar çoğaltabiliriz yeter ki içine olumsuzluk bildiren/ hissettiren kelimeler koymamız yeterlidir.

    Yukarıda ki teste verilen cevap genelde hayır şeklinde olur. Her 5 kişiden 4’ü bu cevabı yapıştırır. Bunun dinamiğini inceleyelim. Bilinçaltı olumsuzluğa saplanır kalır demiştik ya işte bilinçaltı 1. soruda eşek gibi kötü anılan bir hayvana 2. soruda ise şeytan denilen cehennemin bekçisi bir zebaniye saplanıp kalmıştır. Sorulan soruya hemen hayır diyerek ben eşek değilim, ben şeytan değilim diyerek yöneltilen cümleyi reddetmeye çalışmıştır.

    Bir başka test ise şöyledir. İki grup kelimenin sizde hissettirdikleri.

    Grup kelimeler: aşk, hayat, pembe, okyanus, su, sevgi, barış, kardeşlik, ekmek, beyaz, cennet.
    Grup kelimeler: savaş, ölüm, Azrail, kan, şeytan, vahşet, kin, nefret, ceset, kara gb.
    Birinci grup kelimeleri kullanan da dinleyen de bilinçaltından olumlu şeyler düşünür ya da hissederken ikinci grup kelimeleri kullanan bireyler de bilinçaltından olumsuz şeyler düşünür ya da hissederler.

    İnsan ilişkilerimizde o zaman bu basit dil kırma olaylarına dikkat edersek iletişimlerimiz daha etkili ve başarılı olur.

    Bir arkadaşımın anlattığı bir olayı size aktarmak istiyorum. Arkadaşım çok güzel gitar çalıyor ve feza kolejinde oluşturulan bir rock grubunda çalıyor. Bu gruba yeni bir arkadaş katılmak istemiş ama katılmak isteyen çocuk henüz gitarı yeni öğreniyormuş. Bunu bir dinlemek istemişler, çocuk çalarken bazı nota veya akorlarımı ne eksik basıyormuş. Arkadaşım çocuğa şöyle demiş “sen asla gitar çalamazsın oğlum sen en iyisi flüt çal.” Bu arkadaş gitar çalmayı bırakmış ama benim arkadaşımla da arası hiç iyi olmamış. Arkadaşım “ben ona şakayla karışık bir cümle söyledim o ise artık benimle konuşmuyor” diyor ve ekliyor “demek ki beş para etmez birinin tekiymiş”

    Arkadaşım arkadaşına “bak koçum bir iki notayı/akoru eksik basıyorsun ama yinede güzel çalıyorsun biraz daha fazla çalıştığında eminim ki çok daha güzel çalacaksın” deseydi hem sorunu belirtmiş olur hem de arkadaşını rencide etmemiş olurdu.

    Yeri gelmişken şunu da belirteyim “ama” kelimesi çok tehlikelidir. Genelde olumsuz bir ifade peşini takip eder ya da mazeretler gelir. Uygun kullanım şekli “olumlu ifade + ama + olumsuz ifade” değil “olumsuz ifade + ama +olumlu ifade” şeklinde olmalıdır.

    Örn: Seminerin çok güzeldi ama sesin titriyordu.

    Sesin titriyordu ama seminer çok güzeldi.

    Ama’dan sonra gelen kelimeler her zaman vurgulanmak istenendir. Bunu unutmayalım. Birinci cümlede karşı tarafa, seminerinin güzelliği değil sesinin titremesi benim için önemliydi derken, ikinci cümlede sesinin titremesi değil seminerinin başarılı oluşu benim için önemlidir deriz.

    Arkadaşım bana şunu söylüyor “ama bu insanları aldatmak” hayır değil sadece insanları rencide etmeden onlara gerçeği söylemek.Sağ kulağı sağ elle tutmak arkadaşınızı rencide ediyorsa siz de sol elle tutun.

    Alıntı
     

Sayfayı Paylaş