1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Olumsuz Düşünce İle Başa Çıkmak

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve BeReNN tarafından 17 Haziran 2011 başlatılmıştır.

  1. BeReNN
    Uykumvar

    BeReNN Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    30 Nisan 2011
    Mesajlar:
    8.805
    Beğenileri:
    497
    Ödül Puanları:
    5.330
    Cinsiyet:
    Kadın
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    Istanbul, Turkey
    Banka:
    5.131 ÇTL
    İman melekemizi genellikle bilinçsiz olarak kullandığımız için sadece olumsuz durumlarda farkına varırız. Nasıl olumlu inanç, istediğimiz ve özlediğimiz şeylere kavuşmamıza yardımcı oluyorsa, inanç yokluğu da korktuklarımızın başımıza gelmesine yol açabilir - sanki özellikle kötü bir netice bekliyormuşuz gibi onun olmasını istemeyiz. Örneğin, eğer biz bir yeri yönetebileceğimize inanmıyorsak muhtemelen yönetenleyiz de; eğer başkalarının bize düşmanlık beslediğini düşünüyorsak muhtemelen, eninde sonunda besleyeceklerdir.

    Geoff 53 yaşında, şevkatle sevdiği bir eşi ve on yaşlarında iki çocuğu var. Fakat sinir hastalığı, uykusuzluk ve alkol problemlerinin olduğu zamanlar hem kendi hayatını hem de ailesinin hayatını zorlaştırmaktadır. On yıl önce evliliğinin ilk yıllarında işlediği bir suç şuurunu alt üst etmektedir. İşlediği suç bir kadınla bir gece yatmaktır. Karısı bunu bilmektedir ve onu çoktan affetmiştir ancak bu, Geoff un derin depresyonlar geçirmesine engel olamamıştır.

    Eğer Geoff kendine daha çok inansaydı, kendi kendine 'evet geçmişte yapılanları değiştirmek mümkün değildir ama bu hataları bir daha tekrar etmemek mümkündür' diyebilirdi. Zaten bir daha aynı yanlışa düşmemişti. Ne var ki, Geoff'un kendine, eşine, geçmişe ve de geleceğe olan inancı çok azdı. Bu da sevgi ve sezgi kapasitesini geliştirmesini imkansız kılıyordu.

    Trish 45 yaşlarında son derece çekici bir kadın. Fakat son zamanlarda giderek artan bir yaşlanma korkusuna kapılmış durumda. Bu korkusu başına düşen kır saçlar tarafından iyice körüklenmiş. Kır saçlarını gizlemek için boyama yolunu seçiyor. Son derece sarsılmış durumda ve hayatın bir anlamının kalmadığını düşünüyor. Şimdiye kadar hayattaki başlıca amacı erkeklerin hayranlığını kazanmak ve diğer kadınlara üstünlük kurmaktı. Her zaman dış görünümüyle ilgilenir, akli ve ruhi yönlerini geliştirmeyi düşünmezdi. Başarılı bir iş kariyerine sahip olan kocası Kris, hayattan tat almasını imkansız kılmıştı, çünkü karısı ne isterse parasının gücüyle almıştı. Ne çocukları, ne de yakın arkadaşları vardı fakat görünüşte çok geniş bir çevreye sahiptiler.

    Daha önce üzerinde durduğumuz gibi cesaretsizlik, ben-merkezliliği doğurur. İşte Geoff ve Trish'in başına gelen de budur. İkisi de ben-merkezlilikten kurtulup kendine inanmayı denemelidirler. Fakat onlar ya da hepimiz inanmayı nasıl öğreneceğiz. Fakat, ne kadar çok ya da ne kadar az inanacağı herkesin kişisel inisiyatifindedir. Nasıl bir satıcı, iyi bir karla satmakta başarılı olup olamayacağını düşünmeden ilk önce yüklü miktarda mal alır, ben de sonunda istediğim geliri sağlayıp sağlayamayacağını düşünmeden inanca yatırım yapmak zorundayım. Herşey her zaman yolunda gitmez ve insan bir makine değil canlıdır, öyleyse elbette insan yaşamında bazı iniş ve çıkışlar olacaktır
    .

    alıntı
     
  2. tursucu

    tursucu Üye

    Katılım:
    1 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    10
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    20
    Banka:
    0 ÇTL
    Bir insan neden bazı kalıplara bürünmek zorunda.Bilerek veya bilmeyerek neden bir kadın anne ,eş,evin kızı,hırçın veya mazlum.Bir erkek benzer veya zıt ama sonuçta bir karekter kalıbı içinde hareket eder.Bundan bir kurtuluş yokmudur?Bunun anlamı nedir.Bundan kurtulmak isterken bile farklı bir kalıba,modele girmiş oluyoruz.Bu rol modellerin hepsi pıranga gibi bizi garip bir hapisanede elimizi,ayağımızı yerlere duvarlara zincirliyor da bizde kök saldığımızı,hatta bedenimizden ruhumuzdan yayılan acıları ilahi bir enerji,felç olmamızı da ruhsal ermişlikmi zannediyoruz?
    Yoksa dedikleri gibi;toprağa ekilmişbir tohum gibi çürüyüp çatlayıp toprağın verimli ve karanlık dehlizlerinden beslenirken bir yanımız güneşe,havaya,suya doğru yeşil kanatlarımızımı açıyoruz?
    Biz topraktan havaya ,güneşten toprağa bir döngünün parçası isek ve ki parça bütünle aynıysa .Pırangalarımız kök acılarımız ruhsal gelişimse yinede bir şey değişmez.Her iki durumdada kurtuluş veye gerçek yok,hepsi bir girdap sonuçsuz bir iniş çıkış.Aranan anlaşılmak istenen burada olamaz.O na ulaşmak nasıl mümkün olabilir?..
     
Benzer Konular
  1. Safir
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    1.045
  2. e-PaCk
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    552
  3. MeRciMeK
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    576
  4. BeReNN
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    481
  5. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    558
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş