1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Köşe Yazısı Ölümüne tarafız

Konusu 'Sadece Magazin Haberleri' forumundadır ve Papatya tarafından 27 Ağustos 2012 başlatılmıştır.

  1. Papatya
    Meşgul

    Papatya Sözlerimi Geri Alamam.* Süper Moderatör

    Katılım:
    6 Ağustos 2012
    Mesajlar:
    16.311
    Beğenileri:
    5.870
    Ödül Puanları:
    10.980
    Yer:
    Seattle.
    Banka:
    5.381 ÇTL


    [​IMG]

    Aret Vartanyan
    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]
    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]
    avartanyan@posta.com.tr


    Suriye, Irak, Libya, Nijerya, ABD’de sinema salonu... Sınırların içinde, sınırların dışında ölüm kokusu.. Trafikte can verenler... Çin’de, Samsun’da sel... Haber bültenlerinin yüzde 50’den fazlası ölüm haberi...

    Ölü haberlerini kanıksadık... Artık olağan geliyor... Yüz kişiyi geçmedikçe kurbanlar, televizyon karşısında yemeklerden baş kalkmıyor. Üç, beş ne olacak ki? Ailelerini bir düşün... Ölenin hayallerini, varoluşunu bir düşün...

    Evrende her şey tek ve bir... Ayrılık, farklı farklı gördüğümüz nesneler sadece bir ilüzyon. Her birimiz, her şey birbirine bağlı... Bedenindeki minik bir ağrı tüm bedenini nasıl etkiliyorsa, dünyanın X noktasındaki bir acı öyle etkiliyor insanlığı. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ insanlığı zehirleyen belki de en ağır cümle oldu.

    Sineğin kanat çırpışının, ‘kelebek etkisinde’ kendinden kilometrelerce ötede fırtınalara yola açabilidiğini biliyoruz artık... Ve toplumu nasıl bireyler yaratıyorsa, kozmik bilinci, yaşadığımız bu dünyanın gerçekliğini de her birimiz yaratıyoruz. İçimizdeki mutsuzluk, kaybolmuşluk, bencillik, korkular bugünkü dünyayı yarattı... Hepimiz, her birimiz her şeyden küçük ya da büyük, az ya da çok sorumluyuz.

    Suriye’de insanlar ölürken, ülkeler kendi çıkarlarına göre pozisyon alıyor. Sadece Suriye’de mi? Karışıklığın olduğu, insanların öldüğü her yerde, her şeyde.. Sadece silahla mı? Çevreyi kirleten endüstriler, bir tanker buğday karşılığı bir kutu ilacın verildiği ülkelerde açlıktan kırılan çocuklar, fuhuş zincirleri, uyuşturucu tarlaları...

    Kendini soyutluyor olabilirsin. Oysa hepimizin herbirimizin ne kadar çok yapabileceği şey var. Elinde bir paket kağıt mendil ile yanımıza gelen çocuğu iteklerken, aşagılarken, arabanın camını hızlıca kapatırken belkide gelecekte yüzlerce insanın ölümüne neden olacak bri canlı bombanın yaratılmasına destek oluyoruz. Kapımızın dibinde, aynı mahallede açlıktan kırılan insanları görmezden geliyoruz. Delicesine tüketirken ve daha fazlasını isterken, biraz da verebilsek, vermeyi deneyimlesek kendi muzicemiz sineğin kanat çırpışları gibi yayılacak. Sadece para mı, pul mu? Hayır... Bugün yalnızların, çocukların, ötekileştirilenlerin paradan çok sıcak bir gülümsemeye, şevkate, belki de hayatını değiştirecek birkaç cümleye ihtiyacı var.

    Yatağa girdiğimizde bugün kendim için ne yaptım derken yanında bir de şunu sorabilsek ‘bugün çevremdeki insanların hayatında ne fark yarattım?’ Minicik de olsa... Bunu yapabildiğimizde kendimiz için de kocaman bir şey yapmış olacağız. Vermeyen el, almayı öğrenemez. Paylaşmayan yürek büyüyemez... Vermeyi unutup almaktan yorulduk, sıkıldık, tükendik...

    Bir sokak köpeğinin başını okşadığında, üçbeş kuruş bozukluğu yaşlı amcanın eline tutuşturduğunda vicdanın rahatlamıyor. Yardım etmek değil, yardıma neden olan koşulları kaldırabilmek yaratacak gerçek farkı, gerçek güzelliği... Aynen kürtajı yasaklamayı değil, kürtaja ihtiyaç yaratan durumları engellemek gerektiği gibi.

    Televizyona, gazeteye bakarken ‘vah vah’ demek hiçbir şey değil, hatta riyakarlık... Hatta benim için timsahın gözyaşları. Bugün, tükenen, acı çeken tüm bedenlerden; ağlayan doğadan, kaybolan güzelliklerden hepimiz sorumluyuz. Her şey bir ve tek... İçimizdeki dünyanın yarattığı dünyayı seyrediyoruz. Haksız mıyım? Başını iki elinin arasına alıp biraz düşün, hiç mi katkın yok bu çirkinliklerde? Minik minik de olsa hepimizin var. Yanmış yağı lavaboya dökerken, engelli otoparkına park ederken, hizmet eden garsonu küçümserken, çıkarımız için göz yumarken...

    ‘Ben hata yapmadım, yapmam’ diyen insanın söylediği yalan gibi bir şey bu dünyada benim verdiğim bir zarar, yanlış yok diyebilmek... Bugün ben tatil yaparken, birileri ölüyor, ağlıyor ve dünya kanıyorsa; benim bir yanım nasıl kanamaz....
     

Sayfayı Paylaş