1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ölünün yıkanmasının hikmeti

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve Suskun tarafından 19 Haziran 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Ölünün yıkanmasının hikmeti

    Ölen bir mü'minin teçhiz ve tekfini, yani yıkanıp, kefenlenip, namazının kılınması ve defnedilmesi, geride kalan müslümanlara kifayeten farzdır.(1) Bu görevi, müslümanların bir veya birkaçı yapınca, diğerleri de sorumluluktan kurtulur. Ama hiç kimse bu görevi yapmazsa hepsi sorumlu olurlar.

    Ölüyü yıkayıp kefenleyerek namazını kılmak ve toprağa gömmek şeriat-ı kadîmedendir. Übeyy b. Ka'b'dan (v.21/642) rivayet edilen bir haberde bildirildiğine göre, Hz. Adem (As) vefat edince, melekler cennetten getirdikleri kefen ve kokularla geldiler ve Hz. Adem'i yıkadılar, kefenlediler, güzel kokular sürdüler. Sonra namazını kılıp, kazdıkları mezara yerleştirdiler ve üzerini kerpiçle kapatarak toprakla düzlediler. Bu işleri tamamladıktan sonra Hz. Adem'in oğullarına: "Ey Âdemoğulları, bu yaptığımız, sizin sünnetiniz olan şeriatınızdır. Bundan sonra ölülerinizin cenaze merasimini ve defin işini bizden gördüğünüz gibi yapın."(2) dediler. Hz. Âdem (a.s) dan bu yana gelen bütün ilâhî dinlerde ölülere aynı muamele yapılmaktadır.
    Nitekim son semavî din olan dinimiz İslam'ın tebliğcisi Hz. Muhammed (s.a.v) de ölümünden sonra Müslümanın yıkanmasının, ölenin sağ kalan müslamanlar üzerindeki haklarından biri olduğunu belirtmiş ve geride kalan müslümanların ölen kardeşlerine karşı bu son vazifelerini yapmalarını emrederek nasıl yapılaca*ğını da öğretmiştir. Müctehid imamlarının hepsi, Rasulullah (s.a.v) in bu emri sebebiyle, teçhiz ve tekfinin farz-ı kifâye olduğunda ittifak etmişlerdir.(3)
    Ölünün yıkanması müşerref varlık olan insana bir hürmettir. Onu temizlemek ve şereflendirmek için farz kılınmıştır.
    İnsanın ölüsü de saygıya layıktır. Bu saygı bir yönüyle, ölünün yakınlarına bir teselli olduğu gibi ölümün yokluk olmadığını, vatanı aslisine gittiğini ve gittiği yere pak ve temiz bir şekilde gönderilmesi amacını taşımaktadır. Ölünün âdeta yeni doğmuş bir çocuk gibi yıkanması, bir yönüyle bu yeniden doğuş olayını sembolize etmekte, bir yönüyle bu fani yolculuğun yani dünya hayatının kendisi üzerinde bıraktığı kir, toz ve bulaşıkları gidermeyi temsil etmektedir. Bu yıkamanın ardından, yeni doğan çocuğa giydirilen zıbın misali kefene sarılır ve büyük bir ihtimamla beşiğine indirilir.
    1- İbnü'l-Hümâm. Kemâleddin Muhammed b. Abdulvâhid, Şerhu Fethi'l-Kadir, c. I, s. 447. Bulak, 1315 h; Tahtâvî, Hâşiyetû Alâ Merâki'l-Felâh, s. 447. Mısır, 1970.
    2- İbn Kesir. el-Bidâye ve'n-Nlhâye. c. I. s. 98, Beyrut, 1977; A b. Hanbel, Müsned, c. V,s. 136
    3- Kabir Hayatı, Doç Dr. Süleyman Toprak
     

Sayfayı Paylaş