1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ömer Hayyam-Felsefesi-Eserleri-Sözleri

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve Suskun tarafından 21 Mart 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    HAYYAM (Ebul Feth Ömer bin Ibrahim; Ömer Hayyam
    (Nişabur-1044/Nişabur-1136)İranlı bilgin ve şair. Eldeki yapıtlardan ve bu arada özellikle onun hayatını anlatan kitaplardan mantık, felsefe, matematik ve astronomi konularında araştırmalar yaptıgı ve bu alanlarda düzenli bir ögrenim görmüş oldugu anlaşılan Hayyam'ın gençlik yılları hakkında ayrıntılı bilgi yoktur."Çadırcı" anlamına gelen Hayyam takma adını, atalarının çadırcı olmasından dolayı aldıgı söylenir.

    Ömer Hayyam,yaşadıgı çagda daha çok bir bilgin olarak ün salmıştı. İran'nın selçuklular yönetiminde oldugu dönemde yetişmiş olan büyük şair, Belh, Buhara, Merv gibi Horasan ülkesinin büyük bilim merkezlerini gezdi; bir ara da Bagdat'a gitti. Başta Selçuklu sultanı Melikşah olmak üzere zamanının hükümdarlarından büyük yakınlık gören Hayyam, ünlü devlet adamı Nizamülmülk ve ünlü tarikat kurucusu Hassan Sabbah'la okul arkadaşıydı.

    Hayyam'ın fizik,metafizik,matematik, astronomi ve şiir alanlarında çeşitli yapıtları vardır. Bunları arasında hayranı oldugu İbni Sina'nın " Temcid - Yücelme- " adlı yapıtının çeviriside yer alır. Ama Hayyam'ın edebiyat tarihindeki yerini saglayan ve çagımızda geçmişin en büyük şairlerinden anılmasına yol açan "Rubaiyat-Dörtlükler"dir. Sayısı ikiyüzü bulan bu dörtlüklerde Hayyam yumuşak ve akıcı bir dille ve son derece gerçekçi bir uslupla,yaşadıklarını gördüklerini, çevresinden ve zamanın gidişinden edindigi izlenimleri hiç bir yapmacıklıga kapılmaksızın,oldugu gibi dile getirmektedir.

    Büyük şaire göre gerçek olan,yaşanandır;dünyanın ötesinde ikinci bir dünya yoktur; insan, yaşadıgı sürece gerçektir;en şaşmaz ölçü, iman degil, akıl ve sagduyudur; insan, aklıyla vardır; dolaysıylada en iyi ölçü, en şaşmaz klavuz akıldır ve gerçege ancak akıl yolu ile varılabilir.

    Hayyam'ın şiirinde çagının haksızlıkları,madrabazlıkları ve saçmalıkları ince, alaycı, igneleyici bir dille yerilir. Dörtlük'lerinin konusu; aşk, şarap, dünya, insan hayatı, yaşama sevinci, içinde bulundugumuz geçici dünyanın tadını çıkarma gibi insanla sıkı baglantılı olan gerçek eylem ve davranışlardır.

    Şiirlerinde işledigi konulara çogu zaman felsefi, bilgece bir açıdan bakar Hayyam; Aşk, sevinç, hayatın tadını çıkarma ona göre vazgeçilmez şeylerdir; insan hayatının ana dokusu bunlarla örülüdür.

    Hayyamın çogu dörtlüklerinde filozofça derin bir sezgi, sınırsız bir hümanizm ve gösterişten, aşırılıktan uzak bir hayat anlayışı görülür.


    --------------------

    DÖRTLÜKLER -1




    Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
    Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
    Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
    Umudumu rahmetine bağlamışım ben.

    Büyükse de isyanım, kötülüklerim,
    Yüce Tanrı'dan umut kesmiş değilim;
    Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
    Rahmete kavuşur elbet kemiklerim.

    Tanrım bir geçim kapısı açıver bana;
    Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
    Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
    Haberim olmasın gelen dertten başıma.

    Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
    Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
    Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm
    Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.


    -------------


    DÖRTLÜKLER -2




    Derde gama yatkın yüreğime acı;
    Bu tutsak cana, garip gönlüme acı;
    Bağışla meyhaneye giden ayağımı,
    Kızıl kadehi tutan elime acı.

    Akıl bu kadehi övdükçe över;
    Alnından sevgiyle öptükçe öper;
    Zaman Usta'ysa bu canım nesneyi
    Hem yapar hem kırıp bin parça eder.

    Ey zaman, bilmez misin ettiğin kötülükleri?
    Sana düşer azapların, tövbelerin beteri.
    Alçakları besler, yoksulları ezer durursun:
    Ya bunak bir ihtiyarsın, ya da eşeğin biri.

    Her sabah yeni bir gün doğarken,
    Bir gün de eksilir ömürden;
    Her şafak bir hırsız gibidir
    Elinde bir fenerle gelen.


    -------------------


    DÖRTLÜKLER -3



    Ceyhun nehri kanlı göz yaşımızdır bizim;
    Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim;
    Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler,
    Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim.

    Yaşamanın sırlarını bileydin
    Ölümün sırlarını da çözerdin;
    Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
    Yarın, akılsız, neyi bileceksin?

    İçin temiz olmadıksan sonra
    Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
    Hırka, tespih, post, seccade güzel;
    Ama Tanrı kanar mı bunlara?

    Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:
    Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;
    Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
    Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.

    Felek ne cömert ne aşağılık insanlara!
    Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.
    Kendini satmıyan adama akmek yok:
    Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!


    ----------------


    DÖRTLÜKLER -4



    Bilgenin yüreğinde her dilek,
    Anka kuşu gibi gizli gerek.
    Damla nasıl inci olur denizde:
    Sedefler içinde gizlenerek.

    Ovada her kızıl lalenin teni
    Bir padişahın kanıyla beslendi.
    Yerden biten şu mor menekşe yok mu?
    Bir güzelin yanağındaki bendi.

    Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
    Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
    Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,
    Onlar gibi olmayana adam demezler.

    Gül verme istersen, diken yeter bize.
    Işık da vermezsen, ateş yeter bize.
    Hırka, tekke, post most olasa da olur,
    Kilise çanları bile yeter bize.


    -------------------


    DÖRTLÜKLER -5



    Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
    Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
    Demek günah işleten de sensin bana:
    Öyleyse nedir o cennet cehennem?

    İnsan bastığı toprağı hor görmemeli:
    Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili.
    duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç?
    Ya bir Şah kafasıdır, ya bir vezir eli!

    Hak er geç cimrilerin hakkından gelir;
    Cehennem ateşleri onlar içindir.
    Ne der, dili inciler saçan Muhammet:
    Cömert gavur cimri müslümandan yeğdir.

    Varlığın sırları saklı, benden;
    Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.
    Bizimki perde arkasında dedi-kodu:
    Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.


    --------------------------


    DÖRTLÜKLER -6


    Bir geldi mi derin ölüm uykusu,
    Biter bu dünyanın dedi-kodusu.
    Ölenden bir haber bekler insanlar:
    Ne söylesin? Bilmez ki ne olduğunu!

    Yel eser, umutlar savrulur gider;
    Sensiz, bensiz kalır bağlar bahçeler;
    Altın gümüş nen varsa harcamaya bak!
    Ölür gidersin, düşmanın gelir yer.

    Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
    İki başımız var, bir tek bedenimiz.
    Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
    Er geç baş başa verecek değil miyiz?

    Dünyada akla değer veren yok madem,
    Aklı az olanın parası çok madem,
    Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
    Belki böyle beğenir bizi el alem!
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    Eserleri
    # Sevgiyle
    # Pergel
    # Ömür Kervanı
    # Gül Bahçesi
    # Bugün
    # Can Yoldaşı
    # Bayram
    # Arkadaş Dünya İçin
    # Aşk Ve Kalp
    # Canımız
    # Çemşit
    # Hayyam Ve Rubaileri
    # Günaha Girme
    # Hacı Hoca Olmak Yetmez
    # Leyla
    # Kukla
    # Vız Gelecek
    # Yaşamak Macerası
    # Tövbeler Tövbesi
    # Var mı Dünyada Günah İşlemeyen​
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    ” Ey kara cübbeli!
    Taş atma bu dünyayı bilmek isteyenlere.
    Onlar yaradanın sanatı peşindeler;
    Seninse aklın fikrin abdest bozan şeylerde…”
    (S. Eyuboğlu çevirisinden)

    ***
    Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
    Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
    Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
    Umudumu rahmetine bağlamışım ben.

    ***
    Sevgili, sırlarına eren gönül nerde?
    Sözlerinin tekini duyan kulak nerde?
    Gece gündüz serilirsin de karşımıza:
    Yüzünü bir kez gören mutlu göz nerde?
    ***
    Bu ömür kervanı bir tuhaf gelir gider
    Kazancın, yaşamasını bildiğin günler;
    Saki, bırak şu yarını düşünenleri
    Geçti gidiyor gece, geçmeden şarap ver.

    ***
    Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben;
    Şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken.
    Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi,
    Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.
    ***
    Uğrunda dertlere düştüğüm sevgili
    Bir başkasına tutulmuş, o da dertli;
    Derdimin dermanı kendi derdinde:
    Hekim hasta olunca kime gitmeli?

    ***
    Kul olup o güzele birden,
    Koptuk her bağdan, her tövbeden:
    Herkes koyu müslüman döner
    Biz putperest döndük Kabeden.
    ***
    Benden Muhammet Mustafa’ ya saygı ve selam:
    Deyin ki, hoş görünürse, bir şey soracak Hayyam:
    Neden Yüce Efendimizin buyruklarında
    Ekşi ayran helal da güzelim şarap haram?

    ***
    Benden Hayyam’ a selam söyleyin demiş peygamber;
    Sözlerimi yanlış anlamışsa çiylik eder:
    Ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki
    Hamlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer.
    ***
    Bir testici gördüm, çamur içindeydi:
    Ayağı çarkında, elinde bir testi;
    Testinin başında bir yoksulun ayağı
    Kulpunda bir padişahın kellesi.

    ***
    Bir testi aldım çarşıdan ucuza;
    Gizli gizli neler anlattı bana;
    Bir şahdım, dedi; altın kupam vardı;
    Şimdi neyim? Testi oldum şaraba.
    ***
    Ne yazık, pişmiş ekmek çiğlerin elinde;
    Ne yazık, çeşmeler cimrilerin elinde.
    O canım Türk güzeli kömür gözleriyle,
    Çaylakların, uğruların, eğrilerin elinde.


    ***
    Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
    Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
    Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
    Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.
    ***
    Güneşi balçıkla sıvamak elimde değil;
    Erdiğim sırları söylemek elimde değil;
    Aklım düşüncenin derin denizlerinden
    Bir inci çıkardı ki delmek elimde değil.

    ***
    Gören göze güzel, çirkin hepsi bir;
    Aşıklara cennet, cehennem, hepsi bir;
    Ermiş ha çul giymiş, ha atlas;
    Yün yastık, taş yastık, seven başa hepsi bir.
    ***
    Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben;
    Şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken.
    Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi,
    Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.

    ***
    Felek doğruyu eğriyi tartaydı,
    Her işine güzel demek kolaydı.
    Böyle mi yaşardı iyiler dünyada,
    Evrenin özü doğruluk olaydı?
    ***
    Açılmaz kapıları açmanız mı gerek?
    Dünyada insanca yaşamanız mı gerek?
    Bırakın öyleyse iki dünyayı birden:
    Ey ölü canlılar, canlar uyanık gerek!

    ***
    Gönül, her an sevdiğinin kapısında ol;
    Her istediğini onda ara, onda bul.
    Aşk tavlasında hileye kaçma kalleşçe:
    Koy canını ortaya, soyulursan soyul.
    ***
    Biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;
    Bildiklerimizle övündük, eğlendik.
    Şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?
    Bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.

    ***
    En doğrusu, dosta düşmana iyilik etmen;
    İyilik seven kötülük edemez zaten.
    Dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur:
    Düşmanınsa dostun olur iyilik edersen.
    ***
    Gök yaban gülleri döküyor eteğinden
    Bir çiçek yağmuruna tutuldu sanki çimen
    Gül şarap dolsun kadehimin lalesine
    Mor buluttan yere yaseminler düşerken.

    ***
    Saki, gökler, denizlerce dolgunum;
    İçime sığmaz oldu coşkunluğum;
    Ak saçlarımla sarhoş ettin beni,
    Kış ortasında bahar bulutuyum!
     

Sayfayı Paylaş