1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ömür bir gündür, o gün bu gündür.

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve yaren* tarafından 7 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. yaren*
    Neşeli

    yaren* Herşey olması gerektiği gibi ;) Özel üye

    Katılım:
    24 Haziran 2011
    Mesajlar:
    8.204
    Beğenileri:
    108
    Ödül Puanları:
    4.480
    Yer:
    Kimseye ihtiyacım yok ben kendime bile fazlayım...
    Banka:
    416 ÇTL
    [​IMG]
    Senenin basinda evimizin duvarina astigimiz takvimden her gün bir yaprak kopariyoruz. Birer birer kopuyor takvimin yapraklari. Bir de bakiyoruz ki, o kocaman takvim yapraklari tükenmis, senenin sonu gelmis. Biten takvimin yerine bir yenisini asiyoruz. Bu olay bizi düsüncelere sevk ediyor. Kopan her takvim yapragiyla birlikte, ömrümüzden bir gün geri gelmemek üzere gidiyor. Belki duvardaki takvimin tükenisinden haberimiz oluyor ama, ya ömrümüzün hizla azalmasindan, gün be gün sona dogru yaklasmasindan haberimiz var mi? Biten takvimi yeniledigimiz gibi ömrümüzü de yenileyebilme, uzatabilme imkânimiz olacak mi?
    Günler geceler birbirini kovalarken, olaylarin akisina kapilip günlük dertlerin arasinda boguluyoruz. Sanki kasamizda koca bir ömür varmiisçasina, bitmeyecek bir ömrü yasiyormusçasina kendi dünyamizda doludizgin kosturuyoruz. Geçen günlerle beraber, aslinda ömrümüzün geçtigiini hiç düsunuyormuyuz?..
    Nehir kenarinda yasli bir adam dalgin dalgin hizla akan suya bakiyordu. Genç adam yaklasip: “Amca, çok dalmissin, neye bakiyorsun öyle? ” diye sorunca ihtiyar adam içini çekerek: “Akan ömrüme evladim, akan ömrüme bakiyorum.” der.
    Yasadigimiz su zamanda insan, akintiya kapilmis gibi yasiyor. Sel gibi kopup gelen hadiselerin içinde sürüklenip gidiyor. Bu telâseli yasama hiziyla, degil durup düsünmek, ömrünün gün gün geçtigini, tükendigini bile unutuyor.
    Sahi, insanin ömrü ne kadar? Bir nehir kadar hizli mi akar? Ezanla namaz arasi kadar kisa mi olur? Takvim yapraklarininn birer birer koparak tükendigi gibi, insan ömrü de gün be gün sona dogru gider mi?
    Evet, her insanin bir ömrü vardir. Dünyadaki yasayacagi günleri, alip verecegi nefesleri sayilidir.
    (A’raf suresi-34)
    'Her ümmetin bir eceli vardır. O ecel geldiğinde, ne bir ân erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.'


    [​IMG]


    Hâl böyle olunca insanin, aklini kullanarak nice örneklerini gördügü bu olayi bizzat yasamadan önce, hayatina, yasantisina bir çeki düzen vermesi gerekir. Öyle ya, ömür kisa ve varis da Allah'a olduguna göre, akilli bir kimse nefsin bitip tükenmek bilmeyen istek ve arzularini tatmin edecegim diye sayili nefeslerini, ömür günlerini nasil bosa geçirebilir?
    Dünya denilen geçici hayat, bir serap gibidir; parildar, kandirir, kaybolur gider. Bir bulut gibi kayip gider..
    Insan unutmamali ki ''Ömür bir gündür; o gün, bu gündür.''
    Allah insani her seyle alâkali yarattigi için, insan ne bu gününden kopabilir, ne yarinindan, ne de ahiretinden. Zaman nehrinin içinde bu güne geldigi gibi, ömrü varsa yarina gidecek ve nihayetinde de ahirete varacaktir.
    Insan istemese de bir yolcudur. Yolcu ise gidecegi yeri düsünmelidir. Tipki bir ögrencinin bugünü için çalismasi, gelecek sinavina hazirlanmasi ve ayni zamanda sene sonundaki karnesini de düsünmesi gerektigi gibi..
    Gidecegimiz bir yere adim adim vardigimiz gibi, ömrümüzü de an an, gün gün yasiyoruz. Durum böyleyken ömrümüzü çok uzun zannetmekle aldaniyoruz. Hiç bitmeyecek nazariyla baktigimiz ömrümüzü hoyratça savuruyoruz.
    Hele bir de karneyi düsünmeyen ögrenci gibi, mahser hesabini unuttuk mu, ebedî hayati kazanmak ya da kaybetmek gibi en önemli meselemiz en sonlara kaliyor ya da en vahimi endiselerimizin arasinda bile yer almiyor.

    [​IMG]

    Yasadigi günün son gün olabilecegini hesaba katmayip, nasil olsa yarin yaparim diyen nefsimizi uyaralim bu sözle: ''Ömür bir gündür; o gün, bu gündür.''
    Hayatimiz bir kum saati gibi. Düsen kumlari görüyoruz ama acaba üst tarafta daha ne kadar kum kaldi? Onu ne görebiliyoruz, ne de biliyoruz..
    Biteceginde süphe olmayan bir ömür yasiyoruz. Bitecegi o kadar süphesiz ki, bu âsikâr olani düsünmemeye basliyoruz. Ve sonunda hayallerimizin pesine düsüyoruz.
    Kendine değer veren, ömrünü heba etmek istemeyen ve günlerini hem dünyasi, hem de ahireti için kazançli yapmak isteyenlere Kadim Kitabimizin âyetleri rehber oluyor.
    Hak ile bâtili apaçik ayiran Yüce Kitabimiz Kur'ân'da, gerçek Dostumuz Rabbimiz söyle buyuruyor:
    (Asr Sûresi)
    '1 - Asra yemin olsun ki,
    2 - İnsan mutlaka ziyandadır.
    3 - Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.'

    Ömrümüzü verip,dünyanin fani oyuncaklarini aliyoruz. Degerliyi degersizle degistiriyoruz.Kazandiklarimizla kâr etmemiz mümkün mü?
    Ancak,kazançli çikabilmenin iki yolu var: ''iman edip güzel isler yapmak,'' ve ''birbirine hakki ve sabri ögütlemek.''
    Aldigi - verdigi her nefesin hesabini vereceginin bilinciyle, plânli - programli; sonuçta pisman olmayacagi bir hayati yasayanlardan olabilmek dilegi duasiyla…
    Allaha emanet olunuz.
    alinti
     

Sayfayı Paylaş