1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Öntürkler / Prototürkler

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 27 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    Ön Türkler ya da Prototürkler


    Ön Türkler ya da Prototürkler, sonraki tarih devirlerinde Türkler tarafından benimsenen bazı sosyal özelliklere sahip olan,Türk dil ailesine mensup diller konuştukları tahmin edilen, Bazı bilim adamları Ön Türkleri etnik veya siyasi anlamda Türklerin ataları olarak kabul ederler.

    Prototürk sözcüğü, özellikle antik Çin yazılarında tarif edilen ve günümüzde sadece Çince adları ile tanılan bazı halklar için kullanılır:

    Tukyu (Tue'kue, Tuyku ya da Tu'kut)
    Hiung-nu
    Çu
    Sien pi
    Yüan yüan
    Vu sun
    I li

    Bazı bilim adamları, antik Çin yazılarında sözü edilen "Tue'kue" sözcüğünün Türk anlamına geldiğini kabul ederler, ve "Türk" olgusunu Milattan önceki yüzyıllara kadar geri götürmenin mümkün olduğu görüşünü savunurlar. Ancak çoğu bilim adamı, MS 6. yüzyıl ortalarında Kök Türk Devleti'nin ortaya çıkışından önceki dönem için "Türk" sözcüğünü kullanmaz ve bundan daha eski olan ve Türklerle akraba olduğu düşünülen halklara Prototürk veya Ön Türk adını verir.

    Ön Türk arkeolojisinin alt sınırını belirlemek mümkün değildir. Dile ilişkin verilerin bulunmadığı bir çağda neyin "Ön Türk" sayılacağına bağlı olarak, MÖ 14. binyıla kadar geriye giden bir dönemde Avrasya kıta grubunda bulunan çeşitli insan izlerini Ön Türk tarihine ait saymak mümkündür.

    KAZAKİSTAN, ALTIN ELBİSELİ ADAM(ESİK KURGANI),
    Türk tarihinin en eski yazılı belgesi olduğu kabul edilmektedir. Karbon testlerinin sonucuna göre ele geçen hazinenin geçmişi M.Ö.4-5. yüzyıllara dayanmaktadır. Hazinenin en değerli parçası şüphesiz ki dibinde Göktürk abecesi ile yazılı iki satırlık metin bulunan gümüş tastır.

    KEŞİF ; 1970 yılında, Kazakistan'da Almatı'nın 70 km. kuzeyinde Esik kasabasında, garaj yapmak ve yol açmak için alçak bir tepenin düzeltilmesine çalışılırken tesadüfen bulunan bir Türk Tegin'ine ait kurganda Altın pullarla kaplı elbise ve 4800 parçadan fazla eşyalar bulundu.

    Höyüğü açan arkeologlar muhteşem bir mezarla karşılaştılar. Bu, bir lâhid değil, Mısır piramidlerindeki firavun odasını andıran, her tarafı kapalı, süslü kayalarla yapılmış bir oda idi. Bu odayı itina ile açtılar ve asıl şaşkınlık o zaman oldu. Çünkü, bu ölü odasının içi pırıl pırıl altın eşya ile doluydu. Altın olmayan eşyalar da çoktu.

    ALTIN ELBİSE;
    En göz alıcı ve harika nitelikteki eşya, altından yapılmış bir elbise idi. Çizmesinden başlığına, kemerinden kılıçlarına kadar her şeyi saf altın olan bir elbise.Altın elbisenin başlığı ok ve tuğlarla süslü. Alın hizasında koç, geyik ve at kabartmaları var. Bu kabartmalara, kama kılıfında ve öteki eşyalarda da rastlanıyor. Belindeki kemerin solunda bir kılıç, sağında ise bir kama asılı. Ceketin altındaki düz pantolonun paçaları çizmenin içine giriyor. Ceket, yüzlerce üçgen altının birleştirilmesinden meydana gelmiş, çorabın çizme ile diz kemiği arasında kalan kısmında yine üçgen parçalar, çizmede ise dörtgen parçalar var. Tolgasındaki bacakları ters dönmüş geyik simgesi Tengricilik'te ölümsüzlüğün simgesi olan sıgun geyiktir.Tarihçiler bu elbisenin bir tigine (prense) ait olduğunu söylüyor, fakat tiginin kimliğini henüz bilemiyorlar. Onun için yazılarda adı "Altın Elbiseli Adam" olarak geçiyor.
    Kazakistan'da Alma-Ata'nın yakınındaki Esik höyüğünden çıkarılan ve M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış bir Türk tiginine ait altın elbise. Halen Alma-Ata müzesinde bulunan bu elbise ve diğer eşyalar, 25 asırlık geçmişten Türk tarihine ışık tutan belgelerdir. Saf altından yapılan böyle bir elbise dünyanın başka hiçbir yerinde yoktur. Kazım Mirşan altın elbiseli adamın mezarında bulunan yazıların tamğalarının ve kullanılan Türkçenin eski çağlara ait olduğunu tesbit etmiş ve altın elbiseli adamın tarihini MÖ 3381 olarak tahmin ettiğini kitaplarında belirtmiştir.

    Saka Türklerine ait, Mezarda, 4.800 parça altından başka, tabakları, vazoları, kepçeleri, ayna ve tarak kılıflarını, gümüş kaşıkları inceleyen tarihçiler,bunların, M.Ö. 5. yüzyıla ait yüksek bir medeniyetin ürünleri veya belgeleri olduğunu oybirliği ile kabul ediyorlar. Yine bu tarihçilerin kanaatlerine göre, bu yüksek medeniyetin kurucuları, Çin baskısı ile Altaylardan kalkıp bugünkü Kazakistan bölgesine gelerek yerleşen ve Sakalar olarak anılan bir Türk kavmidir.

    Sakalar, M.Ö. 8. ve 4. yüzyıllar arasında, önce Tiyanşan'da, sonra da güneybatı Asya'da yaşayan Turanî kavimler topluluğuna verilen bir addır. Daha sonra bunlara İran kökenli Soğdlar da karışmıştır.

    Sakalar, Fergana, Kaşgar, Aral Gölü, Hazar Denizi arasındaki alanda ve bugünkü Rusya'nın güneyinde kalan yerlerde hâkimiyet kurmuşlardı. Bunların inanışları, ölü gömme törenleri ve örfleri, Altaylılarınkinin aynı idi. Hunların ve Göktürklerin âdetlerine de uyuyordu.
    Bir yandan İranlıların, öte yandan Çinlilerin sürekli baskılarına uğrayan Sakalar, M.Ö.4. yüzyılda devlet olarak ortadan kaldırıldılar. Bugün Yakut Türkleri kendilerine 'Saka' demektedirler.

    Altın Elbiseli Adam'ın bir Türk Tigini olduğu anlaşılmaktadır. Mısır piramitlerinden sonra mezarından en çok altın çıkan, baştan başa, her şeyi ile saf altından elbisesi olan veya zamanımıza kalan yalnız odur.

    Fakat, Altın Elbiseli Adam'ın mezarında bulunan en değerli şey ne bu altınlardır, ne de diğer eşyalar. Bu mezarda bulunan en değerli tarihi belge, yarısı kırık bir kabın üzerindeki 26 harflik iki satır yazıdır. Bu yazı, tarih ilmîne, özellikle Türk tarihi ve medeniyetine ışık tutan, yeni boyutlar kazandıran bir belgedir.

    Bugüne kadar bilinen en eski Türk yazısı, Yenisey ve Orhun anıtlarındaki yazılardı ve bunlar zamanımızdan ondört asır geriye uzanıyordu. Oysa, Esik'teki mezarda bulunan bu yazı 25 asırlık bir belge idi.

    Sovyet tarihçilerinin okuduğu 26 harflik yazının anlamı şudur:

    "TİGİN 23'ÜNDE ÖLDÜ. ESİK HALKININ BAŞI SAĞ OLSUN."


    Kazı devam ediyor, Esik dolaylarında kazılar devam etmektedir. Daha büyük ve başka mezarlar da bulunmuştur. Fakat bunların soyulduğu, değerli eşyaların çalındığı, mezarların bomboş bırakıldığı görülmüştür. Bununla beraber taş lâhidler, yontmalar, çeşitli buluntular, aydınlatıcı belge niteliğindedir.

    Esik höyüğünde bulunan altın elbise ve diğer eşyalar halen Alma-Atı müzesindedir.

    Balbal, Orta asya türklerinde, şamanlık dininin geçerliliğini yaygın olarak koruduğu dönemde, ölen savaşçıların kurgan denilen mezarlarının etrafına dikilmiş, savaşçının öldürdüğü düşmanları simgeleyen, genellikle bir taş parçasının üzerine yontulmuş bir elinde kılıç, figürlerinden oluşan heykellere verilen ad. Eski Türklerde kişinin anılması için mezarının veya bazı kurganların etrafına dikilen taş.
     

Sayfayı Paylaş