1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

"Orada neler olduğunu tahmin bile edemezsiniz"

Konusu 'Sadece Magazin Haberleri' forumundadır ve yeşüLL tarafından 17 Haziran 2011 başlatılmıştır.

  1. yeşüLL

    yeşüLL limitsizsiniz...! Özel üye

    Katılım:
    21 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    4.343
    Beğenileri:
    47
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    46 ÇTL
    [​IMG]
    Ece Temelkuran, Suriye'den kaçanların kamplarına gitti, yaşanan dramı yazdı

    Sınır köylerinde insani yardımın karşıda kamplarda bekleyen Suriyelilere geçmesi için gece olması gerekiyor. Güneş batınca gölgeler çalışmaya başlıyor. Binlerce insan doymak için meraklı gözlerin çekilmesini bekliyor.


    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]

    Dünyanın görmediğini, gözlerini dört açmış ay görüyor; dolunay ışığı, sınırın dikenli tellerini yalayıp geçiyor. Tellerin arasından yüzleri olmayan esmer, terli, zayıflamış erkek kolları uzanıyor. Ekmeği, suyu, ilaç kolilerini aldıkça yok oluyorlar Suriye tepelerine doğru. Kimse kimseyi gerçekten görmüyor. Alanlar da verenler de onlarca gölgeye dönüşüp yok oluyorlar gecede. İHH yardım kamyonlarının farları söndürülmüş, el fenerleri dolanıyor paketlerin ve ellerin üzerinde. Tek duyulan şey fısıltılar ve nefes sesleri.

    SINIR ÖTESİNE GECEDE 6 TON

    İnsanın insana yardımı, eğer aralarında o kutsal dikenli tel varsa “yasadışı” olduğu için veren eller de alanlar da saklanıyor. Sınırın ötesinde biriken binlerce insan yardımla karnını doyurmak, battaniyeyle ısınmak, ilaçlarına kavuşmak için bütün kameraların, bakanların, gazetecilerin gitmesini, gecenin herkesi birer karanlık gölgeye dönüştürmesini bekliyor. Aç, hasta, bitkin, tükenmiş gölgeler gelip gidiyor. Bir gecede 6 ton insani yardım karşıdaki köylere dağılıyor. Bunun nasıl, nerede, kimler tarafından yapıldığı, o yardım suyunun aktığı daracık çatlak da kapanmasın diye burada yazılmıyor!

    30 YIL SONRA AYNI KATLİAM

    Sıfır noktasındaki Güveççi Köyü'nde güneş batarken konuşuyoruz İHH'dan Hamdi Osmanoğlu ve Ömer Kavaf'la. Bir duvarın kenarında havanın kararmasını ve diğer bütün ulusal ve uluslararası basının sınırı terk etmesini beklerken. Yanımızda sınırın öteki tarafından gelen 17-18 yaşındaki gençler, yardımı götürmek için bekliyorlar. 1982'deki Hama Katliamı'ndan, 17 yaşındayken kaçıp kurtulmuş Doktor Hamdi Bey. 30 yıl sonra sınırda yalınayak gelen genç erkeklerle ülkesine tellerin ardından bakıyor. Bunları hatırlatınca çenesi titriyor. “Çok zor” diyor ve devam ediyor: “Oralarda neler olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Muhabarat'ın (Suriye gizli servisi) şu anda insanlara neler yaptığını... Hama'da amcamın kızının karnından bebeğini süngü ile alıp çıkardılar. İnsanları hangara kapatıp iki gün bekletip Napalm bombası kullandılar. Başka bir amcamın kızı, ölülerin içinde yatarak kurtuldu. Bir adam ‘Ben bir şey yapmadım' deyip geçen gün Cisr Eş Şugur'a dönmüş. İki kızını ve karısını çırılçıplak soyup bu tarafa göndermişler geri, adamdan haber yok. Böyledir zaten...”

    DRAM ASKERİ DE SARSMIŞ

    Boynuyoğun'daki başka bir kampa geçiyoruz. Askerler gönülsüz engelliyor çalışmamızı. İnsanlık dramı onları da sarsmış. Tellerin arasından konuşuyoruz kamptakilerle. Nerede dikenli tellerin iki tarafında insanlar birbirine tutunmaya çalışıyorsa, insanlık tarihi o sayfayı kanlı mürekkeple yazıyor muhakkak. Genç adamlar bu yüzden inanılmaz bir hızda konuşuyorlar. Arapça bilenler bile tam anlayamıyor ama belli ki hepsi katliamları anlatıyor. Küçük bir oğlan çocuğu tellere tırmanıyor ve adını bağırıyor bana: “Nurettin! Nurettin!” İnsanların geceleri gölgelere, gündüzleri birer istatistiğe dönüştüğü sınırda bir çocuk, ismi semaya karışmasın, bir yere kaydolsun istiyor, bunu istediğini tam bilmeden.

    ‘İsrail mi Esad mı diye sorsanız İsrail derler artık'

    Gerisini Suriye'den yıllar önce kaçan Ömer Bey getiriyor: “Cezaevinin girişinde şöyle yazar: ‘Buraya giren kaybolur. Buradan çıkar yeniden doğar' Mavi Marmara ile Gazze'ye gidip İsrail cezaevinde kalan Hamdi Bey ekliyor: “Suriye'de kimse İsrail'i sevmez. Ama şimdi sorsanız ‘İsrail mi, Esad mı?' diye İsrail'i tercih edebilirler. Ne de olsa onların yapacağı belli. Ama Esad... Mavi Marmara'daki arkadaşlara söylemiştim İsrail hapishanesinde, orası 5 yıldızlı otel sayılırdı Esad'ın zindanlarına göre. Bak gençlere, hepsi nasıl korkmuş. Türkiye tarafında olmalarına rağmen hâlâ korkuyorlar. Muhabarat gelip onları kaçıracak diye konuşmak istemiyorlar.”

    Please don't come here Angelina!
    Lütfen gelme Angelina!

    İki gündür ortalarda dolaşan, vücudunda beş kurşun yarası olan Ahmed'i alıyoruz arabaya, Yayladağı'na dönüyor. Önceki gün eski polis olduğunu söylemişti ama bugün öyle demiyor. Ahmed, günde yedi paket sigara içiyor, yolda giderken aniden üstündekini çıkarıp camdan atıyor, terliklerini sürüye sürüye yürüyor ve dedikleri birbirini tutmuyor. İçinden bir şey sökülüp çıkarılmış gibi Ahmed'in, korkunun tırnaklarıyla sanki... Ahmed'in sınırın ötesinde kalan akrabalarını görebilmesi için kameraların ve güneşin gitmesi gerekiyor. Bu yüzden birazcık İngilizce bilen genç erkekler Angelina Jolie'nin geleceğini, onunla birlikte daha çok kameranın burada olacağını duyunca şöyle söylüyor: “Please don't come here Angelina!”

    ‘Çeteci diye bize ateş açtırdılar sıradan insanlar çıktı'

    “Akîd akîd!” 26 yaşındaki Bessam (gerçek ismi bu değil), “Muhabarat'tan birileri var mıdır sence burada da?” dediğimde, sıfır noktasındaki Güveççi Köyü'nün gizli bir köşesinde korkuyla açtığı gözleriyle sallıyor başını: “Kesin! Kesin!” Bessam, asker kaçağı. Kimseyle konuşmak istemiyor bu yüzden. İHH'dan Ömer Kavaf ikna ediyor onu konuşmaya. Ağlamakla ağlamamak arasında hikâyesini anlatıyor Bessam: “Köylerdeki isyanı bastırmaya gittik. Bize ‘Çeteciler var' dediler. Baktık ki sıradan insanlar, kimsede silah yok. Ateş açtırdılar bize. Döndük, akşam üç asker konuşuyordu ‘Bunlar çeteci değilmiş' diye, kendi aralarında. Sabah kalktık, üçünün de boğazı kesilmişti yataklarında.” Arkadaşlarının boğazı kesilince Türkiye tarafına kaçan ve dönerse kesinlikle idam edilecek olan Bessam, “El Cezire Suriye'ye girse iki günde rejim yıkılır” diyor ve devam ediyor:
    “Çünkü özel güvenliğe asker kıyafeti giydirip ‘Asker güvenliği sağlıyor' diye gösteriyorlar? Mahir'in askerleri eğitim veriyor. Saldıracakları köylerin elektriğini, suyunu, telefonunu bir gün önce kesiyorlar. Saldırıp sonra da sokağa çıkma yasağı ilan ediyorlar. Kameraları getirip oraya başka yerden getirdikleri insanları yerleştirip, ellerine çiçekler verip onları çekiyorlar ‘Ordu sevinçle karşılandı' diye. Orada çok korkunç şeyler oluyor.”

    ‘İnekleri bile silahla taradılar'

    Sıfır noktasındaki evinde, burktuğum bileğime hamur sararken 37 yaşındaki Nazmiye Hanım da korkuyor: “Ben gördüm, buradakiler video çekmişler. Adam inekleri tarıyor silahla. İneklerden biri bağırınca ‘Ölenlere mi bağırıyorsun!' diye konuşuyor silahlı adam, onu da öldürüyor. Onu görünce korktum ben.” Elinden geldiğince tellerin ardında bekleyen insanlara yardım ediyor Nazmiye Hanım ve bu yüzden tellerin öte tarafındaki hikâyeleri iyi biliyor. Bir kere geçmiş öte tarafa, “Her şey çok ucuz ama herkes korkuyor. ‘Sakın fazla konuşma' dediler bana. Kayboluyorlarmış. Alıp götürüyorlarmış insanları, yıllarca bilmiyormuşsun nerede olduğunu.” Nazmiye Hanım'ın kalbi yorulmuş aç insanlara, hasta çocuklara baka baka. “Ama” diyor “Bu haber peşinde koşanların gitmesi lazım. Haber zararlı bunlara. Bu köyü gösteriyorlar ya haberlerde, buraya yakın köyleri yaktılar Suriye tarafında.”

    KAN VE YANIK KOKAN KASABA

    Suriye, Anadolu Ajansı (A.A) ve TRT Türk muhabirlerinin, hayalet şehir Cisr Eş Şugur'a girmelerine izin verdi. A.A'dan Hediye Levent, 120 polis ve güvenlik görevlisinin öldürüldüğü, daha sonrada Şam yönetiminin misilleme yapacağı korkusuyla halkının büyük kısmının kaçtığı kasabadan izlenimlerini aktardı. Tabii bu izlenimlerin, muhaliflere baskı ve şiddet uygulamakla suçlanan yönetimin izin verdiklerinden ibaret olduğu gerçeğinide gözardı etmemek gerekiyor. Levent şunları anlatıyor:
    “Cisr Eş Şugur hayalet şehir... Ancak etrafta çok sayıda tank, zırhlı ve asker var. Kan ve yanık kokusu her yana sinmiş. Hastane, banka, adliye ve karakollar kasabayı 3 gün kontrol altında tutan silahlı gruplarca kullanılamayacak hale getirilmiş.”

    Suriye, harita ve eylem fotolarıyla masadaydı

    Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Orta Dağu ve diğer önemli merkezlerden gelen büyükelçilerle Ankara Palas'da bir araya geldi. Toplantının yapıldığı salonda dikkat çeken ise sinevizyonda yer alan Suriye haritası oldu. Esad'a bağlı ordunun tanklarla, göstericilerin de fotoğraflarla temsil edildiği harita üzerinden yaşanan hareketlilikler de gösterildi.

    GAZETE HABERTÜRK
     

Sayfayı Paylaş